ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Hanımefendiler > Anne - Çocuk > Çocuklarımıza Masallar


Tas Sektiren Cocuğun Hikayesi


Tas Sektiren Cocuğun Hikayesi

Anne - Çocuk Kategorisinde ve Çocuklarımıza Masallar Forumunda Bulunan Tas Sektiren Cocuğun Hikayesi Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Tas Sektiren Cocuğun Hikayesi Saplantılı bir çocuğun hikayesini anlattılar bana. Daha küçücükken bulduğu her su birikintisinde taş sektiren bir çocuk. ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 31 Temmuz 2015, 20:05   #1
Durumu:
Çevrimdışı
ForumSevgisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 14 Temmuz 2015
Mesajlar: 8.944
Konular: 8563
Beğenilen: 0
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Tas Sektiren Cocuğun Hikayesi

Tas Sektiren Cocuğun Hikayesi

Saplantılı bir çocuğun hikayesini anlattılar bana. Daha küçücükken bulduğu her su birikintisinde taş sektiren bir çocuk. Başlarda taşın sekmesini sayarken sonraları sekmelerin yarattığı halkaları sayan ve onların peşine düşen bir çocuk. Okyanustaki bir adada kendine geldiğinde ve onu tanıdığımda yaşı otuz beşdi. "Taş sektirme bile olsa insan herhangi bir şeyin peşinde yeteri kadar tutkuyla giderse sonunda varacağı yer herkesin vardığı yerdir. Onu herkesten ayıran şey tutkusunun tüm detaylarını çözene kadar peşinden gitmesi herkesin vardığı yere kendi yolundan gitmesi ve o yolun ona kazandırdığı bilgeliktir" demişti.
Aşağıda o çocuğun hikayesi var!

Yaşam Akar

Daha önceleri ırmakta ve geniş göletlerde tadına varmıştı taş sektirmenin. Ama ırmağın göletlerin doğal sınırı vardı. Bir de yapıları gereği taşın sekmesine olumsuz etkilerde bulunuyorlardı. Buna rağmen zevk edinmişti. Tarlada uğraşmaktan her fırsat bulduğunda ırmak ya da gölet kıyısına gelir; en yassı büyüklüğü en uygunağırlığına hafif olan taşları seçer seçer fırlatırdı su üstüne. Tekrar ve tekrar. Ama Allah kahretsin; ırmakta suyun hareketi ve sığlığın belirsiz yayılımı bir türlü istediğince geliştirmesine fırsat vermezdi bu zevkini. Evet her seferinde çok kısmi de olsa daha çok sektiriyor taş daha uzağa gidiyor ve batarken hareket kıvrımları daha hoş oluyordu. Ama istediği bu değildi. Göletler zaten küçüktü. Onda doğasanki tüm hareketlerini yeterince veremiyordu gölete. Ve bu yüzden fırlattığı taşların hareketi de sanki kendi çabasından bağımsız olarak çok daha pasif etkisizdi ve estetik içermiyordu. Bir gün tesadüfen oldukça büyük bir göl keşfetti. Fazla değil birkaç ay içinde kıyısında taş toplayacağı uygun yerleri tüketmişti. Artık rastladığı taşlara gölde sektirmeyi düşünerek bakıyor topluyor topluyordu. Ceplerikoynu taş dolu geziyor denebilirdi. Herhangi bir anı yoktu ki herhangi bir yerinde iki taş olmasın. Ama yine de toplama taşla göl kenarında yeterince vakit geçiremiyordu. Sayılı taştı. Ne kadar çok toplasa bir süre sonra bitiyordu.
Ama çok geliştirmişti kendini. Artık çok daha fazla sayıda kaydırıyorkaydırmanın estetiği çok daha hoş oluyor taşın son sekmesinden sonra dibe doğru süzülüşü gerçek bir gölde bambaşka zevk veriyordu.
Üstelik o ana dek dikkat etmediği bir başka şeyle de ilgilenmeye başlamıştı. Taşın suda sekmeye başlamasından son sekişinin bitişine kadar sudaki her hareketi giderek genişleyen halkalar yaratıyordu. Bu halkalar çok hoşuna gitmişti. Giderek sektirme sayısından çok bu halkaların sayısıyla uğraşır olmuştu. Her sekmede giderek değişen halka sayısı halkaların genişliği hızıdiğer halkalarla çarpışması ve yeni halkaların ortaya çıkışını izlemekle vakit geçiriyordu. Artıksektirmeyi halkaların merakını tatmin etmek için yapar olmuştu. Önce bir dürbün elde etti sonra bir bot. Ama bu bot çok ilginçti. Sanki havada gider gibi suda yarattığı dalgalanmayı gözle görülmez hale getirerek yüzüyordu. Ve oda sekmelerin yarattığı halkaları sonuna kadar izleyerek ve izini kaybettiği anda hep "Peki ya sonra" diyerek tüm boş vakitlerini bot üstünde geçiriyordu.
