ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Biyoloji


Anatomide Hücre Ve Doku


Anatomide Hücre Ve Doku

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Biyoloji Forumunda Bulunan Anatomide Hücre Ve Doku Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Anatomide Hücre Ve Doku 1. GİRİŞ Bakteriler ve virüsler gibi tek hücreli canlıların dışındaki bütün canlılar, küçük yapı taşları kabul ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 05 Ağustos 2015, 11:06   #1
Durumu:
Çevrimdışı
ForumSevgisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 14 Temmuz 2015
Mesajlar: 8.944
Konular: 8563
Beğenilen: 0
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Anatomide Hücre Ve Doku

Anatomide Hücre Ve Doku

1. GİRİŞ

Bakteriler ve virüsler gibi tek hücreli canlıların dışındaki bütün canlılar, küçük yapı taşları kabul
edilen hücrelerden meydana gelmişlerdir. İleri derecede bir yapıya sahip olan insan,
hayvan ve bitkiler pek çok sayıda hücrenin bir araya gelmesi ile oluşmuşlardır. Buna göre,
canlı organizmanın en küçük yapı taşı hücredir. Bütün hücreler beslenme, büyüme, uyarılara
cevap verme ve üreme özelliklerine sahiptirler.
İçlerinde hayati faaliyetlerin devam ettiği hücreler, çeşitli görevleri yerine getirecek şekilde
düzenlenmişlerdir. Bu nedenle hücreler, fonksiyonları ve görevleri bakımından oldukça
çeşitli yapılar gösterirler. Basık, iğ şekilli ve polimorf olabilirler. Biçimlerinin değişik olmasının
yanısıra, en küçük hücre yaklaşık olarak 2-5 mikronluk bir çapa sahiptir. (lenfositler
ve mikroglia hücreleri). İnsan vücudunun en büyük hücresi olan yumurta hücresinin çapı ise
yaklaşık 120 mikrondur. Herhangibir yardım olmaksızın doğrudan görülebilir. Hücrelerin
uzunluğu da çok çeşitlilik gösterir. Bazılarının boyları birkaç mikrometre iken, sinir hücreleri
uzantıları ile birlikte 100 cm.yi bulmaktadır.
Bütün hücreler aynı yapı planına sahiptirler. Basit olarak nucleus (çekirdek) ve stoplazmadan
oluşmaktadırlar. Ancak; olgun eritrositlerde nucleus yoktur. Herbir hücre tipinde nucleus
ve stoplazma, birbirlerine göre belirli bir büyüklük ilişkisi içindedirler.
Yukarıda belirtilen özellikleri ile hücre ancak ışık mikroskopu düzeyinde görülebilir. Elektron
mikroskopu düzeyinde olmak üzere bir hücrenin yapısına bakıldığında, hücreler de bazı
tamamlayıcı hayati organellerinin varlığıda görülür.
Hücrenin esas yapısını oluşturan stoplazma, dıştan ince bir örtü ile çevrilmiştir. Buna hücre
membranı denir. Aynı şekilde hücre çekirdeği de yine bir memranöz yapı ile kuşatılmıştır.
Hücre çekirdeğinin membran içindeki bütün yapısal elemanlarına nucleoplazma adı verilir.
Hücre çekirdeğinin önemli ve hayati bölümlerinden birisi de Desoxyribonucleinasit (DNA)
dir.
Ayrıca hücre çekirdeğinde bir veya birkaç partikül halinde Ribonucleinasit (RNA) de bulunur.
Bütün hücreler canlılığın tipik ve belirli özelliklerini ortaya koyarlar. Buna göre hücreler :
- Uyarılabilirler
- Metabolizma ve enerji değişimi yapabilirler
- Hareket edebilirler
- Çoğalabilirler
- Gelişebilirler (büyüyebilirler)


1.1. Uyarılabilme

Herbir hücre hormonal, kimyasal, elektriki ve termik (ısı) etkenler ile uyarılabilir. Bunlar
hücreler için dış etkendir. Bir de glikojen yapımı ve yıkımı gibi iç etkenler vardır. Kısaca
hücreler dış ve iç etkenlerle uyarılabilir.


1.2. Metabolizma ve Enerji Değişimi

Hücreler, oksijen (O2) ve basit moleküllü yapı taşları ve gıda maddeleri alırlar. Bunları
bir dizi işlemlerden geçirirler. Sonuç ürünü olarak karbondioksit (CO2), su (H2 O) ve metabolizma
artıklarını dışarıya verirler. Hücrelerin bu özel faaliyetleri enerji sarfiyatları ile ilgilidir
ve faaliyetlerini buna göre düzenlerler.


