ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgisi Sosyal Bölüm > ForumSevgisi Aşk - Sevda - Şiir > Aşk'a Ait


Gönülden Süzülenler | İsmail Sarıgene


Gönülden Süzülenler | İsmail Sarıgene

ForumSevgisi Aşk - Sevda - Şiir Kategorisinde ve Aşk'a Ait Forumunda Bulunan Gönülden Süzülenler | İsmail Sarıgene Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Gönülden Süzülenler | İsmail Sarıgene Gönülden Süzülenler / 8 Dualarımda suç üstü yakalanmış iken çocukluğum, Sal beni cam kenarı özlemlere.. ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 01 Kasım 2014, 15:06   #1
Durumu:
Çevrimdışı
Cate
Üye
Cate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Acimasiz
Üyelik tarihi: 26 Ekim 2014
Şehir: -sen gittin herkes ölmeye başladı
Mesajlar: 4.582
Konular: 2467
Beğenilen: 227
Beğendiği: 168
www.forumsevgisi.com
Standart Gönülden Süzülenler | İsmail Sarıgene

Gönülden Süzülenler | İsmail Sarıgene

Gönülden Süzülenler / 8

Dualarımda suç üstü yakalanmış iken çocukluğum,
Sal beni cam kenarı özlemlere..
Ve dudaklarındaki suskunluğunla öldürmeye devam et beni.
Devşir beni bensizlikle..
Ve durma sakın..
Ellerimle yeşerttiğim düşlere basmaya devam et..
Bakma gözlerimin içindeki gözlerine.
Yakma içimde söndürdüğüm bisiklet sevdası çocukluğumun buzdan renklerini…
Ve söyleme / Komşumuzun bahçesinden çaldığım erikleri..
Sakın dillendirme, senin için işlediğim faili meçhul cinayetlerimi..
Ve saçlarını örmek için gökyüzünden çaldığım gökkuşağı için sakın beni ihbar etme
*
Hangi cürüm işledin ki yasadışılığını iz’an ediyorsun sonsuzluğa.
Hangi recm verildi ki de özgürlüğünün ayak ucunda gözlerinin tutukluluğuna methiyeler ediyorsun.
Suçlu isen ayağa kalk ey aşk..
Ya da suçsuz isen yürü ölüme.
Ancak ölüm sevdana ödüldür.
Hayat geride kalmıştır sana ancak
Cennetin en yeşil bağlarında beyaz renkli masallar bağışlayabilirim..
Nehirlerin tersine akışını sana yordum be sevgili.
Acıdan mutluluk doğuran kadın.
Taşı sıktı mı umudu bağrına alan yâr.
Yaralarından bana da bir yer aç ta yaralarına yârenlik edelim.
Sus payı verilmiş ya da hayat koşuşturmasına bir es arası vermiş dudaklarıma bir cümle genişliği ver sevdalı omuzlarından.
K’ayıp çocukluğumun orta dalga yayını yapan radyodan yayılan sese inat sen susuzluğuma adın miktarı ses ol.
Damarlarından akan hayattan bir damla ışık hüzmesini bana reva gör.
*
Eskiden çok eskidendi.
Teneffüs aralarında zangır zangır bağıran simitçiye inat annemizin iki dilim ekmeğin üzerine sürdüğü yağ ile zeytini yan yana götürdüğümüz zamanlardı.
Yalın, süssüz ve tertemiz.
Metal dünyaya kafa tutan tahta arabaların mahalle aralarında cirit attığı,
Anadolu’nun bir küçük kasabasında televizyonlarda gördüğümüz kayak yapanlara inat biz annemizin çamaşırlarını yıkadığı leğenleri gizli gizli kaçırıp karlı bir tepeden aşağıya leğenlerle inmek.
Ve koca ve süslü vitrinli büyük mağazalardan satın alınmamış oyuncaklarımıza inat biz dizlerimi büküp bir yuvarlağa cam bilyeleri doldurmak.
Ellerimize doldurmayan silahlara inat tahta sapanlarla taşlara yüklenmek.
Iskalasak ta gülümseyebilmek her şeye inat.
Yokluğun yoksulluğuna düşmeden varlığımızın şükrüne durmak..
O şükrü gülümseyerek eda etmek..
Bir Elif miktarı gülümsemek velhasıl.
*
Tıknaz ve yeknesak bir cümlenin ortasına bir bağdaş kurdum.
Seni anlatmaya cüret eden bir dudağının yakasına yapıştı elim.
Sorgusuz sualsiz bir ölüm peydahladım belirtili belirtisiz öznelerine.
Yama yapılmış yaralarına tuzu bandırıp bandırıp içirdim.
Bir öksürük parçaladı içini.
Bendeki sevdayı anlatmayan masalın katline soyundum,
bir alfabeyi alnı ortasından vurdum.
Katilim ben, evet seni anlatamayan bir harfin katline boyandım.
Yaşasın sevda, yaşasın aşk..
*
Çocukluk düşlerimizin üzeri hep açık kaldığındandır yaralarımızın pansumanı kabul etmeyişi. Dikiş ve yama izi belli olmasın diye tek bir gözyaşı dökülmezdi göz saçaklarımızdan.
Bir mavi bilye peşinde koşarken dizleri ve paçaları kirlense de bedenimin,
yüreğimin nişanıydı yüzümün toprakla karışık kokusu
*
Çocukluk düşlerimizin üzeri hep açık kaldığındandır yaralarımızın pansumanı kabul etmeyişi. Dikiş ve yama izi belli olmasın diye tek bir gözyaşı dökülmezdi göz saçaklarımızdan.
Bir mavi bilye peşinde koşarken dizleri ve paçaları kirlense de bedenimin, yüreğimin nişanıydı yüzümün toprakla karışık kokusu
*
Yaralarımı yar ile kapatmaya çalıştıkça yastık altı yalnızlıklarımdan ifşa edildi öyküsüzlüğüm. El ense edildi düşsüzlüğü düşmüş sürgünlüğüm.
Ve dudaklarıma dikilmiş ani ve penceresiz mavi bir ölüm.
*
Yapay ve plastik oyuncuklarım yoktu benim.
Karda akşam ezanı okuna kadar Tepeparktan aşağıya kaymak defalarca onlarca.
Bıkmadan usanmadan.
İçi geçmiş çaydanlıklarda demlemek hayatı,belediye otobüsü beklerken üşüyen ellerimle sımsıkı tutmak çay kupasını.
Bir gazeteye sarılmış ekmeğinin sıcaklığını koruyabilmekti çocukluğumun en büyük ödevi.

İsmail SARIGENE
________________
aşkın ekimi kasımı olmaz ki.
ılık bir ekim sabahında,
ayaz bir şubat akşamında,
ya da temmuz güneşinde sevemez miyim seni?
severim, hem de çok!
imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 01 Kasım 2014, 15:07   #2
Durumu:
Çevrimdışı
Cate
Üye
Cate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Acimasiz
Üyelik tarihi: 26 Ekim 2014
Şehir: -sen gittin herkes ölmeye başladı
Mesajlar: 4.582
Konular: 2467
Beğenilen: 227
Beğendiği: 168
www.forumsevgisi.com
Standart

Gönülden Süzülenler/7

İçinde " umut " olan bir masal anlat bana,
Bilmediğimiz bir köyün şiir yüzlü çocuklarına götür sonra.
Ve masalından uyandırmadan önce
Gözlerime " gül’üşünü "
Yüreğime rengarenk " gökkuşağını " giyindir.
Ve gece uyku tutmayıp
Bir duvar sonrası nakışlanan ölümde
Korkularıma inat varlığınla beni cesaretlendir sevgili.

" Zaman aleyhimize olsa da
Bilmediğimiz bir köyün
Şiir yüzlü çocuklarına
Kutu kutu çikolota dağıtmaya geç kalmadık sevgili. "

" Şiir yüzlü çocukların duasını almış bir sevda bizimkisi sevgili.
Yetimhane köşelerinde annesiz babasızlığına büyüttükleri özlemlerin,
içinden geçirdik birbirimize olan özlemi.
Bayram sabahı bir elbise bile alınmayacak kadar büyük yalnızlığı olan,
çocukların yüreklerinde asılı bir muskanın içinde saklıydık biz. "

Bir kır düğününde ellerimizden gökyüzüne hediye edilmiş binlerce balon olmalı.
Nihavent sesinden düşen bir hayata eşlik etmeliyim sonra.
Saçlarının kokusu için kelebekler birbirleriyle yarışmalı ve biz dans kalktığımızda,
yıldızlar gökten gökyüzüne kaymalı ve her bir yıldız kaydığında,
binlerce şiir yüzlü çocuk yüreğinde Cennet kapıları sonuna kadar açılmalı sevgili.

Birbirimize sarılmayı özlerken kaç tane taştan bebeği avuttuk bağrımızda, kaç gecenin katline soyunduk.
Acıyı ateş diye yakıp umudu demleyip hayat çaydanlığında.
Uçurum öncesi fırtınalara kafa tutup sevdaya binlerce hasret cümlesi bıraktık biz.

" Gül’üşlerindeki umuttan nasiplenip Afrika çöllerini bile çiçek bahçesine çevirebilecek kadar sevdalı tüm hücrelerim. Ömrüm ömrüne feda olsun sevgili. "

Gül’ümsediklerinde her iki yanağında Peygamber çicekleri açan çocukların dualarında büyüyen sevdayız biz.
Açlığını bir cami avlusundaki çeşmeden içtiği bir avuç su ile gideren bir çocuğun gözleri şahit sevdamıza sevgili.

Terlemiş ömrüme yanaştırdım ılık nefesini.
Varlığından bir umudu çocukluğumun yalnızlığa serpiştirdim.
Rastgele bir sözcükler savurmadım saçlarına.
Yüreğimin en yeşil bahçelerinden koparıp sesinin nihavent sesine gelin ettim yarı aksak mutluluğumu.
Sen en büyük duamsın ey sevgili.
Gökyüzünün iki kenarına açtığın ellerinde uyumayı diliyorum.
Bir daha gözlerimi açmamak üzere.
Sağıma seni, soluma yıldızları aldım sana geliyorum sevgili.
Elimde masal kitapları, yüreğimde özlemin ve dudaklarımda ıslanmış bir mutluluk masalım.
Kan ter içinde, gece dağ tepeyi aşıp sana varacağım.
Bir bozkır kuraklığından soyunup bir deniz bereketini giyineceğim.
Kendimin katili olup sende yeniden doğacağım.

Sonu gözükmeyen bir bozkırın yüzyıllık uykusunu uyandırdı bir gül sağnağı.
Bir fincan umudun ateşlediği ve hasretle yoğrulmuş hayat hamuruna sevdayı mayaladık.
Sabırla ve özlemle harelendirip Elif kadar dimdik mutlulukları serpiştirdik.
Bir cümle içinde sırtlarını birbirine dayamış iki kelime olabilmenin hazzında hayata bir Elif miktarı gül’ümsedik sevgili.

Yüreklerimize sürgülenmiş hasrete inat geleceğimize bir sevdayı dua dua nakışladık biz.
Utangaçtı düşlerimiz, sargısızdı özlemlerimiz.
Sarıldık mı birbirimize, acıya bir tabut daha ayarlardık.
Ellerimiz avuç içlerimizde yanarken dışarıda sağnak halinde güller yağardı Elif tadında.

” Senden başka hangi yürek
Kadavra hükmündeki bedenimi tazelerdi ki…
Hangi göz,
Bir kez bile dokunmadığı kirpiklerim için
İsmail’in boğazına sürülen bıçağa canını sürerdi ki …”
Ey dilsizliğimin dile gelen sevda cümlesi…

Saksılara ellerimizle ektiğimiz ve gözümüzün nuru baktığımız umutlar bak yeşermiş sevgili.
Umutlanmış tahta beşikte uyuyan Elif.
Bak beyaz badanalı evimizin önünde bize gülümsemekte.
Ayakları çıplak yine.
Haydi Elif’in ayaklarına yüreklerimizi giydirelim.
Üzerindeki beyaz elbisesine mutluluklarımızı yazmaya gidelim.
Bir ezan vakti koşalım sana.
Senin ellerinde deniz kabukları, benim ellerimde cam bilyelerim..
Kum saatine baktım da geldim şimdi; vakitlerden kavuşma, günlerden Elif..

Sarı saçlı bir çocuğun gözlerine serdim mavi bilyelerimi.
Güneşi yüzlerine çizdiğim kız çocuklarına masallar anlatıyorum küçük bir kasabanın tarih kokan sokaklarında.
Yalın ayak ayaklarımla koşuşturduğum veresiye aldığım şekerleri delik ceplerimden döke döke o sarı saçlı kız çocuklarına koşuyorum.
Sonra gülüşlerinden kanayan yaralarıma şifalar diliyorum.
Benek benek çiçekli elbiselerinden kara kışlarıma baharlar serpiştiriyorum.
Sonra dağın eteklerinden bir rüzgar esiyor gülüşü Cennet kız çocuğu düşlerime.
Bir umut doğuyor bulutların arasında.
Gülüyorum, gülümsüyorum.
Sarı saçların altındaki tebessümleri çalıp bir mutluluğa filiz oluyorum.

Omuzlarımın eğikliğine denk gelmedi mi hiç gözlerin.
Sana gelen yolları aşındırdı o omuzlar.
Ve kaç yol üstü molası çığlığı saklıdır üstünde ve kaç suskun tabuta omuz verdi omuzlarım.
Uzaklığı hiç aldırış etmedim ben.
Gelecektim sana, bir gün kavuşacak için varacaktım sana / gitmek için değil.
Ayaklarımın yavanlığından, tahta arabalı çocukluğumun hiç anlamı yok sana gelen yolculuklarıma denk gelen.
Bastırdıkça özlemlerimi, küllerini derime enjekte etmekten bir tahta kovuğuna gelin ettim.
Eğiktim, büzüldüm ama hiçbir zaman eğilmedim yokluğuna.
Ve hiçbir zaman uzaklığına yokluğunu karıştırmadım.
Bensizliğin, bir günlük insan yürüyüşü kadardı.
Yokluğun adınla başlayıp gözlerinin güzelliğiyle bitirdiğim cümle kadardı işte.
Varlığın ise bende koca ömür..

Sevda için bir umut için savaşmak bu.
Kaybettiğin sadece o savaşın hüznü için kendini boğduğun ve umutsuzluğa gebe kaldığın an’dır.
Tıpkı elindeki ekmeği yere düşürdüğünde onu yerden kaldırıp alnına sürüp bereketine şükretmektir. Hayatın içinde hepimizin bir savaşı var hem de amansız belki de kimilerinin bu savaşı tek başına. Yenilecekleri aşikar olsa da savaşmak.
Elinde silah, teçhizat olması gerekmiyor bunu yapabilmek için.
Her şeye inat her olumsuzluğa inat nefes almaktır savaşmak.
Gelemeyeceğini bilsen de dört gözle beklemektir savaşmak.
Ne olur savaşın aşk için.
Saflarınızı mutlulukla ve umutla sıklaştırın ve kaybetseniz de sadece içinizdeki hayata bir şey olmayacak.
Biraz hüzün biraz gözyaşı.
Bırakın her sabah yatağınız tek başınıza kalabiliyor olmak, isteklerinizi dertlerini ve çığlıklarınızı anlatabiliyor olmak, ellerinizi ve ayaklarınızı istediğiniz gibi oynatabiliyor olmak ve dilediğiniz süre gülümseyebilmek.
Bırakın hayat size istediğiniz ya da hayal ettiğiniz hiçbir şeyi vermemiş olsun ama siz olursa olsun hayata dair bir miktar umut besleyin. Nefes aldığınızı bir tebessüm ile şükrediniz.
Biliniz ki herkesin bir derdi var dertler bitmez.
Ama umut ve mutluluk bugün yanınızda olmasa da bir gün mutlaka sizinle olacaktır.
" Hayat umut ettiğin kadardır."

Suretini unuttuğum bir masalın ayak uçlarından sesleniyorum şehrine.
Bir dakika önce senin ayak basma ihtimalinin var olduğu sokaklarda yalpalayan rüzgara inat bir deniz kokusu. Kalabalıkların içindeki tenhalığa zorlanmış bir geminin gökyüzüne değen alnında vuruyorum sözleri ayak ucundan. Sıkıyorum en namert yerinden cümleleri acıya.
Geçer bu da geçer diyerek kanamalı bir acına ortak ediyorum kendime.
Payıma mutluluk düşmüşken , bu fakir adama sevdan bir paye edilmişken seni seviyorum diye avazım çıktığı kadar bağırıyorum.

