ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgisi Din Ve Maneviyat > İslamiyet > Akaid ve Fıkıh


Allahu Tealaya ve Sıfatlarına İman


Allahu Tealaya ve Sıfatlarına İman

İslamiyet Kategorisinde ve Akaid ve Fıkıh Forumunda Bulunan Allahu Tealaya ve Sıfatlarına İman Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Allahu Tealaya ve Sıfatlarına İman İmanın başlıca altı şartı, altı temeli vardır. Birincisi. ALLÂH’u Teâla’ya iman etmektir. Şöyle ki : ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 23 Mayıs 2016, 12:32   #1
Durumu:
Çevrimdışı
ikRa
Bir İncelik Gösterin, İncinmesin Yüreğim
ikRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sekercik
Üyelik tarihi: 15 Ocak 2016
Mesajlar: 5.244
Konular: 579
Beğenilen: 1330
Beğendiği: 1197
www.forumsevgisi.com
Yeni Allahu Tealaya ve Sıfatlarına İman

Allahu Tealaya ve Sıfatlarına İman

İmanın başlıca altı şartı, altı temeli vardır. Birincisi. ALLÂH’u Teâla’ya iman etmektir. Şöyle ki : ” ALLÂH’u Teâla ” diye mukaddes ismini zikrettiği iz bir Hâlik-ı Azîmüşşân vardır. O’nun bir tek olan Zât’ı bütün kemal sıfatlarıyla vasıflanmıştır, bütü noksan sıfatlardan berîdir, tertemizdir. Bütün alemleri yoktan var eden odur, onun büyüklüğüne, kudret ve azâmetine son yoktur. Bizleri ve bizim gördüğümüz, görmediğimiz , göremeyeceğimiz nice binlerce âlemleri yaratıp, yaşatan besleyen ancak O’dur.

ALLÂH’u Teâla’nın ”Rahmân, Rahîm, Hâlik, Rezzâk, Hâkim, Rabb, Mübdi, Azîz, Gaffar, Tevvâb, Hâk” gibi daha bir çok mukaddes isimleri ve pek muazzam sıfatları vardır. Bilhassa Vûcud sıfatıyla muttasıftır, bundan başka mübarek sıfatları iki kısma ayrılır. Bir kısmı ”Sıfât-ı selbiye” ( Allâhın şânınâ yakışmayan ve onu noksanlıklardan tenzih eden ve sadece cenâb-ı hâk’ta bulunup yaratıklarda mecâzide olsa bulunmayan sıfatlardır. Kıdem, Bekâ gibi )dir ki : Kıdem, Bekâ, Havâdise Muhâlefet( Muhalefetün lil havâdis ifadesi daha yaygındır ), kıyam bizzat ( Kıyam binefsihi, kıyâm bi zâtihi ifadeleri daha yaygındır ), Vahdâniyet’ten ibaret olmak üzere beştir.

Diğer kısmı da Sıfât-ı zâtiye ( Allâh’ın yüce zâtına sabit olan sıfât ) ve Sıfât-ı Sübûtiye ( Allâh’ın yüce zâtına sabit olan kemâl sıfatları. Hayat, ilim, Kudret gibi ki bunlar diğer yaratıklarda da mecâzen noksan olarak bulunabilir)’dir ki Hayat, ilim, irâde, Kudret, Sem’i, Basar, Kelâm Tekvin’den ibaret olarak sekizdir. Bu kutsi sıfatların hepsine birden ”Sıfât-ı Kemâliye”de denir.

İşte biz böyle kemâl sıfatlarıyla vasıflanmış olan bir ALLÂH’u Azîmüşşân’ın varlığına ve bütün bu yüce sıfatlarına iman ederiz. Bu mukaddes sıfatlara dair, sırasıyla biraz mâlumât vereceğiz.

VÜCÛD : ALLÂH’u Teâla’nın varlığı demektir. Gerçekten ALLÂH’u Teâla vardır ve en büyük varlık ona mahsustur. O’nun varlığı her şeyden daha fazla apaçık ortadadır. Çünkü ALLÂH’u Teâla olmasaydı, hiç bir şey var olmazdı. Gerek bizim ve gerek herhangi bir şeyin varlığı, Hâk Teâla’nın varlığına bir delildir.

