Tekil Mesaj gösterimi

Okunmamış 29 Ekim 2014, 07:34   #40
Durumu:
Çevrimdışı
BuRHaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Meskul
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: İstanbul
Yaş: 30
Mesajlar: 18.971
Konular: 8858
Beğenilen: 3253
Beğendiği: 2339
www.forumsevgisi.com
Standart

MÜSÂFİR (Misâfir):
Yolcu. Senenin kısa günlerinde, insan veya deve yürüyüşü ile üç günde gidilecek yere gitmeyi niyet ederek, bulunduğu yerin kenar evlerinin dışına çıkan kimse. (Bkz. Seferî, Seferîlik)
Allah'a ve âhiret gününe îmân eden müsâfire ikrâm etsin. (Hadîs-i şerîf-Meşârik-ul-Envâr)
Üç kimsenin duâsı muhakkak kabûl olur. Mazlûmun, müsâfirin ve ana-babanın. (Hadîs-i şerîf-Et-Tergîb vet- Terhîb)
Bir kimse üç günlük yere gitmeyi niyet etmeden yola çıksa, bütün dünyâyı dolaşsa bile müsâfir olamaz. (İbn-i Âbidîn)
Müsâfir dört rek'atlı farz namazları iki rek'at kılar. Mukîm olan (müsâfir olmayan) imâma uyarsa, dört rek'at kılar. Müsâfir imâm olursa, dört rekatli farzların ikinci rekatının sonunda selâm verir. Cemâat ise, namazlarını tamamlamak için ikişer reka t daha kılar. (İbrâhim Halebî)
Müsâfir, mest üzerine, üç gün üç gece (72 saat) mest edebilir. Kurban kesmesi vâcib değildir. (Tahtâvî)
Evine, gelip geçici sâlih bir misâfir gelirse, onun hizmetini iyice yap! Hemen yemeğini ver, belki acıkmıştır. Yanında fazla oturma belki yorgundur. Yatmadan önce, kıbleyi, helâyı, seccâdeyi ona göster. (Süleymân bin Cezâ)
Misâfiri çok severim. Çünkü rızkını Allahü teâlâ veriyor. Ben hiçbir şey yapmıyorum. Bununla berâber, Allahü teâlâ bana sevâb veriyor. (Şakîk-i Belhî)
Dünyâ malına, makâmına ve dünyâ hayâtına güvenme! Biz bu dünyâda müsâfiriz, yolcuyuz. Sonunda ayrılıp gideceğiz. (Azîz Nesefî)

MÜSÂHİB:
Arkadaş.
Resûlullah'ın eshâbının (arkadaşlarının) hepsi, sözbirliği ile âdildirler, hak üzeredirler. Allahü teâlâ onları seçip yaratılmışların en üstünü ve var olanların en şereflisi, Resûl-i kâinât olan habîbi Muhammed'e sallallahü aleyhi ve sellem eshâb ve müsâhib etmiştir. (İmâm-ı Birgivî)

MÜSÂKÂT ŞİRKETİ:
Bağda üzüm, bahçelerde meyve ve bostanlarda sebze yetiştirmek için, toprak sâhibi ile çalışacak kimse arasında yapılan şirket, ortaklık.
Çalışan kimse hastalanınca veya taraflardan biri ölünce, müsâkât şirketi bozulur. (İbn-i Âbidîn)

MÜSÂLEMET:
Uyuşmak; fikirler ayrıldığı, sözler çoğaldığı zaman münâkaşa etmemek; sertliği, bölücülüğü, ayrıcılığı istemeyip, barışmak istemek.
Müsâlemet, iffetten (insânî rûhun yapıcı kuvvetinin iyi olmasından) doğan iyi bir huydur. (Ali bin Emrullah)

MÜSÂMAHA:
1. Hoş görü, başkasının kabahatini görmeme.
Resûlullah efendimiz; "Allahü teâlâ Cennet'te, içerisinde keskin misk kokuları esen bir şehir yarattı. Suyu selsebil kaynağından gelir. Ağaçları nûrdandır. Şehirde kusursuz güzellikte hûrîler dolaşır ki, her biri yetmiş perçemlidir. Hûrîlerden bir tânesi yeryüzünde görünseydi, doğu ile batının arasını aydınlatır ve yer ile gök arasını güzel kokusuyla doldururdu" buyurunca, dinleyenler; "Ey Allah'ın Resûlü! "Bu yer kimin içindir?" diye sordular. Peygamber efendimiz; "Alacağını, müsâmaha hoş görürlülük ile isteyen içindir" buyurdular. (Müsned-i İmâm-ı A'zâm)
2. Terk edilmesi gerekmeyen şeyleri başkasına faydalı olmak için terk etmek.
Müsâmaha, cömertlikten doğan güzel bir huydur. (Ali bin Emrullah)

