ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgisi Din Ve Maneviyat > İslamiyet > Akaid ve Fıkıh


Dört Büyük Müçtehid ve Mezheb İmamlarımız


Dört Büyük Müçtehid ve Mezheb İmamlarımız

İslamiyet Kategorisinde ve Akaid ve Fıkıh Forumunda Bulunan Dört Büyük Müçtehid ve Mezheb İmamlarımız Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Dört Büyük Müçtehid ve Mezheb İmamlarımız Dört Büyük Müçtehid ve Mezheb İmamlarımız Dünyanın her tarafına yayılmış olan milyonlarca müslüman, islâm ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 23 Mayıs 2016, 12:31   #1
Durumu:
Çevrimdışı
ikRa
Bir İncelik Gösterin, İncinmesin Yüreğim
ikRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sekercik
Üyelik tarihi: 15 Ocak 2016
Mesajlar: 5.244
Konular: 579
Beğenilen: 1330
Beğendiği: 1197
www.forumsevgisi.com
Yeni Dört Büyük Müçtehid ve Mezheb İmamlarımız

Dört Büyük Müçtehid ve Mezheb İmamlarımız

Dört Büyük Müçtehid ve Mezheb İmamlarımız

Dünyanın her tarafına yayılmış olan milyonlarca müslüman, islâm tarihinin ilk asırlarından zamanımıza kadar ibadetler hususunda ve muâmelât ( muâmeleler ) ile ukûbât ( cezalar ) gibi islâm Hukuku’nu teşkil eden meseleler hususunda dört büyük müçtehid den birinin mezhebine tabi olagelmişlerdir. Bu dört büyük müçtehid şu zatlardır ;

İMÂM-I ’ZAM EBÛ HANÎFE

Adı Nu’mân’dır, babasının adı da Sâbit’tir. Hicri 80 tarihinde kûfe’de doğmuş, H.150 tarihinde Bağdat’ta vefat etmiştir. Rahmetullahi aleyh. ( ALLÂH’ın rahmeti onun üzerine olsun. )

Sâbit, İmâm Ali Hazretleri’ne hizmet etmiş, nesli hakkında onun duâsını almıştır.
İmâm-ı A’zâm’ın annesi, sâbit’in vefatından sonra İmâm Câfer-i Sâdık ile evlenmiş, İmam-ı A’zam’da bu muhterem zâtın yanında yetişmiştir. Ashâb-ı Kirâm’dan bir kaç zat’ı görmüş olmak şerefine de yetişmiştir. Ashâb-ı Kirâm’dan bir kaç zâtı görmüş olmak şerefine de sahiptir.

İmâm-ı A’zam’a tabi olanlardan herbirine ”Hanefî” veya ” Hanefiyyül mezheb ” denir. Biz Türkler ve diğer ırklara mensup bir çok müslümanlar, bu büyük müçtehidin mezhebine tabi bulunmaktayız. Bu sebeple amelde İmamımız İmam-ı A’zam’dır.

İmam Ebû Hanîfe Hazretleri bütün Ehli sünnet tarafından takdir edilen dört büyük müçtehidin birincisidir. İmam-ı A’zam denilince yalnız kendisi hatıra gelir. İlmi, zekası, ahlakı, zühd-ü takvası fevkalade idi. İçtihadında ki yükseklik, mezhebinde ki kolaylık ve mükemmeliyet bütün müslümanlarca kabul edilmiştir.

İmam-i A’zam’ın talebesi arasında da pek güçlü, büyük müçtehidler yetişmiş, fakat hepsi de esas bakımından üstadlarına tabi bulunmuş, hepsi de Hanefî fukahasından sayılmıştır. Bunların en meşhurları İmâm Ebu Yûsuf, imam Muhammed ve imam Züfer gibi zatlardır.

İmâm Ebu Yûsuf, Yâkub ibni ibrahim El-Ensâri’dir. Dedesi Sa’d, Ashab-ı Kiram’dandır. Kendisi H. 113 tarihinde Kûfe’de doğmuş, H.182 veya H. 192 tarihinde bağdat’ta vefat etmiştir. Rahmetullâhi aleyh. Harunürreşid’in kâzı’l-kuzâtı ( Baş kadı- şeyhül islam ) bulunmuştur.

