ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > Gezelim Görelim > Dünya'dan Tarihi Yerler ve Mekanlar

Dünya'dan Tarihi Yerler ve Mekanlar Dünya'dan Tarihi Yerler ve Mekanlar


Ortadoğu'nun Dünya Üzerinde ki Yeri

Dünya'dan Tarihi Yerler ve Mekanlar


Ortadoğu'nun Dünya Üzerinde ki Yeri

Gezelim Görelim Kategorisinde ve Dünya'dan Tarihi Yerler ve Mekanlar Forumunda Bulunan Ortadoğu'nun Dünya Üzerinde ki Yeri Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Ortadoğu'nun Dünya Üzerinde ki Yeri ORTADOĞU’NUN DÜNYA ÜZERİNDE Kİ YERİ, ÖNEMİ; İNGİLTERE’NİN ORTADOĞU POLİTİKASI I.DÜNYA SAVAŞINDAN SONRA GELİŞEN SİYASAL OLAYLAR ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 14 Nisan 2016, 15:31   #1
Durumu:
Çevrimdışı
Altay
Üye
Altay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Meskul
Üyelik tarihi: 11 Şubat 2016
Mesajlar: 1.598
Konular: 255
Beğenilen: 608
Beğendiği: 1788
www.forumsevgisi.com
Standart Ortadoğu'nun Dünya Üzerinde ki Yeri

Ortadoğu'nun Dünya Üzerinde ki Yeri


ORTADOĞU’NUN DÜNYA ÜZERİNDE Kİ YERİ, ÖNEMİ; İNGİLTERE’NİN ORTADOĞU POLİTİKASI I.DÜNYA SAVAŞINDAN SONRA GELİŞEN SİYASAL OLAYLAR VE BU OLAYLARIN GENEL DEĞERLENDİRİLMESİ. ORTADOĞU'dan OSMANLI DEVLETİ’NİN ÇEKİLMESİ. TÜRKİYE'nin ORTADOĞU POLİTİKASI ve ORTADOĞU'nun İSLAM TARİHİ AÇISINDAN ÖNEMİ
Orta Doğu kavramı en basit anlamı ile Arap yarımadası körfezi ülkeleri ile Mısır’ ı içine alan; Türkiye, İran, Mezopotamya bölgesidir. Daha geniş bir tanımla Kuzey Afrika’ yı içine alarak; Mısır’a kadar uzanan ve Atlas okyanusuna sınır çizen bir bölgedir. Orta Doğu; konumu itibarı ile dünya siyasetinin merkez noktasını oluşturmaktadır.
Orta Doğu her şeyden önce; etrafını çevreleyen denizler Hazar denizi, Umman denizi, Karadeniz, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz havzası içinde yer alan bu yönü itibarı ile de çok önemli bir jeopolitik yapıya sahiptir. Bütün bu özellikler onu Tarihin her çağında kültürler arası bir geçiş alanı olarak da dünyanın kalbi noktasına yerleştirmiştir. Dinler tarihi açısından incelediğimizde de Mekke, Medine ve Kudüs’ ü içine alan kutsal bir bölgedir.( Bu konumuna daha sonra geniş bir şekilde yer verilecektir.)
Orta Doğu Türkiye’nin de içinde bulunduğu merkezi Bağdat olarak ifade edilen Osmanlı’nın ve onun bir mirasıdır. Önemli suyollarına ve boğazlara bağlanan Orta Doğu bu haliyle dünya ticaretine açılan çok önemli bir deniz kapısıdır. Dünyanın önemli petrol yataklarının ve dağılım alanlarının da içinde bulunmuş olması bakımından büyük bir önem arz etmektedir.
Orta Doğu dünyanın merkezidir. Buradan devam edersek; Türkiye de konumu itibarı ile Orta Doğu’nun merkezini oluşturmaktadır. Türkiye’nin bu durumu Orta Doğu içerisinde yer aldığı konum olarak; iki önemli bakış açısı ile ortaya çıkar. Birincisi kendisini Orta Doğudan soyutlamış bir Türkiye diğeri ise; tam aksine Orta Doğu’nun içinde yer alan Türkiye. Birinci durumdan baktığımız zaman;
Şöyle bir sonuçla karşılaşırız: Orta Doğu da ki gelişmelere göz yuman sadece kendi çıkarlarını düşünen bir Türkiye gerçeği ile karşılaşırız. İkinci yönü ile baktığımızda ise Orta Doğu gerçeğini gören ve bu gerçeğin içinde bulunan Türkiye. Buradan bakıldığında ise; Türkiye kendi milli çıkarları doğrultusunda bu bölgede ki yeni yapılanmaların içinde yerini bulan Türkiye olacaktır.
Buna göre yeniden değerlendirdiğimizde Batılıların gördüğü Orta Doğu dünyanın tam ortasıdır. İşte üç ana kara parçasının birleştiği nokta( Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları )bunların bağlantı ve kesişme noktaları; Orta Doğu adını alan bölgeyi oluşturmaktadır.
Orta Doğu’nun biraz kuzeyinde ve içinde bulunan Türkiye için de Orta Doğu benzetmesi yapabiliriz. Fakat aralarındaki fark Orta Doğu’nun Türkiye’ den farklı olarak okyanuslar arası deniz yollarına, kıtalararası kesişim noktasına ve bütün bunların sonucunda da dinler ve medeniyetlerin birleşme noktasına hâkimiyetidir. Sonuç olarak değerlendirdiğimizde: Orta Doğu dünyanın güçlü bir cazibe çekim merkezidir. Bütün bunlardan sonra görülüyor ki Orta Doğu tarih boyunca birçok kara, deniz, ticari ve siyasal anlamda savaşların yapıldığı yer olmuştur.
Orta Doğu’nun jeopolitik önemini tarih boyunca burada kurulmuş imparatorluklara bakarak da söyleyebiliriz. Bunlar sırasıyla; Firavunlar, Mısır Krallığı dönemi, Pers İmparatorluğu, İskender İmparatorluğu, Selçuklu İmparatorluğu ve Osmanlı Devleti dönemidir. Bu imparatorlukları; değerlendirdiğimizde tarihin akışı içerisinde kurulan medeniyetler bize bu bölgenin stratejik önemi hakkında bilgi verirler. Çünkü yazının icadından bu güne kadar uzanan süreçte medeniyetlerin dağılım noktasında yayılma alanı olarak önemini her zaman korumuştur.
Ayrıca Asya’dan ayrılarak tarihin seyri içinde Anadolu’ ya ve Orta Doğuya uzanan göç yollarının buradan geçiyor olması Türk akıncılarının buralarda yerleşik hayata geçmiş olmaları, Haçlı seferlerinin izlediği yol haritasını çizen kavşakları oluşturmuş olması gibi nedenler de Orta Doğu’nun tarihteki yerini ve önemini bir kez daha hatırlatması bakımından anlamlıdır.
Çünkü Hıristiyan Avrupa bu yolları kullanarak yerleştikleri alanlarda Batının kültürel dokusunu ve devlet oluşumunu ve büyük bir imparatorluk olarak Roma İmparatorluğunun bir İmparatorluk haline gelmesini bu topraklara ve topraklarda ki medeniyetlere borçludur.
İNGİLTERE’ nin ORTA DOĞU POLİTİKASI

