ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgisi Sosyal Bölüm > ForumSevgisi Aşk - Sevda - Şiir > Aşk'a Ait


Yeraltından Notlar / Fyodor Dostoyevski


Yeraltından Notlar / Fyodor Dostoyevski

ForumSevgisi Aşk - Sevda - Şiir Kategorisinde ve Aşk'a Ait Forumunda Bulunan Yeraltından Notlar / Fyodor Dostoyevski Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Yeraltından Notlar / Fyodor Dostoyevski (*) Bu “anılar” da yazarı da kuşku yok ki uydurmadır. Böyle olmakla birlikte bu anıların ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 13 Şubat 2016, 23:11   #1
Durumu:
Çevrimdışı
Narsist
Türk Irkı Var Olsun!
Narsist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 23 Ocak 2016
Mesajlar: 2.258
Konular: 643
Beğenilen: 335
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Yeraltından Notlar / Fyodor Dostoyevski

Yeraltından Notlar / Fyodor Dostoyevski

(*) Bu “anılar” da yazarı da kuşku yok ki uydurmadır. Böyle olmakla birlikte bu anıların uydurucusuna benzeyen kişileri ve toplumumuzun içinde bulunduğu durumu düşünürsek bunların içimizde bulunmalarını yalnızca olağan karşılamaz aynı zamanda zorunlu olduğunu kabul ederiz. Ben bundan kısa süre öncesinin alışılmış karakterlerinden birini tüm çıplaklığıyla halkın gözleri önüne sermek istedim. Butoplumumuzda yaşamını sürdüregelen temsilcidir. “Yeraltı” başlığı altındaki bu bölümde bu kişi kendini kendi görüşlerini açıklamaktadır. Aramızda bulunuşunun bulunmak zorunda oluşunun nedenlerini anlatmak istiyor. Daha sonraki bölümde ise bu kişinin yaşamındaki birkaç olayı ortaya koyan gerçek “anılar” bulunmaktadır.

Fyodor Dostoyevski
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 13 Şubat 2016, 23:11   #2
Durumu:
Çevrimdışı
Narsist
Türk Irkı Var Olsun!
Narsist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 23 Ocak 2016
Mesajlar: 2.258
Konular: 643
Beğenilen: 335
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Yeraltından Notlar / Fyodor Dostoyevski

1





Ben hasta bir adamım... Ters bir insanım ben... Hiç de gösterişli biri değilim. Karaciğerimden hastaymışım gibi geliyor bana. Ama hastalığımın bir urdan ileri geldiğini sanmıyorum. Daha doğrusu neremin ağrıdığını bilmiyorum. Tedavi de olmuyorum; tıbba ve doktorlara saygım olduğu halde hiç tedavi olmadım. Bu arada boş inanlarım da vardır; hem de bunlara saygı duyacak kadar. ( Oysa oldukça iyi bir eğitim gördüm hiçbirisine inanmamam gerekir ama inanıyorum !) Hayır yalnızca tersliğimden dolayı tedavi olmak istemiyorum. Ama doğrusu siz bunu anlayamazsınız. Olsun ben kendim anlıyorum ya yeter bana. Bu tersliğimle kime kötülük etmek istediğimi açıklayamam size. Yalnız şunu çok iyi biliyorum ki bununla kendilerine tedavi olmamakla doktorlara en ufak bir “kötülük” yapamayacağım. Bildiğim bir şey de bütün bunların kötülüğünün yalnızca kendime dokunacağıdır; başka birine değil. Ama yine de sırf tersliğim yüzünden tedavi olmuyorum. Karaciğerim ağrıyormuş varsın ağrısın! İsterse daha çok ağrısın!

