ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgisi Sosyal Bölüm > ForumSevgisi Aşk - Sevda - Şiir

ForumSevgisi Aşk - Sevda - Şiir Aşkımızı - Sevdamızı Haykıralım


Kahraman Tazeoğlu - Araz | Araz Şiiri Yazılırken Kaleme Alınanlar

Aşkımızı - Sevdamızı Haykıralım


Kahraman Tazeoğlu - Araz | Araz Şiiri Yazılırken Kaleme Alınanlar

ForumSevgisi Sosyal Bölüm Kategorisinde ve ForumSevgisi Aşk - Sevda - Şiir Forumunda Bulunan Kahraman Tazeoğlu - Araz | Araz Şiiri Yazılırken Kaleme Alınanlar Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Kahraman Tazeoğlu - Araz | Araz Şiiri Yazılırken Kaleme Alınanlar Bir isimdir Araz. Her iki cinse de verilebilir. Fakat anlamı ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Ağaç Şeklinde Aç2Beğeni
  • 2 gönderen Araz
Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 01 Şubat 2016, 11:37   #1
Durumu:
Çevrimdışı
Araz
Bazen
kendi kendime konuşuyorum,
iyi geliyor.
Araz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 14 Ocak 2016
Mesajlar: 2.981
Konular: 417
Beğenilen: 706
Beğendiği: 783
www.forumsevgisi.com
Standart Kahraman Tazeoğlu - Araz | Araz Şiiri Yazılırken Kaleme Alınanlar

Kahraman Tazeoğlu - Araz | Araz Şiiri Yazılırken Kaleme Alınanlar

Bir isimdir Araz.
Her iki cinse de verilebilir.
Fakat anlamı erkeğe konulduğunda başka olur, kadına konulduğunda daha başka.

Keşke imkanım olsa da size o şiirin orijinal elle yazılmış halini gösterebilseydim. Araz’da şöyle bir cümle geçer ‘Siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı ? ‘ işte o cümlenin altında, kağıda yapıştırılmış bir saç teli vardır ve cümlenin uzunluğu saç telinin uzunluğu kadardır. O saç teli ise tabi ki gerçek sahibine, Araz’a aittir.
‘Yalnızım çünkü sen varsın’
‘Gel’ desen gelirdim
Gittiğin uzaklar da bendim
Dağ gibi bir ihanetten düştüm
Bu kendime son gelişim
Ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
Kendimi suçüstü yakalıyorum
Ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz’a uyak düşüyorum
Gözlerime senden düşler sürüyorum
Islak bileklerim kan bayramına yatıyor
Bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
Sonra bir durağa yaslanıyorum
Sonra bir kente
Ve sen gidiyorsun
Ben kanıyorum
Diyorlar ki ‘kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun’
Oysa ‘gel’ desen gelirdim, biliyorsun

Yukarıdaki bölümde bir duraktan bahsediliyor. Bu durak, İstanbul Vatan Caddesindeki otobüs duraklarından biridir. Emniyet müdürlüğünün aşağısında olan durak. Şiirin ilk yazılmaya başlandığı yer de o duraktır. Bir kış gecesi Araz, otobüse bildirildikten sonra durağa yaslanılmış ve ilk dizeler oluşturulmaya başlanmıştır. Yaklaşım bir saat o durağa yaslanıp kaldığımı hatırlıyorum. Ancak, üşüyen ayaklarımı hissetmemeye başladığımda şiire ara verebilmiştim. Sonra yürümeye başladım. Şiiri yazmaya devam ediyordu içim.
Duraklar değiştirilip, şimdiki cam halini alana kadar, yaslandığım yere durağın boyasını kazıyarak yazdığım adı duruyordu.