Böyle diye diye gölün kuzeyden güneye batıdan doğuya her bölümünü karış karış kat etti.
Herkes ona şaşıyor ve bir halkanın izini gölün diğer karşısına kadar ve oradan kıyıya çarpıp batıya ve doğuya doğru izlemesine delilikabartı deyip geçiyorlardı. Ama o meraktan deliriyordu.
on altı sektirme yaptığında her sekmenin halkalarını tek tek izlemiş birbirine girişleriniyeni halkaları izlemiş sonra sadece birinin peşine düşüp onun gidebildiği son kıyıya gidip çarpıp geri dönüşünü tekrar diğer sekmelerin halkalarıyla buluşuşunu bu arada yabancı sekmelerin yabancı halkalarıyla karşılaşmalarını tespit etmişti hep.
Artık taşlarını hem kendisi topluyor hem de uygun taşlara uygun şekilleri kendisi veriyordu. Bir taşın ucundaki gözle görülmeyen bir çentiğin bile halkaların şeklinihızınıdayanıklılığınıdiğer halkalarla çarpıştığında onun içine girmesini ya da onu kapsamasını büyük bir coşku ve heyecanla keşfediyordu. Sürekli olarak taşlara yeni şekiller verip yeniden yeniden deniyor ve yeniden yeniden taş yapıyordu.
Onun için o göl içindeki sekmeleritaşlarıonların etkilerinihalkaları milyonlarca milyarlarca değişik hareketini izlemek keşfetmek büyük bir yaşam coşkusu yaratıyordu. Yaşamını anlamlandırmak için bu bile yetiyordu. Bin yıl yaşasa o göldeki halkaların hareketinin tüm etkilerini saptayacak ve bundan kendince yaşama ilişkin sonuçlar çıkaracak kadar zamanı olmadığını biliyordu. Çünkü her hareket bir başka hareketin başlangıcı ve değişmiş hali oluyordu. Bunların her tür karmaşık kombinasyonlarını keşfetmek bile çok güzeldi. Tüm keşiflerini yazıyor not ediyor ve her birinde bir çok sonuca ulaşıyordu. Nedense her sonucun kenarına aynı anlama gelmek üzere bir de atasözü yazıyordu.
Yine de kafasına başka bir soru takılmıştı ve bunu bir türlü aklından çıkarıp atamıyordu. Atamadığı gibi her gün her deneyişte her yeni soruda her kıyıya çarpışta beynini daha çok kemiriyordu "Ya kıyı olmazsa" diyordu "ya kıyı olmazsa bu halka nereye kadar gider ne kadar değişir değişe değişe ne şekillere girer dağıla dağıla ne yönlerde hareketlenir her karşılaştığı yeni halkayla birleşimi çatışımı nasıl olur" Kafayı kıyıya takmıştı "Kıyı" diyordu "sınırlardır hep sınırlar var" Bazen kuşkuyla soruyordu "Sınırlar gerçekten var mı?" Bu sorunun üzerinde çok durmuyor geçip gidiyordu. "Ya sınırlar olmazsa ya sınırlar olmazsa sınırların olmadığı bir su var mı sınırlar içinde halkanın kıyıya vurmadan yönü değişebilir mi değiştirilebilir mi?" Sorular içinde bunalmıştı. Soruların cevaplarını bulmak için yeni yeni deneyler yapıyor yeni taşlar hazırlıyor yeni sektirmeler yapıyor yeni halkalar izliyor ama bulduğu cevaplardan daha çok sorular buluyordu. Soruların çoğalışı cevapların çoğalışından kıyaslanamayacak ölçüde hızlı oluyordu.
Bunalmıştı zevk almıyordu eskisi gibi artık. Bir çok şey anlamsız gelmeye başlamıştı. Daha az taş topluyor daha az göl kenarına gidiyor daha az dürbünle seyrediyordu. Bota ise çok daha az biner olmuştu. Nelerin olacağını hemen hemen biliyor sayılırdı. Aslında 'Hemen hemen' olanın dışında kalan keşfedilebilecek kesimi bile onun ömründen çok daha fazlasını alırdı. O ortalama sonuçları tahmin ediyordu. Aklında deniz vardı.