Yüzünün utangaç yanında birikmiş binlerce çocuğun bayramlık elbise düşü saklı.
Plastik oyuncakların bile içini ısıtacak gül’üşünü dua diye saklayıp yüzyıllık uykularından uyunan sevdalıların tercümanı olduk biz sevgili. Geceyi aydınlatan gözlerinden bir ışık hüzmesi yolla, tüm karanlıklarım firar etsin.

Acılarımızdan ayıkladığımız bir fincan umutla sarıp küçücük mutluluklardı bizim bayramlarımız.
Ne zaman hüzün perdelese gözlerimizin iç yazgısını, sesimizdeki ince bir gül’üş yeterdi bir ömür boyu düşsüzlüğümüze. Sade ve birkaç cümleye sığacak kadar kısaydı birbirimize olan sevdamız ama aldığımız her nefeste yeniden tazelenen bir ömür kadar kocamandı yüreklerimiz.

Her bir gül’üşünde şiir yüzlü çocukların yüzüne bir mutluluk kipi serpiştiriyorum.
Sesinin ince nağmesiyle avutuyorum dilsizliğimi.
Nefesini yağdırıyorum sağnak sağnak, sol yanıma umutlarının felcini indiriyorum ve şah damarıma yazıyorum adının tüm harflerini. Adına sevda diyorum; günlerden umut.
Sana sevda / umut dedikçe, ölümlerden ayıklanmış bir hayat diliyorum sana sevgili.

Her bir gül’üşünde yeniden ölümü kefenliyorum sevgili.
Varlığına binlerce umudu paylayıp ellerinde balonlarla bir deniz kıyısında kavuşacağımızı günü ilmekliyorum gözlerime.
Harf harf işliyorum yüreğimin mutluluk coğrafyasına.
Ve ne zaman adın bir cümlenin içinde mutluluğa yaslansa, nihavent sesine uzanıp Cennete yalın ayak koşuyorum sevgili.

Kağıttan evlerimiz, güllerden gökyüzümüz vardı sevgili.
Acıdan olma, umuttan doğma " mutluluklarımız " vardı yüzümüzde beliren her bir gül’üşümüzde. Sarıldık mı birbirimize, tek bir alfabe düşmezdi satırlara.
Saçlarının kokusuna sarhoş olur, ellerini tuttuğumda karanlıklarıma " aydınlık " doğardı.

Bir luna parkın içinde kaybettiğim pamuk şekerlerimi gözlerinin kahverengi gözlerinde buldum.
Bir kargo poşetinin içinde sakladığım mavi bilyelerime nefes oldun sen.
Bir kum saatini elinden alan yüreğim küçük bir çakının şahitliğinde sana özlem yangınları büyütüyor.
Bir iskelenin kenarında yüreğime dayadığım ahizenin arkasındaki yüreğimi yüreğimden yakala.
Ve sesini ararken bir sahilde, sen soluk soluğa koş ve bir Elif miktarı sarıl bana. Ve hiç bırakma..

Sevdamıza tanık binlerce rengarenk balonlar getirdim.
Hafiften yağmur düşerken uzaklığımıza, acılarımıza bir şemşiye ile değil sevdamızla göğüs gerdik değil mi sevgili.
Birazdan dilimizden düşürmediğimiz şarkı çalınan radyoda.
Hadi sesini aç yüreğinin de, dolayım nefesinin hayat gözeneklerine.
Saçlarını da çöz de sevgili, yıldızları öreyim köklerine..
Elif elinde rengarenk balonlarıyla beklerken, sevdanın uzaklığına aldırış etme.

Tekil bir yalnızlığın içinden uzat ellerini.
Utangaç yanaklarında bir tebessüm belirse üşengeç yaralarıma şifa diye sürüyorum gözlerini.
Ellerini ellerimle yakalayıp avuçlarından kayıp giden bir terin akıbetine aldırış etmeden koca gövdeme
umutlar serpiştiriyorum.
Belirtisiz ya da yeknesak bir cümlenin içinden geçip sen’li bir varlığına nüfuz ediyorum.
Soyunuyorum, üryanlığıma bir yangın bileyip azı dişlerimin sancısından bir sevda doğuruyorum.
Doğan her düş’e bir kurban veriyorum. Azat ediyorum tüm gurbet kuşlarını.
Ve sana gelirken tüm yollara en sevdiğin çiçeği ekiyorum sevgili.

Ekmeğimden, terimden sakınıp bir uçurtmalar alamadım sana.
Oysa baba yadigarıydı marangozluk.
O tahtaya yüreğini katıp tahtaya işlerdi içini.
Ve ben onun kocaman ellerin tersine küçük ellerimden bir mürekkebe yaslıyorum düşlerimi.
Sana gelirken ki cam kenarı biletleri biriktirip kağıttan gemiler bıraktım avuçlarına.
Sokağına bir söz bıraktım karanlıkta üşüme diye.
Sabahı müjdeleyen vapurların içine ıslak mektuplar bıraktım.
Ne zaman umutsuzluğun bir iskeleye vurursa o el yazması mektuplardan mutluluğu ayağa kaldırır diye. Ve bir yürek bıraktım.
İhmal ettiğin öğle yemeği vaktinde iştahsızlığına ve yalnızlığına bir mutluluk besini olsun diye.

Gökyüzünden mutluluk sağnağı, elllerimizle umuda bir ağ atıyoruz yürüdüğümüzün yüreğine denk gelecek şekilde.
Acıya tek bir zırnık vermiyoruz.
Acıya tokuz biz.
Mutluluğa, umuda aç iki nefesli bir dünyanın sevdasıyız biz.
Sonra bir ekmek arası huzur niyetine yolcu ediyoruz göçmen kuşları. Bir küçük balıkçı kulübesinden yıldızlara selam yolluyoruz.
Ateşe yarenlik, suya mahzenlik ediyor gönüllerimiz.
Velhasıl sevgili, bir sen bir ben ve biz koca bir ömür oluyoruz.
Ölümü öldürmekten vazgeçiyoruz.
Ölümü avuçlarımızda açmış bir gül tezahür ediyoruz, umudu ise hayat diye geçiriyoruz nüfusumuza.
Ve güller yağarken saçlarımıza bir kır düğünü başlıyoruz el ele yüz yüze koşa koşa ölüme gittiğimiz yerde..

Bir düş düştü düşsüzlüğüme.
İlkin taş bebeklerin susuz çığlığında aradım seni, sonra bezden yapılmış kız çocuğunun saçlarında.
Tel tel döktüm yüreğimi avuçlarına.
Nadasa bırakılmış bozkır gibiydi yüzüm, hiçbir tebessüm çiçek vermezdi bahçelerimdi.
Yavandım, yalandım ve koca bir yandım kısırlığın yüzüne aşikar.
Ama sen geldin, umut dedim sana. Yar edindim kendime pay edilmiş paydan.
Kısır gövdeme inat bir düş yeşerttim.
Bir iskelenin aydınlık yüzünde bezden bebeklerle bekliyorum seni..
Sende bana gelirken kargo paketiyle yolladığım mavi bilyeleri getirmeyi unutma emi.

" Morglardan ayıkladığımız her bir cümleye
İlmek ilmek hayatı yüklüyorduk
Onca yükü taşımayan her bir aşkın tabutuna
Omuz veriyorduk sonra.
Uzayıp giden ayrılık mezarını gördükçe,
Seccade aramadan,
Olduğu yerde
Varlığımızın şükrüne duruyordu alnımız.
Ayrı ayrı gökyüzünden nasiplense de gözlerimiz,
Aynı yola çıkıyorduk istikametlerimiz.
Sen sevda yolundan koşarken bana,
Ben tali bir yoldan çıkıyordum yüreğine."

Orta Anadolu’ da yaz ortasında geçiştiren yağmurlar gibi
Geçiştirildi kır düğünü özlemlerim.
Yetimhane çocuklarının sevinçleri gibi yavandı dudak kenarlarım.
Yaşadığım iklim gibi karasal ve kuraktı gülüşlerim.
İç kanamalarım vardı gece
sancılanıp,
Gündüzleri tok karnına unutulan.
Dizlerimin üstüne düşmelerim vardı çocukluktan kalma,
Hep körpe ve hep sargısız.
Umutlarım vardı, duvağı hiç açılmamış.
Bir de gözlerimin içinde saklı nikahsız mutluluklarım.

Dilini yitirmiş bir cümleyim.
İçimde birikmiş nice söz var şimdi.
Sıraya geçmiş bir kalabalık herşey, her söz.
Avazım çıktığı kadar sarılmak istiyorum sana.
Bağırmak delice. Duvarlara vurup vurup geri dönecek kuvvetli bir nefesin içinde pey
…dalanmış bir söz dizimlerim var içimde.
Yakılmış, yaralanmış ama içimde bir sus’ku.
İçimde bir yanardağ var ama kusamıyorum.
Dışımda közler birikmiş yanıyorum diyemiyorum.
Susuyorum, gözyaşlarımı bile haykıramıyorum.
Sessizlik ne zormuş Ya Rab.
İçime, dilime dolanmış düğümleri çöz.
Bir alfabeyi bağışla bana.
Doya doya içeyim cümleleri sonra da dudaklarımdan bir hayata sürgün edeyim sözleri.
Biliyorum ben harfleri ilkokul terkten bıraktım ama içimdeki sözleri şimdi haykıramıyorum.
Şimdi konuşamadığım dudaklarımı sadece ısırıp ağlamak için kullanıyorum.
Ne acı cümle cümle susmak içinde..
Ya Rab kanatma dudaklarımı.
Bu sessizlikle imtihan etme beni. Beni bir cümleye bağışla.
Konuşamayan Nineciğime ses oldum

İsmail SARIGENE
________________
aşkın ekimi kasımı olmaz ki.
ılık bir ekim sabahında,
ayaz bir şubat akşamında,
ya da temmuz güneşinde sevemez miyim seni?
severim, hem de çok!
imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 01 Kasım 2014, 15:08   #3
Durumu:
Çevrimdışı
Cate
Üye
Cate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Acimasiz
Üyelik tarihi: 26 Ekim 2014
Şehir: -sen gittin herkes ölmeye başladı
Mesajlar: 4.582
Konular: 2467
Beğenilen: 227
Beğendiği: 168
www.forumsevgisi.com
Standart

Gönülden Süzülenler 6

" Bayat ekmeğin üzerine sürülmüş acılarla geçiştirilmiş öğle paydoslarında sevdim seni.
Gazoz kapaklarından alıntı yaptığım filintalı, şatafatlı sözlerle değil
Anadolu’nun küçük bir kasabasının yarı bozuk yarı argo şivesi ile anlattım seni.
Soğuk bir kışın izlerini barındıran demir sefer taslarına konmuş,
yemeklerden önce aç karnına içtim gözlerini.
Gasp edilmiş çocukluğumu ararken gözlerinde,
koca bir özlem cümlesi oldu sustuklarım.
Bilmediğim bir sokakta hayatının bir harfine denk gelecek bir nefesi keşfetmişken tenimde,
bir nihavent şarkı olur ömrüm dizlerinin dibinde. "
*
" Pansuman tutmaz yaralara denk gelirdi suskunluklarımız.
Acıya hibe edilmiş göz yataklarımız vardı yüreğimizin çöllerine yağan.
Yıldızlar şahitti bir de gecenin üçünde telefon ahizesi.
Güller yanardı, umutlar tazelenirdi biz birbirimize kavuşunca.."
*
" Morglardan ayıkladığımız her bir cümleye
İlmek ilmek hayatı yüklüyorduk
Onca yükü taşımayan her bir aşkın tabutuna
Omuz veriyorduk sonra.
Uzayıp giden ayrılık mezarını gördükçe,
Seccade aramadan,
Olduğu yerde
Varlığımızın şükrüne duruyordu alnımız.
Ayrı ayrı gökyüzünden nasiplense de gözlerimiz,
Aynı yola çıkıyorduk istikametlerimiz.
Sen sevda yolundan koşarken bana,
Ben tali bir yoldan çıkıyordum yüreğine."
*
" Bir fincan huzur,
Bir dirhem mutluluk yolla iç ceplerinde demlediğin.
Beni “ sende “ sakla.
Ben seninim; Nefesimdir yüreğim.
Beni “ bende “ sildim
Sende varolmak için.
Hasretini ektim dudaklarıma
Sende tamamlanmak için.

Suyum ol,
Soframda azık,
Yüzümde tebessüm.
Yüreğimde nefes.
Ben ol.
Ya ben sen olayım.

Sakın bırakma beni.
Yoksa düşerim adressiz coğrafyalara.

Gözlerimi yıldız sermek için gündüzü bekleme…
Her an sendeyim çünkü.

Gözlerinde sakla beni.
Hayatın ta kendisi sensin çünki.."
*
" Yüreğinin her bir karışı düşlerimin anavatanı.
Dudağında ıslanan her bir harf, şiir yüzlü çocuklarımın tek ana dili.
Gözlerin gördüğü her yer, tahta arabalı umutlarımın rengarenk Cenneti.
Yüzünde beliren her bir gül’üş, sevdamın mutluluk mevsimi."
*
" İçimin her bir köşesinde bir lunapark var;
her bir çocuğun delilercesine eğlenip gül’ümseyerek ayrılayacağı.
Yüzümün her bir çizgisinde bir palyaço saklı;
her bir karesinde binlerce şiir yüzlü çocuğun mavi bilyelerin peşinde koşuşturduğu. "
*
***8206;" Dilini yitirmiş bir cümleyim.
İçimde birikmiş nice söz var şimdi.
Sıraya geçmiş bir kalabalık her şey, her söz.
Avazım çıktığı kadar sarılmak istiyorum sana.
Bağırmak delice.
Duvarlara vurup vurup geri dönecek kuvvetli bir nefesin içinde peydahlanmış,
bir söz dizimlerim var içimde.
Yakılmış, yaralanmış ama içimde bir sus’ku.
İçimde bir yanardağ var ama kusamıyorum.
Dışımda közler birikmiş yanıyorum diyemiyorum.
Susuyorum, gözyaşlarımı bile haykıramıyorum.
Sessizlik ne zormuş Ya Rab.
İçime, dilime dolanmış düğümleri çöz.
Bir alfabeyi bağışla bana.
Doya doya içeyim cümleleri sonra da dudaklarımdan bir hayata sürgün edeyim sözleri.
Biliyorum ben harfleri ilkokul terkten bıraktım ama içimdeki sözleri şimdi haykıramıyorum.
Şimdi konuşamadığım dudaklarımı sadece ısırıp ağlamak için kullanıyorum.
Ne acı cümle cümle susmak içinde..
Ya Rab kanatma dudaklarımı.
Bu sessizlikle imtihan etme beni. Beni bir cümleye bağışla."