Yorgun Haliç’e biraz inat
Biraz ihanet bırakıyorum
Ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
Aklıma düşüyorsun
Düşüyorum
Düşünce
Üşüyorum
Azgın hüzünlerle kördüğüme göçüyorum
Ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
Yalanlarımla bir hiçlikteyim
Beni içinden kaç!
Bu kentte her yağmur kendini ağlar
Aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
Ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
Nerde, kime üşüyorsun ?
Artık kendini yakan bir ateşim
Kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
Şimdi boş duraklarda yaslanıyorum
Boş kentlere
Oysa ‘gel’ desen gelecektim
Gündüşlerime dönüşlerimde
Bakışın içiyor beni gözlerimden
Gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
Uzaklığına uzanıyorum
Sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
Ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
Yıkılıyorum şarkılara
‘Kimseler biliyor’
Yalnızlık dostumdu
Şimdi korkum oluyor
Oysa ‘gel’ desen gelecektim

‘yıkılıyorum şarkılara / kimseler biliyor’ cümlesindeki hikayesi de şudur; Araz’la bir şarkımız vardı. O dönem çokça söylenen ve dinlenen bir şarkıydı. Yücel Arzen’in ‘kimseler bilmez’ adlı şarkısı.

Her ne kadar şarkının adı ‘kimseler bilmez’ olsa da bu şarkının bizim şarkımız olduğunu bazı kimseler biliyordu. O yüzden şarkının adı orada ‘kimseler biliyor’ olarak yansıtılarak, hem şarkının ismine gizli bir gönderme yapılmış, hem de şarkılara, özellikle de o şarkıya yıkıldığımı bilen kimseler olduğunu ifade edilmiştir.

Artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
Güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
Göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
Kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
Göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
Düş satıcısı, ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum

Buradaki ‘düş satıcısı ispiyoncu ihtiyar’, para karşılığı fal bakan ihtiyar bir teyzedir. Araz, mütemadiyen o ihtiyara gider ve fal baktırırdı. İhtiyarın baktırdığı fallar genelde tutardı. Araz, kendisinden gizlediğim pek çok şeyi bu şekilde ortaya çıkarmıştır. O yüzden o ihtiyara ‘ispiyoncu’ adını taktım. Bazen, onun insafına kalmış gibi hissediyorum kendimi.

Uysal yalnızlıklar satın alıyorum
Gülüşümle ödeyerek
Ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
Yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
Cüzzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
Kirli sözlerimi temize çekme
Oysa ‘gel’ desen gelecektim
Gözlerim ihanete ihbar taşıyor
Kuşkulu bir cinayete fısıldıyor kaşlarına
Sözü namluna sürmelisin şimdi
En yaralı yanımdan vurmalısın beni
Çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır
Evet! Uçmak düşmeyi göze almaktır. Yaşadığımız ilişkide en iyi bildiğimiz şey oldu bu. Göze aldıklarımızla, göz ardı ettiklerimizin savaşı yaşanıyordu.. ve kazanan göz ardı ettiklerimiz oldu. Oysa ki düşmeyi çoktan göze almıştık.. ama uçmayı beceremedik.

Avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
Ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
Susuşuna kan döküyor gözlerim
Sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
Oysa bilmelisin Araz'ım
Kimsenin içi görünmez
Ve hiç bulamadıklarını
Asla yitiremezsin
Bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
Söylenecek bütün sözler