Kendisine deli gözüyle bakanlar "Denize denize" diye eğlenirlerdi onunla. Bazen ciddiye alıp denizi anlatırlardı. İlk başta deniz sözcüğü onun için sihirli gibiydi ama gölün tüm kıyılarını keşfetme sürecinde denizin de sınırlı olduğunu öğrenmesi o sihri yavaş yavaş ortadan kaldırmıştı. Öyle ya denizin de kıyıları vardı ve bu gölde olanlar daha geniş ölçekte orda da tekrar edecekti. Heyecan verici coşkudan bayılacak gibi olma duygusu veren her şeyiyle yepyeni bir şey keşfedemeyecekti. Sadece ölçüler genişleyecekti. Bu ise tekrar onca çabaya değermiydi? Değse de sonuçta değişen bir şey olmayacaktı.
Bu gölde tespit ettiği halkaların sekmelerintaşların tüm hareket özellik ve şekillerini ve bunların sonuçlarını artık bilgece dile getiriyor ve yazıyordu. Hayatın tümünü de bu sonuçlarla açıklıyordu. Atasözleri ile de kendini doğruluyordestekliyordu. Çok geçmeden deli gibi görünmesi değişmiş derviş ermiş bilge gibi görülmeye başlanmıştı. Kimsenin içinden çıkamadığı konuları en sadeen özlü çözümlüyor ve anlatabiliyordu.
Herkes bir bilgeye sahip olmaktan çok mutluydu. Ama O kendisinden ve yaşamın sınırlarından mutsuzdu.
Bu arada uzaktan uzağa denizleri duyup dinliyordu.
Nerdeyseoturduğu yerden kalkmaz olduğunda ve konuştuklarıbir şeye yaramaz diye düşünmeye başladığında kalktı ve yürümeye başladı.
"Deniz" diyordu "sınırları olsa da görmem gerekir taş seçmem sektirmemhalkaların izini takip etmem gerekir. En azından söylediklerimi daha geniş daha anlamlı söylerim. En azından sınırı biraz daha genişletir yaşamın sınırlarını da genişletmiş olurum.Biraz daha geniş sonuçlara varır biraz daha geniş anlamlara ulaşırım.Belki atasözlerinin yanına bir söz de ben koyarım" Rahatlamıştı.İçindeki sıkıntıyı tümden atamamış ama bunalımına da bir son vermişti.Tüm yazdıklarınınotlarınıaraçlarınısonuçlarını yanına almıştı.Hareketi daha geniş ölçekte izleyecek olma kararı sanki yeniden heyecan yaratmıştı.
Yürüdüyürüdüyürüdü.Irmaklarıngöletlerin yanından geçerken sevgi dolu bakışlar ve gülüşler gönderdi onlara.Kurbağalarınbalıklarınböceklerinrüzgarın kaplumbağaların yarattığı halkalara bakıyor bu halkaların görünmese bile sahiplerini hemen tanıyordu.
Tepeleredağlara çıktığındaağaçlar ve tüm yeşilliklerden neredeyse görünmez oluyordu göletlerırmaklar.
Başkalarına göre kulakları sektirme sesleriniırmağın ve gölün seslerini algılama konusunda çok gelişmişti.Tepelerde durup bu sesleri dinlersesin niteliğini çözersuya düşen ya da hareket eden nesneyi tanımlamaya çalışır ve seslerden yola çıkarak halkaları hayal ederhayalinde halkaların peşinden giderdi.
Bir tepenin zirvesine yaklaştığında tuz ve yosun kokusuyla heyecanlandı.Zirveye çıktığında şaşkınlıktan donmuştu.Bir anzaman ve mekan kavramını yitirdikendini yitirdi.Bir ruh tek başına varolabilseydi eğerişte onun o andaki durumunda olurdu.Gözlerini kırpamayan bir ruhtu.İşte deniz göz alabildiğine önünde uzanıyor ve kıyıları gözükmüyordu.İyot kokusunun keskinliğinden burnunu fark etti öncesonra büyük dalgaların sesleri ile kulaklarınıruh yavaş yavaş maddeleşmeye başladı ve sonunda şaşkınlığı geçmeden rüzgarın ılıklığınıgüneşin sıcaklığını hisseder oldu.