İmam Muhammed, Hasen-i Şeybâni’nin oğludur. Babası Şamlı’dır, kendisi H. 135 tarihinde Vasıt’ta doğmuştur. Kûfe’de yetişmiş, H. 189 tarihinde Rey şehrinde vefat etmiştir. Rahmetullâhi aleyh. Din ilimlerine dair doksan dokuz kitap telif ettiği rivayet olunuyor. El-Mebsût, Ez-Ziyâdât, El-Camiu’l-Kebir, El-Câmiu’s-Sağir, Es-Siyerü’l-Kebir, Es-Siyerü’s-Sağir başlıca kitaplarındandır. Bu kitaplarda ki meselelere ” Zâhirü’r-Rivâye ” denir. Bunlara da ” Zâhirü’r-Rivâye Kitapları ” denilir.

Hanefi mezhebinde en muteber olan rivayetler de bunlardır. İmâm Malik’ten hadis okumuştur. İmam Ebu Yûsuf ile İmam Muhammed’e ( imameyn ) denir.

İmam Züfer, ısfahan’da, Basra’da valilik etmiş olan Hüzeyl adında bir zat’ın oğludur. İmam A’zam’ın kendisine büyük teveccühleri vardı. H.110 tarihinde doğmuş H. 158 tarihinde Basra’da vefat etmiştir. Rahmetullahi aleyh.

İlmihâlimizin ibadetlere dair ihtiva ettiği meseleler, bütün imam A’zam’ın mezhebine göre yazılmıştır. Bununla beraber bazı temel meselelerde diğer müçtehidlerin mezheplerine de işaret olunmuştur.

Hanefi mezhebinde ki ihtilaflı meselelerde evvela İmam-ı A’zam’ın , sonra İmam Ebu Yûsuf’un, sonra İmam Muhammed’in, daha sonra sa İmam Züfer’in görüşü, içtihâdı tercih edilerek o şekilde amel olunur. Bu bir esastır. Bundan yalnız bazı meseleler müstesnâdır. Sırası gelince açıklanacaktır.

İMÂM-I MÂLİK İBNİ ENES

H.93 tarihinde Medine-i Münevvere’de doğmuş, h.179 tarihinde Medine-i Tahire’de vefat etmiştir. Rahmetullâhi aleyh.

İmam Malik, müslumanların varlıklarıyla gerçekten iftihar ettikleri dört büyük müçtehidin ikncisidir. Pek yüksek bir ilme, parlak bir zekaya, büyük bir zühd ve takvaya sahip idi. Mezhebi vaktiyle Endülüs’e, bütün Mağrip ( Kuzey Afrika ) ülkesine yayılmıştı. Bugün de Fas, Sudan, Trablusgarb, Cezayir, Yemen taraflarında yaygındır.

İMÂM-I MUHAMMED İBN-İ İDRİS-EŞ-ŞAFİİ

H.150 tarihinde Askalan’da, veya Şam beldelerinden Gazze’de doğmuş, h.204 tarihinde Mısır’da vefat etmiştir. Rahmetullâhi aleyh.

İmam Şafii nesepçe Kureyşî’dir, büyük dedesi Şafii, gençliğinde Rasûl-ü Ekrem Sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimize kavuşmak şerefine ermişti, onun babası Sabit de Bedir savaşında islâmiyeti kabul etmiş muhterem bir sahabidir.

İmam Şâfii, dört büyük müçtehidin üçüncüsüdür. Pek büyük bir alim’dir, pek büyük bir müfessir ve muhaddistir. Tıp ilminde, şiir ve edebiyatta da ihtisası var idi. Mezhebi doğuya, batıya yayılmıştır.

İMÂM-I AHMED İBN-İ MUHAMMED İBN-İ HANBEL

Şeyban kabilesine mensuptur. Aslen mervez’lidir,h. 164 tarihinde Bağdat’ta doğmuş, H. 241 tarihinde Bağdat’ta vefat etmiştir. Rahmetullâhi aleyh.

İmam Ahmed’de pek büyük bir alimdir, dört büyük müçtehidin dördüncüsüdür. Hadis ilmindeki bilgisi, kavraması da fevkalade’dir. Ezberinde bir milyon hadis-i şerif bulunduğu rivayet olunuyor. ” Müsned ” adında ki kitabı otuz bin hadisten oluşmaktadır. Kuhistani’nin ifadesine göre elli bin yedi yüz hadis-i şerif bulunmaktadır. Zühd-ü takvası, yüksek seciyesi, her türlü övgünün üstündedir. Mezhebi, Necd ülkesine ve islam aleminin diğer bazı parçalarına yayılmıştır.

Bu dört kudretli, mübarek imamın mezhepleri kitab, sünnet, icmâ-i ümmet ve kıyâs-ı fukaha üzerine kurulmuştur.

Kitaptan maksat, Kuran’ı mübin’dir.