İsmail SARIGENE
________________
aşkın ekimi kasımı olmaz ki.
ılık bir ekim sabahında,
ayaz bir şubat akşamında,
ya da temmuz güneşinde sevemez miyim seni?
severim, hem de çok!
imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 01 Kasım 2014, 15:09   #4
Durumu:
Çevrimdışı
Cate
Üye
Cate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Acimasiz
Üyelik tarihi: 26 Ekim 2014
Şehir: -sen gittin herkes ölmeye başladı
Mesajlar: 4.582
Konular: 2467
Beğenilen: 227
Beğendiği: 168
www.forumsevgisi.com
Standart

Gönülden Süzülenler/5

Sesinin tanıdık bir yerinde düğümlendi sözlerim. Yetmedi dudağımdaki sözlerin büyüklüğü. Acizliğimi bertaraf edememişken seni anlatmaya yeltenen tüm sözcüklerimin katli vacip’liğine soyundum. Çoğul yanımdan senin en tenha yerine yordum kendimi. Ve topuklu ayaklarının altına uzanmış acılarımın terk edişine bir adak adadım. Sevinçler doğurdum sancısız. Umutlar ektim topraksız saksısız ama ben seni sevdikçe hep çiçeklendim. Hayata ve sevdaya.. El yazısı mektupların içinde saklı yüreğimin izlerinden yürü ve hiç uzaklaşma yüreğimden. Soluğumun en sıcak haline nefesinin hoşluğunu ve serinliğini bırak. Uzasın saçların bir gece sarılır gibi. Bırak içindeki telaşı. Yıldızlar ayak uçlarında intihara meyl’etsin. Sen içindeki damarlara bir cümle miktarı huzur boşluğu bırak. Ya da adının sağına altı harflik bir mutluluk hanesi aç. Ben senin olmaya geliyorum ey sevgili..Bir çınar ağacının kuru dallarına yazılmış bir masaldan koşup geldim ey çocuk. Üstüm başım sevda. Ayaklarımın bağı çözülmüş. Kan revan hallerimi çoktan gusle yordum. Yeşil bir bahçenin içinde sevdaya sarhoş olmuşum. Mezem özlem, kana kana içiriyorum. Boşalan bardaklara durmadan sevdanı dolduruyorum. Kasabama son kurulan bir lunaparktan sonra gözlerimin için bu kadar hayat dolu olduğuna tanıklık ediyor şiir yüzlü çocuklar. Bıçak gibi yüzümü kesen karanlığa bir ışık seli misali gözlerini savuruyorum ulu orta.Kapı eşiğinde yarım bırakılmış ıslak mektuplarımı naftalin kokulu sandıklarıma yerleştirip bu gece yine masalına/ masalımıza koyuluyorum. Dağ tepe dinlemeden üzüm bahçelerine dalıyorum. Uslanmaz çocuklar gibi sabaha kadar koşuştuyorum yüreğinin bahçelerinde. Kıyıları toprağa gebe bir denizin ortasında umutlarım. Bir kayıkçı barınağına dayanmış çocukluğumun izlerinden yürüyorum. Göçebe halimden rengarenk hayatlar resmediyorum. Filizlenen ve renklenen ne varsa yüreğinde Cennete girmeden Cennetin bahçelerini hediye eyledin bana.
*
Dilini yitirmiş bir cümleyim. İçimde birikmiş nice söz var şimdi. Sıraya geçmiş bir kalabalık herşey, her söz. Avazım çıktığı kadar sarılmak istiyorum sana. Bağırmak delice. Duvarlara vurup vurup geri dönecek kuvvetli bir nefesin içinde pey…dalanmış bir söz dizimlerim var içimde. Yakılmış, yaralanmış ama içimde bir sus’ku. İçimde bir yanardağ var ama kusamıyorum. Dışımda közler birikmiş yanıyorum diyemiyorum. Susuyorum, gözyaşlarımı bile haykıramıyorum. Sessizlik ne zormuş Ya Rab. İçime, dilime dolanmış düğümleri çöz. Bir alfabeyi bağışla bana. Doya doya içeyim cümleleri sonra da dudaklarımdan bir hayata sürgün edeyim sözleri. Biliyorum ben harfleri ilkokul terkten bıraktım ama içimdeki sözleri şimdi haykıramıyorum. Şimdi konuşamadığım dudaklarımı sadece ısırıp ağlamak için kullanıyorum.Ne acı cümle cümle susmak içinde..Ya Rab kanatma dudaklarımı. Bu sessizlikle imtihan etme beni. Beni bir cümleye bağışla../ Konuşmayan Nineciğime ses oldum..
*
Dolduraşa gelmiş bir intihar ayak uçlarına bir hayat bağışladım. Köklerindeki umudu, yetimlere vermekten vazgeçme. Eteklerinden sal biriktirdiğin ılık meltemleri. Aşka, sevdaya sıvazladığın bir cümleyi daha hediye eyle fakir lugatime. Konuş ve anlat. Ben konuştuklarından bir alıntılar yapıp düşeyim bulutların üzerinden kısır topraklara. Ve de anlat kendini. İçinden kendime ithaf edilmiş sözleri ayıklamadan her haliyle ezberleyim. Ve susuzluğumun iftarında senin cümlelerinle başlayayım sonsuz mutluluğa..
*
Bir bavul dolusu gülüşlerini saklıyorum yüreğimin en taze yanında. Sen yolların tozunu alırken ben sana mevzilenmiş baharlara meylediyorum içimin bozkırlarını. Bir cümleyi iki dudağımın arasında kundaklayıp senli bir mutluluğa yoruyorum her yağmuru. Yağan, dolan ve taşan ne kadar damla varsa yürütüyorum yüreğimin karasal ikliminde. Ne vakit bir umutsuzluk özlemi düşse, sana gelen yollarda bir tetik daha düşürüyorum. Ekin bahçelerinden uzayıp yol kenarlarındaki binlerce hektar üzüm tarlalarına hediye ediyorum gece yolculuğunun sırt ağrılarını..
*
Bardaktan boşalırcasına yağmur yağmalı. Bulutlar tepelerindeki taşları/ su damlacıklarını dökmeli. Ama ellerimizde tek bir şemsiye bulunmalı. Akan her damlanın yakasına bir umut iliştirmeli. Biraz da mutluklardan filiz vermeli. Sonra yağmurun sesinden yankılanan bir şarkıda delilerce dans etmeliyiz. Rengarenk balonlar uçuşmalı, yer gök gözlerimizin rengne boyamalıyız. Ve biz sevdaya soyunduğumuzda rengarenk şekerler gökten yağıp şiir yüzlü çocuklarının ceplerine dolmalı.
*
Susuzluğunu ihbar ederken hangi damarından taşırdın denizlerin tuzunu.
İki dudağına tenezzül eden cümleleri hangi ayazınla susturdun da ödülsüz
kalan yetim şarkıların tacını giydirdin notlara. Sus/ma. Cümlelerin
ortasında susuz ve dilsiz halinle ayyuka çıkmasın içinde sakladığın
yalnızlığın…
*
Kaç kez gözlerimin perdelerinde uyandırdım acıyı ben. Kaç kez tokluğuma yaralarımı verdim de doyurdum suskunluklarımı. Sakalımın bir ucunda devşirme isyanlar biriktirirken diğer ucunda kaçak sevdaların yataklıgına soyundum. Sustum, sustuklarımdan bir suskunluğa yordum cümlelerimi. Gözlerimin içine bir hayat koydum. Her bir sayfasında binlerce portre var. bazen acıya tanıklık etmiş bazen mutluluğa şahitlik etmiş.
*
Acılardan mutluluk doğuran bir kadını seviyorum harf harf. Toprağa umut ekip bulutlardan rengarenk tebessümler sağan bir kadını seviyorum.
*
Bir günü daha bitiriyorum sevginle. Bir batımı daha gülümsüyor bize. İçimize mutluluk depoluyorken ay’ın aydınlığına ellerimizle isimlerimizin baş harflerini çiziyoruz. Yan yana, diz dize. Sonra binlerce yıldızları çağırıp gözlerimizin aydınlığını bağışlayıp gülümsüyoruz hayata. Sırt sırta…
*
Umutları sırtlandım senden sana dönüyorum. İç cebime istiflenmiş binlerce şiir, yüzümde hayata ithaf edilmek üzere binlerce tebessüm. Tozlu yol kenarlarından adını bilmediğim nice çiçeklerden bir mutluluk sözü alıp geliyorum sana. Bırak beni evinin kapısında bekleme. Gözlerini sana gelen bu adamın sesine yöneltip yorma yüreğini. Güneş toprağına kavuştuğunda bende yüreğindeki mutluluğa gülümseyeceğim.
*
Ceset toplayan kuşların ne suçu var bu aşkta. Bilir misin ki her bir cesete bir hayat verirler onlar. Sonra da bir sürüye bir umuda kanat çırpıyorlar. Saçlarını dağıtıp dağıtıp küskün bir ağaca mı yaslanıyorsun. Ve sen tenini tuza bastıkça ayaklarının altında ezilen karıncalara bakıp bakıp dargın mısın diye söylenmektesin..
*
Kenar boşlukları alınmış bir gazete sütunundaki manşetin on iki puntoluk sevdalıkların günü birlik yaşantılarından bertaraf ettim gönlümü.Suskulara yer açın ey harfler.Dağıtılmış ve bir daha iki yakası biraya gelmemiş sözcüklerin kuyruk acılarını iyi bilirim ben. Acının en kaymaklı halinde yaralandım ben
*
Koş, kan ter içinde kalana kadar koş diyorum sana. Topuklu ayakkabılarını fırlat gökyüzüne. Benek benek renklerin cümbüş eylediği eteklerine toz, boran ilişse de sen devam et bana varmaya. Sonra da bir rüzgarın ıslıklığına kulak ver. Denize kıyısı olan bir köyün şiir yüzlü çocuklarıyla bekle beni. Ellerinizde kutu kutu çikolata, kutu kutu şekerler. Ve ceplerinde mavi bilyeler. Bekle beni. Doğum sancısında gözlerim. Az kaldı gözlerindeki bahara doğmaya az kaldı. Umut olmaya, mutluluk safında Elife niyetlenmeye az kaldı..Kum saatinden sen akıyorsun. Vakitlerden sen..Mevsimlerden sen.
*
Ey gözlerime bahşedilmiş mutluluğum. Bozkırlığıma ellerinle ektiğin umutların yüzümde bir tebessüm tazeliği. Gelen, giden her bir yüreğe kahverengi mutluluklarımdan ikram ediyorum. Bir fincan huzur eşliğinde. Sesimin masalımsı tonlamasından varlığına bir ses daha atfediyorum. Ve de avuçlarının çizgilerine bana öğrettiğin umutları hediye eyliyorum. Yaşadığım her an, varlığını binlerce mutlulukla ölümsüzleştireceğim.
*
Dualarımda suç üstü yakalanmış iken çocukluğum, Sal beni cam kenarı özlemlere.. Ve dudaklarındaki suskunluğunla öldürmeye devam et beni. Devşir beni bensizlikle.. Ve durma sakın.. Ellerimle yeşerttiğim düşlere basmaya devam et.. Bakma gözlerimin içindeki gözlerine. Yakma içimde söndürdüğüm bisiklet sevdası çocukluğumun buzdan renklerini… Ve söyleme / Komşumuzun bahçesinden çaldığım erikleri.. Ve sakın dillendirme. Senin için işlediğim faili meçhul cinayetlerimi.. Ve saçlarını örmek için gökyüzünden çaldığım gökkuşağı için sakın beni ihbar etme. " Bir Dua Asılı Kaldı Dudaklarımın İki Yakasında " adlı denememden
*
Yine bir akşam üstü. Yine seni bana getiren bir gemi. Özlemini bakır bir çaydanlığa demleyip iki küp şekerli huzurla yudumluyorum. Sonra da içimdeki her bir boşluğa denk gelecek kadar seninle dolduruyorum. Seni damarlarımdan taşırıp hücrelerimi gözlerinin hayatımsı rengiyle boyuyorum.
*
Tıknaz ve yeknesak bir cümlenin ortasına bir bağdaş kurdum. Seni anlatmaya cüret eden bir dudağının yakasına yapıştı elim. Sorgusuz sualsiz bir ölüm peydahladım belirtili belirtisiz öznelerine. Yama yapılmış yaralarına tuzu bandırıp bandırıp içirdim. Bir öksürük parçaladı içini. Bendeki sevdayı anlatmayan masalın katline soyundum, bir alfabeyi alnı ortasından vurdum. Katilim ben, evet seni anlatamayan bir harfin katline boyandım. Yaşasın sevda, yaşasın aşk..
*
Çoğul bir yalnızlığının kekeme ölümünü bahşet dudaklarıma. Vur soğuk bir kelepçeyi düşlerimin jilet yarası taşıyan yüreğine. Ama beni umuttan, mutluluktan vazgeçiremezsin. Tekil bir intihar düşmektesin biliyorum, kundağımda bir umutsuz bir vaka ama gözlerimin kirpiklerinde yanan bir denizin mavi derinliğinde büyütüyorum seni sensiz..Kapat artık kapılarını, ilikle artık iliklerini sorgularınla ve yavan bir yara ile sar bedenini. Bağışla artık bir ekmek bereketindeki beyaz duvağını göç yolu üzerindeki umut çığırtganlara..
*
Umutsuzluğu harç yaptığın bir evin altında kalacak sensin ey sevgili. Bile bile bu ölümsüz bir yarayı kaşımak nedendir, niye bu ısrar. Sana kocaman bir dünya vaad edemem ama nihavent sesinden yankılanan şarkılara eşlik eder, dudaklarımı dudaklarına büker ve yüreğine eğilir Ahmet Günbay Yıldız üstadımdan alıntı yaparak " kendinle başladığın yolda benimle devam eder misin ? sorusunu fısıldarım ve binlerce seni seviyorum cümlesini hayata bağışlarım.
*
" Vira bismillah " diye çıkmış
Balıkçı teknelerinin ağına takılmış
Binlerce balığı
Yeniden mavilere salmak.
Demir kafeslerde avutulmuş
gurbet kuşlarını
Gökkuşağında uçurtmalar uçurtmaya yollamak.
ve dört parmaklı bi mapushane köşesinde
İdamını bekleyen bir annenin ismini
Yeşil bir bahçenin en taze çiçeğine bağışlamak.
Ve kutu kutu bayram sevinçlerini asmak,
Köhne barınakların içindeki
Soba kurumlarının yüzlerini bile kirletemediği
Şiir yüzlü çocukların nemli gözlerine.
*
Bir düş düştü düşsüzlüğüme. İlkin taş bebeklerin susuz çığlığında aradım seni, sonra bezden yapılmış kız çocuğunun saçlarında. Tel tel döktüm yüreğimi avuçlarına. Nadasa bırakılmış bozkır gibiydi yüzüm, hiçbir tebessüm çiçek vermezdi bahçelerimdi. Yavandım, yalandım ve koca bir yandım kısırlığın yüzüne aşikar. Ama sen geldin, umut dedim sana. Yar edindim kendime pay edilmiş paydan. Kısır gövdeme inat bir düş yeşerttim. Bir iskelenin aydınlık yüzünde bezden bebeklerle bekliyorum seni..Sende bana gelirken kargo paketiyle yolladığım mavi bilyeleri getirmeyi unutma emi
*
Gökyüzünden mutluluk sağnağı, elllerimizle umuda bir ağ atıyoruz yürüdüğümüzün yüreğine denk gelecek şekilde. Acıya tek bir zırnık vermiyoruz. Acıya tokuz biz. Mutluluğa, umuda aç iki nefesli bir dünyanın sevdasıyız biz. Sonra bir ekmek arası huzur niyetine yolcu ediyoruz göçmen kuşları. Bir küçük balıkçı kulübesinden yıldızlara selam yolluyoruz. Ateşe yarenlik, suya mahzenlik ediyor gönüllerimiz. Velhasıl sevgili, bir sen bir ben ve biz koca bir ömür oluyoruz. Ölümü öldürmekten vazgeçiyoruz. Ölümü avuçlarımızda açmış bir gül tezahür ediyoruz, umudu ise hayat diye geçiriyoruz nüfusumuza. Ve güller yağarken saçlarımıza bir kır düğünü başlıyoruz el ele yüz yüze koşa koşa ölüme gittiğimiz yerde..
*
Sevda için bir umut için savaşmak bu. Kaybettiğin sadece o savaşın hüznü için kendini boğduğun ve umutsuzluğa gebe kaldığın an’dır. Tıpkı elindeki ekmeği yere düşürdüğünde onu yerden kaldırıp alnına sürüp bereketine şükretmektir. Hayatın içinde hepimizin bir savaşı var hem de amansız belki de kimilerinin bu savaşı tek başına. Yenilecekleri aşikar olsa da savaşmak. Elinde silah, teçhizat olması gerekmiyor bunu yapabilmek için. Her şeye inat her olumsuzluğa inat nefes almaktır savaşmak. Gelemeyeceğini bilsen de dört gözle beklemektir savaşmak. Ne olur savaşın aşk için. Saflarınızı mutlulukla ve umutla sıklaştırın ve kaybetseniz de sadece içinizdeki hayata bir şey olmayacak. Biraz hüzün biraz gözyaşı. Bırakın her sabah yatağınız tek başınıza kalabiliyor olmak, isteklerinizi dertlerini ve çığlıklarınızı anlatabiliyor olmak, ellerinizi ve ayaklarınızı istediğiniz gibi oynatabiliyor olmak ve dilediğiniz süre gülümseyebilmek. Bırakın hayat size istediğiniz ya da hayal ettiğiniz hiçbir şeyi vermemiş olsun ama siz olursa olsun hayata dair bir miktar umut besleyin. Nefes aldığınızı bir tebessüm ile şükrediniz. Biliniz ki herkesin bir derdi var dertler bitmez. Ama umut ve mutluluk bugün yanınızda olmasa da bir gün mutlaka sizinle olacaktır." Hayat umut ettiğin kadardır."
*
Gökyüzüne kanat çırpmış göçmen kuşlar gibi mutluluğum. Gittiği her yere umut taşıyorum. Gece karanlığa kafa tutuyor, gündüz güneşe isyanlar büyütüyorum. Çünkü gecenin karanlığı sırtımdaki heybemde taşıdığım yıldızlar ilişir, gündüz güneş ıslak mutluluklarıma sırnaşır. Ama ben aldığım her nefeste büyütürüm sevdamı. Edindiğim ve öğrendiğim umut kadar yaşayacağımı biliyorum. " Hayat umut ettiğin kadardır "
*
Uzaklığının her bir metresine yazılmış binlerce destan var içimde. Canımdan bir can dedim ben sana. Asla ve de kati sen benim her şeyimsin. Gözümü açıp her an damarlarımda hayata dair yorduğum nefessin sen..Asla ben ve sen olmadık. Hep biz’dik. Hep bir’dik. Ve dimdik. İki nefesli tek yürektik biz. Acıya tok, sevdaya aç iki kaçak, Cennete yürüyen iki çocuktuk. Sen ellerinde deniz kabuklarıyla ben avuçlarımda ter içinde cam bilyelerimle yakalanmış iki mahcup yürek.
*
Daha kış gelmeden bir ölümü içiriyorsun dudaklarına. Sana dar gelen o sonbahar elbisesine ilmek ilmek intiharlar işliyorsun. Oysa sen oysa sen; eteklerinden umutlar saçan kadındın bende. İçinde bir işgale açtığın yer kadar bir umut paydası bırak. Sonra da bir sabahçı kahvesinde demlenen sevdamızı yudumla. Ve öldüreceksen kendini, ilk önce beni intihar et. Sonra da en çok sevdiğin bir sonbahar günü koş toprakta çürümeyen kemiklerime ve sarıl hiç bırakmamacısına..
*
Taksirli bir suçtan yargılanan bir tövbeyi hangi Bismillah temize çeker ki. Hangi zımni ayrılık bir tutam aşkı kan kustarmadan el çektirebilir ki. Azarlanan bir nefsin her iki yanına giren kahpe bir karanlık ne zaman aydınlığın üzerine küfrü giydirmeye yeltenebilir ki.
*
Bir tas çorba koca bir hayata eşdeğer. Bir kuru ekmek aç yüreklerin en zengin sofrası. Sahip olduklarımızın kıymetini bilmek. Konuşabiliyor, yürüyebiliyoruz, görebiliyor ve hissedebiliyoruz. Sıkıntılarımız yok mu, çaresizlik anlarımız hiç olmadı mı. Elbette ama ne olur hayat o kadar kısa ki yaşadığımız her bir an geri dönülmez bir yol. Aldığımız her bir nefesin geri dönüşü yok. Zaman en büyük kıymet.
*
Yollar. Uzayıp giden yollar. Yol üstü molalarına, keşişen umutların sessiz özlemi yansır. Her bir biletin öyküsü, her yolun her yolculuğun bir bekleyeni vardır. Hiç kimse istenmediği bir yere gitmek istemez. Yollar hep umuttur, kavuşmadır. Bir cenazeyi taşısa da yollar, meftunun toprağına kabrine kavuşmasıdır aslı.