Bu bambaşka bir şeydi.Hayırbu gölün büyüğü değildi.Mesele nicelik meselesi değilmiş meğerse.Bu başka bir nitelikti.Ve bu suda milyonlarca halkayı seçmeye çalışmak boşuna gibiydi "Hayır hayır" dedi "Evet bunun sınırları olabilir ama bu bambaşka bir sınırlılık;bugüne kadar gördüklerimle kıyaslanamazeşleştirilemezparalellik kurulamazbu başka bir şey" "Bu başkabu başka" diye donduğu yerde hiç kıpırtısız uzun süre sayıklamaya devam etti.Sonra o anın tadını umulmaz çıkarırcasına başını yukarı kaldırdısağa çevirip uzaklaradenizin görülebilen kıyılarına baktı.Sonra sola çevirdi başını kıyıya yakın birkaç adayı gördü.Sonra kenti gördükentin hareketini izledi.Tekrar önüne döndüçok uzaklara bakmaya çalıştı.Uzaktaki ve yakındaki hızlıyavaşgidenduranyüklemeboşaltma yapan gemilerivapurlarıkayıklarıyatları gördü.

Oturduçıkınını açıp yemeğini yedi.Gözü hep denizin hareketlerindeydi.Dalgaların en büyüğünüen küçüğünühareketleriniyönlerini izliyordu;onları sayıyor ve her sayıda nasıl değiştiklerini hayretle inceliyordu.Denizin farklı renklerine bakıyorrenklerin ve denizin hareketlerinin ilişkisini kurmaya çalışıyordu.Sonra renklerseslerkokular ve hareketler kombinasyonlarını ayırt etmeye çalışıyordu.Çıkınını kaldırdı ve ilk izlenimlerinin değerlendirmelerininsonuçlarının notlarını aldı. Sonradan bu notları düşünüp gülecekti kendine.Gölün bilgisiyledenizdengördüğünükokladığınıduyduğun u ne kadarda yanlış değerlendiripsonuçlar çıkardığını görecekti.Evetaldığı notlar elbet doğruydu.Ama denizin temel nitelikleri değilçok sıradan ve çok tali düzeylerini belirleyebilmişti.Asıl "bu başkabu başka" diye sayıkladığı denizin özellikleri değildibaşkalıkları değildi aldığı notlar.Bunları anladığı zaman şöyle bir not düşmüştü defterine "herhangi bir nitelik başka bir niteliğin bilgisiyle çözümlenemez" Çok daha sonraları bir başka not daha ekledi" aslında bir şeyi gerçektentüm nitelikleriyle bilmekher şeyi genel nitelikleriyle bilmektir. "Ama aradan çok zaman geçmesi gerekti bunu not etmesi için.Çok daha sonraları şehrin bilgelerinden olduğunda şöyle bir not daha ekledi "Her şey kendi özgüllüğü ile de ele alındığında hem aynı şeydir hem apayrı bir şey”.
Şaşkınlığı geçmişti.Kalktı ve yürüdü yarımadaya doğru.Birkaç günçıkını tükenene dekyarımadanın bir noktasından hiç ayrılmadan denizle oynaştı.Eskiyen şaşkınlıklarına yenilerini ekleyerekyeninin bambaşkalığını keşfetmeye çalışarak belki de ömrünün en güzel günlerini geçirdi.Denizde çok iyi yüzüyordu.Gerçi tuz kendisini çok etkiliyor ama içinde duyduğu coşku onu da sevmesine yol açıyordu.Dehşetli mutluydu.Suda kayar gibi yüzüyordalgaların en uç sınırında uçuyordu sanki.Dalganın kıyıya vurup geri dönüşündeki darmadağın oluşunu ama yepyeni bir başka dalga olarak denize doğru geri gidişinibir kısmının gelen dalgalarla bozulup onlara katılışınıdiğer kısmının dalgaların akış yönünün tersine olan hareketiniizleyebilecek ve bu ahengi bozmayacak kadar iyi yüzüyordu.
Şehirde deniz akvaryumculuğu ile ilgili bir iş bulması zor olmadı.Bu işi seviyor ama işinden arta kalan tüm zamanlarında denize gidiyordu.Mevsimler onu etkilemiyordu.Çocukluğundan beri tüm mevsimlerde kıyıda olduğundan alışıktı.Belki de yapısının buna müsait olduğundan hep kıyılardaydı.Kim bilirbelki de her ikisi birbirinin güdüleyici yasası olmuştu.
Önce zamanın yettiği kadar uzaklıktaki kıyılara kadar gitti.Daha ilk kez özel hazırladığı taşları sektirmeye başladığında 42' yi buldu.Bu göldekinin iki katıydı.Sonra farklı taşlar denedifarklı taşlar ve yine farklı taşlar.Günün farklı saatlerinde denedifarklı mevsimlerdegece ve gündüz denedi.Hepsindeki farklı sonuçları kaydetti.Sonra sektirmelerin yarattığı halkalar kombinasyonunu izledi.Bazen yüze yüze saatlerce izliyordu halkaların hareketini.
