ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgisi Din Ve Maneviyat > Dini Hikayeler

Dini Hikayeler Dini Hikayelerimiz


Fili Tanıma Hikayesi

Dini Hikayelerimiz


Fili Tanıma Hikayesi

ForumSevgisi Din Ve Maneviyat Kategorisinde ve Dini Hikayeler Forumunda Bulunan Fili Tanıma Hikayesi Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Fili Tanıma Hikayesi Fili Tanıma Hikayesi Mustafa Eriş 2014 - Mayıs, Sayı: 339, Sayfa: 048 Koca cüsseli, güçlü bir hayvan ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 22 Mart 2016, 14:25   #1
Durumu:
Çevrimdışı
ikRa
Bir İncelik Gösterin, İncinmesin Yüreğim
ikRa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sekercik
Üyelik tarihi: 15 Ocak 2016
Mesajlar: 5.219
Konular: 572
Beğenilen: 1299
Beğendiği: 1178
www.forumsevgisi.com
Standart Fili Tanıma Hikayesi

Fili Tanıma Hikayesi

Fili Tanıma Hikayesi

Mustafa Eriş
2014 - Mayıs, Sayı: 339, Sayfa: 048
Koca cüsseli, güçlü bir hayvan olan fil, insanların hep merakını çeker.

Fili tanıma konusu ile ilgili meşhur bir kıssa vardır.

Bu kıssa, insanoğlunun iç dünyasını, düşünce ve davranışlarını yansıtması bakımından önemlidir.

Toplumda yaşanan hâdiselere ışık tutması yönüyle de çok dikkat çekicidir.

Bu hikayede âmâ insanların fili nasıl tarif ettikleri ve tanıttıkları anlatılır.

Söyledikleri sözler, öne sürdükleri görüşler ibret verici ve manidardır.

Kişilerin kendi anlayışına göre o koca cüsseli fili tanıtması ve müşterek bir çizgide buluşamamaları dikkate şayandır.

Bu ibret verici kıssa “Ruhu’l-Beyan Tefsirinde” şöyle nakledilir:

“-Bir şehir vardı, şehrin bütün sâkinleri görme engelliydi.

Burada oturanlar Fil denilen hayvanı çok merak etmişler.

Onun iri yapılı, cüsseli, güçlü, kuvvetli bir hayvan olduğunu duymuşlar.

Böylesi bir hayvanı yakınen tanımak istemişler.

Onlar bu arzu ile yaşarken günün birinde bir kervan gelip o şehrin yakınına konaklamış.

İçinde fil bulunan bir kervanın geldiği halk arasında duyulmuş.

O şehrin halkı meraklarını gidermek üzere gruplar halinde kervanın yanına gelmiş.

İçlerinden biri elini file doğru uzatmış.

Hayvanın uzunca kulağı eline gelmiş.

Kendi kendine: Fil kalkan gibi bir şey deyip bu şekilde inanmış.

Bir başkası elini uzatmış, ona da filin hortumu denk gelmiş.

O da filin direk gibi bir şey olduğunu hissedip öylece inanmış.

Bir başkasının eli de filin sırtına rastlamış.

O da taht gibi bir şey hissedip öylece inanmış.

Kişiler elini hangi uzvuna değdirdiyse kendisine göre fili ona benzetip o şekilde inanmış.

Fil hakkında meraklarını kendilerine göre bu şekilde gidermişler.

Hepsi mutlu olarak şehre geri dönmüşler.

Her biri kendi mahallesine gittiğinde merak edilen bu hayvanı, halka tarif edip anlatmışlar.

Halk duyduklarına göre inanmış fakat bir araya gelince herkes değişik tanıtmaya başlamış.

Hatta kendi görüşlerini ispat için delil ileri sürüp şöyle demişler:

“- Anlatıldığına göre fil, savaş zamanı ordunun önünde tutulurmuş.

Dolayısıyla filin kalkan gibi bir şey olması lâzım.”

“-Nakledilir ki fil, savaşta düşman askerlerinin üzerine hücumda kullanılırmış.

Dolayısıyla direk gibi bir şey olmalı.”

“-Fil, tonlarca ağır yük taşırmış.

O halde sütun gibi olmalı.”

“- Bir çok insan filin üzerine binermiş.

O halde taht gibi bir şey olmalı” diyerek görüşlerini açıklamışlar.”

Ey insan! şimdi sen kendi kendine düşün ki onlar bu şekilde fili nasıl tanırlar?

Aralarındaki ihtilafdan nasıl kurtulurlar?