İsmail SARIGENE
________________
aşkın ekimi kasımı olmaz ki.
ılık bir ekim sabahında,
ayaz bir şubat akşamında,
ya da temmuz güneşinde sevemez miyim seni?
severim, hem de çok!
imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 01 Kasım 2014, 15:09   #5
Durumu:
Çevrimdışı
Cate
Üye
Cate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Acimasiz
Üyelik tarihi: 26 Ekim 2014
Şehir: -sen gittin herkes ölmeye başladı
Mesajlar: 4.582
Konular: 2467
Beğenilen: 227
Beğendiği: 168
www.forumsevgisi.com
Standart

Gönülden Süzülenler/4

Bir çınar ağacının kuru dallarına yazılmış bir masaldan koşup geldim ey çocuk. Üstüm başım sevda. Ayaklarımın bağı çözülmüş. Kan revan hallerimi çoktan gusle yordum. Yeşil bir bahçenin içinde sevdaya sarhoş olmuşum. Mezem özlem, kana kana içiriyorum. Boşalan bardaklara durmadan sevdanı dolduruyorum.
*
Denize yarenlik bir tozlu yolum. Üzerimden kaç zaman devrildi. Kaç gece kaçaklara yataklık etti bu yol. Susuzluğuma seni sürdüm damla damla. Senin mavi yüzüne özendim hep. Aldığın ve giyindiğin her rengi içimde büyüttüm. Gözlerine yaslanmış güneşi kıskandım ama ben seni hep sevdim mavi deniz.
*
Sevdaya kurulmuş bir köprüdür omuzlarım. Özlem ile sevdanın arasına vurulmuş bir taştan umut eliydi köprünün ayakları. Köprünün bir başında ben, diğer başında sen. Bir gün köprünün ortasında umuda gülümseyecektir yüreklerimiz.
*
Senin ellerin değmemişken saçlarım karanlıkta sarmaş dolaştı. Ayaklarımın altında işgal edilmiş milletin savaşta yenik çocukların hüzne boğulmuş yüzleri. Ellerimde kısır toprakların sessiz çığlıkları. Sen gelmeden hep siyah çizgiye düşerdi alnım. Sonra sen geldin. Bir umuttan bir mutluluktan sözler bitiyordu dudaklarımın ıslaklığına. Gece karanlıktan eser yoktu, yıldızlar hep soluma yani senli kalbime misafir oluyordu. Hüzne bir kapı gösterildi. Savaşın izlerinin yüzüne mühürlü ve sapında taş taşıyan çocukların ellerinde bir gül..Bir Cennet bahçesinde tüm mutluluklara bir gül satıyorlardı. Elleri gül kokuyordu ve yüzlerinden bir mutluluk mutluluğa gülümsüyordu. Her şey ama her şey gülümsüyordu. Tıpkı sen gibi..

Uykusuz bir gecenin içinden geleceğim sana. Bileti çoktan ayrılmış bir tren yolculuğunun pencerelerinden sana türküler yollayacağım. Karanlıkta gözümü sana kapayıp açtığımda aydınlığı değil gözlerine hayat diyeceğim. Sen gecik biraz, beklet beni. Sevdamızın en koyu deminde bir şiir olalım. Mutluluktan alıntı umuda ithaf bir dilek olup Tanrıya açılmış bir dua olalım.

Bir karanlık ısmarladım gözlerimin sensiz yanına. Senli bir masalın ortasından geliyorum. Sabahtan akşama kadar sek sek oynayan ve yorulduğunda benek benek çiçeklenmiş eteklerinde şehrinin yetim kuşlara mutluluk dağıtan bir kız çocuğuydun sen. Bir hayalin gerçeğe en yakın yanıydı gözlerin. Giyindiğin bir umudun sana büyük kesen kısmına mutluluğu dikecek kadar usta bir terziydin hayatın ölümle dalaşında. Şimdi ben bu satırları yazarken kaçıncı sancıdasın kim bilir. Şehrinin kuru gürültü satan kalabalıklarında ben seni yaralarından değil gülümseyen yüzünden tanırım ey sevgili..

İçimdeki seni hiçbir di’li geçmiş zaman kipine yakıştıramadım.Tedavülden kaldırılmış her cümleni ben yüreğimde kanamalı bir doğumdan sonra dudaklarına doğurdum. Her sözün taptazeydi.Yüzünü yüzünden söküp geçmişten alı koydum seni.Ne zaman umutsuzluğa düşse payın, ben senli geniş zamanlara yürüttüm seni. Sorgusuz sualsiz alı konmuş tüm düşlerine yataklık ettim ben.Senden değil, sevdan değil senin geçmişine bir gelecek vadettim diye suçlandım.Yüzümü bir ayaz gibi kesen bu iz’anı kaldırdım ve sen gibi gülümsedim.
Üzgünüm söz verdim.Sensizlikte hiçbir zaman geçmiş zaman kullanmayacaktım sevgili. Sen gibi gülümsüyorum şimdi ve hep gülümseyeceğim…

Omuzlarımın eğikliğine denk gelmedi mi hiç gözlerin. Sana gelen yolları aşındırdı o omuzlar. Ve kaç yol üstü molası çığlığı saklıdır üstünde ve kaç suskun tabuta omuz verdi omuzlarım. Uzaklığı hiç aldırış etmedim ben. Gelecektim sana, bir gün kavuşacak için varacaktım sana / gitmek için değil. Ayaklarımın yavanlığından, tahta arabalı çocukluğumun hiç anlamı yok sana gelen yolculuklarıma denk gelen. Bastırdıkça özlemlerimi, küllerini derime enjekte etmekten bir tahta kovuğuna gelin ettim. Eğiktim, büzüldüm ama hiçbir zaman eğilmedim yokluğuna. Ve hiçbir zaman uzaklığına yokluğunu karıştırmadım. Bensizliğin, bir günlük insan yürüyüşü kadardı. Yokluğun adınla başlayıp gözlerinin güzelliğiyle bitirdiğim cümle kadardı işte. Varlığın ise bende koca ömür..

Beyaz badanalı mavi pervazlı bir bağ evindeyim. Soluma dönerken küçük bir çeşmenin akarına ekilmiş yeşil sebze tohumluklarını görüyorum. Sağımda babamı kaybettiğim ekin tarlası. Nadasa bırakılmış kaç senedir.. Biraz ileride iki erik ağacı. Gölgesinde sen ve ben. Karasal bir iklime inat filizlenen ve gülümseten bir sevda mevsimi. Mutluluk filizinde iki bedene inat tek bir yüreğe sığdırılmış bir Cennet.

Sesinden ömrüme bir ömür pay ediyorum. Özleminde kasıp kavrulan yüreğime bir su damlası diye sesinin kahve rengi halini içiriyorum. Susuyorum sana. Sesine yaslanıp bir ömür diliyorum kendime. Başımızı sokacağımız bir baraka, çatısız düşler ve yıldızlara uzanan bir sevda köprüsü..Bir miktar umut, bir miktar huzur. Bir sen..

Sarı saçlı bir çocuğun gözlerine serdim mavi bilyelerimi. Güneşi yüzlerine çizdiğim kız çocuklarına masallar anlatıyorum küçük bir kasabanın tarih kokan sokaklarında. Yalın ayak ayaklarımla koşuşturduğum veresiye aldığım şekerleri delik ceplerimden döke döke o sarı saçlı kız çocuklarına koşuyorum. Sonra gülüşlerinden kanayan yaralarıma şifalar diliyorum. Benek benek çiçekli elbiselerinden kara kışlarıma baharlar serpiştiriyorum. Sonra dağın eteklerinden bir rüzgar esiyor gülüşü Cennet kız çocuğu düşlerime. Bir umut doğuyor bulutların arasında. Gülüyorum, gülümsüyorum. Sarı saçların altındaki tebessümleri çalıp bir mutluluğa filiz oluyorum..

Bir telefon ahizesinden yansıyan sesine anlamlar yüklüyorum. Yorgunluğuna taze bir nefesi daha feda ediyorum. Kanamalı ve sancılı bir günün ardından topuklu sesine bir nihavent şarkı yanaştırıyorum. Avuçlarımda sımsıkı sakladığım denizi sürüyorum dudaklarının kuruluğuna. İçimin karasal ikliminden soyunup ılık bir melteme dönüşüyor özlemim. Gözlerinin gülüşünden haz alan umut, kendine savaşan her bir acıya karşı Elif gibi dimdik.

Kayıp çocukluğumu arıyorum parklarda. Bana hiç kimse masal anlatmasa da küçüklüğümde, ben gecenin karanlığına bir şiir yakıyorum ve sevdiğime masallar anlatıyorum. Çocukluğuma yalın ayak koşuyorum. Yüzümde bir tebessüm beliriyor. Ceplerimde dağıtılmayı bekleyen nice rengarenk şeker. Gözlerimde yedi harfli bir mutluluk ve hayatımda bir can. Gülümsüyorum rast gele..

Bilirim ey sevgili, sana vaat edilmiş hiçbir hayal gerçekleşmedi. Nereye elini atsan boşluğa düştü parmak uçların. Topukların ardına, yüreğinin arkasına bir uçurum ilişti. Yoruldun, yorgundun ama sen bende hayattın. Senin aldığın her bir nefese bir koca ömrümü sığdırdım. Nihavent sesinle örttüm üryanlığımı. Canımın yongası diye senin adından vazgeçtim. İlk önce senin adını ıslattım baharlara. İlk senin adını fısıldadım Cennetin yeşil bahçeli kapılarına. Sen nefes al. bırak hayat bizi yorduğun yerden vursun. Elbet bu zorluklar bir umuda dönüşecektir sevgili.

Kırıklarından bir yürek doğurmaya çalışıyorum ben. Yorgunluğum bundandır. Adının yanına, yüreğinin büyüklüğüne bir cümle kurmakla meşgul çocukluğum. Tek tek ben eyledim harfleri. Adının yanında anlamsız kalan harflerin katlini vacib bildim.Kanlı ellerimi temize çekip tekrar sana yordu alfabeyi. Yorgunluğumda bi sen… varsın. Nefesindeki bir bahar tazeliği..Sen koca bir ömürsün bende. Sana yorulmak, sana varmak ölümümün en büyük müjdecisi olsun. Sen susma sesinle. Örtme üzerini yaralarınla ey sevgili. Ne olur bir umut filizi için yaşa. Bir miktar Elif için gülümse ulu orta….
*
Uzak bir yol oluyorsun.Sonra da içi özlem dolu susmalar. Ardındaki kapılardan deli rüzgar ilişiyor saçlarıma. Bir kanlı infaza kurban ediliyorum. Ölürüm diyorum. Sevdam için ölürüm diye tetiği çekiliyorum. Tüm cümleler dudaklarımdan fışkırıyor. Ortalık bir sevda masalına yenik düşüyor. Kan kaybından değil senin özlemenin yüceliğinde dünyalığımdan soyunuyorum. Ertelenmiş bir şarkı gibi, notaları hazır kıt’a halinde Cennet bizi bekliyor sevgili..

Kavuşmalarından vazgeçtim, benden bir nefes kadar uzakta yaşa. Benli bir bensizliği içinde uzaklığının özleminde közleneyim. Biçar olsun sol yanım. Boynuna, beline sarılmadan sarılır gibi yapmak gece yarısı uykularında. Seni bir an görüp beni sana getiren biletleri saklamak annemin çeyiz sandukalarında. Okuduğum bir kitabın bir sonraki sayfasını çevirdiğim her an seninle çekilmiş bir resimle karşılaşmak..Gülümsemek, gülümseyebilmek. Adını fısıldamak dudaklarımın ıslaklığında. Sonra da yeniden aşık olmak sana..Her günün doğum günü farz edip senin deyiminle sevgili " bir festival " coşkusu ile yaşatmak seni..

ışık süzmesinin altında gözlerinin güzelliğini temaşa ediyor sema. Kahvesine binlerce çala kalem çalışması ithaf ediyorum. Binlerce şiiri sırf seni anlatamadığı diye yırtıp atıyorum. Sonra bir şarkıya ses oluyorum. İçimden geldiği, sana seslenir gibi konuşmaya başlıyorum ulu orta. Deli muamelesi görülüyorum. Sevdana, yaşadığım bir senli an’a kurban veriyorum canımı. Helal-i hoş olsun sevgili..

Nihavent bir şarkının aşk kokan nağmelerine eşlik ediyor mavi deniz. Güller raksa durmuş toprakla. Umutsuzluğun yeknesak yanından bertaraf et düşlerini. Sanma ki; yaralısın..Sanma ki ; sürgünsün. Ey yaralarından bir yarayı kendine mutluluk eylemiş bu adam seni hayatına can eylemiş. Sen topuklu ayakkabılarını giy de koşuştur yüreğini. Gittiğin her yer, döndüğün yer bana..Aldığın her nefesin bana çıkan bir köşe başı var. Gelişin bana, gülüşün bana..