1.3. Hücre Hareketliliği

İleri derecede gelişmiş organizmalardaki bazı hücreler yalancı ayaklar (uzantılar) oluşturarak
hareketlilik sağlayabilirler. Bir tür çıkıntı olan bu ayaklar ile zararlı (yabancı) maddeleri
fagotize ederler. Hareketleri sırasında yer değiştirmeleri de mümkündür ve bu hareketlere
amiboid hareketler adı verilir. Spermiumlarda, hareket kuyruk kısımlarındadır ve kırbaçımsı
hareketler ile yer değiştirme mümkün olur. Aynı zamanda hücre stoplazmalarında dalgalanmalar
şeklinde hareketler de meydana gelebilir. Hücre yüzeylerindeki transport hareketleri
ve kontraktilite de bu konu içersinde bir örnek olarak verilebilir.


1.4. Hücre Çoğalması

Bir organizmanın büyümesi ve gelişmesi, bu organizmayı oluşturan hücrelerin bölünmeleri
sonucu çoğalmaları ile mümkün olur. Daha sonra her iki kısım, ana hücrenin büyüklüğüne
erişir. Bölünme, stoplazma ve çekirdekte beraberce meydana gelir. Bu bölünme mikroskop
aracılığı ile kolayca izlenebilir. Hücrenin çoğalması, hücrenin büyümesine bağlı olarak ortaya
çıkar. Gerek hücre stoplazması gerekse hücre çekirdeği ancak belli bir büyüklüğe kadar
gelişirler. Bundan sonra ikiye ayrılarak hücre çoğalması mümkün olur. Buna hücre
bölünmesi adı verilir.

Hücre bölünmesi amitoz (direkt) ve mitoz (indirekt) bölünme biçiminde ve iki ana esasta
oluşur. Amitoz bölünme, mitoz bölünmeye göre daha az görülür. Mitoz bölünmenin de kendi
içersinde profaz, metafaz, anafaz ve telofaz olmak üzere aşamaları vardır. Bu konuda
ayrıntılı bilgi edinmek için ilgili kaynaklara bakılması uygun olacaktır.


1.5. Hücre Gelişmesi ve Ölümü (Yıkımı)

Canlı organizmanın yapı taşları olan hücreler, belirli miktarlara kadar gelişim gösterirler ve
belirli bir büyüklüğe eriştikten sonra da bölünme yolu ile çoğalmaya uğrarlar. Hücrelerin
canlılık süreleri çok değişiktir. Bu süre eritrositler için 100-120 gündür. Granulositlerin canlı
kalma süreleri ise daha azdır. Barsak epitel hücrelerinin canlılık süreleri de 36-48 saattir.
Bunlara karşılık, organizmada immüniteyi sağlayan hücrelerin canlılık süreleri, birkaç
yıldan on yıla kadar uzayabilir. Uzun süre canlı kalabilen sinir hücreleri de organizmanın
yaşlı hücrelerindendir. Yüzeyel deri hücreleri gibi, bazı hücrelerde ****olojik yenilenme (rejenerasyon)
söz konusu iken, kalp kası ve sinir hücrelerinin yenilenebilme yetenekleri yoktur.


2. DOKU

Aynı fonksiyon ve yapı biçimini gösteren hücreler, hücreler arası madde ile bir araya gelip
bütünleşerek dokuyu oluştururlar. İnsan vücudunda dört çeşit esas doku vardır:
- Epitel doku
- Bağ ve destek doku
- Kas doku
- Sinir doku


Bu dokular, bütün organların yapı materyallerini oluştururlar. Belirli iş ve görevler ile değişik
dokuların bir araya gelişi sonunda "organlar" oluşur. Herbir organı oluşturan doku, bu organın
fonksiyonuna göre ve bu organa özgü olabildiği gibi, bir çok doku türlerini de beraberce
taşıyabilirler. Birden fazla doku türünün birlikte yer almasına şu örnekler verilebilir :
Kas lifleri, bağ dokusu, damarlar ve sinirler biraraya gelerek "kas doku"yu oluştururlar.
Bez epiteli kanalcıkları, bağ doku, damarlar ve sinirlerin bir araya gelmeleri ile de "böbrek"
oluşur.

Dokular, özel görevlerdeki aşırı yüklenmelere (çalışmalara) hipertrofi (hypertrophie) ve/veya
hiperplazi (hyperplasie) ile cevap verirler. Azalan faaliyetler ise atrofiye (atrophie) yol
açar.

Dokuların diğer bir özelliği de "rejenerasyon" dur. Bu sayede, herhangi bir nedenle doku
kaybı ortaya çıktığında, yeni doku oluşumu ile bu kayıplar karşılanır. Örneğin, normal olarak
yaşlanan ve fonksiyon dışı kalan hücreler, yeni yapılan hücreler ile dengelenir. Bu duruma
"****olojik" rejenerasyon adı verilir. Ancak, şunu belirtmek gerekir ki, dokuların rejenerasyon
yeteneği de farklı derecelerdedir. Ayrıca yaralanmalar sonucu iyileşen yara yerinde ortaya
çıkan yeni doku, bağ dokusu olup, gözle görülebilen bir iz bırakır. Burada bir rejenerasyondan
söz edilemez. "Dejenerasyon" ise dokunun bozulması, bir başka deyişle kendine
has özelliğini kaybetmesidir. Bu duruma bağlı olarak kendine has özelliği olan hücreler
görev yapamaz duruma düşerler.