Halkalar göldekinden farklıydıtaşın sudaki hareketi gibi her şey farklıydı.Halkaların et kalınlığı daha fazlabir kere oluştuktan sonra halka içinde gibi gözüken suyun hareketi daha koyugölgeli gibihızı daha fazla ancak kırılganlığı daha çoktu.Halkalar en yüksek dalgalı zamanlarda bile kendini koruyabiliyorgelen dalga halkanın et kalınlığını kısmen alıyoriçindeki koyuluk azalıyordu.Halkanın bir kısmı dalgaya kapılıp gidiyor ama önemli bir kısmı dalganın üstünden kayıp yoluna devam ediyordu.Sonraki dalgalarda da bunlar tekrarlanıyorhalka sürekli değişerek ama duraksamaksızın hareketlerini sürdürüyordu.Bazen dalgalar ve suyun başka bir çok hareketi halkanın hem önünden hem sağındanhem solundan hem arkasından vuruyorhalka her yöne doğru yeni halkalar üreterek hareketlenirken bir kısmı da halka olma özelliğini kaybedip dalgalara ya da diğer su hareketlerine katılıyordu.Bunca hareketli su yüzeyinde bile bir taş sekmesinin yarattığı halkanın günler boyu çeşitli yönlere dağılarakilerleyerek etkisini koruduğunu gözlemişti.Evet bazen günler boyu bir halkayı yüzerek takip ediyorhalka bölündüğündetercih yapıp en iyi halkanın peşine takılıyor yüzüyoryüzüyordu.
Merakı kabarıyorduacaba bir halka nereye kadar halka olarak dayanıyordunerden sonra kendi özelliğini yitirip başka su hareketlerinin halka özellini oluşturan bir etki yapıyordu.Halkalar taşınsuyunhavanıntaşdan dolayı toprağın ve taşın fırlatıcısı insanın hareketlerinin güdülemesinden oluşuyor ama bir kere oluştumuydu artık kendisisudaki sayılamayacak ve hepsinin aynı anda izlenmesi bireysel olarak mümkün olamayacak güdülemeler yaratıyordu.
Akıntılarıdalgalarıdeniz canlılarınıonların oluşturduğu hareketleri mevsimlerdegece ve gündüzde oluşan halkaları hep inceliyorinceliyordu.Denilebilirdi ki eğer başka evrenler ve başka evrenlerde başka canlılar bile olmuş olsa halkalar üzerine daha iyi tespit yapabilecekdeğerlendireceksonuçlar çıkaracak ondan başkası yoktu.Bazen merak ederdiacaba hayatın gerçekliklerine ilişkin başka konularda bu denli derinlemesinegenişlemesineuzunlamasına emek veren ve emeğinin sonuçlarını takip eden başkaları varmıydı?Varsa onlarla karşılaşabilirmiydi?Çıkardığı sonuçları ve yasalarızannediyordu ki aynı sabrımerakı başka konularda da olsa göstermiş insanlar anlar ve onlar da zaten aynı sonuç ve yasalara ulaşmış olurlardı.
Bir keresindebir halkanın peşinden günlerce yüzerkenbirdenbire halkasının binlerce halkanın etkisinde kaldığını farkedip dehşetle bu binlerce halkanın nerden güdülendiğini görmek için başını kaldırdığında karşı kıyılara ulaştığını görmüştü.Karşı kıyılarda martılar dalıpdalıp balık avlıyorinsanlar denizde taş sektiriyorlardalgalar oluşup üstüne geliyorakıntılar halkaları bir o yana bir bu yana sürüklüyordu.
Karşı kıyıya çıkıp insanları izlemeye koyuldu.Oysa halkasının kıyıya vurup geri dönüşünübatıya ve doğuya yayılışını ve birisinin peşinden gitmeyi öyle istiyordu ki.Ama kendisinin dışında da yüzlerce insanın denizde taş sektirdiğini ilk kez görmüştü.Uzun uzun izledi.Önce birini sonra diğeriniyürüdüdiğerlerini ve diğerlerini.Bunların hepsi iş olsun diye taş sektiriyorlardı.Gerçekten yaptıkları hareketi bilerek yapan ve yaptığının sonuçlarını merak edenmerakının peşinden giden yoktu bunların içinde.En iyisi 12 kez sektiriyordu.En kötüsü 1 kez.Biraz daha vakit geçirdi.Onları izleyip içinden eğlenerek ve acı çekerek "kim bilir" dedi "belki de denizin ortasında şurasında burasında rastladığım bir çok sahipsizsavrulan halkabunlar gibilerin taşlarından oluşuyordu."