Suretini unuttuğum bir masalın ayak uçlarından sesleniyorum şehrine. Bir dakika önce senin ayak basma ihtimalinin var olduğu sokaklarda yalpalayan rüzgara inat bir deniz kokusu. Kalabalıkların içindeki tenhalığa zorlanmış bir geminin gökyüzüne değen an’nında vuruyorum sözleri ayak ucundan. Payıma mutluluk düşmüşken , bu fakir adama sevdan bir paye edilmişken seni seviyorum diye avazım çıktığı kadar bağırıyorum.

Karanlığın ortasında yalın ayak koşuşturan bir kız çocuğum ben. Babamdan dinleyemediğim masalları o ince sesinden dinlemek nasip oldu sevgili. Ne zaman acıya boyun bükse yüreğim, başımı sevdaya kaldırdın. İlk tanışmamızda " hayat " dedin sonra da " can ". Sana söz vermiştim umudu öğretmeyi, içindeki mutluluğu keşfetmeyi. Şimdi sen bana yeniden hayatı öğretiyorsun. Liseli aşıklar gibi küçük bir sevdayı filizlendiren şimdi büyüdük. Hayata iki meyve verdik; sağdan yedi harf; mutluluk..soldan altı harf; mutluluk.

prücük kemiklerine sarılmış çocukluğumun yaralarını umut cümlelerinle sar. Sararmış, ihtiyarlamış filizlerime dudaklarındaki nefesinle hayat ver. Adının baş harfine denk gelen dualarımın yüzünü yüzünden esirgeme. Yaralarından bir yarayı bana bahşet de bende acılarını katık eyleyeyim dünya meşakkatine..

Suretini unuttuğum bir masalın ayak uçlarından sesleniyorum şehrine. Bir dakika önce senin ayak basma ihtimalinin var olduğu sokaklarda yalpalayan rüzgara inat bir deniz kokusu. Kalabalıkların içindeki tenhalığa zorlanmış bir geminin gökyüzüne değen an’nında vuruyorum sözleri ayak ucundan. Sıkıyorum en namert yerinden cümleleri acıya. Geçe bu da geçer diyerek kanamalı bir acına ortak ediyorum kendime. Payıma mutluluk düşmüşken , bu fakir adama sevdan bir paye edilmişken seni seviyorum diye avazım çıktığı kadar bağırıyorum.

Gece yolculuğu olacak sana gelmelerim. Karanlık peçesini kaldırmayıp yıldızları bana göstermeyecek. Sen uykularında yorgunluğu yorarken ben şehrimden senin şehrine yol alacağım. Sırt ağrılarım nüksedecek, içimdeki susuz damarlarım bir devşirme isyana yataklık edecek. Dayan ey sırtım yârin ellerinde son bulacak ağrıların. Dayan ey susuzluğum. Sevdiğimin ellerindeki bir miktar umutla sona erecek dilsiz ve susuz özlemin
*
Uykuların delik deşik. Bir acının en kanamalı sayfasından kurtulmaya çalışırken kan ter içinde uyunan gözlerine kurban ettim gençliğimi. Kürtaja zorlanmış halinde iken bir intihar peydahlandı avuçlarına. Ama pes etmedin. Hayat dedin, hayat..Acıyı kanıksadın, acıyı yoğurdun, acıya yoğruldun. Sustun ama dudaklarının bittiği bir yerde bir şiir başladı. Kafiyelerden ayıklanmış, mutluluğa sobelenmiş bir şiir. Senin yüreğinde kaleme alınıp senin sesinden dünyaya hediye edilmiş bir masal..

Terlemiş ömrüme yanaştırdım ılık nefesini. Varlığından bir umudu çocukluğumun yalnızlığa serpiştirdim. Rastgele bir sözcükler savurmadım saçlarına. Yüreğimin en yeşil bahçelerinden koparıp sesinin nihavent sesine gelin ettim yarı aksak mutluluğumu. Sen en büyük duamsın ey sevgili. Gökyüzünün iki kenarına açtığın ellerinde uyumayı diliyorum. Bir daha gözlerimi açmamak üzere.Sağıma seni, soluma yıldızları aldım sana geliyorum sevgili. Elimde masal kitapları, yüreğimde özlemin ve dudaklarımda ıslanmış bir mutluluk masalım. Kan ter içinde, gece dağ tepeyi aşıp sana varacağım. Bir bozkır kuraklığından soyunup bir deniz bereketini giyineceğim. Kendimin katili olup sende yeniden doğacağım.

Fire verdiğin boş cümlelere batırdığın göz çukurlarından kaldır cesedini. Barış türkülerinin ortasında kurulmuş savaş tellağından vazgeçmiş yüreklerin çığlıklarından soyundum ben. İdam sehpasında giyindiği beyaz elbisenin gözyaşıyla kirleneceğinin mahçuluğuna üzülen bir yüze doğurdum seni. Çığlık çığlığa yağan cümlelerden ayıkladığım elde kalan ne varsa tenhalığımdan yüreğine bir sevda kalabalığı bıraktım.

Susuzluğunu ihbar ederken hangi damarından taşırdın denizlerin tuzunu. İki dudağıne tenezzül eden cümleleri hangi ayazınla susturdun da ödülsüz kalan yetim şarkıların tacını giydirdin notlara. Sus/ma. Cümlelerin ortasında susuz ve dilsiz halinle ayyuka çıkmasın içinde sakladığın yalnızlığın.Dudaklarıma düğümlediğin hangi düğün düşüydü ey sevgili. Bir kır düğünü müydü Elifin kan ter içinde koşuşturduğu yoksa sade bir törenin ardından zeytin ağaçlarının gölgesinde sulanmayı bekleyen arıkların arasında bir umuda filiz vermek miydi. Hangisiydin sen..Ya da hangi bendin sen..

Gitmek mi. Tek bir harfinin söz etme bana gitmenin. Bir suçlu gibi durma gözümün önünden. Eteklerini buruşturup içindeki çocuğunu çekiştirip durma. İki yastık arasına kazdığın çukurlara yatırma sonbahar düşü gülüşlerini. Musalla soğuğa namzet etme. En kanamalı yerinden kaldır siluetini. Gusle zorlama ve yeltenme kendi infazının katline. Ve sıvazlama yüreğini kendi dar ağacında susturmaya..Beni bu kadar mutlu etmişken başaramayacaksın sendeki seni bensiz öldürmeye..

Hangi cürüm işledin ki yasadışılığını iz’an ediyorsun sonsuzluğa. Hangi recm verildi ki de özgürlüğünün ayak ucunda gözlerinin tutukluluğuna methiyeler ediyorsun. Suçlu isen ayağa kalk ey aşk..Ya da suçsuz isen yürü ölüme. Ancak ölüm sevdana ödüldür. Hayat geride kalmıştır sana ancak Cennetin en yeşil bağlarında beyaz renkli masallar bağışlayabilirim.. Nehirlerin tersine akışını sana yordum be sevgili. Acıdan mutluluk doğuran kadın. Taşı sıktı mı umudu bağrına alan yâr. Yaralarından bana da bir yer aç ta yaralarına yârenlik edelim. Sus payı verilmiş ya da hayat koşuşturmasına bir es arası vermiş dudaklarıma bir cümle genişliği ver sevdalı omuzlarından. K’ayıp çocukluğumun orta dalga yayını yapan radyodan yayılan sese inat sen susuzluğuma adın miktarı ses ol. Damarlarından akan hayattan bir damla ışık hüzmesini bana reva gör.

İçimin Filistin yanının üşümüşlüğünden bihaber misin ey yâr. Mutlu yüzümün işgale uğramış halinin çığlıklarını duymamak için daha kaç duvar öreceksin sınır hatlarıma. İçimdeki yangınlarına su serpmemek için daha kez yüreğin kirpiklerine bulutları çekeceksin. Bırak kendi ayaklarına çelme takmayı. Soyun kendinle kavgalarınla. Barış güvercinlerine zeytin dalını uzat ve haykır içinde saklı duvarların benli çığlığını.

Ben seni yaşatmak için beni öldürdüm. Katili oldum soy ağacımın. Köklerine yer açabilmek için vazgeçtik düşlerimden. Bir intihar sabahında sana gebe kalmışken cümlelerimin sana yana yakılışının gör be ey yar. Seninle büyütürken beni, filizlenen çiçeklerin öbeklerinde adının tazeliği, gözlerinin bereketi sirayet etti. Ölme sen..Benim için bir dua miktarı yaşa. Bir dua miktarı. Yüzümün suyu hürmetine nefes al. Öldüreceksen ilk önce benim katlime soyun. Hayatlandıracaksan bir şeyi ilk önce yüreğinin köklerine ver cansuyu. O can bana umut diye mutluluk diye elbet bir gün yansıyacaktır.

İsmail SARIGENE
________________
aşkın ekimi kasımı olmaz ki.
ılık bir ekim sabahında,
ayaz bir şubat akşamında,
ya da temmuz güneşinde sevemez miyim seni?
severim, hem de çok!
imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 01 Kasım 2014, 15:14   #6
Durumu:
Çevrimdışı
Cate
Üye
Cate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Acimasiz
Üyelik tarihi: 26 Ekim 2014
Şehir: -sen gittin herkes ölmeye başladı
Mesajlar: 4.582
Konular: 2467
Beğenilen: 227
Beğendiği: 168
www.forumsevgisi.com
Standart