Yüklenmiş oldukları iş ve bu işin özelliğine göre, bazı organlar bir araya gelerek sistemleri
oluştururlar. Sistemlerin oluşturulmasına şu örnekler verilebilir :
Burun, gırtlak (larynx), trachea ve daha küçük hava yolları (bronchus ve bronchiolus), akciğerlerle
birlikte "solunum sistemi"ni oluşturur.
Kemikler, eklemler ve bağlar da beraberce "iskelet sistemini" (pasif hareket apereyini)
oluşturur.



2.1. Epitel Doku

Epitel doku (kısaca epitel), çok az bir ara madde ile hücrelerin bir araya gelmesi sonunda
oluşur. Bu doku iç ve dış yüzeyleri örter ve aynı zamanda bütün salgı bezlerinin önemli
fonksiyonel kısımlarını da meydana getirir (sinir dokusunda da hücreler arası madde çok
azdır ve bu bakımdan sinir dokusunun da epitel kaynaklı olduğu ileri sürülmektedir). Epitel,
kan damarlarından diffüzyon yolu ile beslenir (iç kulağın stria vascularis epiteli hariç). Sinir
lifleri ise çok az miktarda epitel içine kadar ilerler. Fonksiyonel olarak düşünüldüğünde epitel
şu şekilde ayrılabilir :

- Örtü epiteli,
- Bez epiteli,
- Neuro-epitel (Duyu epiteli),
- Myoepitel

Halbuki, hücre tabakalarının sayısına ve üst yüzeydeki hücrelerin formlarına göre ele alınırsa,
aşağıdaki şekilde bir sınıflama yapmak mümkündür :

- Yassı epitel (tek sıralı ve çok sıralı= tek katlı ve çok katlı),
- Kübik epitel
- Prizmatik epitel (silindirik epitel)
- Titrek tüylü epitel
- Geçiş epiteli


2.1.1. Yassı Epitel

Bulundukları yer ve fonksiyonlarına uygun olarak, tek katlı (sıralı) ve çok katlı (sıralı) olmak
üzere ayrılırlar, Örneğin, akciğerlerin en son hava odacıkları ile, böbreklerin filtrasyon
boşluklarında tek katlı yassı epitel türüne rastlanır. Aynı şekilde linfa ve kan damarlarının
endoteli de tek katlı yassı epitelden meydana gelmiştir. Buna karşılık; ağız boşluğu, yutak
ve yemek borusu yapısında çok katlı yassı epitel yer almıştır.


2.1.2. Kübik Epitel

Bu yapının hücreleri, kaldırım taşları gibi yüksek ve geniş bir oluşum gösterirler. Bunlar da
yine kendi içinde tek katlı kübik epitel (birçok salgı bezi yapısında rastlanır) ve çok katlı
kübik epitel (bunlar insanda sadece ter bezlerinin açılma kanalları duvarlarında görülür) olmak
üzere ayrılırlar.


2.1.3. Prizmatik Epitel

Bu epitel türü zaman zaman "Silindirik epitel" olarak da belirtilir. Tek katlı prizmatik epitel mide
ve barsakda, uterusda ve bazı diğer organlarda görülür. Çok katlı epitel türü ise, büyük
bezlerin açılma kanallarında (tükrük bezleri ve gözyaşı bezinin kanalları gibi) görülebilir.


2.1.4. Titrek Tüylü Epitel

Hücrelerin serbest üst yüzlerinde ince ve hassas tüyler bulunur. Bu yapının tek katlı çeşiti
tuba ve küçük bronşlarda, çok katlı olanı da burunda ve büyük hava yollarında görülür.


2.1.5. Geçiş Epiteli

Yassı epitele benzer görünümde ve çok katlı yapısal özelliktedir. Bu tür epitel yapıya idrar
kesesi ve idrar yollarında rastlanabilir. Boş durumdaki idrar kesesinde çok katlı epitel yapısı
tarzını ortaya koyarken, dolu kesede basık bir durum gösterirler. Bu türde yüzeysel hücreler
büyük olup, yer yer iki hücre çekirdeği ihtiva ederler.
Epitel yapının çok değişik ve önemli fonksiyonları vardır. Özet olarak bu fonksiyonlar
aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir.

Koruma görevi : Vücudun dış yüzeyini ve vücut içindeki boşlukların yüzeyini örterek
(döşeyerek) görevini yerine getirir. Derinin epidermisi gibi.