Çoktandır böyle yaşıyorum. Yirmi yıldır. Şimdi kırk yaşındayım. Eskiden çalışırdı şimdi çalışmıyorum artık. Ters bir memurdum. Kabaydım kabalığımdan da zevk alırdım. Rüşvet kabul etmezdim. Demek böylece acısını çıkartıyordum. ( Kötü bir nükte; ama gene de karalamayacağım. Çok güzel bir nükte olacağını düşünerek yazmıştım bunu. Ama şimdi görüyorum ki yalnızca çok bayağıca bir böbürlenme olmuş. Olsun varsın karalamayacağım işte! ) Ne zaman benim oturduğum masaya yaklaşsalar bir bilgi isteseler hemen dişlerimi gıcırdatırdım. İçlerinden birinin kırıldığını görsem doymak bilmez bir zevk alırdım bundan. Hemen hemen her zaman kırılırlardı zaten. Çoğunlukla da çekingen olurdu gelenler. Belli zaten hepsi ricaya geliyorlar! Ama kendini bilmez bir subaya hiç dayanamıyordum. Bir türlü yola gelmiyor iğrenç bir şekilde kılıcını şakırdatıyordu. Onunla bu kılıç yüzünden tam bir buçuk yıl savaştım ama yendim sonunda onu. Kılıcını şakırdatmaktan vazgeçmek zorunda kaldı. Bu olay gençliğimde geçmişti başımdan. Fakat biliyor musunuz baylar benim tersliğimin asıl nedeni nedir? Evet zaten sorunlarımın asıl karşılığı bu; asıl püf noktası asıl iğrenç olan noktada bu: Beni en çok öfkelendiren huyum en sinirli anlarımda bile yüreğimin derinliklerinde bir öfke taşımamam kin beslememdi. Tüm bağırıp çağırmalarım o anda gönlümü hoş tutmak içindi. Öfkeden ağzım köpükler içinde kalmış da olsa karşımdaki azıcık gönlümü alıverince ya da önüme şekerli bir çay sürüverince hemen sakinleşir sönüverirdim. Hatta bununla da kalmaz hemen ona sevgi duymaya başlardım. Ama daha sonra bu yaptığım için kendime kızar utançtan birkaç ay uyuyamazdım. İşte huyum böyleydi benim.

Biraz önce yalan söyledim ters bir memurdum diye. Sırf tersliğimden söyledim bu yalanı. Oysa yalnızca iş sahiplerine ve subaylara gösteriş yapıyordum. Aslında hiçbir zaman terslik yapamamışımdır. İçimin her an bunun tam tersi olan duygularla dolduğunu hissederdim. Bu duygular içimde ikide bir kıpırdayıp dururlardı. Bunların tüm yaşamım boyunca içimde böyle kaynaştıklarını dışarı çıkmak için fırsat kolladıklarını bilirdim; ama bırakmazdım. Bile bile bırakmazdım dışarı. Beni utançtan çıldırtacak durumlara düşürdüler çarpıntılar geldi yüreğime! Bıktırdılar beni sonunda iyice bezdirdiler! Yoksa baylar şimdi karşınızda pişmanlık duyduğumu ya da sizden özür dilediğimi mi sanıyorsunuz ? Eminim ki siz böyle düşünüyorsunuz... Ama gene de yemin ederim ki benim için hepsi bir ne düşünürseniz düşünün...

Ben yalnızca ters bir insan değilim; hatta nasıl biri olduğum da belli değil: Ne tersim ne uysalım ne alçağım ne onurlu ne kahraman ne de kaçık! Kendi köşemde akıllı insanların ciddi bir başarıya ulaşamayacağı iş tutanların başarıya ulaşanların ise yalnızca aptallar oldukları gibi kin dolu boş bir avuntuyla günlerimi doldurup gidiyorum işte. Evet on dokuzuncu yüzyıl insanının her şeyden önce karaktersiz olması gerekir böyle olmak zorundadır. Karakterli olan insan ise her şeyden önce dar kafalıdır. Bu kırk yıllık denemelerimden sonra vardığım sonuç. Ben şimdi kırk yaşımdayım. İşte kırk yıl benim yaşamım bu! Yaşlılığın derinliği bu! Kırkından daha uzun yaşamak saçmalık ayıp aşağılık bir durumdur! Kırkından sonra kim yaşar cevap verin; namusunuz üzerine tüm içtenliğinizle cevap verin? Ben söyleyeyim size kimlerin yaşadığını: Aptallar ve namussuzlar yaşar. Bütün yaşlıların o saçları ağarmış saygıdeğer yaşlıların güzel kokular sürünmüş yaşlıların yüzlerine söylerim ben bunu! Tüm dünyanın yüzüne söylerim bunu! Böyle söylemekte de haklıyım; çünkü kendim de yaşayacağım altmış yaşına değin. Belki yetmişime değin! Belki de seksen yaşıma değin yaşayacağım!... İzin verin de biraz soluk alayım...
Baylar yoksa sizi güldürmek istediğimi mi sanıyorsunuz ? Ama yanıldınız bunda da. Ben hiç de sizin düşündüğünüz ya da düşünebileceğiniz gibi şen bir adam değilim. Ama gene de bütün bu gevezeliklerime sinirlenerek (sizin sinirlendiğinizi anlıyorum) benim ne tür bir insan olduğumu sormak istiyorsanız cevap vereyim size. Küçük bir memurdum ben. Bir şeyler yiyip karnımı doyurabilmek (evet yalnızca bunun) için çalıştım. Geçen yıl uzak akrabalarımdan biri altı bin ruble miras bırakınca hemen emekliye ayrıldım ve şimdi oturduğum bu köşeye yerleştim. Eskiden beri bu köşede oturuyordum ama şimdi tam olarak yerleştim. Kentin kıyısında pis sıkıcı bir oda burası. Hizmetçim de yaşlı ve ahmaklığı yüzünden ters bir köylü kocakarı. Hele ondan yayılan pis koku iyice bunaltıyor insanı. Petersburg ikliminin sağlığıma dokunacağını bu azıcık gelirimle Petersburg’da yaşamanın çok güç olacağını söylüyorlar. Ben de biliyorum bunu. Hem de bütün bu tecrübeli ukala çok bilen öğütçülerden daha iyi biliyorum. Gene de Petersburg’da kalıyorum ayrılmayacağım Petersburg’dan! Çıkmayacağım çünkü... Eeh! Hepsi bir değil mi; ister gideyim ister gitmeyeyim!...