MÜSÂREAT:
İbâdetleri ve hayırlı işleri yapmakta acele etmek.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Rabbinizden mağfiret istemeye ve Cennet'e girmeye müsâreat ediniz. (Âl-i İmrân sûresi: 133)

MÜSÂVÂT:
Eşitlik, denklik; aynı halde ve derecede olma.
İslâm dînindeki hürriyet ve müsâvât, gayr-i müslimlerin çoğunu dâimâ kendine çekmiştir.Pekçoğu bu sebepten dinlerini değiştirmiş, müslüman olmakla şereflenmişlerdir. (Herkese Lâzım Olan Îmân)
Her ticârî sözleşmede, iki tarafın zarar ve kârda müsâvât, adâlet bulunması esastır. (Ebû Zühre)

MÜSÂVÎ:
Eşit, denk.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:
Mekke şehri alınmadan önce din düşmanları ile harb edenler ve mallarını, Allah yolunda harc edenler ile, Mekke alındıktan sonra bunları yapanlar, müsâvî değildir. Birinciler elbette daha yüksektir. Allahü teâlâ hepsine Hüsnâyı, yâni Cennet'i söz verdi. (Hadîd sûresi: 10)
Ağırbaşlı kimse, medh olunmayı sevmez, yerilmekten de üzülmez. Fakirle zenginleri müsâvî tutar. Tatlıyı acıyı ayırmaz. (Ali bin Emrullah)
Resûl-i ekrem Mekke'den Medîne'ye hicretleri sırasında Eylül ayının yirminci ve Rebî'ul-evvel'in sekizinci Pazartesi günü Kubâ köyüne geldiler. Gece ve gündüzün müsâvî olduğu Eylül'ün yirmi üçüncü gününü burada geçirip, Rebî'ul-evvelin on ikinci Cumâ günü Medîne'ye ulaştılar. (Kâdı Beydâvî)

MÜSEBBİB-İ HAKÎKÎ:
Bütün sebepleri yaratan Allahü teâlâ.
Her varlığın hâlıkı (yaratıcısı), hâkimi (hükm edicisi), müsebbîb-i hakîkîsi Allahü teâlâdır. Allahü teâlânın her şeyi sebepsiz vâsıtasız yaratmağa gücü yeter. Fakat âdeti onları bir sebeple yaratmaktır. Meselâ bir şeye ateş dokunmadıkça yakmağı yara tmaz. Yakan, yanma işini yapan ateş değildir. Oksijen de değildir. Isı da değildir. Elektron alış-verişi de değildir. Yakan yalnız Müsebbib-i hakîkî olan Allahü teâlâdır. Bunların hepsini yanmak için sebeb olarak yaratmıştır. Müsebbib-i hakîkî olan Allahü teâlâ dileseydi, her şeyi sebepsiz yaratırdı. Ateşsiz yakardı, yemeden doyururdu. Uçak olmadan uçururdu. Fakat lütf ederek, kullarına iyilik ederek, her şeyi yaratmasını bir sebebe bağladı. Belirli şeyleri belli sebeplerle yaratmağı diledi. İşl erini sebeplerin altında gizledi. Kudretini sebepler altında sakladı. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)

MÜSELLES:
Tâze iken yâni gaz kabarcıkları çıkmadan, köpürmeden önce ısıtılıp, üçte ikisi uçup üçte biri kalan üzüm suyu.
Kısrak, inek, deve sütleri mayalanıp, tadı keskin olunca, müselles gibi olurlar.Birincisine kumis, ikincisine kefir denir. Bira gibi haramdırlar. (İskilipli Âtıf Efendi)

MÜSENNEM:
Balık sırtı gibi yuvarlak.
Kabrin üzerini müsennem yapmak sünnettir. Peygamber efendimiz kabirleri bu şekilde yaptırırlardı. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