Sekresyon görevi : Vücut için gerekli ve faydalı sekresyonu yapan salgı bezleri, epitel
hücrelerin veya epitelial organların biraraya gelmesi ile oluşur. Salgı bezleri iç ve dış olmak
üzere ikiye ayrılırlar. Canlı organizma için fevkalade önemi olan "hormanlar" iç salgı bezi
ürünüdürler ve doğrudan dolaşım sistemine verilirler.

Resorpsiyon görevi : Barsakta görülen çıkıntıların (villus) epiteli buna güzel bir örnektir.
Vücut için faydalı gıdaların buradan emilime tabi tutulması, yapıların önemini ortaya koyar.

Uyarı alabilme görevi : Duyu epitelindeki duyu hücreleri buna güzel bir örnektir. Bu tür
fonksiyonel oluşum, en güzel örneği ile gözün yapısında ortaya çıkar. Buradaki hücreler
görme duyusu ile görevlidirler.



2.2. Bağ ve Destek Doku

Bağ ve destek doku vücutta çok yaygın olarak bulunur. Bu yapı, doku ve organların içinde
ve organların arasındaki boşluklarda yer bulur. Vücudun bütünü içinde son derece önemli
bir yer tutar. Bağ dokusu, kendi içerisinde pek çok açıdan sınıflandırılabilir. Örneğin, hücreler
arası maddeye göre "şekilsiz" bağ ve destek dokusu veya "şekilli" bağ ve destek dokusu
olarak iki esas gruba ayrılabilir.

Bağ dokusu, vücuttaki dokuları organlara, organları da sistemlere ulaştıran bağlayıcı bir
yapı olarak tarif edilebilir.

Destek dokuda, ya destek (payanda) olma veya metabolizma fonksiyonu ön plandadır. Bu
duruma göre eğer destek fonksiyonu ön planda ise, metabolizma fonksiyonu azalmıştır.
Veya belirtilen durumun tamamen tersi de olabilir. Destek doku da, kendi içersinde değişik
tiplere ayrılır. Kemikler ve kıkırdaklar destek dokuyu oluştururlar.


2.2.1. Kemikler

Kemikler pasif hareket organlarının en önemli kısımlarını meydana getirirler. Vücudun
değişik yerlerinde, değişik yapı ve durumlarda biraraya gelen kemikler, bir yandan vücudun
iskeletini oluştururken, öte yandan beyin, omurilik, bazı duyu organları ve iç organlarını koruycu
görevler de yüklenmişlerdir. Belirli tarzlarda ve durumlarda biraraya gelen kemikler
eklemleri meydana getirerek, vücudun hareketini sağlarlar.


2.2.2. Kemik Yapı

Bağ dokusu hücreleri özel fonksiyonel şekil kazanarak kemik hücrelerini meydana getirirler.
Bunlara "kemik yapıcı" hücreler (osteoblast) adı verilir. Kemiğin esas yapısı, organik ve
anorganik elemanlardan oluşur. Yetişkinlerde kemik ana maddesinin 2/3 kadarı mineral
tuzlardan, 1/3 kadarı ise organik esas maddeden (ossein) meydana gelir. Taze kemikte,
sözü edilebilir bir bükülme özelliği görülür ki, bu durum kemik esas (ara) maddesi içindeki
bağ dokusu lifleri sayesinde sağlanır. Bir kemikte organik kısmın yanması ile geriye mineral
çatı kalır. Bu durumda kemiğin elastikiyeti ortadan kalkar ve çabuk kırılır. Buna karşılık, asit
ile muamele edilen bir kemikte mineral tuzlar ortadan kalkar ve geriye sadece organik kısım
kalır. Bu durumdaki kemikte kırılma görülmez. Fakat son derecede küçük kuvvetler ile eğilme
ve elastikiyet gösterir. Bu bakımdan kemiklerin fonksiyonel yapıları için, belirli oranlarda
olmak üzere, gerek organik ve gerekse anorganik yapı taşlarının kemik yapısı içinde
yerlerini almaları şarttır.

Vücuttaki kalsiyumun %99'u kemiklerde kalsiyum tuzları şeklinde depo edilmiş olarak bulunur.
Kalsiyum tuzları röntgen ışınları için geçirgen değildir ve bu bakımdan röntgenografik
tetkik ve teşhislerde hekimler için önemli bir fonksiyon görürler.


2.2.3. Kemik Şekli

Vücuttaki kemikler şekillerine göre kısa, uzun ve yassı olmak üzere ayrılırlar. Kürek kemiği
(scapula) yassı kemiklere, el ve ayak kemikleri kısa kemiklere örnek olarak verilebilir. Uzun
kemikler ise, boru şeklinde, içleri boşluklu olarak tarif edilirler. Kol kemiği (humerus) ve uyluk
kemiği femur) bunlar için en tipik örneklerdir.