Ama gene de soruyorum: Aklı başında bir adam hangi konu üzerinde konuşmaktan büyük zevk alır ?
Cevap: Kendisi hakkında.
Hadi öyleyse ben de kendimden söz edeyim.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 13 Şubat 2016, 23:12   #3
Durumu:
Çevrimdışı
Narsist
Türk Irkı Var Olsun!
Narsist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 23 Ocak 2016
Mesajlar: 2.258
Konular: 643
Beğenilen: 335
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Yeraltından Notlar / Fyodor Dostoyevski

II

Baylar ben şimdi size ister dinlemek isteyin ister istemeyin neden bir BÖCEK bile olamadığımı anlatmak istiyorum. Tüm içtenliğimle söylüyorum ben pek çok kez bir böcek olabilmek istedim. Ama bunu bile başaramadım. Yemin ederim ki baylar her şeyi böyle fazla anlamak hastalıktır hem de gerçek tam bir hastalıktır. Tüm yeryüzünün en soyut en işini bilir kenti olan Petersburg’umuzda yaşamak gibi bir acı şanssızlığa uğramış on dokuzuncu yüzyılımızın mutsuz aydınları için normal bir insanın anlayışı bu anlayışın yarısı dörtte birihatta daha da azı günlük yaşayışımıza fazlasıyla yeter. (Kentler de işini bilir ve işini bilmezler diye sınıflandırılabilir.) Gerçekten de böyle içinden geldiği gibi davrananların ve elinden iş gelenlerin anlayışıyla yetinmesi gerekir insanın. Bahse girerim ki siz şimdi benim bunları iş adamlarına gösteriş yapmak hem de kılıcını şakırdatıp duran benim subay gibi böbürlenmek istediğim için yazdığımı düşünüyorsunuz. Fakat baylar kim kendi hastalıklarıyla övünebiliyor hatta böbürlenebiliyor ?
Ben ne yapayım ? Herkes yapıyor bunu. Hastalıklarıyla da övünüyor şu insanlar. Belki de herkesten çok ben yapıyorum bunu. Keselim bu tartışmayı artık. Saçma sapan düşünceler öne sürüyorum. Fakat gene de kesinlikle inanıyorum ki yalnızca aşırı bilinç değil her türlü bilinç hastalıktır. Ben bunun üzerinde duruyorum. Bir an için bırakalım bu konuyu. Bana söyleyin bakalım: Bazen hem de aksilik bu yaeskilerin dediği gibi “bütün güzel yüksek şeyler” in tüm inceliğini kavramaya hazır olduğum zamanlarda belki de herkesin yapabileceği biçimsiz davranışları hem de sanki bilerek yapıyormuşum gibi niçin yapıyorum ? Evet tam o sırada bu güzellikleri anlayacak yerde tam yapılmaması gerektiğini anladığım bir zamanda yapıyorum. Neden iyilik üstüne “güzel yüksek şeyler” üstüne anlayışım derinleştikçe daha da saplanıyorum batağa ? Tam boğulma derecesine geliyorum ? Bunun önemli yanı bu durumun ben de rasgele değil de sanki öyle olması gerekliymiş gibi olmasıydı. Bu durum bir hastalık ya da aksaklık değil her zamanki doğal davranışlarımdı sanki. Bu yüzdensonunda buna karşı koyma isteğim bile kalmadı. Neredeyse benim olağan durumum olduğuna inanacaktım belki de. (Gerçekten inanmışta olabilirim.) Ah başlangıçta bu karşı koymanın beni ne denli acılara boğduğunu bir bilseniz! Başkalarının da aynı bu duruma düştüğüne inanamadığım için bunu büyük bir sır olarak sakladım yaşamım boyunca. Yaptıklarımdan utanıyordum (hatta belki şimdi bile utanıyorum)utanmam o dereceye varırdı ki o iğrenç Petersburg gecelerinde kendi köşeciğime çekilmekten gizli aşağılık hiç de doğal olmayan bir zevk alırdım. O gün gene bir alçaklık yaptığımı bu hatamı bir daha düzeltemeyeceğimi düşünerek dişlerimi