Hele içlerinden bazıları vardı ki avuç içi büyüklükteki biçimsiz taşları atıyorlardı denize. Bunlar herhalde sektirmek için değil taşın denize girdiğinde dışarı fırlayacak su parçacıklarını ve onların suya düştüklerinde oluşturduğu yüzlerce halkayı merak edip atıyorlardı diye düşündü. Atıyorlardı ve sonra arkalarına bakmadan gidiyorlardıdönüyorlardı. Onların yerlerini yenileri alıyordu.Denizin içinde bazen şaşarak izlediği kendi halkasının yanından yöresinden geçenbazen kendi halkasına çarpan halkaları hatırladı.O halkaların nasıl olup ta bu kadar biçimsiz ve çirkin oluşunu anlayamamıştı.Herhalde böyle biçimsizkoca taşların atılmasından oluşuyordu o halkalar.O uygunsuz taşları denize atanlar o çirkin halkaların suyun hareketini ne kadar çirkinleştirdiğini ya bilmiyorlar ya da sudan nefret ediyorlar diye düşündü.
Sonra ayağa kalktıçok güzelrengarenkdümdüzsaydamhafif bir taş seçtibaşka sivri bir taşla çok güzelovalküçük üç çentik açtı ucuna taşın.Etrafındakiler onu izlemeye başlamıştı.Sonra iki taş daha yaptı.Ancak birine bir çentik açtı birine ise hiç müdahale etmedi.O üç taşı bir kenara koydu.Çok güzel üç taş daha buldu.Onlara da hiç müdahale etmedi ve sonra bir üçlü grup daha buldu.Birinin ucuna değil üstüne bir yuvarlak çentik açtı.Birinin altına üçgen bir çentik açtı.Birinin tüm kenarlarını çentikledi.Ama her bir çentik birbirinden farklıydı.Taşları yan yana koydu;hep birlikte sanki işlenmiş bir sanat eserine benziyorlardı.
Sonra ilk üçlü taşı eline aldı.Üçlü oval çentik açtığı taşı havada estetik hareketler çizen kolu ve tüm vücuduyla denize fırlattı.Herkes yüksek sesle saymaya başladı10'dan sonraki sayılarda kalabalığın sesi sayarken şaşkınlıktan artıyorbağırıyorhaykırıyorkahkaha atıyor ve şekilden şekile giriyordu.20’den sonrasını sayamadılar.Ama o saydı.Tam 64 sektirme yapmıştı.Bu onun rekoruydu.Sonra ilk üçlünün son iki taşını arka arkaya fırlattı.Kalabalık büyük bir gürültü ve şaşkınlıkla saymaya başladığında o hiç beklemeden diğer üç taşı aldı ve üçünü birden fırlattıgürültü daha çok arttı.Hiç beklemeyip diğer üçlü taşı aldıilk ikisini birlikte fırlattı ve son taşı her yanı farklı biçimde işlenmiş çentikli taşı en son fırlattı. İlk attıkları hala sekmeye devam ediyordu. Kalabalığın şaşkınlıkla bakışları onun üzerine odaklanırken o gözüne en değerli halkaları kestirdi ve suya atladıkayar gibi yüzmesiyle en güzel halkalara yetişti;halkalar tam ayrı yönlere hareket edeceklerken işlenmiş taşın 24.halkasının peşine takıldı.Coşkudan hızlanmışheyecandan yüzdüğünün bile farkında değildi;zevkten delirmiş ve delilik en sade haliymiş gibi yüzü nurlu bir hal almıştı.
Zaman ve mekan kavramını ikinci kez yitirdiğinin farkında değildi. Hiçbir şey hissetmiyor düşünmüyor sadece 24.halkayı değişimleri içinde izliyordu. Hiç bu denli güçlü güzel hızlı et kalınlığı ideal şeffaf tüm su hareketlerinin etkilerini alan ve kendi etkilerini onlara veren ama ne kendi özelliklerinden bir şey kaybeden ne de etkilediklerinin özelliklerinden bir şey kaybettiren bir halka görmemişti.