Birinci Dünya savaşından sonra Orta Doğunun siyasal coğrafyasında önemli değişikliklerin olduğu bir gerçektir. Bunun nedeni ise Orta Doğuda var olan düzenden hoşnut olmayan çevreler ve bunların burada kendi çıkarları doğrultusunda kurmak istedikleri yeni bir düzendir.
Bunlar kendi stratejik yaklaşımlarına göre Orta Doğuyu şekillendiren İngiltere ve Fransa’dır.
Tarihsel süreç içinde incelendiğinde ortaya çıkan sonuç Orta Doğuda ki yapılanmanın bu çıkarcı çevreler tarafından sürekli olarak kendi çıkarları doğrultusunda çalışmalar yapmış olmalarıdır. Bunlar kendi istekleri ve çıkarları doğrultusunda bir Orta Doğu hedeflemişlerdir. Çünkü dünya devletlerinin milli stratejilerinin oluşum faktörünü Orta Doğu oluşturmakta ve belirlemektedir.
İngiltere’nin ise Orta Doğu politikaları ve bunun için izledikleri yol da bu sürecin oluşumunu hızlandırmıştır. Çünkü İngilizler Birinci Dünya Savaşı sırasında bu bölgede verdiği sözleri savaş sonrasında yerine getirmemiştir. İngiltere’nin bu tutumu Araplar arasında büyük bir güvensizlik ve hayal kırıklığı yaşanmasına neden olmuştur. Sonuç olarak da; Araplar arasında batı karşıtlığı bir düşünce sistemi yerleşmiştir. İngiltere 1. Dünya savaşına kadar birçok yeri işgal etmiş Arabistan’ın güney sınırlarını kontrol altına almış böylece Arabistan da ki hâkimiyet alanlarını belirlemişti.
İngiltere Bahreyn, Umman, Katar ve Kuveyt gibi körfez ülkelerinde ki egemenliğini sağlamıştı. Görüldüğü üzere; İngiliz deniz politikası sadece kıyı savunması şeklinde gelişmemiş esas olarak; bütün dünyada güçlü bir ekonomik düzen kurma düşüncesine dayanmaktaydı. Doğunun dünya süper güçleri tarafından bir rekabet alanı halini almasında önemli bir rol oynamıştır.**Bu günkü Orta Doğu’nun oluşumuna etki eden en önemli faktör ise büyük bir ölçüde İngiltere ve Fransa’nın burada kendi çıkarları doğrultusunda izledikleri yayılma politikasıdır.**
Diğer taraftan incelediğimizde; tüm semavi dinlerin çıkış noktası olduğunu görüyoruz. Bu haliyle de dinler tarihi açısından ve bu semavi dinlerin yayılma sahası bakımından da çok büyük bir önem taşımaktadır. Bu yüzden de üç dininin hâkimiyet mücadelesi verdiği Osmanlıdan sonra bölgenin zayıf düştüğü anlarda zaman zaman işgal güçlerinin hâkimiyet kurduğu talihsiz sıcak toprakları içinde barındıran bir bölgedir.
Hindistan ile batı arasında coğrafi bakımdan incelediğimizde; önemli bir geçiş alanını da oluşturmaktadır. Bu yönü ile de emperyalist batılı güçlerin burayı hedef haline getirmesi de kaçınılmaz olmuştur.
Hindistan'ı sömürgelerine kattıktan sonra Hint deniz yollarının kontrolünü elinde bulundurmak ve Rusya’nın buradan Afganistan’ a ve Türkistan’ a giden yollarını engellemek İngiltere’nin belli başlı Orta Doğu politikasını da oluşturmuştur.
İngiltere’nin Orta Doğu konusunda kendi stratejilerini belirleyen bu görüşü açarsak; Süveyş kanalı ile Hindistan’a uzanan yolların önemi; Osmanlı Devleti’nin Almanlarla birlik oluşturması bütün bunlar İngiltere’nin Mısır da ki varlığını ve Süveyş Kanalının güvenliğini tehdit ediyordu. Bütün bunlara ilave olarak bir de hicaz Demiryolu meselesi de vardı ki bu durum Almanların Mısır da ki etkinliğini arttıracak fakat İngiltere’nin varlığını zayıflatacaktı. Bu da İngiltere’nin hedeflerine giden yolu tıkıyordu. Bir de burada varlığını devam ettiren(Osmanlı Devleti)gibi güçlü bir Müslüman Devlet İngiltere’nin çıkarlarına uygun değildi.
Amerika ise Orta Doğu politikasını daha çok bu bölgede İngilizlerin fikirlerini benimseyerek; denizlerde onların hedefledikleri deniz politikalarını hayata geçirmek istiyorlardı. Çünkü Amerika II. Dünya savaşından sonra ekonomik üstünlüklerini ve Orta doğu da ki İngiliz hâkimiyetini ele geçirmişti. Şimdi her bakımdan İngiltere’den boşalan yeri almak istiyorlardı. Amerika; Türkiye'yi Kendisine Pazar yeri oluşturmak istiyordu. Ayrıca Amerika ‘ nın buradaki misyonerlik faaliyetleri de yayılmacı bir zihniyetin göstergesidir. Bu amaçla Beyrut’ta bir Amerikan misyonerlik okulu da açmışlardır.