Makroskopik olarak kemikler iki ana kısımdan oluşurlar. Kemiklerin yüzey kısımları sağlam
yapı gösteren kompakt bir tabaka ile sarılmıştır. Bu kompakt yapılar arasında özellikle kemiğin
orta kısımlarında ise, gözenekli ve daha zayıf oluşmuş spongiöz (süngerimsi) bölüm
yer alır. Bir diğer tarif ile, kompakt yapı, kemiklerde sanki bir kabuk oluşturur. Uzun kemiklerin
uçlarında (epiphys) yer bulan gevşek yapı içerisinde ise, özel şekillenmeler görülür. Bu
yapılaşmalar fonksiyonel bakımdan çok önemlidir. Küçük gözenekleri birbirlerinden ayıran
kemik bölmeler, bu bölgeye intikal eden basınç ve çekme kuvvetlerine göre düzenlenmişlerdir.
Aynı zamanda, kemiği oluşturan ağır maddenin büyük kısmı da kullanılmadığından,
kemik ağırlığında azalma elde edilmiş olur. Bir başka deyişle kemikte hafiflik
sağlanır.

Bütün kemikler dıştan ince bir bağ dokusu örtüsü (periost) ile örtülmüşlerdir. Bu örtü, gerek
kemiğin ve gerekse kemik iliğinin beslenmesinde önemli görevler yüklenmiştir. Özellikle
kemik kırıklarında yeniden iyileşmede çok büyük bir önemi vardır. Kemikler ile ilgili olmak
üzere aşağıdaki kısa bilgiler verilebilir :

- Uzun süren mekanik etkiler (basınçlar) ile bir kemik, ilgili yerde tamamen bozulmaya
uğrayabilir.
- Uzun zaman fonksiyon görmeyen uzuvların kemik yapısında trabeküllerin incelmesi ile, kemikde önemli
oranda zayıflık ortaya çıkabilir (kemik atrofisi).
- Vücuttaki kalsiyum miktarındaki bozukluk sonucu, bir kemiğin mekanik dayanıklığı
ileri derecede azalır (osteoporoz). Bu duruma daha ziyade ileriki yaşlarda rastlanır.
- Kemik kırıklarına "fraktür" adı verilir. Kırık iyileşmesi "callus" oluşumu ile sağlanır.


2.2.4. Kıkırdaklar

Basınca karşı koyabilen ve basınç ile şekillerini değiştirdikleri halde, tekrar eski formlarını
kazanabilen, elastiki yapılardır. Bıçak ile rahatlıkla kesilebilirler. Karakteristik olarak
görülen kıkırdak hücreleri ve kuvvetli gelişmiş hücreler arası elemanlar ile yapısal özellik
kazanmışlardır. Kıkırdak hücreleri yuvarlak ve büyük hücrelerdir. Çok defa iki hücre ileri derecede
yakın olmak üzere birbirlerinin yanında ve kendilerine ait boşluklarda bulunurlar.
Eklem yüzeylerini örten ve eklem aralarında yer bulan kıkırdak yapı; yürüme, sıçrama ve
sürtünme sırasında önemli görevler yüklenir. Vücudun değişik yerlerinde çeşitli görevler ile
yer bulurlar. Hareketli eklemlerde, fonksiyonel yüzeyleri döşeyen örtüler halinde bulundukları
gibi, solunum yollarında, burun ve kulağın yapısında ve kaburgaların bir bölümünde de
kıkırdak yapıya rastlanır.

Kıkırdak; hyalin, elastik ve fibröz olmak üzere üç esas yapıda farklılaşmış olarak canlı organizmada
yer bulur. Eklem yüzlerini döşeyen ve kaburgalarda bulunan kıkırdak yapı hyalin
özelliktedir. Aynı şekilde, solunum yollarında da hyalin kıkırdak yapıda elemanlar bulunur.
Mekanik etkileri taşıyan yerlerde ise elastik kıkırdak yapıya rastlanır. Örneğin, epiglottis ve
dış kulakta bu tür yapı görülür. Birbirlerine oldukça sık uzanan liflerin hakim olduğu, büyük
aralıklarda (boşluklarda) birkaç kondrositin yer aldığı kıkırdak türü ise fibröz kıkırdak adı ile
tarif edilir. Bu kıkırdak omurlar arasında bulunan discus vertebralislerde, diz eklemi meniscusunda
ve çene eklemi discusunda görülebilir. Kıkırdaklar perikondrium adı verilen bir
örtü ile çevrilmişlerdir. Kıkırdak ana yapısı; oksijen, asit karbonik, glikoz, su ve diğer küçük
moleküllü maddeler için geçirgendir.