Sünnetten maksat, Peygamberimizin Sallallahu aleyhi ve sellem mübarek sözleri, işleri ve görüpte men etmeksizin süküt buyurmuş olduğu şeylerdir. Peygamber Efendimizin Sallallahu aleyhi ve sellem evvelce men etmemiş olduğu bir şeyi görüpte ona karşı süküt buyurmaları, o şeyin meşru olduğunu gösterir.

İcmâ-i ümmet’ten maksat, bir asırda bulunan bütün müçtehidlerin bir hadise’nin şer’i hükmü hakkında ittifak etmeleridir. Rasülü Ekrem Efendimiz : ” Ümmetim dalâlet -sapıklık- üzerine toplanmaz.” Buyurmuştur. Bir hadis-i şerifte de ”Müslümanların güzel gördüğü bir şey, ALLÂH katında da güzeldir.” Buyurulmuştur. Bu sebeble müslümanların dini varlıklarını temsil eden bütün müçtehidlerin bir mesele hakkında aynı görüş ve kanaatta bulunmaları, o esele hakkında şer’an muteber bir delildir, bir hüccettir.

Kıyâs-ı fukaha’ya gelince bundan aksat da ; Bir hadisenin kitap ile, sünnet ile veya icmâ-i ümmet ile sabit olan hükmünü aynı illete, aynı sebebe, aynı hikmete bağlı olarak o hadise’nin tam benzerinde de meydana çıkarmaktan ibarettir. Bu ikinci hadise hakkındaki hükümde güzelce düşünülünce anlaşılır ki , yine kitap ile veya sünnet ile veya icmâ ile sabit bulunmuştur. Müçtehid ise yaptığı kıyas ile bu hükmü yeniden isbat etmiş olmuyor. Bilakis ikinci hadiseye göre kapalı bulunan bu hükmü yeniden izhar etmiş, meydana çıkarmış oluyor.

Kıyâs-ı fukaha, bir içtihad meselesidir. Bunun meşru olması, makbul olması ise şer’an sabittir.

”Ey akıl, basiret sahipleri düşünün de ibret alın.” ( Haşr suresi : 2 )

Kuran emri buna delildir. Rasülü Ekrem Efendimiz, ümmetinin fukahası için böyle bir içtihâdı caiz görmüş, güzel kabul etmiştir.

Nitekim sahabe-i kiramdan Muaz ibni Cebel Radıyallâhu anh yemen’e kadı tayin olunmuştu. Peygamber Efendimizin Sallallahu aleyhi ve sellem : ‘‘ Ya Muaz ! Ne ile hükmedeceksin ?” Suâline,”Kitap ile hükmedeceğim, onda bulamazsam sünnet ile hükmedeceğim, onda da bulamazsam içtihadımla hükmedeceğim,” diye cevap vermekle Rasûl’ü Ekrem Hazretleri ”ALLÂH’u Teâla’ya hamd olsun ki rasülünün elçisini rasülünün razı olduğu şeye muvaffak buyurmuş” diye memnuniyetini belirtmişti.

Bu sebeble salâhiyetli zatların kıyas yolu ile içtihatta bulunmaları da şer’an pek güzel ve makbul bulunmaktadır.

Kitap, sünnet, icma-i ümmet ile kıyâsı fukahâ’ya, ”Edile-i Erbaa= dört delil”, ”Usûlü Erbaa = Dört temel, asli delil” denir. Bütün müçtehidlerin ekseriyeti bu dört delili kabul etmiş, bütün yüksek müçtehidler, şer’i hükümleri bu dört delilden birine veya bir kaçına dayandırmıştır. Artık bu delillerin hepsini de kabul etmek gerekli bir vazifedir. Bu deliller insanların haklarını vazifelerini bildiren islam hukukunun gelişmesini temine mahsus birer çok yüksek feyiz ve hikmet kaynağıdır. Müslümanların dini hayatı bu dört feyizli hikmet ve maslahat kaynağından asla uzak, beri olamaz.

Bu mübarek dört büyük imam, müslümanlar hakkında bir ilahi rahmettir. Bunlar dört temel delilden dini hükümleri çıkarmış, müslümanlara takip edecekleri yolu açıkça göstermişlerdir. Artık bunlardan her hangisinin mezhebine uyan bir Müslüman, hak bir mezhebe intisab etmiş, peygamberimizin yolunda bulunmuş olur.