Biz biliyoruz ki, bu alemde ki şeylerden hiç biri kendi kendine var olacak bir mâhiyette değildir. Bunlardan hiç biri ne kendi kendine var olabilir, ne de kendi kendine yok olabilir. Başka bir deyişle ; yaratılmış hiç bir şey, kendi kendine yokluktan varlığa gelemez, varlıktan yokluğa gidemez. Ve yaratılmış hiç bir şey, ne bir zerreyi var edebilir, ne de bir zerreyi yok edebilir. Halbuki içinde yaşadığımız bu dünya ile beraber sonsuz alemler meydana gelmis, birbiri ardınca meydana gelmekte bulunmuştur. Nice şeylerde var iken yok olmuştur.

Bu sebeble bütün bunları var eden,yok eden kuvvet ve hikmet sahibi yüce bir yaratıcının varlığından asla şübhe edilemez.

ALLÂH’u Teâla’nın varlığını isbât için, kelam ilminde ve felsefe kitaplarında pek çok deliller yazılmıştır.( Muvazzah ilmi kelam dersleri kitabına müracat edebilirsiniz ) Şimdi burada bizim için yalnız ” inne fî halkıssemâvâti….) -Âli imran süresi 190- ayeti celilesini okuyup yüksek meâlini düşünmek kâfîdir.

Bu âyeti kerime güzelce düşünülürse ALLÂH’u Teâla’nın varlığına, büyüklüğüne dâir yüz binlerce delil göz önünde belirmeye başlar. Bizim burada anlattıklarımız şübhe yok ki bunları açıklamaya yetişmez. Ancak Astronomi ( Gök bilimi ), Jeoloji ( Yer bilimi ), Zoooji ( Hayvanlar bilimi ), Botanik ( Bitki bilimi ), Madenler, psikoloji ( Ruh bilimi ), Anatomi ( Vûcut yapısını inceleyen bilim ), gibi ilimlerin verdiği malumatı göz önüne getirenler, bu âyeti celilenin işaret ettiği delillere pek güzel akıl erdirebilirler. Biz burada şunu söyleyelim ki, her selim akıl sahibi güzelce düşündükçe ALLÂH’u Teâla’nın varlığını tasdik etmeye mecbur olur. İşte :

”Şübhe yok ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, uzayıp kısalmasında selim akıllara sahip olanlar için- Hak Teala’nın varlığına ve onun kudret ve hikmetinin kemaline ait- deliller, alametler vardır.” ( Âli imran 190 ) mealinde olan ayeti kerime bunu haber veriyor. Bunu takip eden ” Ellezîne yezkûrûnallah ….” ayeti kerimeside temiz, selim akıl sahiplerinin, Hak Teâla’yı her halukarda zikreden ve gökler ile yerin yaratılışında tefekküre dalan, ” Yâ Rabbi ! Bunları boş yere yaratmadın.” Diyen mütefekkir kimselerden ibaret olduğunu bildiriyor.

Bütün bu ayetler islam dininde aklın, tefekkürün ne kadar kıymetli olduğunuda göstermiş oluyor. Hatta bir hadis-i şerifte de : ”Tefekkür gibi ibadet yoktur.” Buyrulmuştur. ( Taberâni el- mu’cemü’l-kebir no ; 2688 ; 3/68 )

Gerçekten müslümanlıkta aklın, düşüncenin büyük bir yeri vardır. İslam dini tamamen akla, hikmete uygundur, hiç bir fikir yürütmekten, tenkitten çekinmesi, korkusu yoktur. İslamiyet mütefekkir insanların dinidir.

İşte bu mütefekkir insanlar, gökleri, yerleri, geceleri, gündüzleri düşünürler, fezâda parıldayan ve her biri güneşten binlerce kere daha büyük olan bir çok nurâni yıldızların ihtişamını tefekkür ederler. Yer yüzündeki yüz binlerce canlı, cansız emsalsiz şaheserleri göz önüne alırlar. Latif gündüzlerin, ruhani gecelerin ne kadar düzgün, muntazam bir yaratılış kanununa tâbi olarak, biri birini takip edip durduğunu dikkatle bakıp-durup düşünürler. Bütün bu düşünceler, tefekkürler neticesinde bunlara bu varlığı, bu intizamı vermiş olan ALLÂH’u Teâla’yı büyük bir heyecân, coşku ve şevk ile tasdik etmeye mecbur olurlar.