gıcırdatırdım; içim içimi yer dururdu. Kendimi böyle suçlarken yavaş yavaş acılarım hafiflemeye başlar sonunda da ciddi bir zevke dönüşürdü. Evet zevk gerçek bir zevk! Ben bunun üstünde duruyorum. Çünkü başkalarının da böyle bir zevk duyup duymadıklarını öğrenmek istedim bu nedenle açtım konuyu. Bakın size açıklayayım bunu: Bu zevk ufaldığınızın bu yolda en aşağı dereceye ulaştığınızın bilincine varmaktan doğar. Durumunuzun çaresizliğini olduğunuzdan başka türlü bir adam olamayacağınızı değişmek için yeterli zaman ve inancınız olsa bile bu değişmeyi kendinizin de istemeyeceğini anlamanın tadına doyum olabilir mi ? Hem zaten değişmek isteseniz bile ne olabilirdiniz ki; belki sizin için aslında başka çıkar yol yoktu! En önemlisi de bütün bunların derin anlayışın doğal ve temel yasaları sonucu bu yasalara bağlı olarak kendiliklerinden ortaya çıkmalarıdır. Bu nedenle değişmek bir yana bu durumda yapılabilecek en ufak bir şey bile yoktur. Derin anlayış yasalarına göre şu sonuca varabiliriz: Aşağılık bir adam kendisinin beş para etmez biri olduğunu kavrarsa bundan kendine hemen bir övünme payı çıkarır gerçekten. Eh yeter artık... Bu kadar anlattım ama neyi açıklayabildim ki ? Bunun tadını nasıl neyle açıklayabiliriz ? Ama ben açıklıyorum işte. Sonuna değin götüreceğim bu işi! Kalemi aldım nasıl olsa elime...
Örneğin son derece onuruna düşkün bir adamım. Kambur ya da cüce kadar işkilliyim alıngan biriyim. Ama doğrusunu söyleyeyim öyle anlar oldu ki bana birinin tokat atmasını istedim hatta buna sevinecektim. Ciddi söylüyorum; gerçekten de bunda ayrı bir zevk kuşkusuz acıdan doğan bir zevk bulabilirdim. Evet acıda da zevklerin en büyüğü gizlidir. Hele insan bir de durumun çaresizliğinden ileri gelen güçlüğü iyice anlarsa!... Gelelim yine tokat sorununa; bu arada şunu ekleyeyim ki bilinç hemen bir merhemle ovulmuş gibi olur. En önemli konu da her davranışımda kendimi suçlu görmemdi. Hatta daha da kötüsü doğanın değişmez yasalarının bir sonucuymuş gibi suçsuz olduğum kesin olduğu halde bunun altında bir suç aramam bundan dolayı kendime kızmamdı. Bu suçlamanın birinci nedeni çevremdeki herkesten daha akıllı olmamdır. (Her zaman kendimi çevremdekilerden akıllı görür hatta bazen inanır mısınız bundan utanırdım da. en azından yaşamım boyunca nedense öteye beriye bakar karşımdaki adamın doğrudan doğruya gözlerine bakamazdım hiçbir zaman.) Kendimi suçlamamın bir başka nedeni de yüce gönüllü bir insan olsam bile bunun ne derece yarasız olduğunu görerek üzüleceğimi anlamamdır. Çünkü yüce gönüllülüğümden hiçbir zaman yararlanamazdım. Ne bana tokat vuranı onun bunu doğa yasaları gereğince yaptığını doğa yasalarını bağışlamakta olanaksız olacağına göre bağışlayabilir; ne de bu doğa yasalarına uygun yapılmış olsa bile ne kadar gücendirici olduğunu görerek onu unutabilirdim. Hem de büsbütün yüce gönüllü değilim diye bu adamdan öç almak istesem bile hiçbir zaman öç alamazdım. Çünkü bu elimden gelse bile hiçbir zaman yapamazdım ki! Neden yapamazdım ? Bu konuda size iki çift söz söylemek istiyorum...

Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
dostoyevski, fyodor, notlar, yeraltindan

Seçenekler
Stil


Saat: 13:07

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,