ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgisi Din Ve Maneviyat > İslamiyet > Akaid ve Fıkıh


Iskat-i salat (namaz borcunu düşürme) meselesi


Iskat-i salat (namaz borcunu düşürme) meselesi

İslamiyet Kategorisinde ve Akaid ve Fıkıh Forumunda Bulunan Iskat-i salat (namaz borcunu düşürme) meselesi Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Iskat-i salat (namaz borcunu düşürme) meselesi Iskat-i salat (namaz borcunu ödeme) meselesi Kazaya kalmış beş vakit farz namazlarıyla vitir namazlarının ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 23 Mayıs 2016, 10:40   #1
Durumu:
Çevrimdışı
ikRa
Bir İncelik Gösterin, İncinmesin Yüreğim
ikRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sekercik
Üyelik tarihi: 15 Ocak 2016
Mesajlar: 5.244
Konular: 579
Beğenilen: 1332
Beğendiği: 1197
www.forumsevgisi.com
Yeni Iskat-i salat (namaz borcunu düşürme) meselesi

Iskat-i salat (namaz borcunu düşürme) meselesi

Iskat-i salat (namaz borcunu ödeme) meselesi

Kazaya kalmış beş vakit farz namazlarıyla vitir namazlarının affedilmesi ümidi ile yapılan bir sadaka verme muamelesine ”ıskât-ı salât” denilmektedir. Şöyle ki, bir mükellef, bu namazları -ima ile olsa bile- eda ve kazaya gücü varken eda ve kaza etmeksizin vefat etse, bunların ıskât-ı için, yani bunların uhrevi mesuliyetinden kurtulabilmesi ümidiyle, onun adına sadaka verilebilmesi için malının üçte birinden vasiyette bulunmuş olması lazımdır. Bu takdirde mal varlığının üçte birinden namaz fidyesi verilerek kendisinin ilahi affa nail olması Cenab-ı Hak’tan niyaz edilir.

Iskât-ı Salât için bir şey vasiyet etmemiş olan bir ölünün velisi, yani mükellef olan varislerinden biri tarafından bağışlanan bir mal ile de bu ıskât-ı salât muamelesi yapılabilir. Ölünün bu yüzden affa nail olacağı Allah’u Teala’dan ümit edilyor.

Fakat varisleri dışında bir kimse tarafından yapılacak böyle bir bağışın bu hususda kafi olup olmadığında ihtilaf vardır. Her halde böyle bir kimse tarafından ölü adına verilecek bir bağışın da ölüye sevabı ulaşır.

Bir kimse hastalığı zamanında olsa da kazaya kalmış namazlarını iskat için fidye, sadaka veremez. Çünkü bunları kaza etmesi muhtemeldir. Bu fidye hiç bir vakit , kesinlikle namaz yerine geçerli olamaz. Fakat bunu kazaya muvaffak olamayacağını düşünerek vasiyette bulunursa bu vasiyeti, vefatında varisi var ise, geriye bıraktığı malının üçte bir miktarından, varisi yok ise, tamamından yerine getirilir.

Iskat-ı salat hususunda ölünün miladi yıl itibarıyla hayatı dikkate alınır. Şöyle ki, ölü, erkek ise on iki , kadın ise dokuz yaşından sonraki yaşayış müddeti hesap edilir, bu müddet içinde namazlarını kılmış, muhafaza etmiş olsa da bunların kılınmasında noksanlar bulunması korkusu ve düşüncesiyle bütün bu müddet için fidye verilmesi tercih edilir.

Mesela bir erkek ölünün yaşadığı süre yetmiş sene olsa, bunun elli sekiz senesi için her bir namaz karşılığı , bir fitre miktarı fidye verilebilir.

Namaz fidyesi için tahsis edilen para muayyen müddet için yeterli olmadığı takdirde, bu para çoğunlukla on fakire devir suretiyle verilebilir. Bir fakire veya bir kaç fakire de bu şekilde verilebilir.
Mesela altmış iki yaşında vefat eden bir şahsın elli senelik hayatı için devir yapılmak istense, fıtır sadakası miktarı , elli kuruş , tahsis edilen fidye parası da doksan lira olsa ,bir aylık devir yapılır.

Şöyle ki : Vitir ile beraber bir aylık namaz otuz gün ile yüz seksen vakit eder. Bunun fidyesi de doksan lira eder. Elli senede ise , altı yüz ay mevcuttur. Bu halde bu doksan lira on fakire veya bir kaç fakire altı yüz defa devredilir. Şayet bu para yüzseksen lira olursa, üç yüz defa devre lüzum görülür. Kısacası devir miktarı, tahsis edilen paranın miktarına göre değişir.