Hatta böyle büyük varlıkları değil,bir zerreden bile küçük olduğu halde büyük bir duygu ile, hayatını müdafaâ endişesiyle hareket eden bir mikrobu, yine bir zerreden küçük olduğu halde sinesi bir kuvvet hazinesi bulunan bir atomcağızı düşünmek bile, aklı başında olan bir insan için bu kâinâtın alim, hakim, olan yaratıcısını tasdik etmeye yeterlidir.

Bütün bu garip, emsalsiz şaheser, muntazam varlıklar, birer tesadüf eseri midir ? Bütün bunlar bilgiden, hikmetten mahrum, belki de hayâli bir tabiatın mahsulü müdür ? Hâşâ ! Böyle bir şeye hiç bir akıllı, hiç bir mütefekkir kanaat sahibi olamaz.

Tekrar ederiz ki Hâk Teâla’nın varlığını büyüklüğünü anlayıp itiraf etmek için : ”Âl’i imrân suresi 190″ ayeti celilesini güzelce tefekkür yeterlidir. Bunun içindir ki, Rasülü Ekrem Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz :
”Yazık o kimseye ki bu ayetleri okur da, bunlarda tefekküre dalmaz.” Buyurmuştur.

KIDEM : Ezeliyet, yani evveli olmamak sıfatıdır. Evveli olmayana kadîm denir, sonradan olana da hâdis denilir. ALLÂH’u Teâla kıdem sıfatıyla da vasıflanmıştır. Çünkü ezelîdir, kadîmdir. Varlığının evveli yoktur. Onun evveline asla yokluk geçmemiştir. Onun varlığı yanında milyarlarca sene, bir saniyelik bir müddet bile sayılmaz. Aynı şekilde : Gördüğümüz âlemler, milyarlarca seneden beri mevcut bulunsa bile yine Hâk Teâla’nın ezeliyeti yanında bir saniyelik bir hayata sahip olamaz.

Kisacası ALLÂH’u Teâla kadîmdir, sonradan var olan, hâşâ ALLÂH olamaz. ALLÂH’u Teâla’dan başka her ne var ise onlarda hâdistir. Çünkü ALLÂH’u Teâla’nın kudretiyle yaratılmışlardır. Artık şübhe yok ki yaratılanlar, yaratana mahsus olan kadîm sıfatına sahip olamazlar.

”ALLÂH’u Teâla vardı. O’nunla beraber hiç bir şey yoktu.”

BEKÂ : Ebediyet, yani sonu bulunmamak sıfatıdır. Sonu olana fani, sonu olmayana da bâki denir.

ALLÂH’u Teâla bekâ sıfatıyla da vasıflanmıştır. Çünkü ebedîdir,bâkîdir, varlığının asla sonu yoktur,onun yok olacağı bir zaman düşünülemez.

Kainat dediğimiz bütün varlıklar, ALLÂH’u Teâla’nın kudretiyle var olmuşlardır. Bunlar yine ALLÂH’ımızın kudretiyle yok olur, tekrar yine var olabilirler, binlerce değişikliklere uğrayabilirler. Fakat ALLÂH’u Teâla bâkidir, yok olmaktan, değişmekten münezzeh ( beri ) dir. Zira O, başkasının kudretinin eseri değildir ki onun kudretiyle yok olsun veya değişikliğe uğrasın. Bilâkis diğer bütün varlıklar, O’nun kudretinin birer eseridir. Artık Hâk Teâla’da yokluk ve değişiklik nasıl düşünülebilir ?