Gönülden Süzülenler/3

Her gemi rotasından bir nebze kapmıştır. Bazen fırtınayı göğüslemiş bazen de istilaya karşı son damlasına kadar savaşmıştır ama asla umut yüklü yolculuğundan feragat etmemiştir. Her şeye inat umudunu, acıya inat mutluluğunu, zor ama çileli yazgına huzurunu ve öfkeye karşı us’unu kaybetme / yitirme. Bilirsin ki dikeni var diye gül’den vazgeçilmez.
*
Şehirlerarasına giden tali bir yol gibiyim. Umuda niyetlenmiş bir mutluluk payının tümcesi. Ya da canında bir can taşıyan bir yüreğin taze bir nefesi. Acıları tasnif edilmiş bir ömrün çileye doymayan bedenine vurulmuş alın yazısı. Soluğuna binlerce ölüm peydahlanmış bir kadının en acıklı, en koyu hikayesine konu olan bir kitabın mutluluğa ithaf edilmiş sayfasında yer alan süssüz ve sade bir ayraç.
*
Her gece sana ölüp her sabah sana dirilmek. Nefesinde saklı her bir duayı kurumadan bir yaraya şifa diye sürmek sonra. Daha izi kurumadan yüreğinin tebessümünü asmak yetimhanedeki çocukların yüzüne. Ve saçlarına değen ve bir telinden hayat bahşeden o rüzgardan kuru ve kısır toprakları nasiplendirmek.
*
Yıldızlara yakın, acılara uzak bir ev düşlüyorum. Umudun ve mutluluğun hiç kapıdan çevrilmediği dört duvar. İki basamaklı bir kapıya uzanan her şarkıda gençleşecek iki yürek; sen ve ben. Hayalden öte yaşamaya değer. Uzak bir ihtimal zannedilen ama yaşanmaya yakın bir düş.
*
Ahşap bir evin güneşe yataklık eden pencerelerine çıkmış şiir yüzlü çocuklar gibi avaz avaz bağırıyorum; seni seviyorum diye. Ve yüreğine dua dua bir sevdayı nakışlayıp nefesine bir hayatı bağışlıyorum sevgili.
*
Ekmeğimden, terimden sakınıp bir uçurtmalar alamadım sana. Oysa baba yadigarıydı marangozluk. O tahtaya yüreğini katıp tahtaya işlerdi içini. Ve ben onun kocaman ellerin tersine küçük ellerimden bir mürekkebe yaslıyorum düşlerimi. Sana gelirken ki cam kenarı biletleri biriktirip kağıttan gemiler bıraktım avuçlarına. Sokağına bir söz bıraktım karanlıkta üşüme diye. Sabahı müjdeleyen vapurların içine ıslak mektuplar bıraktım. Ne zaman umutsuzluğun bir iskeleye vurursa o el yazması mektuplardan mutluluğu ayağa kaldırır diye. Ve bir yürek bıraktım. İhmal ettiğin öğle yemeği vaktinde iştahsızlığına ve yalnızlığına bir mutluluk besini olsun diye.
*
Az kaldı sevgili. Annemin gökyüzüne açılmış bir duasının bereketiyle çıktım yola. Sağım solum hasret. Önüm arkam aşk. Düştüm bir düş’ün yolculuğuna. Sana gelirken ki cam kenarları biletimle susuzluğumun nükseden yanıyla gelmekteyim. Kavuşmalara bir kavuşma ayarlama sen. Şehrine indiğimde bir kalabalığın arasında buluşalım. Elimde rengarenk onlarca balon olacak. Ve o balonları görünce koşma bana. Kan ter içinde kalmayasın. Adım adım harf harf yaklaş bana ve sonra kemiklerimi hiç bırakmamacasına sarıl ve senin nefesinmiş gibi çek beni içine..
*
Bu kaçıncı ihbarım ey yar. Bu kaçıncı intihar adının baş harfine harcadığım. Gel etme. Kanma Azrail’in biletsiz düşlerine. Hayattın dar kaldırımlarında kendi ayağına çelme taka taka kanattığın dizlerini bükme. Kaldır başını gökyüzüne ey yedi renk mutluluğum. Sesinin nihavent halinde seslendirdiğim onlarca şarkı mahzunluğa bürünsün mü. Umut canından vaz mı geçsin ? Elif dimdikliğinden feragat edip boynuna yağlı bir ipi mi geçirsin ? Toparlan ve giyin hayatı. Biliyorum zor kendi yaralarını yine yeni bir yarayla kapamak. Ama senin adın bende umut. Ama senin nefesin bende mutluluk. Eğme ve eğdirme başını. Harflerini bükme ve dirilt içine ellerinle gömdüğün can’ları. Ve bir Elif gibi dimdik gülümse sana reva görülmüş kanamalarına..
*
Denize kıyısı olan bir baraka’ya kurulmalı huzurumuz. Çatısız olmalı sevdalık mahsenimiz; ki yıldızları her an saçlarına dizebileyim. Ne zaman kurudu dudaklarımız, birkaç dakika içinde varabilmeliyiz sonsuz mavilere. En sevdiğin çiçeklerini ekebileceğin küçük bir bahçeli olmalı küçük barakamızın yanında. Gözlerinin rengine boyanmalı mutluluk yuvasının duvarlarını. Pencerelerinde eski ve orta dalga yayını yapan bir radyo bulunmalı, kurak toprağın ortasında çalan bir nihavent şarkıda dans etmeliyiz.
*
Yağmura şemsiye tutma ne olur. Bırak ıslansın düşlerin. Sen umutlarından biriktirip yetim kuşlara vermek üzere beklettin mutluluklarını savur öylece. Ardına sakın bakma. Yağmurun içinde ıslanan ayak izlerine aldırış etme. Yürü ve hiçbir zaman başını eğme. İçinde saklı düşleri sessiz harflerde yorma. Sesli ve nemli bir gözyaşında erit acılarını. Bil ki her mutluluk bir acının ardından gelir. Savaş ve kaybetsen de haykır içindekileri.
*
Kasabama son kurulan bir lunaparktan sonra gözlerimin için bu kadar hayat dolu olduğuna tanıklık ediyor şiir yüzlü çocuklar..Kapı eşiğinde yarım bırakılmış ıslak mektuplarımı naftalin kokulu sandıklarıma yerleştirip bu gece yine masalına/ masalımıza koyuluyorum. Dağ tepe dinlemeden üzüm bahçelerine dalıyorum. Uslanmaz …çocuklar gibi sabaha kadar koşuştuyorum yüreğinin bahçelerinde.
*
Bir luna parkın içinde kaybettiğim pamuk şekerlerimi gözlerinin kahverengi gözlerinde buldum. Bir kargo poşetinin içinde sakladığım mavi bilyelerime nefes oldun sen. Bir kum saatini elinden alan yüreğim küçük bir çakının şahitliğinde sana özlem yangınları büyütüyor. Bir iskelenin kenarında yüreğime dayadığım ahizenin arkasındaki yüreğimi yüreğimden yakala. Ve sesini ararken bir sahilde, sen soluk soluğa koş ve bir Elif miktarı sarıl bana. Ve hiç bırakma..
*
Tekil bir yalnızlığın içinden uzat ellerini. Utangaç yanaklarında bir tebessüm belirse üşengeç yaralarıma şifa diye sürüyorum gözlerini. Ellerini ellerimle yakalayıp avuçlarından kayıp giden bir terin akıbetine aldırış etmeden koca gövdeme umutlar serpiştiriyorum. Belirtisiz ya da yeknesak bir cümlenin içinden geçip sen’li bir varlığına nüfuz ediyorum. Soyunuyorum, üryanlığıma bir yangın bileyip azı dişlerimin sancısından bir sevda doğuruyorum. Doğan her düş’e bir kurban veriyorum. Azat ediyorum tüm gurbet kuşlarını. Ve sana gelirken tüm yollara en sevdiğin çiçeği ekiyorum sevgili.
*
en uzaktan koşup terleyen sesini yüreğime doldurduğumda cebimde sakladığım binlerce şekerleri şiir yüzlü çocukların avuçlarına bağışlıyorum. Uykusuz uykularımın yüzünü gözlerinden akan sevda nehirlerinin buz gibi damlalarıyla yıkadım ve yüreğimin bozkırlığına bir şiir daha bıraktım. Ve ne zaman dudaklarında bir şarkı gökyüzüne yakılsa, ben uçurtmaları bulutlara kavuşturuyordum. Ve ne zaman bir iskeleye dayanır görsem kanamalı sancını, acıya tok halimi uyandırıp acıya bir dudak payı açıyordum. Ve özleminin orucunu senin sevdanla bozuyor ve yine senin sevdana niyetleniyorum sevgili..
*
Acılarını daha kez yüreğinde kaynatıp kaynatıp içine zehir diye akıtacaksın sevgili. Ayak uçlarına indirgediğin yüreğine bir ölüm çizme. Ayıkla kendini karanlıktan. Yüksek betonarme binalardan göremediğin yıldızların gözlerinde olduğunu ne çabuk unuttun. kapı ziline vurana inat yüreğinle nefes almaya devam et. Unutma savaştığın her an kazanmasan da verdiğin mücadelenin ödülünü mutluluk alacaksın. Sen umuttun ne çabuk unuttun bunu..
*
Sürgün edildiğin ne varsa içinde, tıknaz ve yeknesak bir cümleye bula. Ve kanat ulu orta sancılarını. Güpe gündüz kuşan karanlıklarını. İçini kemiren ayrılık sustası ölümcül şiirleri bağışla bize. Rast gele bir şarkıyı mırıldan demir soğuğu pencerelerinden. Sen güneşe merhaba de yarı aksak şivenle. Biz dünyadaki dudakları pamuk şekerleri sirayet etmiş çocuklara anlatırız sevda masallarını. Adını unuttuk sanma, seni yaşadığımız yerden başlıyoruz sözlere.
*
Kanatlarında umut taşıyan gurbet kuşlarına döndür yüzünü. Biliyorum sağanak halinde karla karışık yağan acılara karşı açtığın şemsiyene ve giydiğin hakim rengin siyaha inat yolların bana hep umut hep mutluluk. Biraz sis olsa da gözlerimin kentlerinde, avazım çıktığı kadar bağırıyorum. Ey mutluluğu umuda gelin eden kadın; acıya katık eyle nefesini. Yendirmeyeceğim seni, boyun bükmeyeceksin..
*
Tövbeleri gusle zorlanmış bir duanın içindeki ıslak gözyaşlarımın hesabını ver ey sevgili. Adını pelesenk diye dudaklarımı mıhlamışken yüreğimin en kutsal mabedine tecavüz hakkını kendine meşrulaştırıyorsun. Yığma ve bi o kadar eski binanın… ağırlığını tek benim omuzlarıma yükleyip bir intiharı bana reva göremezsin. Serseri bir kurşuna meyl edecek bir ceset torbası değil nefes aldıklarım. Benim ölmemi gıpta ile beklerken hangi musalla taşının soğukluğunda doğurdun içindeki kini ve öfkeyi. Ölüm senden önce bana uğramazsa bil ki iki elim yakandadır.Bilesin..
*
Yüreğinde birikmiş nehirlerin sesini duyamıyor musun Usta ? Damarlarında taşmayı bekleyen şiirlerin sustalı çığlıklarını duymamazlıktan mı geliyorsun Usta ? Dudaklarının iki yakasına gelip gelip doğmayı delip bir cümlenin tok yanında ölümü …kuşanan harfleri görmek istemiyorsun Usta..Sus/ma ayakları uzattığı bir sevdanın ucunda açıkta kalsa da sen özgürlük şarkıları söyle Usta. Kök saldığın bir kuraklığın elbet bir gün yeşereceğine olan umudunu mu kaybettin Usta ? Söylesene elindeki ateşte bir çiçeğe hayat biçerken o ateşte yaktığın sen misin yoksa Usta ?
*
Ben seni özlerken kendimi kaç öldürdüm kendime. Ve kaç kez sancılandım sendeki beni bende doğurmak için. Kapısız bir evin bahçeye açılan bir salonun duvarlarına resmettim gülüşünü. Ve her nefesimde sana bir hayat bağışladım. Rengarenk balonların ipini çantalarımızda sakladığımız ve aynı tip çakılarla kesmek ve gökyüzünde özgürlüklerini kutlamak. Bana hediye eylediğin bir beyaz gömlek ile sana gülümsüyorum. Elimde bir kum saati ve deniz kabukları ile..
*
Bir deniz fenerinin aydınlığında dans edeceğiz. Gökyüzü perdelerini kaldırıp bir gül sağnağına tanık edecek. Üstümüz başımız umut, iliklerimize kadar mutluluklarla ıslanacağız. Nihavent sesinle bir şiirime ses olacaksın sonra. Sonra bir iskeleye vereceğiz sırtlarımızı ve masal kaldığı yerden uzanacak Cennetin üzüm bahçelerine..
*
Ayak uçlarımıza uzatılmış bir üşengeç şarkıyı koynumuza alıyoruz. Hayatla hayatlandırdık ıslak dualarımızı. Sen " her harfi kitap olan adam " demişken sustu cümleler, yüklemler ise öznesiz. Gözlerinin kahve rengine bağdaş kurdum, usul usul yağan yağmurları işliyorum saçlarının köklerine ve ilmek ilmek nefesine koca bir hayatı nakışlıyorum sevgili.
*
Sustur gözyaşını selini. Yüzümün kirliliğini temize çekmek için kirpiklerinde binlerce sancı ile bir yağmuru doğurma sevgili. Sen sevgili, nefes al benim için. Giriştiğin ekmek kavgalarında sana gelen sağlı sollu her yumruğu bana reva gör. En acıklı bir romanın en hüznü sayfasını bana bağışla. Ve gece üşümeyeyim diye gülüşlerini ört üzerime. Kalabalıklara bakan tenhalığımın dalgın bakışlarına bir omuz genişliği ver.
*
Üç büyük kentin sancıları saklı sesimden binlerce şiir bağışladım gözlerinin kahve Cennetine. Ayyuka çıkmamış umutlarımı yüreğine göçe zorlarken dizlerinde bir uykuya râm olmuş uykusuzluğum. Kaldıramadım bir daha çocukluğumu yüreğine kundaklanmış halinden. Denize komşu bir parkın yürüyüş sathına dizilmiş bir düş’ün mavi balonlarında uyuttum yara tutmaz yangınlarımı. Bir adım sonrası bir avuç deniz iken hiçbir zaman senli özlemlerimi sensiz söndürmeye yeltenmedim. Ne zaman üşüse üşengeç çocukluğum sesini örttüm üzerime.Gözlerimi sonsuza yarime kapadım, ey hazan sobelesene beni mutluluklarımdan..Yüreğimi gökkuşağının kahve tonuna boyadım, ey aşk yakalasana beni umutlu yarınlarımdan..
*
Gözlerinin esir düştüğü savaş meydanındayım ey oğul. Toz duman etraf yüreğin ise kan revan. Kanayan dudaklarını susturmaya mı yeltendin yoksa. Yoksa yüreğini lime lime edip düşlerini bir recm’e mi rehin verdin. Hadi kaldır işvebaz intiharları göğünden. Yeksenak bir acının ayak ucundan kaldır gövdeni. Bir miktar umudun gözlerindeki tarifsiz telaşı gör. Cesedinin bir hükmü olmasa da o koca yüreğinin " onuru " için ayaklan hadi. Susma sakın. Koca yüreğinin engin dehlizinde bir dirhem konuş..Bir dirhem
*
Hayatın tüm acılarını yüklenip kendine çelme takmayı bırak. Kabuk bağlamış yaralarından soyunma zamanı. Siyahına bir kadife nakışlı bir gül motifi işle. En azından niyetlen. Yarın olmadı belki ondan sonraki gün kendi ayakları üzerinde acına da mutluluğuna da eyvallah deme zamanı.
*
Susuzluk. Aç kalmış topraklar. Suya sırtını dönen bulutlar. Çatlamış ve sesi kısılmış topraklar. Bereketini, zenginliği yitiren ovalar. Yalnız kalmış ve ölümünü bekleyen zaman. Yüreği kurumuş, yüzü eskimiş ve ellerini doldurmayan ab-ı hayat yavaş yavaş tükeniyor. Aslında yiten, giden, biten ve sona eren bizim hayatımız. Farkında değiliz. Yavaş yavaş ölüyoruz.
*
Dilini yitirmiş bir cümleyim. İçimde birikmiş nice söz var şimdi. Sıraya geçmiş bir kalabalık herşey, her söz. Avazım çıktığı kadar sarılmak istiyorum sana. Bağırmak delice. Duvarlara vurup vurup geri dönecek kuvvetli bir nefesin içinde peydalanmış bir söz dizimlerim var içimde. Yakılmış, yaralanmış ama içimde bir sus’ku. İçimde bir yanardağ var ama kusamıyorum. Dışımda közler birikmiş yanıyorum diyemiyorum. Susuyorum, gözyaşlarımı bile haykıramıyorum. Sessizlik ne zormuş Ya Rab. İçime, dilime dolanmış düğümleri çöz. Bir alfabeyi bağışla bana. Doya doya içeyim cümleleri sonra da dudaklarımdan bir hayata sürgün edeyim sözleri. Biliyorum ben harfleri ilkokul terkten bıraktım ama içimdeki sözleri şimdi haykıramıyorum. Şimdi konuşamadığım dudaklarımı sadece ısırıp ağlamak için kullanıyorum.Ne acı cümle cümle susmak içinde..Ya Rab kanatma dudaklarımı. Bu sessizlikle imtihan etme beni. Beni bir cümleye bağışla../ Konuşmayan Nineciğime ses oldum..
*
Kıyıya demirlemiş zaman. Ayaklarını sıvayıp çocukluklarına koşmakta akrep ve yelkovan. Hiç bilmediğimiz bir iskelenin kenarlıklarına bırakılmış bir sevdanın sahipliğine soyundum. Vazgeçmedim ve kendim gibi bildim..
*
Işık süzmelerine bakarken yakaladım seni. Çıplak ayaklarını denize yürütmüşken yine gözlerin beni arar gibi denize yarenlik etmekte. Hangi yolcu gemisine rezerve edilmiş sana geliş biletim ve hangi yük gemisine yüklenmiş senli özlemim ey yar. Susma ve öyle uzun daldırma gözlerini ufka. Işığın en sıcak halinde düşeceğim şiirlerine.

İsmail SARIGENE
________________
aşkın ekimi kasımı olmaz ki.
ılık bir ekim sabahında,
ayaz bir şubat akşamında,
ya da temmuz güneşinde sevemez miyim seni?
severim, hem de çok!
imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 01 Kasım 2014, 15:15   #7
Durumu:
Çevrimdışı
Cate
Üye
Cate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Acimasiz
Üyelik tarihi: 26 Ekim 2014
Şehir: -sen gittin herkes ölmeye başladı
Mesajlar: 4.582
Konular: 2467
Beğenilen: 227
Beğendiği: 168
www.forumsevgisi.com
Standart