I.DÜNYA SAVAŞI’ ndan SONRA GELİŞEN
SİYASAL OLAYLAR VE BU OLAYLAR’ın GENEL DEĞERLENDİRİLMESİ

Birinci Dünya Savaşından sonra; Osmanlı Devleti’nin bu topraklarda eski gücünü kaybetmesi ile birlikte burada manda konumunda birçok devletler kurulmuştur. Bütün bunların sonucunda bölgede yıllarca süren istikrarsızlık dönemi başlamıştır. Bölgede yaşanan istikrarsızlığın en önemli nedenlerinden biri gelişen siyasal yapılanmalardır. Burada gelişen sömürgecilik hareketleri Orta Doğunun modernleşmesinde batı merkezli hareketleri oluşturmuştur. Bağımsız olmak için batı modeli örnek olarak alınmıştır. Dünyada gelişen en önemli hareketlerden biri de; Fransa da başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan Fransız İhtilali dir. Tabii ki Fransız İhtilali Milliyetçilik Hareketlerinin temelini oluşturmuştur. Bu hareketler bilindiği üzere Orta Doğuda da etkisini göstermiştir.

Fransız İhtilali Osmanlı Devleti üzerinde de etkili olmuş Osmanlıların Balkanlar ve Orta doğuda bulunan toprakları da bu durumdan etkilenmeye başlamıştır. Diğer taraftan Avrupa Devletlerinin Orta Doğu topraklarına girmeleri bu topraklar da ki Müslüman ülkelerin aslında askeri güç anlamında ne kadar yetersiz olduklarını göstermesi bakımından önemlidir. Bu bölgede kurulan geçici devletler zamanla bağımsızlıklarını elde ederek siyasal olarak varlıklarını kabul ettirmişlerdir. Bir süre sonra da Filistin de bir İsrail devletinin kurulmuş olması Arap dünyasını olumsuz bir şekilde etkilemiştir.
Ayrıca değişen dünya şartları içerisinde özellikle coğrafi keşiflerin gerçekleştirilmesi ile birlikte yeni ülkeler yeni yollar ve limanlar keşfedilmiştir. Bütün bunların sonucunda başta İngiltere olmak üzere sırası ile tüm dünyada endüstri hareketleri yayılmaya başlamıştır. Hindistan’a giden yeni yolların keşfedilmesi ve Süveyş kanalının açılması Avrupa’ da ticaretin gelişmesini etkilemiştir. Bu gelişmeler; Orta Doğu’ ya olan ilginin artmasına neden olmuştur.

Sonuç olarak incelediğimizde; Orta Doğuda 50’li yıllardan sonra en önemli gelişmenin Filistin de İsrail’in kurulması iken; Türkiye içinse en önemli olay, Sovyetler Birliğinin güvenlik açısından tehdit unsuru olarak ortaya çıkması olmuştur. Ruslar Karadeniz’i ve boğazları ele geçirerek oradan da sıcak denizlere inmeyi hedefliyordu. Ayrıca komünizm’i yayarak Türkiye ve Orta Doğu halklarını Sovyet-Rusya Federasyonu adı altında toplamayı istiyordu.
İtalya ise sömürgecilik faaliyetlerinde oldukça geç kalmıştı. Amacı Akdeniz ve Orta Doğuda kendine bir yer bulabilmekti fakat buraların çoktan İngiltere ve Fransa arasında pay edildiğini gördü.