”Azâmet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.” ( Rahman süresi 27 )

MUHÂLEFETÜN LİL HAVÂDİS : Sonradan var olmuş şeylerden ayrı olmak sıfatıdır. ALLÂH’u Teâla havâdise muhâlefet sıfatıyla da vasıflanmıştır. Çünkü ALLÂH’u Teâla yaratılmış şeylerden hiç birine herhangi bir şekilde benzemez. Hepsine muhâliftir. Hatırlara her ne gelirse gelsin ALLÂH’u Teâla onlardan mutlaka başkadır.

Yaratılmışlar, kâinat dediğimiz şeyler, hâdistirler, değişirler, başkalaşırlar, birbirine benzeyebilirler ve nihayet yok olurlar. Bütün bu fâni varlıkların cinslerini, nevilerini, şekillerini göz önüne alınız, bunların arasında insanları, melekleri de düşününüz, bunlardan hiç biri ALLÂH’u Teâla’ya hâşa, benzemez ve hiç birisinde ulûhiyetten, mâbudiyetten hâşa bir hisse, bir parça bulunamaz. Hiç yaratılan, yok olmaya mahkum bulunmuş olan âciz, fani şeyler ; yaratan, yok olmaktan berî bulunan ALLÂH’u Azîmüşşân’a benzeyebilir mi ?… Hiç O kadîm, hakîm yaratıcıya ortak olabilir mi ? Böyle bir kanaata sahip olanlar kendi fâni varlıklarını hâşa, ALLÂH’lığa kadar yükseltmeye ALLÂH’u Teâla’yı da kendileri gibi nâciz bir mahlûk derecesine indirmeye cüret küstahlığında bulunmuş olurlar.

İnsanların ve diğer yaratılmış varlıkların bir çok ihtiyâçları vardır. Bunlar mekâna, zamana, yeyip içmeyr, gelip gitmeye, doğup doğurmaya ve başka bir şeye muhtaç bulunurlar. ALLÂH’u Teâla ise bütün bu ihtiyaçlardan münezzehtir. O’nun Arş, Kürsî, yedi tabakaya ayrılmış semâ ( gökler ) vesâire denilen nice âlemleri vardır. Fakat O, bunlardan hiç birine muhtaç değildir. Bunlar yok iken O yine var idi.

Artık şübhe yok ki muhtaç olan, yaratılmış şeylerin fâni sıfatlarıyla sıfatlanan bir zat, hâşa, ALLÂH olamaz. Mukaddes dinimi, bizleri bu gibi yanlış düşüncelerden, inançlardan kesin surette menetmektedir.

”O’nun benzeri hiç bir şey yoktur, O hakkıyla her şeyi işitici ve her şeyi görücüdür.” ( Şura süresi 11 )

KIYÂM Bİ ZÂTİHİ : Varlığı, durması kendi zâtıyla olmak manasında bir sıfattır. Bu sıfatta ALLAH’u Teâla’ya mahsustur. Şöyle ki, Hâk Teâla’nın ezeli ve ebedi olan varlığı kendi zâtıyla durmaktadır, kendi varlığı kendi hüviyetinin, kendi mukaddes zatının gereğidir. Asla başkasından değildir. Bunun içindir ki ALLAH’u Teâla’ya ”Vâcibü’l-vücud” denir. Onun varlığı, başka bir var edene ihtiyaçtan münezzehtir. ALLÂH’u Teâla’yı hâşa var eden bir var olsa idi, işte ALLÂH o var eden olmuş olurdu. Bu sebeble : ” ALLÂH’ı kim var etti ”? Diye bir suâle asla yer yoktur. Çünkü ALLÂH zatıyla durmaktadır, ezelidir, başkasının var edeceği bir hüviyette değildir. Böyle olmasaydı ne kainat var olurdu, nede başka bir şey. Bu hakikat kabul edilmeyince , içinde yaşadığımız âlemin varlığını izaha da asla imkan bulunamaz. Kainat dediğimiz yaratılmış şeyler ise hem var, hem de yok olmaya elverişli olduğu içindir ki, bir var ediciye muhtaç bulunmuştur.

Kısaca, ALLÂH’u Teâla’yı var eden bir var asla düşünülemez. Ve O’ndan başka yaratıcı bir zât mevcut bulunamaz.