Fidyenin devri hususunda acele davranılmamalı, tam usulüne göre temlik -vermek- ve temellük -almak- muamelesi yapılmalıdır. Şöyle ki, ölünün velisi, yani mükellef varisi, fidyeyi fakire verirken ”falancanın oğlu falancanın namaz keffareti olmak üzere bunu al” deyip fakire hakikaten malı olmak üzere vermeli, fakir de bunu ”kabul ettim” deyip aldıktan sonra kendi rızası ile o veliye hibe ve teslim etmeli, veli de hibeyi kabul edip aldıktan sonra yine usul üzere o fakire veya başka bir fakire vererek kazaya kalan namazlara denk gelecek şekilde devri yapıp bitirmelidir.

Böyle bir paranın fakire bağışlanması, fakirin de fedakarlık göstererek bunu bağışlayana hibe etmesi, artık kaçırdığını, yapamadığını telafi etmeye gücü ve imkanı kalmamış olan bir din kardeşinin uhrevi mesuliyetini azaltmak gibi pek hayırlı bir maksada yönelik olduğundan, bu büyük bir şefkat ve din kardeşliği nişânesidir.

Devir muamelesini, ihtilaftan kurtulmak için ölünün bizzat velisi yapmalıdır. Bunu bizzat yapamazsa, yerine bir şahsı bu hususda daimi bir velayet ve risalet -vekalet- yoluyla tayin etmelidir. Artık o şahıs, verilecek parayı o veli adına fakire vermeli, ve o parayı fakir tarafından o veli adına onun bir elçisi sıfatıyla hibe olarak kabul eylemelidir. Böyle olmazsa, o kimsenin bu parayı temlike – vermeye- ve veli adına temellüke -almaya- yetkisi olamaz.

Varis olmayan bir kişi de , ölü adına bağış yaparak namaz fidyesini verebileceği görüşünde olan bazı fıkıh alimlerine göre ise, böyle daimi bir vekalet ve risalete ihtiyaç yoktur. Başlangıçta fidyeyi vermeye veli tarafından vekil edilen kimse, bunu fakire verir ve fakirin kendisine yapılan hibesini kabul ederek, bunu kendi tarafından ölü adına fakire tekrar verir. Bununla beraber birinci görüş tercih edilmiştir. Devirden sonra velinin veya vekilinin elinde hibe suretiyle kalan paradan kendileriyle devir yapılan fakirlere kalplerini hoş edecek miktar bir şey verilir, geriye bir miktar kalırsa o da başka fakirlere sadaka olarak verilir. Şayet bu para yerine zinet eşyasından , mesela mücevherlerden bir şey konulmuş olsa, bunun kıymeti hakkında bu sadaka verme muamelesi yapılır.

Namaz fidyesinden sonra oruç keffareti, sonra kurban keffareti, sonra yemin keffareti için tekrar devir yapılır. Bozulup kaza edilmemiş , nafile namazlar ve adak yapılıp da eda edilmemiş adak namazları ve kurbanları adına da bir miktar devir yapılır. Hatta yapılmamış tilavet secdeside bir vakit namaz gibi sayılarak bundan dolayıda fidye verilir. Namaz fidyesinin hepsini bir fakire bir günde vermek caizdir. Yemin keffareti ve oruç keffareti ise , böyle değildir.

Namaz fidyesinin vasiyet edilmesi, bunun varisler tarafından bağışlanarak yapılmasından daha iyidir. Birde bu fidye, daha ölü defnedilmeden yapılmalıdır. Uygun olan budur. Bununla beraber defnedildikten sonra yapılması da caizdir. Ölünün velisi onun adına kazaya kalmış namazlarını kılamaz, oruclarını tutamaz. Fakat bu gibi ibadetlerin sevabından ölmüş bir müslümana hediye edilebilir. Bundan ölünün istifade edeceği Allahu Tealanın rahmetinden beklenir.

İma ile namaz kılmaktan aciz bulunan bir hasta , bu hal üzere vefat edecek olsa , bu hastalığı müddeti içinde kılamamış olduğu namazlar için vasiyette bulunması icap etmez. Çünkü bunları kaza ile mükellef olacak bir zamana ermemiştir. Bu sebeble bunlar, üzerine yapılması gerekli bir vazife olmamıştır ki , fidye verilmesi yönüne gidilsin.

Namaz fidyesi hakkında açık bir nass – ayeti kerime ve hadisi şerif – ve icma yoktur. Bu usul, naas ile sabit olan ” oruç fidyesi ”ne kıyas yolu ile de kabul edilmiş değildir. Bilakis bu, bir ihtiyat eseridir ve Hanefi müçtehidleri bunu güzel görmüşlerdir. Bunun mutlaka kazaya kalmış namazlar yerine geçeceği iddia edilemez. Şu kadar var ki, böyle bir fidye vasiyeti bir pişmanlık eseridir, bir tevbe istiğfar nişanesidir, bunun varis tarafından bağışlanarak yapılması da bi şefkat, bir hayırseverlik alametidir, kazaya da artık imkan kalmamıştır. Bu sebeble bunun kabul edilmesi Allahu Teala’nın rahmetinden umulmaktadır.