Olayları Arap dünyası açısından değerlendirdiğimizde de;
1-İSRAİL- Arap topraklarında kurulduğu için; Arap dünyası tarafından siyasal olarak kabul edilmesi mümkün değildi.
2-İSRAİL- Arap topraklarında silinmedikçe bölgeye barışın gelmesi çok zordu. İsrail sorunu yalnızca Arap milliyetçiliğinin bir meselesi değildi. İslam dünyası her alanda İsrail konusunu sürekli gündemde canlı tutarak bu meseleye Arap dünyasının milli bir meselesi olarak bakıldı ve ayrıca da İslam dünyasının bir sorunu olarak kabul edildi.
Sovyet Rusya'yı bu süreçte incelediğimizde; ikinci Dünya savaşından sonra
Komünist ideolojiyi kendine bir yol olarak çizdiği için dünyadan soyutlanmış bir durumda idi. Orta Doğuda1950 ‘ li yıllarda gelişen olaylar sonucunda Türkiye'nin siyasal çizgisinde çok partili bir döneme geçiş başladı.
Sovyetler Birliği ise; dünya ülkeleri içerisinde kendine bir yer bulma çabalarına girmiştir. Türkiye bu süreçte ekonomik kalkınmada ki eksikliğini görerek bu anlamda bir gayret içerisinde olmuştur. Ancak hızlı kalkınmanın yolunu askeri harcamaları en aza indirerek sağlamaya çalışmıştır. Türkiye için diğer önemli olay da Kıbrıs meselesi olmuştur. Kıbrıs meselesi Türkiye’nin dış politikasını önemli ölçüde etkilemiştir. Diğer taraftan İngiltere ve Fransa Birinci Dünya savaşından galip çıkmalarına rağmen süper güç olarak artık varlıklarını yitirmeye başlamışlardır.
Türkiye için dış politika da gelişen diğer önemli bir olay da; Türkiye’nin
Hatay’ı sınırlarına dâhil ettiğini bildirmesidir. Fakat bu durumu Suriye’nin kabul edememesi sonucunda; uzunca bir süre Suriye Türkiye'ye karşı olumsuz bir politika izlemiştir. Filistin de İsrail’in kurulmuş olması Orta Doğu da sürekli olarak çatışmaların yaşandığı ve her an gerginliklerin oluştuğu bir ortamı tetiklemiştir. Bu gelişmeler; bölgede baskıcı unsurların yerleşmesine ve halkın yoksul düşmesine neden olmuştur.

ORTA DOĞU’ da OSMANLI DEVLETİ VE SONRASI GENEL DURUM

Osmanlı Devleti’ nin Orta Doğu da ki eski gücünü kaybederek buradan ayrılması ile birlikte; burada kurulan devletler manda yönetimine dayalı olarak kurulan devletlerdi. Bu devletler bu nedenle bir millet olabilme özelliklerine sahip değillerdi. Bir süre sonra bu devletler bütün çabalara rağmen zorla bir araya getirilen devletler olma özelliğinden kurtulamadılar. Ayni köklere bağlı bir Arap milliyetçiliğine dayalı bu gruplardan bir araya getirilerek oluşturulması düşünülen birlik düşüncesi hayata geçirilemedi. Arap entelektüelleri bundan sonra Arap milliyetçiliği düşüncesine sarıldılar. Bu süreçte Araplar arasında ki en önemli sorun batı tarzı bir devletin nasıl oluşturulacağı düşüncesi idi. Bu da farklı etnik ve dinsel grupların nasıl bir araya getirileceğinin zorluğu idi.
Bu dinsel ve kültürel faktörler bölgede Siyonist ve pan-Arap, pan-İslamcı akımların 20yy.başlarında yoğun olarak yaşandığı bir yer olmasında etkili olmuştur.
Türkiye bu gelişmeler karşısında çok önemli bir coğrafi konuma sahip olmasına rağmen Orta Doğu da gelişen olaylara ilgisiz kalmıştır. Bunun nedeni ise** Orta Doğuyu yeterince değerlendirememeleri idi. Örnek verecek olursak; Irak konusunda olduğu gibi.** Çünkü Irakta bir süre önce patlak veren kriz nedeniyle, Türkiye de bir kısım aydınlar Irak’ın toprak bütünlüğünü korumasından yana bir tavır gösterirken diğer taraftan da bazı kesimler batı karşıtı bir düşünce içerisine girmişlerdir.
Petrol kaynakları Orta Doğuda son yılların en önemli sorunu olarak belirlenirken; bütün bu olayların asıl sebepleri göz ardı edildi. Bunlar; ortaya çıkan siyasal akımlar, Arap milliyetçiliği, terörizm, krallık, diktatörlük gibi baskıcı yönetimlerdi. Bu baskıcı yönetimlerin baskısı altında kalan halk çoğu yerde her türlü haklardan yoksun bir şekilde yaşıyordu.
Osmanlı İmparatorluğu bu bölgeyi dört yüz yıla yakın bir zamandır idare etmiştir. Bu süreçte bir taraftan Avrupa da yayılırken diğer taraftan da Orta Doğuy'a sahip çıkmayı bilmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun hâkimiyeti altında bulunan bu topraklar bir taraftan Asya’ dan dan başlayarak diğer taraftan Avrupa ve kuzey Afrika’ ya kadar uzanıyordu. Osmanlı İmparatorluğu asırlarca bu topraklarda hiçbir siyasi sorunun çıkmasına fırsat vermeden bu toprakları adaletli bir şekilde yönetmesini bilmiştir.1924’de Halifeliğin kaldırılması ile birlikte Türkiye Orta doğu’ya ait bütün bağlarını koparmış ve buraya ait ilişkisini sadece ortak bir dini bağ olarak görmüştür.