”ALLÂH’tan başka bir yaratıcı var mı ?” -Fâtır süresi 3-

VAHDÂNİYET : Birlik, tek olmak, benzeri olmamak, artmaktan, ayrılmaktan, eksilmekten beri olmak gibi manaları ifade eden bir sıfattır. Bu sıfatla sıfatlanana ”Vâhid” denir ki, benzeri olmayan, parçalara ayrılmaktan, çoğalmaktan beri bulunan zat demektir. Bu sıfat da ALLÂH’u Teâla’ya mahsustur. Şöyle ki, ALLÂH’u Teala zatında, ulûhiyetinde, mabudiyetinde ve diğer bütün sıfatlarında birdir. Ortaktan, benzerden münezzehtir. Kendisinde artmak, eksilmek, parçalara ayrılmak, başka şeyler ile birleşmek gibi haller asla bulunamaz.

Evet ALLÂH’u Teâla her yönüyle birdir, her nasıl düşünülürse düşünülsün, temiz bir akıl, hikmete âşinâ bir ruh, bir ALLÂH’tan başka ilah bulunduğunu düşünemez, başkasının ulûhiyetle, mabudiyetle sıfatlanmasına imkan veremez.

Gerçekten iki veya daha çok ilahın varlığı kat’i deliller ile reddedilmiş bulunmaktadir. Şu gördüğümüz kainatın varlığı, devamı, intizâmı bütünüyle ALLAH’u Teâla’nın birliğine şâhittir.

ALLÂH’u Teâla zâtında, ulûhiyetinde, mabudiyetinde bir olduğu gibi yaratıcı olmasında da birdir. Yaratılmaya, yok ediilmeye kabiliyetli olan ; bu sebeble mümkin adını alan herhangi bir şeyi var eden, yok eden ancak ALLÂH’u Teala’dır, O’ndan başka yaratıcı yoktur.

Kâinatı böyle bizzat yaratmaya, yaşatmaya, yok etmeye kâdir olmayan bir zat ise ALLÂH olamaz. Bunun içindir ki, ikinci bir ALLÂH’ın varlığına asla imkan yoktur. Çünkü faraza iki ALLÂH’tan biri kainatı tek başına yaratmaya kâdir ise, diğeri lüzumsuz olmuş olmaz mı ? Bilakis tek başına yaratmaya kâdir değilse âciz bulunmuş olmaz mı ? Lüzumsuz veya aciz bulunan bir zat ise nasıl ALLÂH olabilir.

Bu sebeble ALLÂH’u Teâla’nın her yönüyle birliğinde hiç bir selim akıl sahibi tereddüt edemez. Birden fazla yaratıcıların, mabudların varlığına inanan milletler ise akla, hikmete aykırı bir inancın esiri olmuş ve hakikat bakımından büyük bir cehalet içinde kalmışlardır.

”Bugün mülk, hükümranlık kimindir ? Kahhâr olan bir tek ALLÂH’ındır.” ( Soruyu soran ALLÂH’tır, cevabını da veren de O’dur. ) -Mü’min süresi 16-

HAYAT : Dirilik demektir. ALLÂH’u Teâla bir tek olan, kendi zatına mahsus bir hayat sıfatı ile sıfatlanmıştır. Bu Hak Teâla’nın ilim ile, irade ile, kudret ile sıfatlanmasına mahsus bir sıfattır. Hayatı olmayan bir şey, bilmekten, dilemekten, bir şey yapabilmekten mahrum bulunur, bu mahrumiyet ise büyük bir noksanlıktır.

Evet, bu sıfatlardan mahrum olan bir şey, kendi kendine hiç bir eser meydana getiremez. Hele bilgi, düşünce, dileme, güç sahibi olan varlıkları yaratmaya asla kabiliyetli bulunamaz. Çünkü hiç bir eser, eser sahibinde bulunmayan bu gibi vasıflara sahip bulunamaz. Bunun içindir ki, tabiat denilip ilim ile, irade ile kudretle sıfatlanmayan ve varlığı eşya ile durduğu düşünülüp bu eşya haricinde bir varlığı bulunmayan şuursuz bir varlık, bir yaratıcı sıfatına asla sahip görülemez. Özellikle böyle bir varlık akla, iradeye, kudrete sahip milyarlarca yaratılmış varlıkların yaratıcısı hiç bir şekilde olamaz.