Yüzdü yüzdü yüzdü. Bir an kendine geldiğinde her yerin karanlık olduğunu ve çok uzun her yanı kapalı bir tünelde olduğunu fark etti. Halkanın kalınlığının iç ışıltılarını görebiliyordu sadece. Başka hiçbir şey göremiyor o ışıltıların renk biçim değiştirmesinden suyun üzerindeki hareketleri diğer halkaları tahmin edebiliyordu.
Bu karanlık bitmek bilmiyordu. İlk kez tüm sezgileri bu kadar yoğundu ve halkayı izleyebilmek tüm su hareketlerini etkilerini hissedebilmek diğer halkaların niteliklerini tahmin edebilmek için tüm duyuları birden olağanüstü çalışıyordu. Halka gözden kaybolduğunda çok korktu ama aynı ahenkle yüzmeye devam etti tekrar gördü 24.halkayı. Sonra bir çok kez ışıltıyı kaybetti tekrar yakaladı. Artık diğer halkaların ışıltılarını da seçebiliyor o ışıltıların yansımasından tüneli görme-hissetme karışımı bir duygu ile seziyor ve tünelin ucu bir türlü görünmüyordu.
Halkasını kaybetmesi giderek azalan korkularda yaratsa yine de korkmasına yetiyordu. Bir ara çok güçlü dalgalar gelmeye başladı. Çok fazla sayıda halkalar ama hala 24.halkayı takip edebiliyordu. Ona artık 24. halka demek doğru olurmuydu bilmiyordu. Çünkü tüm hareketlerden aldığı etkilerle o kadar çok değişmişti ki o bu değişimi izlemenin zevkiylegerçekten tam bir değişim gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmiyordu. Ve artık her şey çok hızlıydı.
Birdenbire kendini suyun üstünde değil suyun içinde buldu. Tünel bitmişti. Halkası çok değişmişti. Bir halkayı hiç suyun içinde takip etmemiş hep suyun üstünde izlemişti. Gözden kaçırmamaya çalıştı ama nefesi de tükeniyordu. Halka güçlü bir darbeyle parçalandı. Parçalanan halkanın en güçlü halkasının peşinden yukarıya doğru süzüldü. Artık o parçaya halka demek doğrumuydu onu da bilmiyordu. Ama parçanın su içindeki değişimlerini farklılaşmasını izlemek bir başka güzeldi. Bir kez daha "bu başka bir şey bu başka" diye sayıklamaya başladı. Parçayla birlikte gözü kör eden bir ışık altında su üstüne süzüldü ve parça tam su yüzeyine vardığında birdenbire ortadan kayboldu.
Bir an dehşetli bir korkuya ve şaşkınlığa kapıldı. Nerde olduğunu anlamak ve bir soluk almak için birkaç sanise başını dışarı çıkardı gözünü kırptı hayalinde kalanları unutmamaya çalışarak su üstünde halkanın parçasını aramak için panik içinde gözlerini bir o yana bir bu yana kaydırmaya başladı. Çok dikkatli baktığında suyun milyarlarca zerreden oluştuğunu fark etti ve kendi halka parçasının zerrelerini görmeye başladı. Mutluluktan ölecek gibiydi. Bakışlarıyla sevdi onları. Evetonlar artık birer halka değildihatta bir su parçası diye de tanımlanamayabilirlerdi. Ama halkasını oluşturan zerreler niteliklerini kısmen de olsa koruyarak oradaydılar ve değişerek etkileyerek etkilenerek hareketlerine devam ediyorlardı.
Rahatlamış olarak zerrelerin peşini bıraktı ve çevresine bakınmaya başladı. Her yan sonsuzlukmuş gibi suydu. "Bu başka bir şey " dedi "bu başka bir şey. Bu su deniz değil. Tadı başka kokusu başka rengi yoğunluğu başka. Sanki bin deniz bir araya gelmiş ama deniz olmaktan çıkmış. Çıkmış ama benim denizim de burada başka denizlerde. Yani hem deniz hem değil. Bu başka bir şey" diye düşünüyordu.
Yüzdüyüzdüyüzdü.Uzakta bir ada vardı.Arada bir kendi zerreciklerine rastladı.Bir zerrenin hafifliye hafifliye değişerek havaya yükselmesini izledi hayretle.Şaştı.Hiç aklına gelmemişti halkanın değişen parçalarını su dışındahavada gökyüzünde izleyebileceği.
Adaya çıktı. Sırtüstü uzanıp gözlerini kapadı. Ayakları beline kadar suda altın gibi bir kumda yatıyordu. Gözlerini açtığında yüzündeki su zerresini tanıdı. Hafifleyip havada süzülmesini izledi bir daha.