Bu pek muhterem müçtehidlerin hepsi de dini meselelerin esasında ittifak etmişlerdir. Aralarında bir ayrılık yoktur. Ancak ikinci derecede bulunan bir kısım fer’i -ayrıntılı- meselelerde ihtilaf etmişlerdir. Fakat güzelce incelenirse görülür ki, bunların bir çoğu da görünüşte bir ihtilaftan başka şey değildir. Çünkü bu meselelerin bir çoğunda bu mübarek zatlardan biri , bir azimet ve takva yolunu, diğeri de bir ruhsat ve müsaade yolunu tercih etmiş, bu şekilde ümmeti merhumenin önünde geniş bir rahmet sahası açık bulunmuştur. İşte :

”Ümmetimin ihtilâfı bir rahmettir.” ( Deylemi, firdevs, no : 6497;4/160 ebu nuaym, hılyetü’l vliya ;7/119 )

Hadisi şerifi ile buna işaret buyurulmuştur.

Evet.. Düşünülmeli ki, müslumanlıkta ibadetlere, muamelelere ve diğer konulara ait ne kadar çok meseleler vardır. Bunların hükümlerini, Kurân-ı mübin ile hadisi şeriflerden ve ümmetin icmâ’ından bulup meydana çıkarmak öyle her müslüman için kolay bir şey değildir. Bu pek büyük bir ihtisas işidir.

İşte bu yüksek müçtehidler, bu vazifeyi sadece Hâk Teâla’nın rızası için yapmış, müslümanlara lazım olan bütün meseleleri açıkça bildirmiş, her asırda milyonlarca ehli islama rehber olmuşlardır. Artık bu muhterem zatların islam milleti için ne büyük hizmetlerde bulunmuş olduğunda, bunların her türlü şükrân’a layık bulunduğunda kim şübhe edebilir ?

Bu kıymetli alimler büyük bir manevi kuvvet ve seciye ile pek güzel bir niyet ile içtihad sahasında çalıştıkları içindir ki isabet ettikleri meselelerden dolayı ikişer kat, isabet edemedikleri meselelerden dolayı da birer kat sevaba nail olmuşlardır.

Şunu da ilave edelim ki, bu dört büyük müçtehide ait dört mezhebten her birinin müntesipleri, kendi mezheblerinin daha doğru, daha isabetli, sünnete, maslahata daha uygun ve daha elverişli olduğuna inanırlar. Aksi takdir de, o mezhebi tercih etmelerinin hikmeti kalmaz.

Fakat bundan dolayı diğer mezheblerin itibârını azaltmak da akıllarından geçmez, bu dört mezhebin dördüne de hürmet ederler. Bu hürmet, ehli sünnetin şia’rıdır.

Mâlûmdur ki, islam hukukunu ihtiva eden ilme, ” fıkıh ” denir. Fıkıh, lügatta bir şeyi hakkıyla bilmek, bütün esaslarıyla kavramak manasınadır. İbadetlere, muamelelere, cezalara dair dini hükümleri bildiren ilme, söylediğimiz gibi fıkıh ilmi adı verilmiştir.

Dini hükümleri mufassal delillerden, yani yukarıda yazdığımız dört temel delilden anlayıp çıkarmaya ilmi gücü olan islâm alimlerinden her birine fakih, çoğuluna da fukaha denir. Müçtehidler ise fukahanın en yüksek tabakasını teşkil ederler.

Dini hükümleri tayin ve beyan etmek salâhiyeti, bu kudretli fukahaya aittir. Hafızalarında binlerce hadis’i şerif , binlerce ilmi mesele bulunmuş olan bir nice insaflı alimler, dini hükümleri tayin hususunda sozü fukahaya bırakmış, bu pek ince, müşkül vazifeyi ifa için kendilerinde salâhiyet görmemişlerdir.

Gerçekten mübarek isimleriyle sahifelerimizi süslemiş olduğumuz dört büyük imamdan, muhterem müçtehidden her birine tabi olan zatlar arasında öyle geniş bilgi ve kavrayışa, muhtelif ilimlere sahip kudretli alimler vardır ki, her biri ilim ve irfan harikası iken içtihada cüret göstermemiş, bu dört mezhep imamından birine intisâbı kendisi için bir şeref bilmiştir.

Artık sınırlı bilgi sahibi kimselerin kendilerinde böyle bir salahiyet görmeye nasıl hakları olabilir ?
Evet.. itiraf etmeliyiz ki biz, şer’i meselelerin, hadiselerin hükümlerini, öteden beri herkesin kabulüne mazhar olmuş olan o büyük müçtehidlerden öğrenmek mecburiyetindeyiz. İçtihad için gerekli olan ilmi güce sahip olmayan kimselerin, dini meseleler hakkında – müçtehidlerin mezheblerine aykıri olarak – kendi anlayışlarına göre hükmetmeleri, kendi düşüncelerine göre cevap vermeleri ALLÂH katında pek büyük mes’ûliyete sebeb olacaktır. Böyle bir kimse vereceği cevapta isabet etse bile, bilmeksizin cevap vermiş olacağı için yine mesuliyetten kurtulamaz. Nitekim bir hadis-i şerif ; ”Sizin ateşe atılmaya en cür’etkârımız fetvaya yani şer’i meselelere dair cevap vermeye en fazla cür’et göstereninizdir.” Meâlindedir.