Bu sebeble kâinatın yaratıcısı olan ALLÂH’u Teâla’nın hayat ile sıfatlanmış bir Hayy-u Kayyûm olduğunda asla şübhe yoktur.

O Hayy ( ezeli ve ebedi bir hayat sahibi’dir) , Kayyûm ( bütün yaratılmışların idaresini bizzat yürüten’dir.) -Bakara süresi 255

İLİM : Bilmek, idrak etmek sıfatıdır. ALLÂH’u Teâla ilim sıfatı ile de sıfatlanmıştır. Ve onun ilmi, yaratılmışların ilmi gibi basit, sınırlı olmayıp bütün kâinâtı kuşatıcıdır. Evet.. Şübhe yok ki ALLÂH’u Teâla her şeyi bilir, O’nun bilmesinden bir zerre bile kurtulamaz. Ve hiç bir fert kendi hareketini, kendi düşüncesini ALLÂH’u Teâla’dan saklayamaz. Çünkü böyle her şeyi bilmeyen, her hareketten, her düşünceden haberi bulunmayan bir Zât ALLÂH olamaz, bu kadar emsalsiz şaheserleri meydana getiremez, bu kadar yaratılmış varlıkları idare edemez.

ALLÂH’u Teâla’nın böyle her şeyi bildiğini güzelce düşünüp tasdik eden bir insan, şübhe yok ki daima uyanık bulunur, her işini , her hareketini bir eep dairesinde tanzim eder, fena sözler söylemez, fena şeyler düşünmez, hiç bir kimsenin hakkına sarkıntılık etmez, hiç bir kimsenin görüp bilmeyeceği bir yerde bile ALLÂH’ın buyruklarına aykırı bir iş yapmaz. Çünkü kendisinin bütün yaptıklarını, yapacaklarını ALLÂH’u Teala’nın bildiğine imânı vardır.

”Hiç yaratan bilmez mi ? O en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden hakkıyla haberdardır.” – Mülk süresi 14 –

İRÂDE : Dileyebilmek, tercih edebilmek sıfatıdır. ALLÂH’u Teâla irade sıfatı ile sıfatlanmıştır ve onun iradesi ezelidir. ALLÂH’u Teâla yaratacağı şeyleri bu irade sıfatı ile kendi hikmetine göre birer şekle tahsis buyurur ve onun irade buyurduğu şey mutlaka olur, irade buyurmadıkça da hiç bir şey meydana geleme, getirilemez.

ALLÂH’u Teâla bütün bu kâinâtı ezeli olan iradesi ile yaratmıştır. Yaratılmış şeylerin binlerce, milyonlarca cinslee, nevilere, sınıflara ayrılmış olması, muhtelif özelliklere, sıfatlara sahip bulunması, mesela bir topraktan, bir sudan, bir havadan istifade eden sayısız ağaçların, ekinlerin, çiçeklerin, meyvelerin, başka başka şekillerde , renklerde, tatlar da meydana gelmesi bütün ezeli bir iradenin neticesinden başka değildir.

İşte bütün bunlar, ALLÂH’ımızın irade sıfatı ile sıfatlanmış olduğuna birer delildir.ALLÂH’u Teâla hakkında mecburiyet düşünülemez, hiç bir şeyi var etmeye veya yok etmeye -hâşa- mecbur değildir. Mecburiyet bir acizlik halidir. ALLÂH’u Teâla’nın şânınâ, azametine asla yakışmaz.

”Dilediği şeyleri mutlaka yapandır.”- Burûc süresi 16 –

KUDRET : Zenginlik, zor, hayat sahiplerine mahsus kuvvet manasında bir sıfattır. Ezeli, ebedi tam bir kudret ALLÂH’u Teâla’ya mahsustur. ALLÂH’u Teâla, her yaratılmışta dilediği tasarrufa kâdir, her mümkün şeyi yaratmaya, yok etmeye muktedirdir. Onun kudretine son yoktur. Bu muazzam kainat onun kudretine pek parlak, pek kuvvetli bir delildir.