Fil hakkında nasıl doğru bilgi elde edebilir ve nasıl doğru hüküm verebilirler?

Bütün akıl sâhipleri bilirler ki, ne kadar deliller ileri sürseler de bu şekilde filin tarifine ulaşamazlar.

Toplumda hadiseleri anlama konusunda insanlar hep böyle davranmışlardır.

Kendi sığ düşünceleri, sathi bilgi ve dar görüşleriyle hadiseleri açıklamaya çalışmışlardır.

Halbuki Yüce Rabbimiz “Gerçek, Rabbinden gelendir. Öyle ise şüphecilerden olma.” buyurmuştur. (Âl-i İmrân:60)

İnsanoğlu, Yüce Rabbını, sevgili peygamberini ve kitabını hakkıyla bilir ve tanırsa asla dalâlete düşmez. Mârifetullaha eren insan, hiç bir şeye âmâ kalmaz.

Mülkün sahibi Allah’a teslim olan her türlü şüphelerden kurtulur. Zira o Allah mülkünde tektir. Mutlak güç sahibidir. Her şeyden haberdardır. Her şeyi bilir, işitir, görür. Uygun olmayan sıfatlardan münezzehtir. Her şey O’nunla kâimdir, O’nunla bâkîdir. O fâil-i muhtârdır. Hayır, şer, küfür ve îmânın yaratıcısıdır. O’ndan başka yaratıcı yoktur. “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûrâ, 42/11)

O’nun peygamberler göndermesi fazlındandır. Muhammed (s.a.s.) peygamberlerin sonuncusudur. Ona itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Bu fermân-ı ilâhi, âyet-i celilelerde şöyle duyurulur:

“Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ülü’l-emre (idârecilere) de itaat edin.” (Nisâ, 4/59)

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının.” (Haşr, 59/7) buyurur.

Rasûlullah (s.a.) hevâ ve bid‘at ehlinden olan kimselerle düşüp kalkmayı yasaklamış ve onlardan uzak olduğunu ifâde etmiştir. Bir hadiste:

“Sünneti öldüren ve dini ifsad eden bir topluluk gelecek. Allâh’ın lâneti, lânet edicilerin,meleklerin ve insanların hepsinin lâneti onların üzerine olsun” buyurmuştur. (Deylemî, Hadis no: 8879, 882.)

İsmail Hakkı Bursevi hazretleri bu kıssanın peşinden şu nasihatta bulunur :

“- Kim inançların çok, ihtilafların sayısız ve âlimin az olduğu bir zamana rastlarsa şu on iki şeyi kendisine düstur edinsin. Bunlar, âlimlerin süsü ve düsturu, cümle saâdetlerin temelidir. Kimde bunlar bulunursa, Hak erlerinden bir er, Allah yolunun sâliklerinden bir sâlik olur. Kimde de bulunmazsa , o insanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldayan, insanlardan ve cinlerden olan sinsi bir vesveseci durumuna düşer” der ve on iki düstûru şöyle sıralar:

1- Sâlihlerle sohbet etmek.

2- Onların emir ve tavsiyelerine uymak.

3- Allah Teâlâ’dan râzı olmak.

4- Allah’ın yarattıklarıyla barış içinde olmak.

5- Halka eziyet etmemek.

6- Eğer gücü yeterse onlara iyilik etmek.

7- Müttakî, perhizkâr ve helâl yiyen olmak.

8- Tamah ve hırsı terk etmek.

9- Zaruret dışında konuşmamak ve hiçbir zaman kendisinde ilim vehmetmemek.

10- Güzel ahlâkı düstur edinmek.

11- Riyazat ve mücâhede ile meşgul olmak.

12- Bir şeyin iddiâsında olmamak, dâimâ niyâz sâhibi olmak.

Cenab-ı Hak cümlemize hakkı hak bilip hakka uymayı, bâtılı bâtıl bilip ondan uzak durmayı nasip eylesin.

(Ruhulbeyan, c.15, s.85-89.)
________________

Beni Arayan "Burda" Bulur

ڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪے
,
"Yaradan "Dost "Olduktan "Sonra
"Kulu "Düşman "Olsa "Ne "yazar?
,
ڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪےڪے
imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
fili, hikayesi, tanima

Seçenekler
Stil


Saat: 16:40

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

izmir escort istanbul escort, Ankara escort, Ankara escort, Ankara escort, Ankara escort, porno izle, sex izle, porno izle, escort bayan, ankara escort bayan, kayseri escort ankara escort beylikdüzü escort ankara escort, istanbul escort, kayseri escort ankara escort beylikdüzü escort antalya escort,