Tekil Mesaj gösterimi

Okunmamış 18 Mayıs 2016, 09:43   #3
Durumu:
Çevrimdışı
Altay
Üye
Altay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Meskul
Üyelik tarihi: 11 Şubat 2016
Mesajlar: 1.598
Konular: 255
Beğenilen: 609
Beğendiği: 1789
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Güneş Tanrı ve Kuş Ülkesinin Tanrıçaları

KHANG/KAGAN –DİNGİR/RA
Türklerin yöneticilerine verdikleri isim Kağan olup aslı KHANG‘dır. Bu sıfat zamanla KAGAN, HAKAN ve HAN şekillerine dönüştü. Batıya göç eden OK boyları bu unvanları kullanıyorlardı. Kurdukları yeni yerleşim bölgelerinde bu unvanlar, biraz değişime uğrayarak kullanımlarını sürdürdüler.
İsveççe krala KUNG, Almanca KÖNİG, İngilizce KİNG denmesi ön Türkler sayesindedir. Çin'de ise kral veya imparator için HUANG ve WANG denir.
Buradaki dönüşüm KHANGAN => HANGAN => HUANG => WANG. Slavca ise KNEZ sözü vardır. Almanlar KAİSER ve Romalılar ise SEZAR demişlerdir. Anadolu kralının adı KREZÜS veya KARUN adları da aynı sözcükten türemişlerdir. Keza Kandahar şehrinin adı ve Hazar ile bu ismin dönüşmüş hali olan Hussard özel isimlerinin kökeni de aynıdır.

KHANG sözünün incelmesi ve çift sessiz harflerin düşmesi sonucu /kan/ sözü türemiştir. Bu sözde hem /akan/ anlamı vardır, hem de yöneticilerin tanrısal ilişkilerine işaret ederek onların asil kan sahibi oldukları anlamı gizli bulunmaktadır. Kan sözü zamanla GEN sözcüğü olarak Latin dilinde /köken/ anlamına değişerek varlığını sürdürdü. Latince GENESİS (ortak bir kan bağından türeyiş), İngilizce GENETİCS (Ortak kan bağını araştıran biyoloji bilimi) ve Gen (canlılarda ortak özellikleri sağlayan yapı) sözleri hep /kan/ kök sözcüğünden türer.
KHANG’ların yetkileri vardı. Yönetici ve kral idiler. Onların bu /yapabilme/ özellikleri Türkçe'de yetki takısı olarak halen varlığını sürdürmektedir. Örnekler : Yapışkan, Konuşkan, Değişken,...gibi sözcükler kullanılmaktadır. Eski kültür tamamen soyut kavramlara ve manevi güçlere önem verdiğinden /yapabilmek/ fiziksel düzeyde başarıdan ziyade ruhsal iletişim kurmak yeteneği olarak görülüyordu. Bu bakımdan ilk yöneticiler erkek değil dişi idiler. Onların çocuk yapma yetenekleri vardı. Onların manevi güçlerle iletişim kurma yetenekleri erkeklerden fazla idi.
İlk tanrılar aslında birer Tanrıça idi. Türklerin ilk Tanrıçası TUR-ANA idi. Anadolu'da ilk Tanrıçalardan biri Kybele, Sümer'de İşkur veya İştar, Mısırda İsis hep ön Türk tanrıçalarıdır. Mısırın en yüce Tanrıçası AMON = AMA-ON‘evrensel ana’ anlamını taşır.




Kybele İştar İsis Amon
Kadim Mısır kültüründe hem AMON, hem ATON, hem de RA tanrı/tanrıça isimleri Sümer dilinden geçmişlerdir. Sümer dilinin ise Ön-Türk kökenli bir dil olduğunu gördük. Amon adı Ama-On kök sözcüklerinin bileşimi olduğu gibi Aton adı da Ata-On /evrensel ata/ sözlerinin bitişmesi sonucu oluşmuştur. Ata sözünün Latin diline de geçmiş olduğunu
belirteyim. Atavus (Erkek ata) ve Atavia (Dişi ata) sözleri Latince olup Etrüsk dilinden alıntı oldukları görüşündeyim.
Ra adına gelince Sümer dilindeki Dingir sözünün son –İR takısı ile ilişkilidir. Çünkü, Sümer çivi yazısında güneş tanrısı ile tanrılar tanrısı Dingir farklı yazılmaları gerekiyordu. Güneş tanrısı bir ışın saçan yıldız ve Dingir ise yıldıza ek bir daire olarak gösterildi.



Dingir-Dingil-Ra İlişkileri
Bir görüşe göre Türkçe /dingil/ sözünün de Sümer tanrılar tanrısı Dingir adından türemiştir. Burada Tengri damgası
yeniden karşımıza çıkmaktadır.

Hiyeroglif Yazıda Ramses
Sondaki daire Ra hecesine denk geldiğinden kadim Mısır dininde tanrı RA olarak kabul gördü. Resimde Mısır firavunu Ramses adının hiyeroglif yazı tarzında nasıl yazılmış olduğunu görmekteyiz. En üstte tanrı RA’nın simgesi olan güneş var. Şu halde ilk hece RA. Altında sağda tanrıça MAAT oturuyor. Şu halde ikinci hece MA. Birlikte okununca RAMA. Bu iki heceyi sökünce zaten RAMSES adı hemen okunuyor.
Fakat daha altta Ramses’in gücünü ifade eden 3 adet işaret var. Bunlar /yer/ (mısır öğütmek için kullanılan kap ve uzun saplı merdane), /gök/ (bir yuvarlak ay veya güneş) ve kırık çizgilerle ifade edilen /su/. Dikkatli bakınca onların da yerli yerlerinde oldukları görülüyor. En altta su üzerinde yer ve en üstte gök. Bunların üzerinde duran tanrısal özelliklere sahip firavun.
Firavun’un özelliklerini hem Maat hem de Anubis simgeliyor. Maat onun yasa koyucu ve evrensel düzenden haberdar bir kişi olduğunu belirtiyor. Anubis simgesi ile firavunun hem madde alemine hem de mana alemine hakim olduğu ifade ediliyor. En üstte duran daire ise tanrı Ra (yani Tengri) tüm varlıkların ve hatta firavunun da üzerinde
bulunduğu görüşü aktarılıyor.

Elbette ki tüm hiyeroglif yazıları bu mantıkla, basite indirgeyerek, okumak mümkün değildir. Binlerce yıllık bir süre içinde gelişmiş olan bu yazı tarzı gittikçe daha karmaşık ve daha gizli anlamlar içerir hale dönüşmüştür. Yazı başlangıçta halka dönük iken rahiplerin etkisiyle sadece belli bir seçkin zümrenin okuyabileceği zorlukları içerir olmuştur. Günümüzde bu hiyeroglif yazıyı okumak tam bir uzmanlık alanıdır. Ben bu konunun uzmanı olmadığım için, genel olarak bilinen tanrı veya tanrıça adlarından bir anlam çıkarmaya çalıştım.
Fakat bu konunun uzmanları dahi sessiz harfler arasına konacak olan sesli harfler konusunda anlaşmazlığa düşüyorlar ve değişik şekillerde seslendiriyorlar. Doğru seslendirmek için, mutlaka o dönemde konuşulan dile tam olarak hakim olmak gerektiğine inanıyorum.
________________
Bazen önemli olmamalı gidecek olan ya da gelmeyen. Çünkü bazen, başlaman gerekir her şeye yeniden.
Nazım Hikmet Ran.
imza
Alıntı ile Cevapla