ALLÂH’u Teâla dilerse bir saniye içinde binlerce alemi yoktan var eder ve dilerse binlerce alemi bir anda büsbütün yok eder. Çünkü her hangi mümkün bir şeyde böyle dilediği şekilde tasarrufa kadir olmayan bir zat, kainatın ALLÂH’ı olamaz.

ALLAH’ü Azîmüşşân’ın bu büyük kudretini güzelce düşünen bir mümin onun azametinin önünde eğilir, onun kudretinden titrer, onun mukaddes emirlerini, yasaklarını yerine getirmeye çalışır durur.

”O her şeye hakkıyla gücü yetendir.”-Mâide süresi 120-

SEMİ’ : İşitmek kuvvetidir. ALLÂH’u Teâla semi’ ; işitme sıfatı ile de sıfatlanmıştır. Onun işitip bilmesi, başkalarının işitip bilmeleri gibi noksan, sınırlı değildir. Hâk Teâla Hazretleri, her şeyi işitir, en gizli sesler, hareketler O’nun işitmesinden kurtulamaz. Özellikle kullarının dualarını, zikirlerini, gizli âşikar yalvarma ve yakarmalarıni işitir, kabul eder, mükafatlandırır.

ALLÂH’u Teâla’nın böyle her şeyi bilip işitir olduğuna iman eden uyanık bir insan, şübhe yok ki daima güzel konuşur, daima Hak Teâla’yı zikre, tevhid ve yüceltmeye çalışır. Her işini, her sözünü güzelce yoluna kor.

”Muhakkak ki ALLAH’u Teala her şeyi hakkıyla işitici, her şeyi hakkıyla görücüdür.”- Hacc süresi 75 –

BASAR : Göz ve görme kuvveti demektir. ALLÂH’u Teala kendi şânına layık bir şekilde basar ; görmek sıfatı ile de sıfatlanmıştır.

Şöyle ki :

Hâk Teâla Hazretleri her şeyi görür ve bazı şeyleri görmesi diğer şeyleri görmesine asla mani olamaz ve onun görmesinden hiç bir zerre gizli kalamaz. Mesela en karanlık geceler de, en ufak karıncaların ve daha küçük yaratılmışların kımıltılarını, yürümelerini, bütün vaziyetlerini görür, bilir.

Şübhe yok ki, görüp bilmekten mahrumiyet, büyük bir noksanlıktır. Böyle noksanlıklar içinde bulunan kör kuvvetler, duymaz-bilmez varlıklar, asla tanrılık, yaratıcılık vasfına sahip olamazlar. ALLÂH’u Azimüşşân ise bütün noksanlıklardan münezzehtir, bütün kemal sıfatlarla sıfatlanmıştır.

Kalbi iman dolu bir insan, ALLÂH’u Teâla’nın daima kendisini görüp gözetmekte olduğunu bilir, düşünür, durumunu düzeltir, edebe aykırı hiç bir harekette bulunmaz, melekler gibi temiz bir hayata sahip olmaya çalışır durur :

” İyi bilin ki ALLÂH’u Teâla yapmakta olduklarınızı hakkıyla görücüdür.”- Bakara süresi 233 –

KELÂM : Bir mana’yı ifade eden, bir maksadı anlatan söz demektir. ALLÂH’u Teala, kelam sıfatına da sahiptir. O’nun kelâmı, harften, sesten münezzehtir, ezelidir.

Hâk Teâla, kendi ezeli kelamını dilediği zaman kendi şânına lâyık bir şekilde meleklerine bildirir, işittirir, anlatır.

ALLÂH’u Teâla’nın Peygamberlerine dilediği şeyleri vahy ve ilhâm etmiş olması da bu kelâm sıfatının bir tecellisi – açıkça ortaya çıkması – demektir. Bu kelam sıfatı iledir ki, semavi ilâhi kitaplar meydana gelmiş ve özellikle ” Kelâm-ı Kadîm ” denilen Kur’ân-ı mübin Peygamberimize inmiş olup, insanlık için asırlardan beri bir hidayet rehberi bulunmuştur :

”O Peygamberlerden bir kısmı vardır ki, ALLÂH’u Teâla onlarla konuşmuş ve bazılarını da derece derece yükseltmiştir.” – Bakara süresi 253 –

TEKVÎN : Var etmek, icat etmek manasınadır. Bu da ALLÂH’u Teâla’ya mahsus bir sıfattır. Hak Teâla Tekvîn sıfatı ile dilediği her hangi bir şeyi yok iken var eder veya var iken yok eder.