MÜSEVVİF:
Hayırlı işleri sonraya bırakan, sonra yaparım diyen, iyi işleri geciktiren, bugünün işini yarına bırakan kimse.
Uygunsuz işlerin hepsinden Allahü teâlâya tövbe etmeli, O'na yalvarmalıdır. Belki tövbe etmek için başka zaman ele geçmez. Hadîs-i şerîfte; "Müsevvifler helâk oldu" buyruldu. Boş zamânı kıymetlendirmelidir. Bu zamanlarda Allahü teâlânın beğendiği şey leri yapmalıdır. Tövbe yapabilmek Hak teâlânın büyük nîmetlerinden biridir. Allahü teâlâdan her an bu nîmeti istemelidir. Gençlik zamânı kazanç zamânıdır. Merd olan bu vaktin kıymetini bilip, elden kaçırmaz. İhtiyârlık herkese nasîb olmaz, nasîb olsa da rahat, elverişli vakit ele geçmez. Vakit de bulunsa, kuvvetsizlik, hâlsizlik zamânında yarar iş yapılamaz. (İmâm-ı Rabbânî)
Vakit, keskin bir kılınç gibidir. Yarına çıkacağımız belli değildir.Mühim işleri bugün yapmalı, mühim olmıyanları yarına bırakmalıdır. Çünkü müsevviflerin helâk olacağı, ziyânda oldukları bildirilmiştir. (İmâm-ı Rabbânî)

MÜSKİR:
Sarhoşluk veren, şuuru kaybettiren, aklı gideren ve keyf veren madde.
Her müskir haramdır. Her kim dünyâda içki içer ve içmekte devâm eder ve tövbe edemeden ölürse, o kimse âhirette Cennet şerbetlerinden içemeyecektir. (Hadîs-i şerîf-Müslim)
Esrâr otu müskirdir. Çünkü esrâr almak için evinin eşyâsını satıyorlar. Keyf vermeseydi böyle yapmazlardı. (Abdullah Menûfî)

MÜSLİM:
1. Mûteber ve güvenilir olduğu bütün İslâm âlimleri tarafından kabul edilen, Kütüb-i sitte denilen altı hadîs kitâbının ikincisi.
Müslim-i şerîfteki hadîs-i şerîflerden bâzıları:
Üç kişi bir arada bulunduğu zaman ikisi, diğerini bırakıp da kendi aralarında konuşmasınlar.
Cehennemlikleri size haber vereyim mi?Onlar katı yürekli, malını hayırdan esirgeyen, kibirli kimselerdir.
Kalbinde zerre kadar kibir (yâni küfür) bulunan kimse Cennet'e giremez.
2. Allahü teâlânın, peygamberi Muhammed aleyhisselâm vâsıtasıyla gönderdiklerine îmân edip, O'nun emirlerini yerine getiren, yasaklarından kaçan kimse. (Bkz. Müsliman)

MÜSLİMAN (Müslüman):
Allahü teâlânın, peygamberleri vâsıtasıyla gönderdiklerine ve Muhammed aleyhisselâma îmân edip, Allahü teâlânın emirlerini yerine getiren, yasaklarından kaçan kimse.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:
Mallarını, canlarını fedâ ederek din düşmanları ile, Allahü teâlânın rızâsı için cihâd, muhârebe eden müslümanlar, oturup, kapanıp ibâdet edenlerden daha üstündür. Hepsine Cennet'i söz veriyorum. (Nisâ sûresi: 95)
Müslüman demek, müslümanlara eli ile, dili ile zarar vermeyen kimse demektir. (Hadîs-i şerîf-Buhârî, Müslim)
Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulm etmez, onun yardımına koşar, onu küçük ve kendinden aşağı görmez. Onun kanına, malına, ırzına, nâmusuna zarar vermesi haramdır. (Hadîs-i şerîf-Eşi'at-ül-Lemeât)
Bir kimsenin müslümanlığının güzelliği, mâlâyânîden (faydasız şeylerden) kaçması ve lüzûmlu şeyleri yapması ile anlaşılır. (Hadîs-i şerîf-Mektûbât)
Bir müslüman, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına ne kadar dikkat edip tatbik ediyorsa, Allahü teâlâ da onu, o miktâr azîz eder. Diğer müslümanların kalbine de onun sevgisini verir. (İbrâhim Havvâs)
Müslüman, iyi insan, aklı başında kimse demektir. Hakîkî müslüman, Allahü teâlânın emirlerine itâat eder. Allahü teâlânın emirlerine uymamak günâh olur. Kul borçlarını öder. Müslüman, günâh yapmaz ve suç işlemez. Vatanını, milletini ve bayrağını seve r. Herkese iyilik eder. Kötülük yapanlara nasîhat verir. Böyle olan müslümanı Allah da sever, kullar da sever. Râhat ve huzûr içinde yaşar. (Abdülhakîm Arvâsî)
Alıntı ile Cevapla