Doğruldu ayağa kalktıher yan suydu.Adanın kıyısından başka kıyı yoktu "Vardır" diye düşündü "bu suyun da kıyılarısınırları vardır.Belki çok geniştir ama vardır.Ama halkalarıonun zerrelerini izlemenin sınırı yok.Gökyüzünde bile mümkünmüş işte suyun içinde bile.Yüzünü duru bir sessizlik kaplamıştı.Çok mutluydu."Yaşamak ne güzel " diye düşündü. Yaşama sevinci ve coşkusunu keşfetmek gerçektende güzeldi o an. "Aslında her şeyin sınırlı ve her şeyin sınırsız olduğunu anlamak ne büyük bir mutluluk" "Yaşam bir sonsuzluk onun içinde durulaşmak ne hoş." Kalktı 20 metre kadar yürüdü.Okyanusun kenarındaki adada akan bir dereden ufak bir tatlı su göleti oluşmuştu.Bir taş aldı ve fırlattıizledi.Daha önce gölette görebildikleriyle kıyaslanamayacak kadar çok şey görüyordu.Güldü.Göleti sevdiokşadı.Kıyısına oturup suyla oynaşmaya başladı.
Aylar sonra şehre döndüğündeonu tanıyanlarondaki değişimi hemen farketmişlerdi. Bakışları değişmiş rahatlamıştı. Gözleri daha sevecen ve daha derindi. Birine veya bir şeye baktığında sanki içeriye başka şeylere bakıyormuş ve başka bir şeyler arıyormuş gibi görünüyordu; ama bu rahatsızlık vermiyordu. Yürüyüşü ve duruşundaki katılık yok olmuş sanki havayla rüzgarla ağaçlarla binalarla uyum içerisinde bir salınışa dönüşmüştü. Sesindeki tatlı tonun ve ahengin nasıl oluştuğunu merak etmişti herkes. Nefes alıp verişindeki uyum bile yanındakilere rahatlık veriyor ve sakinleştiriyordu. Herkes onun çok acı çektiğini söylüyordu. Herkesin acıdan anladığı ile kendisinin acıdan anladığının çok farklı şeyler olduğunu anlaması oldukça uzun süresini almıştı. Onun için acı bir yanıyla fizikseldi yani can yanmasıydı. Diğer yanıyla tutkuya yabancılaşmauzaklaşmaydı. Gerisi hep mücadeleydi. Mücadele zaman zaman eşitsiz koşullarda oluyorsa o bundan acı duymuyor direnme azmini geliştirmeye çalışıyordu. Oysa herkes mücadele etmek zorunda kalmayı acı olarak anlıyordu. O ise mücadelesiz bir yaşamın nasıl acısız bir yaşam olduğunu anlamıyor asıl acının bu olduğunu düşünüyordu
Denize daha az gidiyor tatlı ve tuzlu su akvaryumculuğuyla ilgileniyordu. Bunlardan arta kalan zamanlarında toprakla çiçeklerle hayvanlarla yeni çıkan alet-edevatlarla ve daha bir çok şeyle ilgileniyordu. İnsanlarla ve özellikle çocuklarla daha çok vakit geçirmeye başlamıştı. Herkese elinden geldiğince yardım ediyor hiçbir sorunu hafife almıyordu. Çocuklar onu çok seviyor başkalarının hemen sıkıldığı oyun ve konuşmalarından o hiç sıkılmıyor ve çocuklarla çok hoş vakit geçiriyordu.
Köyüne ve eski göletine daha sık gidiyor ve her gittiğinde insanlar ve çocuklar onun gidişinden mutlu oluyordu.
Bir sabah göletin kenarında ufacık bir çocuk gördü. Taş sektiriyordu. Oturup onu izledi. Her seferinde daha güzel taş arıyordu ve daha dikkatli daha hırslı atıyordu. Cebinden defterini kalemini çıkardı ve yazmaya başladı. Yorulduğunda saatler geçmiş gün aydınlığını yitirmeye başlamıştı. Çocuk hala oradaydı ve taş sektirmeye devam ediyordu. Daha şimdiden on üç kez sektirebilmişti. Doğrulup çocuğun yanına gitti başını okşadı. "Kolay gelsin" deyip elindeki defteri uzattı ve çocuk arkasından bakarken yürüdü yürüdü. Dudaklarından acı coşku ve dinginliğin birleştiği bir ezgi karışıyordu havaya...
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
cocugun, hikayesi, sektiren, tas

Seçenekler
Stil


Saat: 06:00

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,