ALLÂH’u Teâla’nın bu alemleri yaratıp yok etmesi ve bilhassa kullarıni yaratması, yaşatması beslemesi sonra da öldürüp başka bir âleme götürmesi bütün Tekvîn sıfatının birer tecellisi demektir.

”ALLÂH’u Teâla bir şeyi yaratmak istediği zaman onun yaptığı sadece ol demekten ibarettir, o da hemen oluverir.” -Yasin süresi 82 –

ALLÂH’ımızın mukaddes sıfatlarına dair verdiğimiz malumâta bir hülasa olmak üzere şunu da tekrar arz edelim ki, Hak Teâla’nın varlığı, birliği, kudret ve azameti, ezeliyet ve ebediyeti ve diğer yüce sıfatları her şeyden daha açıkçadir, bunları inkâra, düşünüp tasdik etmemeye asla imkan yoktur.

Bir kere düşünelim, bu kainatta hiç bir zerrenin kendiliğinden var, kendiliğinden yok olamayacağını ve yine hiç bir zerrenin kendiliğinden kımıldanıp duramayacağınıbilim ve fen haber vermiyor mu ? Halbuki biz milyonlarca âlemin, milyonlarca parlak gök cisimlerinin, yıldızların varlığını, hareket ve sükûnunu görüp biliyoruz. Artık bunları var eden ezeli, ebedi bir ALLÂH’ın varlığında nasıl şübhe edilebilir.

Biz yine biliyoruz ki ; bilgisi olmayan, iradesi, kudreti bulunmayan bir şeyin ; bir gayeye, bir hikmete yönelik ve emsalsiz, latif bir takım eserleri var etmesi aklen imkansızdır. Halbuki biz bu âlemde her neye bakacak olsak, onun bir gâyeye, bir hikmet ve maslahata yüz tutmuş olduğunu görürüz.

Evet.. Her hangi bir küreden en küçük bir zerreye kadar bakılınca onların öyle gelişi güzel, tesadüf eseri olmadığı görülüyor, onların boş yere yaratılmamış olduğu anlaşılıyor, her birinde fevkalâde bir güzellik ve incelik , bir sanat eseri, bir irade ve seçilmişlik nişânesi görülmüş oluyor.

Artık bu kadar faydalı, emsalsiz şaheserlerin ilim, kudret, hikmet sahibi olan ezeli bir yaratıcıya muhtaç olmadığını kim söyleyebilir.

Biz bütün bu dışımızda ki varlıklardan dikkatlerimizi alalım da kendi nefsimize, kendi vicdanımıza müracaat edelim, vücûdumuzun bütün zerreleri , hücreleri, vicdanımızın bütün duyguları, aklımıza fikrimize doğan bütün düşünceler şânı pek büyük bir ALLÂH’ın bizleri yaratan, yaşatan, rızıklandıran bir yaratıcının varlığına daima şahitlik edip durmuyor mu ?

O halde hiç şübhe yok ki, kimse kendi insanlığını kaybetmedikçe ulûhiyyet fikrinden, ALLÂH’a iman akidesinden asla mahrum bulunamaz.

” Hiç ALLÂH’u Teâla’dan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı varmı dır.”
– Fâtır süresi : 3
________________

Beni Arayan "Burda" Bulur

ڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪے
,
"Yaradan "Dost "Olduktan "Sonra
"Kulu "Düşman "Olsa "Ne "yazar?
,
ڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪے
imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
allah'in sifatlari, allahu, iman, sifatlarina, tealaya

Seçenekler
Stil


Saat: 01:11

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

istanbul escort Beylikdüzü escort Avcılar escort Ankara escort Ankara escort porno izle ---- ankara escort - istanbul escort