2.3. Kas Dokusu

Bu yapı, kasılma özelliğini taşıyan kas fibrillerinden (myofibril) meydana gelmiştir. Kas dokusu
"myoglobin" ihtiva ettiği için kırmızı renkte görülür. Fonksiyonel olarak kas hücreleri
kasılma (kısalma) ve uzama (gerilme) özelliğine de sahiptirler. Aktif olarak fonksiyon
gösterdikleri, bir başka deyişle kasıldıkları için, hareket apereyinin aktif elemanları olarak
tarif edilirler. Nitekim içi boşluklu organların küçülmeleri de bu şekilde mümkün olur.
Kas dokusu morfolojik ve fonksiyonel olarak düşünüldüğünde aşağıdaki gibi iki esas gruba
ayrılır :

- Düz kaslar
- Çizgili kaslar
Çizgili kaslarda kendi aralarında ikiye ayrılır.
- İskelet kası
- Kalp kası

Bazı ekollerde kalp kası doğrudan üçüncü bir kas türü olarak kabul edilir. Düz kaslar ile çizgili
kaslar arasında bazı farklılıklar göze çarpar. Örneğin, düz kaslar otonom sinir sistemi,
çizgili kaslar ise somatik sinir sistemi tarafından innerve edilirler. Ayrıca, düz kasların fonksiyonları
irade dışı gerçekleşir ve kasılmaları uzun zaman devam eder. Buna karşılık çizgili
kaslar irade dahilinde fonksiyon gösterirler ve süratle kasılırlar. Çizgili yapıda olmasına
rağmen kalp kasıda otonom sinir sistemi tarfından uyarılır ve otonom olarak çalışır.


2.3.1. Düz Kaslar

Bu kas dokusu özellikle damarların ve boşluklu organların duvarlarında tabakalar meydana
getirir. Yavaş, ritmik, irade dışı ve otonom olarak çalışırlar. Kas kontraksiyonu ile peristaltik
hareketler ortaya çıkar. Bazı kimyasal maddeler ile otonom sistem uyarılabilir ve buna göre
düz kas fonksiyonlarıda değişir (asetilkolin ile parasimpatik ve adrenalin ile de simpatik sistem).
Fonksiyon sırasında, düz kaslar büyük bir enerji harcamadan tonus (kasılma) durumlarını
muhafaza edebilirler. Örneğin; idrar kesesi, uterus ve damar duvarı gibi. Düz kas lifleri
ortalama olarak 15-40 mikron büyüklüğündedir. Fakat bu boyutlar daha da büyüyebilir.
Örneğin, hamile bir kadının uterus duvarındaki kas hücreleri 500 mikron kadar olabilirler.


2.3.2. Çizgili kaslar

İskelet Kası : Hareket sistemi içerisinde fonksiyon yüklenmiş olan kaslar "çizgili kas" yapısındadır.
Kaslar genellikle iskeletin bir yerinden başlayıp, diğer bir yerine tutunarak son-

landıkları için bu adla tarif edilmişlerdir. Ancak, iskelet kaslarına, baş ve boyun organlarında
da rastlandığını belirtmek gerekir. Örneğin; dil, pharynx ve larynx'in yapısında ve oesophagus'un
üst kısımlarında çizgili kas vardır. Bunların iskelet yapı ile hiçbir ilişkisi yoktur.
İskelet kasının temel fonksiyonel elemanı kas lifleridir. Bunların kasılması ile hareket meydana
gelir. Kas lifleri, kollagen ve elastik liflerden oluşmuş bir örtü ile dışarıdan bir manşon
gibi sarılmışlardır. Böylece kas demetleri ve kas grupları meydana gelir. Vücut ağırlığının
yaklaşık olarak %40'ı iskelet kasları tarafından meydana getirilir. İskelet kaslarının lif uzunlukları
15 cm'e kadar ulaşabilir. Lif kalınlığıda 10-100 mikron arasındadır. Bir kas, ardı ardına
uyarıldığında, kasta yorulma ortaya çıkar ve kontraksiyonu azalır. Bu yorulma olayı, kas
yapıda ortaya çıkan süt asitinin artması ile görülür. Kas yorulmalarına karşı, sıcak banyo ve
masaj ile, kan ve linfa sirkülasyonunun iyi bir şekilde sağlanması şarttır.
Sportif hareketler (antremanlar) ile kaslar geliştirilebilir. Sinir harabiyetine bağlı olarak veya
kasların az çalışmaları ile kas yapıda bir küçülme meydana geldiğinde "atrofi" den söz edilir.
1 mm3'lük küçük bir kas dokusunda yaklaşık olarak 200 çizgili kas lifi ve 700 kadar kapiller
bulunur. Dinlenme halinde bu kanalcıkların pek çoğu açık durumdadır. Böylece kas
dokusu, ihtiyacı olan kanı rahatlıkla almış olur. Kas dokusu içinde bulunan süt asiti, kapillerin
genişlemesine yol açar.