Bu sebeble bu usul bazılarının zannettikleri gibi daha sonraki devirlerde Merhum ”İmam-ı Birgîvî” tarafından ileri sürülmüş bir şey değildir. Bilakis Hanefi mezhebine ait yazılmış en eski kitaplarda da bu şekilde yazılı bulunmuştur.

Mesela deniliyor ki, fidye ile oruç borcunun düşeceği hakkında nass vardır. Namaz da Hanefi fıkıh alimlerinin istihsânına göre oruç gibidir ve oruçtan daha mühimdir. Bu sebeble kazasına imkan kalmamış olan namazlardan dolayı da fidye verilerek ilahi affın gelmesini niyazda bulunmak , ihtiyatlı bir iş olmak üzere uygundur.

İmam-ı Muhammed Şeybâni Rahmetullahi aleyh , ” ziyâdat ” adındaki kitabında ”Namaz fidyesi, inşaAllahu Teala yeterli olur.” Demiştir. Demekki bunun af ve mağfirete bir vesile olacağı Allahu Tealadan umuluyor. Yoksa bu hususda kesin bir nass yoktur. Eğer bu fidye namazların yerine geçeceği bir nassa veya kıyasa dayanmış olsaydı, böyle ”Allah’ın dilemesi” ne bağlama yönüne gidilmezdi. Yani inşaAllah denilmezdi.

Fahr’ül islam Pezdevî’nin Usul kitabında da deniliyor ki : Namaz hakkında fidyenin kabulünü Allahu Teala’nın fazl’u kereminden bekleriz. İbnül hümam gibi içtihad mertebesine erişmiş bir alimin de Fethul kadir de ki ifadesine göre : ” Namaz , Hanefi alimlerinin istihsanı ile oruç gibidir. Madem ki oruç ile fidye = yemek yedirmek arasında bir benzerlik dinen sabit olmuştur, bu sebeble bu benzerlik namaz ile fidye arasında da sabit olabilir. Eğer böyle bir benzerlik var ise, arzu edilen netice meydana gelmiş olur. Yoksa namaz fidyesi, bir bağış ve ihsandan ibaret kalır. Bağış ve ihsan ise , günahların giderilmesine sebeb olur. Nitekim bir ayeti kerimede :

”Muhakkak ki iyilikler kötülükleri -günahları- giderir.” Hud suresi :114 buyrulmuştur.

Fıkıh kitaplarımızdan Kuhustanî’de deniliyor ki : ” Eğer ölü, namaz fidyesi ile vasiyette bulunmamış ise , velisinin bağışlaması caizdir. Bunun dinen çok güzel bir iş olduğunda ihtilaf yoktur. Bunun sevabı ölüye ulaşır. ”

Gerçi hiçbir vakit, namaz fidyesi ile namaz borçlarımızın ödenmiş olacağını iddia edemeyiz. Fakat acizane verilecek sadakalardan dolayı da Allahu Teala’nın rahmetine nail olmaktan ümidimizi kesmeyiz. Hiç bir hayır ve ihsan, Allah katında zayi olmaz. Verilen sadakalardan ve yapılan vakıflardan dolayı mü’minin amel defterine daima sevap yazılır, durur.

Bir ölünün geriye bıraktığı mal varlığından vasiyeri bulunmadığı takdirde varisleri, fidye vermeye mecbur değildir. Hele varisler fakir olurlarsa bir örf ve adet veya bir mürüvvet düşüncesiyle bunları fidye vermeye yönlendirmek doğru olamaz. Bilhassa varisler arasında çocuklar, yetimler bulunursa, bunların hisselerinden fidye verilmesi asla caiz olmaz.

Birde kendileriyle devir yapılacak fakirler arasında çocuk, bunak, deli, zengin ve gayri müslim bulunmaması lazımdır. Bu hususlara dikkat edilmelidir.

Kaynak : Büyük islam ilmihali
Müellifi : Ömer nasuhi bilmen sh : 277-281
________________

Beni Arayan "Burda" Bulur

ڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪے
,
"Yaradan "Dost "Olduktan "Sonra
"Kulu "Düşman "Olsa "Ne "yazar?
,
ڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪے
imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
borcunu, dusurme, iskat-i salat (namaz borcunu dusurme) meselesi, iskati, meselesi, namaz, salat

Seçenekler
Stil


Saat: 08:47

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

istanbul escort Beylikdüzü escort Avcılar escort Ankara escort Ankara escort porno izle ---- ankara escort - istanbul escort