Bir kere düşünelim, bir kimse mesela tıbba, astronomiye veya fen ilimlerine dair bilgisi olmadığı takdirde, bunlara ait söz söylemeye, yazı yazmaya cesaret edemez. Cesaret edecek olursa büyük hatalara düşmüş, kendisini teşhir etmiş olur. Artık bu ilimlerden daha geniş ve ehemmiyeti, mes’uliyeti daha büyük olan dini ilimlere dair kafi derecede malumatı olmayan kimselerin söz söylemeye, cevap vermeye cür’et göstermeleri nasıl doğru olabilir ? Böyle bir cür’et büyük mesuliyetleri gerektirmez mi ?

Yine bunun gibi insanların yapmış oldukları kânun maddelerini bilmeyen kimselerin bu maddeler hakkında gelişi güzel söz söylemeleri, bunların nelerden ibaret olduğunu ve nasıl tatbik edileceğini tayin etmeye kalkışmaları asla doğru görülemez. O halde ilahi bir kanun olan dinin yüksek hükümleri hakkında lâyıkıyla bilgileri bulunmayan kimselerin söz söylemeye, cevap vermeye kalkışmaları nasıl doğru olabilir ? İnsan bunun mânevi mesuliyetini düşünerek titremelidir. Maddi menfaatler, yüz gösterecek olan mesuliyetleri asla karşılayamaz.

Eğer dini hususlar da herkes, toplumun kabûlüne mazhar olmuş bulunan muhterem bir müçtehide tabi olmaz da kendi düşüncesine göre söz söyleyecek olursa halk dinin yüce mahiyetini kaybetmiş, büyük bir dalalet sapıklık içinde kalmış olur. Nitekim böyle ALLÂH’ın nurundan mahrum, karanlıklar dolu bir hal, geçmiş ümmetlerden bir çoğunun başına gelmiştir.

İşte bunun içindir ki, islam milleti böyle bir dalalete düşmemek için öteden beri dört muazzam müçtehidden birine tabi olmuş, onu rehber edinmiş, o sayede manevi mesuliyetten kurtulmak çaresini elde edebilmiştir.

Kısacası, bu dört müçtehidin büyüklüğünde, onlara mensup dört mezhebin hak olmasında bütün müslümanların ittifâkı vardır. Bu dört mezhebten başkasına uyulmaması hakkında da yine bütün müslümanların adeta bir ittifakı gerçekleşmiştir. Çünkü bu dört mezhebi tesis eden dört müçtehidden her biri, asr-ı saadete yakın bir zamanda yetişmiş, büyük bir ilim ile, güzel ameller ile, fevkalade bir zeka ile vasıflanmış, eserleri zamanımıza kadar korubnmuş, asırlardan beri bütün müslümanların teveccühlerine nail olmuşlardır. Artık bu sayede müslümanların arasında fazla ihtilaf kapısı kapanmış, tam salahiyet sahibi olmayanların içtihada kalkışmalarına meydan kalmamıştır.

Ara sıra yüz gösterecek bazı hadiselerin, meselelerin hükumlerini tayin hususunda ise bu dört müçtehidden birinin takip etmiş olduğu esasa, koyduğu ve uyulmasını gerekli kılmış bulunduğu usûle müracaat kâfidir. Bunlara uygun olarak dini ilimlerde iktidarları, faziletleri kabul edilmiş olan zatlar tarafından bu gibi hadiselerin, meselelerin hükümleri halledip tayin edilebilir.

Bu muhterem dört müçtehide ”Eimme-i Erbaa = Dört imam ; ”
İmam-ı A’zam’dan başka üçüne de ”Eimme-i Selâse = Üç imam ” denir.
ALLÂH’u Teâla Hazretleri hepsinden razı olsun. AMİN..
________________

Beni Arayan "Burda" Bulur

ڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪے
,
"Yaradan "Dost "Olduktan "Sonra
"Kulu "Düşman "Olsa "Ne "yazar?
,
ڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪے
imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
buyuk, dort, imamlarimiz, mezheb, muctehid

Seçenekler
Stil


Saat: 00:58

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

istanbul escort Beylikdüzü escort Avcılar escort Ankara escort Ankara escort porno izle ---- ankara escort - istanbul escort