Daha önce de belirttiğimiz gibi Fransız İhtilalinin getirdiği eşitlik, özgürlük ve adalet ilkeleri gibi milliyetçilik kavramını esas alan hareketlerin yayılması da bunda etkili olmuştur. Bütün gelişmelerden Osmanlı İmparatorluğu da payını almıştır. Bunlar Balkanlar da ki Sırp ve Yunan isyanlarıdır. Bu olaylar Osmanlı İmparatorluğunun dağılma sürecini hızlandırmıştır. Osmanlı İmparatorluğu bu dönemde karşılaştığı sorunları çözebilmek için bir düzine reform hareketlerine girişmiştir. Fakat her şeye rağmen imparatorluğun çöküşü engellenememiştir. Osmanlı Devleti yıkılışa giden yolda mücadele ederken diğer taraftan da Birinci Dünya savaşına girmek zorunda kalmıştır. I. Dünya savaşı sonrası yapılan anlaşmalar hak esasına dayalı olmayan bu nedenle de barış getirmeyen anlaşmalardır. Bu nedenle kısa bir süre sonra II. Dünya savaşı patlak vermiştir. Osmanlı Devleti Balkanlarda topraklarının büyük bir kısmını kaybetmiş diğer taraftan da; Almanlarla birlikte girdikleri savaşı da kaybettikleri için; bu durum Orta Doğuda ki tüm siyasal dengelerin değişmesine neden olmuştur.
Böylece Osmanlı Devleti Orta Doğudan çekilmeye başlamış ilerleyen süreçte bu boşluğu bölgeye yeni yerleşen güçler doldurmaya başlamışlardır. Bu güçler bölgede ki en eski ve etkin unsurun Araplar olduğunu bunu görmelerine rağmen bu etkin unsuru yok sayarak burada tek bir Arap devleti yerine birçok Arap devletleri kurmayı amaçlamışlardır.
<< Ayrıca Yahudilerin Filistin’e yerleşmeleri bu meseleyi Arap dünyası içerinde çok önemli bir konuma getirmiştir.1939’ dan dan sonra bu durum; Arap dünyasının milli meselesi haline gelmiştir. Bütün bunlar Arap-İsrail çatışması olarak günümüze kadar yansımıştır.>>
Bu durum zamanla Orta Doğu da tek parti yönetimlerinin ve askeri rejimlerin yerleşmesini etkilemiştir. İsrail’ i dize getirmek için zaman zaman teröre destek vermişlerdir. Ayrıca Saddam Hüseyin’in devrilmesi ve Sovyetler Birliğinin dağılması Orta Doğuyu yeni bir sürecin içine sokmuştur. ABD’nin önemli ve tek süper güç olması bölgede terörün gelişmesine destek veren ülkelere baskı fırsatı verirken, öbür taraftan bölgede bu gelişmeler zamanla demokratik rejim içerisinde yerini almıştır.

Sonuç olarak; Arap-İsrail sorunu çözümlenemediği sürece Orta Doğu da terör hiç bitmeyecek bu durum dini ve milli cereyanlar halinde Arap dünyası içerisinde etkin bir şekilde varlığını göstermeye devam edecektir.

Osmanlı Devleti’nin bu topraklardan ayrılması ile artık Orta Doğu ile ilişkisi azalmış, Atatürk’ ün önderliğinde yapılan devrimler, Türkiye'nin Avrupa’ ya dönük batılılaşma hareketlerinin geliştiği bir süreci başlatmıştır. Bütün bunlar Türkiye ile Arap dünyasının arasının açılmasına neden olmuştur. Araplar da ise batı karşıtı anti-batıcılık düşüncesi gelişmiştir. Türkiye ise Arap dünyasına sadece din odaklı olarak bakmıştır.
________________
Bazen önemli olmamalı gidecek olan ya da gelmeyen. Çünkü bazen, başlaman gerekir her şeye yeniden.
Nazım Hikmet Ran.
imza

Konu Altay tarafından (14 Nisan 2016 Saat 15:34 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 14 Nisan 2016, 15:32   #2
Durumu:
Çevrimdışı
Altay
Üye
Altay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Meskul
Üyelik tarihi: 11 Şubat 2016
Mesajlar: 1.598
Konular: 255
Beğenilen: 608
Beğendiği: 1788
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Ortadoğu'nun Dünya Üzerinde ki Yeri

TÜRKİYE ve ORTA DOĞU İLE İLİŞKİLERİ’ nin TARİHSEL SÜREÇ İÇİNDEKİ
DURUMUNA GENEL BİR BAKIŞ ve ATATÜRK’ün ORTADOĞU POLİTİKASI



Osmanlı’ nın Orta Doğu dan dan çekilmesi ile başlayan bu bölgede ki sıkıntılar günümüze kadar devam ede gelmiştir. Yeni Türk Devleti kendine yeni bir düzen kurmuş; yenidünya içinde ki yerini bu düzene göre belirlemiştir. Milli bir devlet politikası izlemek yeni Türk Devletinin en önemli hedeflerinden biri olmuştur. Bu hedef yeni Türk devletinin aynı zamanda dış politikasını da oluşturmuştur. Yeni Türk Devleti dışarıda yayılmacı bir politika izlemekten uzak durmuştur. Ayrıca Misak-ı Milli kararları ile belirlenen sınırlarda yaşayan Müslümanların milli sınırlar ile Osmanlı'nın sınırları dışında kalan topraklarda yaşayan nüfusun kendi geleceklerini kendilerinin belirlemeleri konusunda serbestlik tanımıştır. Wilson ilkeleri arasında yer alan bu ilkeye göre her ulus çoğunlukta olduğu yerlerde kendi bağımsız devletinin kuracaktır. Bu hükme göre Osmanlı Devleti’nin milletler esasına göre parçalanması anlamına geliyordu. Çünkü milliyetçilik fikirleri ile gözü açılmış ve bu fikirlerle olgunlaşmış milletler bu prensiplerden yararlanarak kendi milli sınırlarını belirleme ve o sınırlar içinde var olma mücadelesini vereceklerdi. Bu da Osmanlı'nın bölünmesi anlamına geliyordu.