İskelet kaslarının büyük bir bölümü kiriş yapılar aracılığı ile kemikler üzerine tutunurlar. Ancak,
yüzde bulunan bazı kaslar (mimik kaslar) doğrudan kemik yapı ile bağlantı kurarlar. Kiriş
yapıların fonksiyonel önemi çok fazladır. Kasın kontraksiyonu ile ortaya çıkan kuvvetlerin
azami miktarda ve doğrudan ilgili kemik yapıya aktarılmasında kiriş yapılar önemli rol oynarlar.
Ayrıca bir eklemde, değişik eksenlere göre tesir eden kasların fonksiyonları (eklem
ekseni ve hareketin yönü bakımından) ve kuvvetlerin aktarılması ile ilgili olmak üzere kas kirişleri
yer yer özel bir yapı ve morfolojik bir karakter de kazanmışlardır. Uzun kasların etrafını
bir manşon gibi çeviren apenevrotik kılıfları hatırlamak yerinde olur. Kasların üzerlerini
örten yapılar bazen daha zayıf bir karakter gösterirler. Bunlara fasia (fasciae) adı verilir.
Bu tür fasia örtüleri daha çok aynı fonksiyonu yerine getiren kasları bir araya toplar. Böylece
bir bakıma kas grupları da fonksiyonel olarak ayrılmış olurlar. Bazen, yassılaşan ve genişleyen
apenevrotik yapı, vücutta oldukça sağlam bir koruyucu duvar görevini yüklenir. Buna
en güzel örnek, bel ve sırt bölgesinde yer alan, geniş ve yaygın yapıdır (fasciae thoracolumbalis).


Kalp Kası : Düz ve çizgili kasın özelliklerini beraberce gösterir. Fakat, çizgili kas özelliği
göstermesine karşılık, bu kas yapısından oldukça açık farklılıklarıda vardır. İnce (histolojik)
yapısına girmeden, kalp kasının özellikleri, şu şekilde özetlenebilir :
- Kalp kası hücreleri herhangi bir özellik göstermeden dallanırlar ve büyüklükleri
yaklaşık olarak 100 mikron kadardır.
- Kalp kası hücreleri birbirleri ardına bağlanmış sonlanmalar halindedir. Böylece
kalbin bütün kas hücreleri, ortak bir ağ oluştururlar.
- Kas hücrelerinin birbirlerine eklenme yerlerinde "disci intercalares" adı verilen
yapılar meydana gelmiştir.
- Kalp kası devamlı çalışma özelliğine sahiptir. Sıkı oluşmuş bir kapiller ağ aracılığı ile
kan beslenmesi eksizsiz sağlanır.
- Çizgili kas yapısında olmasına rağmen, otonom sistem tarafından uyarılır.
- Kalp kasında rejenerasyon meydana gelmez. Ancak, kalp kasında büyüme
(hypertrophie) ortaya çıkabilir.
- Kalp kasının, otonom sinir sistemi dışında, kendisine ait olan ve elemanları kalbin
duvar yapısı içinde bulunan bir sinirsel uyarı düzeni daha vardır. Bu sistemin düzenli olarak
çalışması ve bölümler arasında ileti koordinasyonu sağlaması, kalbin normal fonksiyonu
için son derecede önemlidir.


2.4. Sinir Dokusu

Canlı organizmada uyarıların alınması, duruma göre değiştirilmesi ve iletilmesi sinir sistemi
tarafından sağlanır. Bu durumda canlı, çevreye hem uyum sağlayabilir ve hem de iç organların
karşılıklı düzen içinde çalışmaları sağlanır. Böyle önemli bir görevi yüklenmiş bulunan
sinir sistemi (santral ve periferik) tamamlayıcı elemanları ile birlikte, "sinir dokusu" tarafından
meydana getirilir. Embryolojik olarak ektodermden gelişen sinir dokusu, diğer dokulara
göre hücre bakımından daha zengin bir yapı gösterir. Sinir dokusu; aşağıdaki komponentlerin
bir araya gelişleri ile ortaya çıkar.


Bu komponentler şunlardır :
- Sinir hücresi (neuron)
- Sinir hücresi uzantıları (dendrit ve axson=neurit)
- Destek hücreleri (neuroglia=glia)
Yukardaki bu elemanlar arasında, besleyici kan damarlarının varlığı da unutulmamalıdır.