Gönülden Süzülenler/2

Bir çocuğun oyuncağına bakmasındaki mutluluğun ötesinde sevdim seni. Kavgasız olmazdı özlem. Sensizlikte danışıklı kör bir dövüşe vurdum kendimi. Yine ve her defasında sağ kroşeden bir yumruk yese de ben sol yanıma işlediğim sevdanla ayaklandım. Bak hala dimdik hala senin özleminde sana nefes almaktayım.
*
Bir ekin tarlasındayım. Uçsuz bucaksız sarı başakların arasında seni görüyorum beyaz gelinliğinle. Kucağında Elif, gözlerinde ben, nefesinde bir can, damarlarında bir umut ve ayaklarının altında yemyeşil mutluluk. Sonra rüya mı diye soruyorum kendime. Yok yok aldığım nefes kadar gerçek, soluduğum hava kadar hayat dolu. Gerçeğin ta kendisinde bana rüyalarımı gerçeğe dönüştüren kadına kocaman bir eyvallah.
*
Kırık camlarıma bakıp bakıp utanmadan sıkılmadan giren ayaza bilediğim bıçağın yüzünü doğruldum özlemine. Biliyorum yarın Pazar. Yine seni dün gibi özleyeceğim. Demli bir çayın içine attığım şeker gibi saçlarını rüzgarın estiği yöne taramayı özeneceğim. Sonra da yakın gözlüğümü takıp özenle okuduğum gazetelerin pazar ekleri gibi senli zamanlarımın manşetleri hatırlayacağım. Kara bulutların ardından doğan güneşe sevinir gibi senin tarafından sevilmenin onuruna bir eyvallah daha bırakıp rastgele gülümseyeceğim mahallemizde soğul havaya top oynayan çocuklara.
*
Bir dostun ninesinin cenazesindeydim bugün. Üzgün bakışların gözyaşına esir olduğu dört duvar arasındaydı nefesim. Bıçak gibi soğuk bir güne yataklık ediyordu musallaya yatırılan meftune. O sessiz bizler ise sesli bir şekilde vedalaştık. Sonra da omuzladık acılarını bu dünyadan göçüşünü. Sonra da toprağa bir beyaz gelin daha taşıdık ellerimizdeki küreğin hızlı akışıyla. Yemyeşil bir bahçenin içinde açan bir gelincik edasıyla süzüldü, kanatlandı ve toprağa gülümsedi. Sonra da bize el salladı. O ölmemişti. Sadece toprağı çok seviyordu ve beyazı da..Bir gelincikti o..Bir duanın içinde açan çicek gibi gülümsedi yüzümüzü bıçak gibi kesen soğuğa nispet yapar gibi
*
Mavi pervazlı bir pencere, beyaz badanalı bir ev. Bir urba mutluluk bir mintan huzur ve sen. Umut bulduğum ve mutluluk duyduğum bir hayatta senden başka ne ister ki bu gönül..
*
Dar ve hüzün sinmiş bir ara odanın yalnızlığa yatırılmış hüviyetinden sıyrıl ey çocuk. Gözlerini mutluluklardan kaçırıp kaçırıp korkuya teslim etme içindeki devasa düşleri. Ayaklarının çıplaklığına, elbiselerine sinmiş fakirliğe, yüzünde yoksul kalmış umuda bakıp bakıp acının yataklığına soyundurma. Sen mutluluğunun çocukluk halisin. Umuda ve sevdaya büyüyeceksin çocuk.
*
Utangaç bakışların arasında sakladığın umutlarını acıya satma sakın. Hüzün baz ve işvebaz sancılarına inat sen sakın vazgeçme kendinden. Aldırma zorluklara, boyun eğme karanlıklara. Bir filizsin sen. Bazen kar, boran yiyeceksin lakin toprağına sımsıkı sarıl. Rüzgar esiyor diye eğme başını sakın. Gün gelecek büyüyecek meyva verecek ve hayata gülümseyeceksin.
*
Sırtına onca acıyı yüklenip hangi gözyaşına bir avuç toprak aramaktasın ey yar. Gözlerindeki ışığı kapatıp perdeleri hüzne perdelemekle gözlerinin hayat rengini değiştirebilir misin. Yok ey yâr, kurşuna metelik satsa da umutlarım seni acıya gelin vermeyeceğim. Yok ey hayat, yokluğa hasretini iliştirse de acılarım seni ölüme yendirmeyeceğim. İzin vermeyeceğim. Söz veriyorum sevgili.
*
Dört duvar bir pencerelik ömründe acıya yarenlik ettirmeyeceğim seni. Kapıların ardına kadar kapalı olduğuna inandırma kendini. Bir anahtar deliğinden görebileceğin Cennetin ta kendisisin sen. Gülümsediğin, nefes aldığın sürece benimsin.
*
Yüzlerine bir Cennet kaygısı düşmemiş, oyuncakların bedenlerinde duygusuz ve plastik algılanmadığı bir çocuğun yüzündeki düşlerin sıcaklığı gibi seviyorum seni sevgili.Üç beş kuruşun hala bir işe yarayıp yaşlı bir teyzenin kapanan elektriğinin açılması karşısında yüzünde açtığı baharların tazeliğinde seviyorum seni ey yar..
*
Sırtımızı hüzünbaz duvarlara verip arkamıza bir kapının anahtar deliğinden tezahür eden Cenneti alıp okuyoruz hayat mecmuasını. Bazen sen nihavent sesinle eşlik ediyorsun mutluluk solosuna bazen ben gözlerimi kapatıp bir şeyler dökülüyorum satır aralarına. Bilirsin ben metni bir şiiri okuyamam. Heyecan başlar, harfleri yutar, tonlamaları es geçerim. Hayatın acıdan alıntılanmış satırlarını hızlı okuyup mutlulukları ve umutları yavaş yavaş sindire sindire yaşamak sevgili.
*
Bir dilim umuda tutun hayatın acıya yoğrulmuş yanında. Kendine kendinden bir emanet ayır. Boşa çekilir zannettiğin çabaların sessiz duvarlardan yüzüne vurmasına aldırma sen. Bir küçük çocuğun oyununun en güzel anında annesinin seslenmesini umursamadığı gibi sende acıya tek bir zırnık verme. Ergenlik çağına ulaşmış bir çocuğun akşam saatinde çıkarda gezmesi gibi gönlünün özgürlüğüne bir kanat takıver ve bir defa da kendin için gülümse doyasıya.
*
Daha oyunum bitmedi. Çağırma beni anne. Zaman dolmadı daha. Şehrin serkeş sokaklarında başı boş gezmek istiyorum öylece sonra da sana telefon edip seninle aynı dönüş yolunda yürümek. Islanmanı gördükçe kollarımı kanatlarımı bir şemşiye niyetine kullanmak.
*
Koca bir şehrin içinde bensiz sokakları aşındırır iken unuttuğun ve unuttuğunu hatırladığın ne varsa bırak. Bir çocuğun utangaç bakışların arasında yeşerttim yüreğini. Çilingir gerekmez umuda ve mutluluğa giden yollarda sana. Bir özgürlük dile kendine. Hiçbir şey ulaşılmaz değil sevgili. Bu çocukların gülüşlerini gibi gülümse bağışla ne olur. Dayan ve sabret..Elbette adlarımız mutluluğa erişecek.
*
Yalın ayak çocukluğumun gökyüzüne bağladığım rengarenk balonlarımla görürsen beni, sakın koşma sevgili. Yorgun düşmesin yüreğin. Kahve telveli hüznünü kapatıp umut dolu nefesinle gel yanıma. Elifin canına bir can kat da yıldızlara konuk olsun mavi bilyeli düşlerimiz.
*
Kıyıya vurmuş bir tekneden farksız mı görürsün kendini. Boşluğa zincirlemiş bi yürek mi düşünürsün ey sevgili. Kendinden yüreğini el çektirip siyaha teslim etme kendini. Kaldır gözlerini maviye. Uğrayacağın o kadar yer var ki..Her bir toprak parçasına yüreğinden bir bahçeyi hediye eyle sevgili. Her bir maviye uçsuz bucaksın bir Cennet köşesi gözlerinin kenarlıklarından. Hadi ey sevgili.Kalk artık siyahın çıkmazlarına. Gökyüzü kanatlarını açmış ve mavi deniz seni beklemekte. Yürek teknenin bir cebine umudu diğer ceplerine mutluluğu doldurup ta bir gün uğra bozkır tepelerime.
*
Dar yollardan geçmekte hayatla olan sınavın. Yorgun nefesine bakıp bakıp kendini günaha boyama.Nerde yoruldun, orada çağır beni kendine. Sırtlanayım seni, geçmişini, geleceğini. Yol vermese de yollar, daraldıkça nefesin dayan omuzlarıma. Sancılansa da yüreğin kapat gözbebeklerini. Tazelensin yorgun bakışların gözbebeklerimde.
*
Maviyedir benim sürgünlüğüm. Yeni yetme bir çocuğun donsuz mahalle ortalarında gezmesi gibi özgür yüreğimin tek arzusudur bir deniz kentinde ölmek..Kırsallığımı soyundum da maviliği giyindim velhasıl. Gayri deniz tutmaz beni..
*
Kıyaya vurmuş iki mavi tekneyiz işte. İki ömre yazılmış tek büyük sevdaya kazınmış adlarımız. Bulutlar öbek öbek dizilmiş üzerimize. Deniz ayak ucumuzda. Gel- git sırdaşımız olmuş yaşanmışlıkların. Yaşayamadıklarımızı ise bir iskelenin bekleme salonuna bırakmak. Aldığımız her bilette tekrar hatırlamak. Martı sesleriyle vapur seslerini iç cebime zulalayıp sesinin içine saklamak çocukluğumu. Mor bi tesbihle başlarken senli özlemin sabrına, bir kum saatinden bırakmalı zamanı ve de avuçlarımda saklı duran iki deniz kabuğu..Ve nefesimde SEN.
*
Çatısız bir evimiz olmalı. Gökyüzüne yakın. Yıldızlardan olmalı pencerelerimizin pervazı. Gözlerinin sıcaklığıyla ısınmalı camların buğulu yanı. Kapımız hep mutluluğa aralanmalı. Pencerelerimizden hep umuda açılmalı sevgili. Kayalıklardan sonra mavi deniz gelmeli. Ve denize inerken yeşil ağaç gölgeleri bize eşlik etmeli. Kaya gibi sert durmalıyız acıya ve mutluluklarımız mavi deniz gibi derin olmalı..
*
Denize kıyısı bir köye uzanmalı yüreklerimiz. Çırılçıplak ayaklarımızla yürümek maviye. Islandıkça, gözlerimizin güneşinde kurutmak. Sonra da rüzgarlı bi tepeden izlemek yük gemilerini. Ve kutu kutu çikolataları dağıtmak sir yüzlü çocuklara. Ve onların sevinçlerinden mutluluklar kurmak hasretimizin duvarlarına.
*
Bir gün doğumu daha. Karanlıkta üstü kalmış yüreğini güneşle örttüm. Sen kalkmadan tüm ceylanları emzirdim, tüm su yollarını arklara kavuşturdum.Uykularından uyandırıp tüm gülleri sana vardım sevgili. Kulağına " seni seviyorum " cümlesini fısıldayıp perdelerine bırakmak şehrinin gündüzünü. O mahrur gözlerine binlerce şiiri emanet edip seni senin şehrinde sevmeye devam etmek sevgili.
*
Tahtadan bir bank. Üzerimize serilmiş gökyüzü ve onlarca yıldız, ayaklarımızın altına dizilmiş mavi bir deniz. Bir de kuru bi ağaç sevdamıza tanık. Sustuklarımızdan binlerce harf bağışlıyoruz sevda lugatine. Konuştukça kuru bir ağacın köklerine sarılıyoruz. Geceye yıldız oluyor, yıldızlara yarenlik ediyoruz sevgili..Seninle ayaklarımızı uzatmak mavi denize. Geceyi sabaha devirmek öylece..Ve gözlerimizde doğurmak güneşi karanlıktan.
*
Gök gürültüsünden mi korkarsın sevgili. Sesimi sakladım bulutların içinden. Özlemini giyinmişler. Avazı çıktığı kadar seni sana anlatıyorlar ey yar. Hem karanlığımı sesimle aydınlatıyorum sevgili. Katransı bir geceyi sana yoruyorum. Yürüyen gemilere yüklüyorum hasretinin devasa büyüklüğünü. Kavuşmamıza atfedilmiş binlerce şiir var gökyüzünün eteklerinde. Sakın korkma sevgili. Çığlık çığlığa ben düşüyorum gözlerine.
*
Sana geldiğim yolları şahit tuttum sevdama. Bulut bulut özledim seni. Toz toprak çiçek dal ne varsa yüklendim sana gelirken sevgili. Uzadıkça mesafeler ben daha da yakınlaştım sana. Yanında olamamanın acısını/ boşluğunu, özleminin büyüklüğü ile kapattım. Çıkan her yol ve varış yeri yüreğin olan her bilet varlığına hediye edilmiş bir Cennet bahçesiydi sevgili.
*

Çıplak bir kentin üzerine acıyı giydirmeye çalışma sevgili. Ellerinden geçmeyen göç yollarını bekleme. Kalabalıklara bakıp bakıp yorma gözlerini. Dudaklarının iki yakasında kurabildiğin en büyük bahçede bir kelime kök ver. Açsın harflerin alabildiğine. Islaklığına aldırma gözbebeklerinin. Tozlu ve kısır topraklarımın suyudur ıslak kirpiklerinden akan nehirlerin.
*
Yalın ayak kalmış bir zaman devrilmiş bavullarının üstüne. Tozlu sandığın her bir köşeye kendimi siyah beyaz bir çerçevelemeye yeltendikçe sen yüzünü bana döndür sevgili. Tahta bir arabadan öte geçmeyen çocukluğumun yaşanmamışlıklarından say gönlümün senli tenhalığını. Yollarımız bir kavşakta buluşamasa da istikametimiz sevdadır sevgili. Aynı bardaktan su içmeyi nasiplendiremesek te aynı yola vurur ayaklarımız birbirinden habersiz.
*
Gökyüzüne yüzüne karanlığı çalmak üzere. Sesimle refakat edeyim eve dönüş yollarına. Topuklu ayakkabılarının sesini bürünürüm iç cebime. Zulalanmış ne varsa içimde duvağına ilmeklerim kokumu. Tenimden bir teni koynuna bağışlayıp dil altı haplarına saklarım kendimi. İfşa etmem içine sakladığım beni.
*
Alabildiğine hayat olurken gözlerin, hangi ufka çizsem gözlerinin hayat yanını. Boşluk ararken karanlık, ben yüzüne vurmuş aydınlıkta hangi bir kentin gölge çocukluğunu alnı ortasından öpeyim. Sen diye hangi ceylanın uykularını uyandırayım sesli şiirlerimden. El yazımla yazılmış ıslak mektuplarımı hangi buluta fısıldayayım da hangi susku çölüne sığlığım bir fincan katre olsun. Kana kana içilsin damarımda taşıdığım sevda yanığı.
*
Kaya gibi sert acılarının kenarına gözyaşlarımı vurdum. Eğildim boylu boyunca / eğdirdim bulutları eteklerine. İki yanı dağlarla örülü yüreğinin ortasına bir şiir kurdum kafiyelerden ayıklanmış. Saçlarının gökyüzüne en yakın yerine bir salıncak kurdum serbest şiirlerimin senli sesinden. Hayatının senli tenhalığına adımın harflerinden bir kalabalık bıraktım. Acının en katıksız yerinde beni sancılarına bağışla diye..
*
Gözlerimin ufkuna vur gözlerini. Yüreğinin yeşil bahçelerinden esinlendiğim bir ayçiceği tarlasına döndür yüzünün aydınlığı. Parmak uçlarınından sarkıt gövdenin rengarenk balonlarını. Bir Cumartesi günü bir kargo paketine sığdırılmış mavi bilyelerimi eteklerinden sal yüreğimin ayçiceği tarlasına. Alabildiğine hayat, alabildiğine sevda olmuşken yüreğin, dudaklarımda adından başka hiçbir kelimeye nüfuz etmesin.
*
Hangi sureti giyinirsen giyin ey hayat, beni sevdanın yollarından alı koyamazsın. Karları yığ yollarıma, fırtınalara gebe bırakan denizi. Geçilmez dağları yor ayaklarımın dibine. Beni sevgiliye götüren yollardan vazgeçiremezsin. Rüzgar olur sevdanın nefesine nefes olur bu garip ten.
*
Hangi duvara astın da acılarını, bu kadar siyaha çalındı yüzün. Peçelediğin yüreğini, cesedini cesedine kefenlediğin ellerini hangi sözün temize çıkarır ki sevgili. Kendinden bile gizlediğin kiralık katillere teslim etme. Asma kendini kendi ipine. Ayak ucuna boş akıtıp zebil olan nehirlerin hakkını sorarım sana. Sen mutluluksun sevgili. Umuda açılmış ve sevdaya yakılmış en büyük duasın. Farkında mısın sevgili içinde sakladıklarının ?
*
Sevdamıza tanık binlerce rengarenk balonlar getirdim. Hafiften yağmur düşerken uzaklığımıza, acılarımıza bir şemşiye ile değil sevdamızla göğüs gerdik değil mi sevgili.Birazdan dilimizden düşürmediğimiz şarkı çalınan radyoda. Hadi sesini aç yüreğinin de, dolayım nefesinin hayat gözeneklerine. Saçlarını da çöz de sevgili, yıldızları öreyim köklerine..Elif elinde rengarenk balonlarıyla beklerken, sevdanın uzaklığına aldırış etme.

İsmail SARIGENE
________________
aşkın ekimi kasımı olmaz ki.
ılık bir ekim sabahında,
ayaz bir şubat akşamında,
ya da temmuz güneşinde sevemez miyim seni?
severim, hem de çok!
imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 01 Kasım 2014, 15:16   #8
Durumu:
Çevrimdışı
Cate
Üye
Cate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Acimasiz
Üyelik tarihi: 26 Ekim 2014
Şehir: -sen gittin herkes ölmeye başladı
Mesajlar: 4.582
Konular: 2467
Beğenilen: 227
Beğendiği: 168
www.forumsevgisi.com
Standart