Misak-ı Milli adını alan bu belge ile aslında Türk Milletinin bağımsızlık bildirisi de sunulmuş oluyordu. Milli Mücadele yıllarında Atatürk; tüm olumsuzluklara rağmen Orta Doğuya kayıtsız kalmamıştır. Yeni Türk Devleti; Araplar üzerinde her hangi bir hak iddia etmeyecek Ama Araplar kendi yurtlarında kendileri hakkında karar sahibi olabileceklerdi. Fakat bazı Türk aydınları Araplarla bir federasyon kurulması fikrine sıcak bakmıyorlardı. Bu düşünürlerden biri de Ziya Gökalp idi.


Atatürk’ün dış politikası mili sınırlar içindeki Türk Devleti'nin bağımsız olması; yani her alanda Türk Milleti’nin bağımsız olması esasına dayanması anlamını taşıyordu. Dış politikada Atatürk’ün temel ilkeleri gerçekçilik, devlet gücüne dayanma, barışçı, uluslar arası hukuka saygınlık, çağdaşlaşma, dengeli bir dış politikadır. Sonuç olarak; Atatürk milli dış politika eksenli olarak milli bağımsızlığı savunmuştur. Ve her şeyden önemlisi dengeli bir dış politika anlayışını benimsemiştir.
Diğer taraftan Mustafa Kemal ile Emir Faysalın aralarında gizli bir anlaşma yapıldığı yolunda söylentiler devam ediyordu. Türklerin Araplarla yapacağı her hangi bir anlaşma İngilizleri sıkıntıya sokabilirdi. Fransızlar ise Suriye’ ye önem veriyorlardı. Bu yüzden Fransa Ankara ile anlaşma yapma yoluna gitti.


Kurtuluş savaşının kazanılması İslam dünyasında büyük bir sevinç yaratmıştır.
Afgan emiri doğu dünyasının kurtuluşunu Türkiye olarak görüyordu. Türkiye- Afgan ilişkileri böylesi tarihi bir düşünce olgusu içinde doğdu ve gelişti.1922 de saltanat kaldırılmış fakat hilafet makamına dokunulmamıştı. Bir süre sonra gelişen şartlar sonucunda yeni Türkiye’nin İslam dünyasındaki etkinliği artık giderek azalmaya başlamış ve bu yeni dönem Türkiye’nin İslam dünyasından kopmasının başlangıç dönemi olmuştur. Bundan sonra İngilizler giderek hilafet makamının Hint Müslümanların eline geçmesinden korkmaya başlamışlardır. Diğer taraftan yeni Türkiye devletinde Türkçülük kavramı giderek önem kazanmaya başlamıştır. Lozan anlaşmasından sonra milli bir devlet kurma felsefesi giderek önem kazanmıştır. Bundan sonra yeni yazılmaya başlayan Tarih kitaplarında Türklerin Orta Asya’dan itibaren kültürleri ile yaptıkları göçler sonucunda dünyayı nasıl etkiledikleri ve dünya kültürlerine nasıl yön verdikleri (siyasi ve askeri anlamda) sürekli anlatılmaya çalışıldı.


Lozan anlaşması ile artık yeni Türkiye’ nin dış politikasının temelleri atılıyordu. Böylece Türkiye Orta Doğu da ki topraklarından vaz geçtiğini resmen açıklıyordu. Türkiye’nin bütün bunlardan asıl çıkardığı sonuç ise; dış politikada güvenliğin sağlanması idi. Türkiye Rusya ile daha sonra 1925 ‘ de saldırmazlık ve dostluk anlaşması imzalamıştır. Türkiye barışçı bir dış politika izlemeye çalışmıştır.


Filistin bir sorun olarak ortaya çıktığında Türkiye bu sorunu tarafsızlık ilkesi içerisinde değerlendirmiştir. Filistin Araplar ile Yahudiler arasında çatışma nedeni olunca Türkiye bunu görmezden gelmiştir. Fakat Arapları da hiçbir şekilde rencide edecek davranışlarda bulunmamaya özen göstermiştir.
Türkiye Orta doğu ile ilgili düşüncelerini din kardeşliği ve ortak bir tarih Kavramı üzerinden önemsediğini her fırsatta belirtmiştir.


Türkiye daha sonra ki dönemlerde dünyada gelişen politikalar gereği; kendi adına ortaya çıkan güvenlik sorununu aşabilmenin yolunu beliren Sovyetler Birliği tehdidine karşı batıya yönelmek ve onların desteğini almak olarak gördü. Bu durum tabii ki Araplar ile Türklerin farklı yerlerde durmasına neden oldu. Araplar bundan sonra Türklere karşı olumsuz bakış açısı geliştirmişlerdir.
Türkiye ilerleyen süreçte Filistin davası konusunda siyasal anlamda


Etkin bir politika izlemezken mülteciler hakkında aktif bir politika izlemiştir. Filistin konusunun İnsani yönü daha önemli olarak kabul edilmiştir. Filistin davasının sonsuza kadar bu şekilde devam edemeyeceği ve bu durumun çözülmediği takdirde olumsuz sonuçlar doğuracağı 25 0cak 1965’ de Türk Dış İşleri Bakanının B.M. Genel Kurulunda yaptığı konuşmada Türkiye'nin sahip olduğu coğrafi konum nedeniyle bu ifadelere yer verilmiştir. Bu problemin hak ve hukuka dayalı ilkeler doğrultusunda çözülmesi gerektiği ve Birleşmiş Milletlerin konuya ciddi bir şekilde çözüm getirmesi gerektiği vurgulanmıştır.