2.4.1. Sinir Hücresi (Neuron)

Sinir hücreleri, omurilik ve beyindeki gri cevherde önemli bir yer tutarlar. Ayrıca, vücudun
değişik yerlerinde düğümler halinde bir araya gelmiş olarak da bulunurlar. Bunlara "ganglion"
adı verilir. Sadece beyin kabuğunda (cortex) 14 milyar civarında sinir hücresinin bulunduğu
araştırıcılar tarafından belirtilmektedir.
Sinir hücrelerinin büyüklükleri de değişiktir. En küçük hücreler, beyincik (cerebellum) kabuğunda
bulunan ve yaklaşık olarak boyları 4 mikron olan sinir hücreleridir. Bu hücrelerin
en büyükleri ise, çapları 130 mikron kadar olan ve beyindeki kortikal motor merkezlerde yer
alan hücrelerdir (Betz'in piramidal dev hücreleri).
Sinir hücreleri hiçbir zaman bölünerek yenilenmezler. Bu önemli bir özelliktir. Bu bakımdan,
harabiyete uğrayan bir sinir dokusunda yeniden oluşum sağlanamaz.
Herbir sinir hücresi, en azından bir uzantı ihtiva eder. Sinir hücreleri tarafından alınan uyarılar,
bu uzantılar üzerinden iletilir. Uzantılara "nörit" (neurit), nöritlerin hücreden ayrıldıkları
yere de "pol" adı verilir.

Sinir hücreleri, ihtiva ettikleri uzantı sayısına göre ayırımlanabilirler. Bu ayırılımlanmaya
aşağıdaki örnekler verilebilir.
- Bir uzantılı (unipolar) sinir hücrelerine gözün retinasında rastlanır. Bunların sadece
aksonları vardır, dentritleri yoktur.
- İki uzantılı (bipolar) sinir hücreleri bazı ganglionlarda bulunurlar (kulağın ganglion
spirale'sinde). Aksonları dışında, birde dentritleri vardır.
- Omurilik (medulla spinalis) önboynuz (cornu anterior) hücreleri ise çok uzantılı
(multipolar) yapı gösterirler.
- Pseudounipolar sinir hücreleri ise; spinal ganglionlarda bulunurlar.


Çok uzantılı sinir hücreleri çok değişik formda olabilirler. Uzantılar, sanki bir ağaç dallanması
gibi bir görünüm ortaya koyarlar. Kısadırlar ve hücre yakınında bulunurlar. Bunlara
"dentrit" adı verilir. Buna karşılık, birbirlerine paralel olmak üzere biraraya gelmiş, uzun sinir
liflerinin oluşturduğu yapılara ise "axon" (akson) denir.
Kendisi bir sinir hücresi olmamasına karşılık, uyarılabilen ve bu uyarılma sonucu hormonal
salgı yapan bez hücrelerini burada önemle belirtmek gerekir. Buna örnek olarak, diencephalon
da bulunan ve sekresyon yapan hücreler verilebilir.


2.4.2. Sinir Hücresi Uzantısı (Neurit=Akson)

Herbir sinir hücresi sadece bir "axon" (akson) ihtiva eder. Bu uzantının görevi öncelikle
uyarıları iletmektir. Değişik uzunluktadırlar ve uzunlukları yaklaşık olarak 1 metreyi bulanları
da vardır. Akson, dışarıdan bir örtü ile kuşatılmıştır ve kendisini saran örtü ile birlikte "sinir
lifi" olarak tarif edilir.

Yetişkin insanlarda bütün sinir aksonları, miyelinli bir örtü ile çepeçevre kuşatılmıştır. Bu
örtü belirli aralıklar ile düğüm şeklinde boğumlar meydana getirir. Bunlara "Ranvier boğumları"
adı verilir. Sadece bu boğumlardan madde diffüzyonu yapılır ve böylece aksonun beslenmesi
sağlanır. Myelin örtü, dışarıdan ikinci bir kılıf ile tekrar kuşatılmıştır. Bu ikinci örtüye
"Schwann kılıfı" adı verilmiştir. Beyin ve omurilikte bulunan sinir aksonları, en dıştaki
Schwann kılıflarını kaybederler ve sadece miyelin örtüsü ile kalırlar. Böylece; miyelin
kılıfının beyazlığından dolayı, beyin ve omurilikteki bu bölgeler, açık renkte görülürler.


2.4.3. Destek Hücreleri (Neuroglia=Glia)

Bu hücreler, sinir dokusunun destek ve beslenme hücreleridir. Destek hücreleri de kendi
aralarında aşağıdaki şekilde ayrılırlar :

- Büyük hücreler (makroglia)
- Küçük hücreler (mikroglia)

Burada sözü edilen büyük hücreler, glianın esas yapısını oluştururlar. Glia hücreleri, sinir
hücreleri arasındaki boşlukları doldururlar. Öteyandan; bazen glia hücresi, aynen sinir sisteminin
bölümlenmesine uygun olarak, "santral glia" ve "perifer glia" şeklinde bir ayırım ile
de tarif edilir. Glianın görevleri kısaca aşağıdaki gibi belirtilebilir :

- Sinir hücrelerini beslenmelerini sağlarlar
- Santral sinir sistemindeki transport olayında yer alırlar.
- İzolasyon ve mukavemete (savunma) hizmet ederler.
- Sinir dokusunun yaralanmalarından sonra prolifere olurlar.
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
anatomide, doku, hucre

Seçenekler
Stil


Saat: 00:05

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,