Gönülden Süzülenler/1

Saksılara ellerimizle ektiğimiz ve gözümüzün nuru baktığımız umutlar bak yeşermiş sevgili. Umutlanmış tahta beşikte uyuyan Elif. Bak beyaz badanalı evimizin önünde bize gülümsemekte. Ayakları çıplak yine. Haydi Elif’in ayaklarına yüreklerimizi giydirelim. Üzerindeki beyaz elbisesine mutluluklarımızı yazmaya gidelim. Bir ezan vakti koşalım sana. Senin ellerinde deniz kabukları, benim ellerimde cam bilyelerim..Kum saatine baktım da geldim şimdi; vakitlerden kavuşma, günlerden Elif..
*
Üç duvar bir pencerelik yüreğini darağacına mı yormaktasın ey yar. Bir yastık ve demir ranzanın içinde sakladığın ve hiç kimse ifşa etmediğin bu ağır suskunluğun kelimeleri nerede ? İçine demirlediğin tekil çığlıklarını kanatıp iyileşmesi için tekrar bir yaraya dilenmektesin ey yar. Umutsuzluğa bir avuç tuzu reva görmek neye cevap hangi bedelin ücreti. Sus ve artık kanatma yaralarını. Ceplerimdeki cam bilyelerin ömrünün uzaması gözlerinin kahverengi Cennetidir sevgili
*
Bir mendil fiyatına gitti sandığın düşlerine gülümse küçük kız. Yüzünün utangaçlığına uzattığın çocukluğuna inat sen kocaman mutluluklarında gülümse hayata. Yeksenak bir acıya tek bir payda nefesini verme. Tek bir söz söylemesine izin verme hüzne. Dudaklarına umut, yüreğine mutluluk ve yüzüne gülüş yakışır senin..
*
Kanayan yaralarıma ben umutlar bastım. Deştim en derin yanını mutluluklar verdim köklerine ve gülümsedim bir miktar. Huzura kavuştu uykusuzlarım. Bir beden olmaktan vazgeçeli çok oldu. Büyüdüm kocaman bir sevda oldum.
*
Çatık ve yitik bir yağmur bulutunu sağdım dün gece. İçindeki tüm sancıları emdi topraklarım. Sonra eteklerinde sakladığı bir avuç umuttan bahsetti bana. Acıya rehin verdiği tüm umut türkülerini fısılda kulağıma. Sonra avuçlarıma son nefesini verdi. Göç etti ateş açan çiçeklerin memleketine. Ve ben içimdeki kız çocuğunu alıp bir gül tohumu ektim boş yağ tenekelerine doldurulmuş toprağa. Bozkırdı, kısırdı o toprak ama ama bir Mayıs gecesi bir umut gülümsedi yüzüme. O gece acısını sağdığım bulutlardan tel tel yıldız yağdı. Sonra dualarım ıslandı, avuçlarıma bir sevda gülümsedi anne. Senin ellerin gibi bereketliydi yüzü. Ve senin boylarındaydı boyu..Tıpkı sendi anne. Onu gördükçe umutlandım, onda seni hatırladıkça gülümsedim babamın siyah beyaz fotoğraflarına..Şimdi saksı yerine koyduğun yağ tenekelerinde binlerce şiir hayata gülümsüyor anne.
*
Gözlerinin esir düştüğü savaş meydanındayım ey oğul. Toz duman etraf yüreğin ise kan revan. Kanayan dudaklarını susturmaya mı yeltendin yoksa. Yoksa yüreğini lime lime edip düşlerini bir recm’e mi rehin verdin. Hadi kaldır işvebaz intiharları göğünden. Yeksenak bir acının ayak ucundan kaldır gövdeni. Bir miktar umudun gözlerindeki tarifsiz telaşı gör. Cesedinin bir hükmü olmasa da o koca yüreğinin " onuru " için ayaklan hadi. Susma sakın. Koca yüreğinin engin dehlizinde bir dirhem konuş..Bir dirhem..
*
Her unutulan yaranın içinde kanayan bir yüzdür aslında. Recm edilmiş ya da şekerlerin sarmalandığı bir gazetenin üçüncü sayfasında yer alan on puntoluk bir intihar haberine ithaf edilmiş yüreğin daha kaç kez gece debelenecek acının içinde. Gövdene olan itibarın zedelense de yüreğin için ayaklan. Kaldır cesedini gözyaşı sağnağında. Başını yerden topraktan çevirip gökyüzünden yağan binlerce yıldızlara aç saçlarını. Sadece sen kalsan da savaş. En iyi sen biliyorsun ki, savaşmayana ekmek yok bu ülkede. Ve ağlamayana sevda. Savaş ve ağla ama asla ayrılığa/ hazana boyun bükme.
*
Eskiden çok eskidendi. Teneffüs aralarında zangır zangır bağıran simitçiye inat annemizin iki dilim ekmeğin üzerine sürdüğü yağ ile zeytini yan yana götürdüğümüz zamanlardı. Yalın, süssüz ve tertemiz. Metal dünyaya kafa tutan tahta arabaların mahalle aralarında cirit attığı,Anadolu’nun bir küçük kasabasında televizyonlarda gördüğümüz kayak yapanlara inat biz annemizin çamaşırlarını yıkadığı leğenleri gizli gizli kaçırıp karlı bir tepeden aşağıya leğenlerle inmek. Ve koca ve süslü vitrinli büyük mağazalardan satın alınmamış oyuncaklarımıza inat biz dizlerimi büküp bir yuvarlağa cam bilyeleri doldurmak. Ellerimize doldurmayan silahlara inat tahta sapanlarla taşlara yüklenmek. Iskalasak ta gülümseyebilmek her şeye inat. Yokluğun yoksulluğuna düşmeden varlığımızın şükrüne durmak..O şükrü gülümseyerek eda etmek..Bir Elif miktarı gülümsemek velhasıl.
*
Suçsuzluğunu inkar edecek değilim. Suçlusun diyecek kadar ömründe ol(a)madım. Yığma ve tıknaz bir sevdanın ayak uçunda ezilen kaderine üzülürüm ben. Uykusuz gecelerin sabahçı kahvelerine denk gelen gözlerinin iç savaşına düşer gözlerim. Baş parmağı gözüken bir lastik ayakkabılı geçmişin yüzüne bir fiske daha ben vururum ve en ağrılı çocukluğuma en iyi çelmeyi ben takarım..
*
Ey gözlerine perdelenmiş karanlık, sus artık. Daha hangi aydınlık ülkemi işgal edeceksin. Hangi hangi tümcemin özgürlüğüne bir kurşun hediye eyleyeceksin. elbet ellerimde taşıdığım yürek parçacıklarım methiyesiz bir ışık süzmesine kavuşacaktır. Kuşandığım, alıntı içinde alındığım her nefese bir sen bıraktım. Ve altı çizilmiş adının yanına bir kır düğünü bıraktım. Gül sağnağında ölümler diledim kendime. Bir ezan vakti şafağa sırtımı verip umudun göğsünde gövdemi kaybedip yüreğimi yüreğine teslim etmek
*
Ayak uçlarının açıkta kalan yanlarını kapatmayı yeğlemeyip yüreğini sevdalarıyla kapatmışlar. Dünyalık’ların dan vazgeçip iki beden tek yürek olmuşlar. Kar, boran, fırtınaya inat gözlerinin baharlarından nasiplenmiş ıslak duaları. Bir tahta kapı, bir beton eşik..Ve saman çamur karışımı sıvayla örülü sevdalarına binlerce tebessümden çatı kurmuşlar. Avuç içlerinde birikmiş binlerce gül, gözlerinin üstünde kanatlanmayı bekleyen kelebek..Ve hayat..Yokluğun yoksulluğunu değil; iki bedenli gövdelerindeki tek nefesten bir varlık çıkarabilmeyi başarabilmişler. Sevmişler, sevilmişler..
*
Uzaklardaydı gözlerim. Bir akşam üstüne demlenmiş yüreğimin ellerindeydi gövdemin közlenmiş hali. Sönmeye yeltenen bir sigaranın son tadına varmaya ramak kala içime çektiğim bir hayatın en derin isyanındayım.Yüreğimde binlerce devşirme yeni…çeri, dudağımda her bir harfi roman olan bir suskunluk. Debisi gittikçe büyüyen bir nehrin akışına uzattığım dudaklarımı yine acıya guslettim. Sustu hançer, derin bir ur’du içimde beni bana öldüren. Ceplerimde biriktirdiğim sesli harflerimi kirli sakallarımdan indirip dudaklarıma bir cümle daha bağışladım. Ey hayat, sana sövmüyorum çünkü senli hiçbir cümleye özne olamadım. Ama bir gün bir söze gebe kalacak yüreğim. Elbet bir gün..
*
Taksirli bir suçum ben damarlarında arsızca gezinen. Hadi yüzümün kömür isine bir zân daha bırak. Çocukluğumda üttüğüm mavi bilyelerin suçunu bugünkü ayrılığa yor beni. İçinin intihar bahçelerine döşediğin mayınların pimini bana ver. Korkmuyorum. Hangi insan ben kadar mutlu olabilir ki. Ölmeden seni yani kendi ellerimle tuttuğum kiralık katilimi gördüm ve sana bir dudak payı soluğumla son kez gülümsedim. Ve uzandım silahının son kurşuna. Beni hangi çocukluk düşümden vuracaksın. Sobelendim ey çocuk. Beni infaz et yaralarımdan..
*

Nefesinde birikmiş nefeslerine ölümler biçerken ben uzakta bir yerde bir ıslak iskelede kırlangıçlara yem vereceğim. Kırmızı sızarken avuçlarımdaki gül’den ben inat gülümseyeceğim sarı sonbahara. Eteklerini buruşturup utangaç yaralarını üşengeç uykularına yar mı edeceksin. Daha kaç kez gecenin katili olacaksın, daha kaç kez başını koyduğun yastıkları sadece gözyaşlarını kurutmak ve de çığlıklarını bastırmak için kullanacaksın. Bırak artık içindeki yavan sorguları ve bırak artık içindeki iç savaşların fitilini kendi ellerinle yakmayı..
*
Uzak bir şehir gibi gözlerin..Yol üstü molalar geçilen binlerce bağ bahçe. Uykusuz gözlerimin içinde binlerce şiir akıp giden yüreğinin nehir yataklarına. Dışı kalabalık içi yalnızlık kokan yüreğine kül basan nice hatıra varsa ateşe ver yak. Bit ama ölme. Öldürme. Yaşat içindeki savaşları sonucu ne olursa olsun bırakma eteklerinde sakladığın mavi umutları.
*
Bir ulusal gazetenin üçüncü sayfasının on punto’luk manşetine düşmüş adın. Kayıp ilanlardan öteye geçmeyen yüreğine birkaç satırlık " gaiplik" hükmünü recm ettirdim. Gömleğime sinmiş bir katili gölgesi varken gökyüzüne fırlatacağım uçurtmalar kaç kez gülümseyebilir bana.Söylesene suskunluğunu bende bozan ses..Şimdi neyin varsa bende toplamaya gelme. Dudağımdaki tek adın kaldı..Gerisini çoktan gömdüm. İçimde sadece topuklu ayakkabılarının uykularımı bölen çığlığı. Onu da ne olur bana çok görme. Ölümümü müjdeleyen sabaha geç almasın diye o çığlığı saatime kuracağım..
*
Kendi ayaklarına çelmeyi en iyi takan halinden tanıdım yüzünün kirini. Kekeme çocukluğuna düşen siyah- beyaz fotoğrafının yakasına yapışıp seni sordum. Sonra topuklarının sesine vurdum stabilize düşlerimin tali yola çıkan hallerini. Bilirim cüretin bir jiletin en keskin yüzünedir. Ve avuçlarından sızan iki kan damlası. Topla hadi ar damarını da alnı ortasından vur acılarını. Ölen bir bedendir velhasıl, ruhunu gövdenden kopar hadi.
*
Târıkı’nı kaybetmiş bir tesbihat gibi koynundaki gezinen yılan. Pusuya pusu atan bir soğuk bir mermi gibi ağıtların. Ağır yaralı ve bi o kadar umut vak’â. Ama sakın gusletme yaralarını yaralarınla. Besmele’siz başladığın bir roman içinde ür…yan gezindiğine say acılarını. Ve sur’u üfle kendini gözyaşınla guslettiğin ân’da. Ve saflarını sıklaştır.Sıklaştır ki, ıslak bir dua’ya ulaşacak sözlerin gökyüzünün tesbihatına ulaşsın. Ve tövbeye tok bir cümle Elif ile Vâv arasında kendini intihara meyletsin ve o intihar bir dua ile temizlenip sana bir sevda ile müjdelensin
*
Senle ben " biz " olabildik ya;
Acıyı en çok acıtan bu işte sevgili.
Uzaklığımıza inat yakınlaşan mesafelere inat
Bize çıkmayan tüm tali yollar uzadı birden.
Yıldızları geceye sereli
Karanlıklar zoraki göçe niyetlendi.
Ve sevdanın yirmi dokuz harfiyle konuşurken
Ayrılığa tek bir kelime bile mubah kılındı
*
Sen ve ben. Koca iki çınarlık sevdanın ayak ucunda bir sobanın etrafına verdiği ısının ötesinde yaşadığımız düşlerin güzelliğinde ısınacak romatizmadan azan dizlerimiz. Anılarımızın sakladığı dolaptan istediğin ilaçlarını isteyeceksin benden sonra da ben gazete okumak için yakın gözlüğüm nerde diye soracağım senden.
*
Ninemin elleriyle suladığı o bahçeye biz – ikimiz – hayat olacağız. Sesimize sakladığımız umut fidelerini ekeceğiz toprağa. Hasretliğimizde akıttığımız ve yüreğimizin sol yanına istiflediğimiz gözyaşlarını toprağa ab-ı hayat diye yedireceğiz. Kanacak kısır toprak ve doyacak duvaksız gelin olan kuru bahçe. Yüzümüzde açan her bi gülüşü güneş diye sereceğiz toprağın altına. Yeşerdikçe düşlerimiz, deniz kabuklarıyla mavi bilyeler dans edecekler nihavent bir şarkı eşliğinde.
*
Annemin özenle hazırlayıp gülümseyerek poz verdiği o mısır koçanlarının arasında gezineceğiz seninle. O bahçenin tam karşısındaki çınar ağacının gölgesinde yatan babam bizi izleyecek sessizce. Ve çocukluğumdan şimdiki zamana kadar korkuyla baktığım o bahçedeki kuyudan su çekip kuruyan toprağa can olacağız. Bükülmüş beline bakmadan hala dimdik ayakta kısır toprağa bakir arıklara umutlar eken nineme gülümseyeceğiz elele.
*
Hayatın hiçbir safhasında zorlukların belini bükmediği ve belinin sadece tek umudu ve onu tek bir şeyin gülümsettiği o bahçede nineme sormadan dut ağacına çıkacağız seninle. Daha ermeden çocuklar gibi dutlara saldıracağız. Sonra da ninemden izinsiz ayvaları toplayacağız. Hayatın zorluklarına inat rast gele gülümseyeceğiz velhasıl.
*
Güçsüz değilsin. Dimdik ayakta yüreğin. Nefes aldıkça gülümseyeceksin. Tek bir damla akmayacak gözlerinden. Bulutlar ilişse de, tek bir zırnık yok kuru toprağa. Acıya reva görülecek tek bir günün yok sevgili..Ben varken yalnız değilsin sevgili.
*
Bir tarafı umut bir tarafı mutluluk sirayet etmiş evlerin arasına unutulmaya asılmış acılarını astım. Kuruyan her yaraya bir gülüşü filiz verdim. Umutla besledim, mutlulukla sardım ve sabırla büyüttüm. Acından bir sevda doğurdum. Yüreğinin harfliğine soyundum yazdıklarım roman oldu, dudaklarda ise hayran kalınan onlarca şiir. Gönlünün eyvallahına kuşandım her nefes alışım sen oldu, gözlerde tükenmeyen bir gülüş..
*
Perde aralarından güneşi özleyen bir duvar gibi dudaklarımda birikmiş ve sana ithaf edilmiş sözler. Buram buram yanık, buram buram özlemle yıkanık. Daha selası verilmedi cesedimin, yatırılmadı musallaya başım ve de daha değmedi kör ve de soğuk bir bıçak göğsüme. Ölmedim daha; yaşayacak bir sen’im var. Yaşıyorum bak; ölmeye niyetlenmiş orucumu bozdum. Bir ömür boyu sana sevdalı olarak kefaretini ödeyeceğim.
*
Tarihi taşıyan omuzlarına bir sevdayı uzattım çocukluğumun. Kerpiç suretine hasretinin güzelliğini resmettim sonra. Geniş camlı, tahta korunaklı pencerelerimi hep sana açtım, gülüşünle ısındım ve sesine yasladım nefesimi. Topuklu ayakkabı sesleriyle uyandırdım uykularımı. Sonra da gözlerinin Cennetine senli bir ben daha bağışladım. Helal olsun. Helal olsun. Helal olsun.
*
Ayakları açıkta kalmış çocukluğuma bir sevdayı bağışlamışken hangi harfi yorup seni anlatabilirim ki. Acizim seni sana anlatmakta. Bir masal kahramanlığına soyunmuş addedilmiş iken ben sadece senin sevdalığına adadım. Adım şairlikle anılsa da ben aldığın nefesin, gülümseyen yüzün umuda denk gelen yanını tasnip eden bir yolcuyum; tüm yolları sana varılan..
*
Ellerini iki yanağına kapayıp hüzünlere gelin etme kendini. Dizlerini büküp, eteklerini buruşturma sevgili. Acıya yarenlik ettirmeyeceğim seni. Umuda bir filiz veren mutluluk fidesinde gülümseteceğim. Bu dünyalık ömrüm göremese de ahirim’sin. Sözüm söz sevgili. Cennetin gül bahçelerinde Elifimizle seni bekliyor olacağız.

İsmail SARIGENE
________________
aşkın ekimi kasımı olmaz ki.
ılık bir ekim sabahında,
ayaz bir şubat akşamında,
ya da temmuz güneşinde sevemez miyim seni?
severim, hem de çok!
imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
gonulden, ismail, sarigene, suzulenler

Seçenekler
Stil


Saat: 18:20

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,