Bir süre sonra Türkiye İsrail ile olan ilişkilerinin Arap ülkeleri aleyhine bir tavır içinde olmayacağını açıklamıştır. Fakat bu durum Arapları memnun etmemiştir. Daha sonra ki yıllarda Türkiye 24 Haziran 1924’ de Orta Doğu da çıkan olaylar nedeniyle bunları proteste etmek ve Birleşmiş Milletlerin burada sorumluluklarını hatırlatmak amacı ile hem sağda hem de solda gösteriler yapılmaya başlanmıştır. Türkiye tarafsız kalmaya özen göstermesine rağmen diğer taraftan savaş mağduru bu ülkelere gıda ve çeşitli yardımlar yapmaya başlamıştır.


Bu süreçte Türkiye İsrail’in Kudüs’te emrivaki yapmasını eleştiren bir söylevde de bulunarak kutsal yerlere saygı gösterilmesi gerekliliğini savunmuştur. Türkiye bu dönemde İsrail’in Filistin de işgal ettiği topraklardan geri çekilmesi gerekliliğini de söylemiştir.
Türkiye bu gün itibariyle Filistin meselesini samimiyetle benimsemiştir. İsrail’in haksız ve saldırgan politikalarını eleştirerek uluslar arası platformlarda İnsan hakları ihlallerini en yüksek düzeyde ifade etmektedir. Filistin’ nin mazlum halkına sahip çıkmayı önemsemiş ve bunu bir insanlık borcu olarak görmüştür. Özellikle sivil halk kuruluşlarının da bu meseleye can-ı gönülden sarılması ve son yıllarda yapılan her türlü maddi ve manevi yardımlarla mazlum Filistin halkının yanında olduğunu belirtmesi; Türk Milletinin tarihten gelen yüklendiği bir misyonu olduğunu bir kez daha hatırlatmış olması bakımından önemlidir. Bir süre önce yaşadığımız olay da; bir sivil halk kuruluşuna ait olan yardım gemisinin İsrail askerleri tarafından engellenmek maksadı ile uğramış olduğu saldırıdır. Bu saldırı tüm dünya kamuoyunun önünde gerçekleşmiş ve İsrail’in gerçek yüzünü ortaya koymuştur. Bu yaşanılan olay; Türk halkının ve Devletinin bu davayı ne kadar önemsediğini bir kez daha göstermesi açısından önemlidir.
ORTA DOĞU'YU İSLAM TARİHİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRDİĞİMİZDE;
Orta doğu kadim zamanlardan bu güne stratejik ve zengin maddi kaynakları nedeniyle önemli olmuştur. Bu günde bu saydığımız nedenlerden dolayı dünya ülkelerinin dikkatini çekmeye devam etmektedir. Ayrıca tüm semavi dinlerin çıkış noktasını oluşturmaktadır. Manevi anlamda ayni zamanda semavi dinlerin yayılma alanıdır. Bu nedenle bu bölgede bulunan belli başlı şehirler tüm dünyanın merkezini de oluştururlar.
Örnek verirsek; İSTANBUL; tarihin seyri içerisinde defalarca kuşatılmış fakat burayı almak bilindiği gibi Türklere nasip olmuştur. Fatih’in İstanbul’ u feth eyleyeceğine dair işaretler yüce peygamberin hadis-i şerifi ile mevcuttur. Bütün bu işaretler bu beldenin İslam Tarihi açısından önemine işaret eder. Ayrıca Halifelik makamı gibi önemli bir makamında temsilciliğini yapmıştır. Kutsal emanetlerin de Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’ in Mısır seferi sonucunda İstanbul'a getirilmiş olması ve bu kutsal emanetlerin burada bulunuyor olması İstanbul’ u İslam dünyası içerisinde bir kez daha önemli kılmıştır ve kılmaktadır. Ve yine İslam kaynaklarına göre Hz. Mehdi’ nin çıkacağı yer olarak da İstanbul işaret edilmektedir.
Bütün bunlar manevi ve stratejik anlamda İstanbul'u dünyada üç önemli şehir arasına koymaktadır.
İkinci önemli şehir ise İslami kaynaklarda belirtilen; KUDÜS’ tür. Bu şehir üç semavi dinin yer aldığı çok önemli bir manevi kilit noktasıdır. Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa burada bulunmaktadır. Ayrıca Yüce Peygamber Mirac’a buradan yükseltilmiştir. Burası Allah’ın yeryüzünde bulunan ayetlerinden bir ayettir. V e İslam’ın nurunun mirac’ la taçlandığı yerdir. Bu yüzden Kudüs ve çevresi kutsal bir belde olarak yeryüzünde Allah’ın nurunu taşıyan ve en çok korunması gereken yerlerden biridir. Dolayısiyle burayı en çok koruması gereken; kendilerine İstanbul gibi bir kutsal bir belde ile müjdelenen Türkler ve İslam dünyasıdır. Üçüncü kutsal belde olarak;
ŞAM: Hadislerde kelime anlamı olarak Mekke ve Medine’ yi içine alan bölgedir. Yüce peygamberin yaşadığı topraklar olması nedeniyle her yıl binlerce Müslüman’ın ziyaret ettiği kutsal topraklar olarak Orta Doğunun önemli merkezini oluşturmaktadır. Bu;
Kutsal topraklarda yüce yaratıcının birçok kutlu elçisi yaşamış ve Allah’ın emirlerinin insanlığa tebliğ etmekle görevlendirildikleri bu topraklarda Yüce Allah'ın dinini yaymışlardır. Bu nedenle bu topraklarda birçok mucizevî olaylar da gerçekleşmiştir. Bu saydığımız önemli manevi nedenlerden dolayı Orta Doğu İslam dünyası açısından çok önemli bir konuma sahiptir.
Türkler tarih boyunca dünyanın bir ucundan, öbür ucuna hakkı, adaleti, insanlığı ve ilmi götürmüşlerdir. Türkler ilk önce gittikleri yerlerin insanlarının gönüllerini ve daha sonra ise ülkelerini feth etmişlerdir. Fakat viyana bozgunundan sonra Türk tarihinin aleyhine bir dönüm noktası başlamıştır. Farklı medeniyetlere ve farklı kültürlere, coğrafi özelliklere sahip milletler dünya üzerinde birbirlerini tanımayıp, birbirlerini anlamazlar ise milletler arası ilişkiler hiçbir zaman düzelmeyecektir. Çünkü dünyanın dengesi eşitlik, adalet ve hak üzere kurulmuştur. İç ve dış tehdit unsurlarına karşı sahip olduğu en önemli unsur olarak insan unsuruna sahip çıkan topraklarını koruyan ve bu topraklarda yaşayan insanlarına eğitim, sağlık ve haklarını koruma anlamında değer veren ayrıca erdemli, bilgili ufku geniş, fedakâr ve kararlı bir nesil yetiştirebilen ve bunun için çareler üreten Türkiye her bakımdan güçlü bir Türkiye’dir. Türkiye’ nin son yıllarda izlediği aktif politikalar nedeniyle manevi ve stratejik anlamda dengeleri koruyarak sağlıklı bir yol izlediğini görüyoruz.
Türkiye’nin izlediği bu politikalar onu; Orta Doğu ve İslam dünyası içerisinde son derece yükseltmiştir. Hatta Türkiye’yi bulunduğu konum itibarı ile de İslam dünyası içerisinde lider ülke durumuna getirmiştir. Türkiye’nin bu gün bu davaya bu kadar içtenlikle sarılması Filistin halkının bayrağının yanında Türk bayrağının da dalgalandırılıyor olması; bunun en belirgin işaretidir.
Ve artık güçlü bir Türkiye’nin liderliğinde güçlü bir dış politikaya duyulan ihtiyacı görmüş bir ülke olarak tarihteki yerimizi almak durumundayız.
Türkiye;
Tarihten gelen konumu ve coğrafi yerinin önemi nedeniyle güçlü politikalar üretmek zorunda. Bunun farkında olan bir ülke olarak bu gün olumlu bir çizgide ilerlemeye devam etmek durumundayız. İslam dünyası içerisinde Ağabey ülkeler olarak belirlediğimiz statülerle dünya politikası içerisinde güçlü bir konuma doğru ilerlememiz gerekmektedir. Çünkü dünyada gelişen politikaları; ekonomik ve siyasal olarak; belirli bir dengeye koyabilecek potansiyele ve konuma sahip bir ülkeyiz. Ayrıca dünya barışına olumlu bir şekilde katkıda bulunabilecek gücü tarihi misyonumuz içerisinde taşımaktayız.

Yazar: Cansaran Kızıltaş

KAYNAKÇA

Batı İşgalleri Karşısında Türkiye’nin Ortadoğu Politikaları (ATATÜRK Dönemi) Dr. Mustafa Bıyıklı, Gökkubbe Yayınları.
İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet vakfı.
Kutsal Topraklarda Siyonistler ve Masonlar, Prof. Dr. Mim. Kemal Öke, Çağ Yayınları.
Modern Orta doğu’nun Oluşumu, Dr. Sabit Duman, Tarih-Doğu Kütüphanesi Yayınları.
Konyalı Mehmed Vehbi Efendi’nin Hulasatu’ l Beyan Tefsiri.
________________
Bazen önemli olmamalı gidecek olan ya da gelmeyen. Çünkü bazen, başlaman gerekir her şeye yeniden.
Nazım Hikmet Ran.
imza

Konu Altay tarafından (14 Nisan 2016 Saat 15:35 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 14 Nisan 2016, 15:43   #3
Durumu:
Çevrimdışı
Altay
Üye
Altay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Meskul
Üyelik tarihi: 11 Şubat 2016
Mesajlar: 1.598
Konular: 255
Beğenilen: 608
Beğendiği: 1788
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Ortadoğu'nun Dünya Üzerinde ki Yeri

Emperyalist güçler ortadoğu dan çıkarları için ellerin hiç çekmediler yeraltı kaynakları zengin olan Ortadoğu bölgesi islam ülkelerini bir birine düşman ederek hep iç savaşlar oluyor kardeş kardeşi bir birine kırdırıyorlar..

Annelerin göz yaşları hiç dinmedi..
İnşallah bir gün annelerin göz yaşları diner ..
________________
Bazen önemli olmamalı gidecek olan ya da gelmeyen. Çünkü bazen, başlaman gerekir her şeye yeniden.
Nazım Hikmet Ran.
imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
dunya, ortadogunun, uzerinde, yeri

Seçenekler
Stil


Saat: 17:42

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

izmir escort istanbul escort, Ankara escort, Ankara escort, Ankara escort, Ankara escort, porno izle, sex izle, porno izle, escort bayan, ankara escort bayan, ankara escort, istanbul escort, antalya escort,