Onu her akşam beklediğim bir park vardı. Yaz akşamlarında saatlerce yeşil çimenlerin üzerinde oturur, denizi izlerdik. Kışınsa, karlarla kaplı o parkta, tümseklerden yuvarlanır ve çılgınca eğlenirdik. Hiç unutmuyorum bir sonbahar akşamı, elimde bir karanfille ( en sevdiği çiçekti ) onu yine o parkta beklerken, ‘neden bu çiçeği hep ben uzatıyorum. Acaba ona ait olan bu çiçeği, sahibi kendisi bulabilecek mi’ diye düşündüm.
O parkın girişinde yüksel teller vardır. Hani bilirsiniz; şu baklava dilimli olan tellerden. İşte o tellerin boy mesafesindeki herhangi bir yerine yerleştirdim karanfili. Yerleştirmeden önce de tüm yapraklarının iç kısımlarına, onun adını yazdım. O kadar küçük yazıyordu ki, yakından bile bakıldığında zor anlaşılıyordu. Derken Araz geldi ve el ele yürümeye başladık o yolda. Karanfili fark etmesi için içimden dualar ediyordum. Saatlerce uğraş vermiştim ve onu bulduğunda yaşayacağı sevinç benim için ömre bedel olacaktı.
Yavaş yavaş yürüyorduk. Tam çiçeği birkaç adım kalmıştı ki fark etti ve şaşırarak ‘aaa tellerde karanfil var’ dedi. İşte sahipsiz karanfili gerçek sahibi bulmuştu. Bende şaşırmış gibi yaptım. Her şey tam istediğim gibi oluyordu. Hemen aldı karanfili ve mutlu mutlu gülümsemeye başladı. Birkaç metre yürüdükten sonra karanfilin yaprakları dikkatini çekti ve onları aralayarak içinde ne yazdığına baktı.
Tam bir şok yaşıyordu. Hiçbir şey söyleyemedi. Sadece gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü. Boğazı kilitlenmişti. O an söylenmesi gereken hiçbir şey çıkamadı ağzından. Böyle olacağını bildiğim için karanfilin gövdesini saran beyaz kağıda yukarıdaki paragrafta okuduğunuz son cümleyi yazmıştım. ‘Bak şimdi aramızda sessizlik kalıyor Söylenecek bütün sözler’

Her sabah akşam oluyorsun
Alnından ellerine damlıyorsun
Yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
İçine dert oluyorsun kentin
Dışına yağmur
Yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
Duvarların kan öksürüyor
Ve sen
Başkalarının gözlerini
Yüzümde aramamayı öğreniyorsun
Beni bir durağa yaslıyorsun
Beni bir kente
Gidiyorsun
Oysa ‘gel’ desen gelecektim

Beni artık, benden önce hayatına girenlerle kıyaslamıyordu. Benim verdiklerimle, onların veremediklerini karşılaştırmıyordu. Benim eksikliklerimi, onların artanlarıyla tartmıyordu. Ne sesimi, ne gözlerimi, ne tavrımı, ne de karakterimin en küçük parçasını diğerleriyle karşılaştırıyordu. Çünkü o artık ‘başkalarının gözlerini yüzümde aramamayı’ öğrenmişti.

Susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
En susmakta neydi öyle
Sen en dinlerken
Biliyorum Araz'ım
İnsan kendini bulmamalı, hep aramalı
Gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
Gece cinnetlerimi de alıp yanıma
Denize bakmayı bilmeyenler
Bir gün mutlaka boğulur
İşte bundandır gözlerinden kaçışlarım
Siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı?

İşte tam da bu cümlenin altına yapıştırmıştım onun saç telini. Önce fark etmedi. Sonra oraya tesadüfen düşmüş bir saç teliymiş gibi almaya çalıştı. Yapışmış olduğunu görünce afalladı. ‘sakın kendi saçını oradan yolmaya çalışma’ dedim ona. ‘çünkü ben o saç teliyle sensizliğin gurbetinde sensizlikle savaşıyorum’

Ben şimdi gurbetim
İçimde taşıyorum
Heba olsa da senlerce yılım
Oysa ‘gel’ desen gelecektim
Ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
Ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
Şairler ölüdür derler (inanmıyorum) !
En karanlık ceketimi giyiyordum
Işığa kördüm çünkü
Şimdi ise güneşe ilerliyorum
Dirilmek için
Kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
Gecenin kör gözünden utanıyorum
Hadi bana en militan kelimelerle saldır
Batır içime cümlelerini
Beyhude bir dehşet bırak bana
Hakediyorum
Gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
Can kaybından ölüyorum
Cenazemde namaz kılacağım
Zan altındayım
Yalanıma inanıyorum
Yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
Kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
Kinim kendime
Susuşum sana
Küsüşüm tüm dünyaya
Üstü kalsın ihanetimin
‘gel’ desen gelecektim
Yine bir tren geçiyor içimden
Sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
Saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
Görmüyorum, söylemiyorsun, kırılıyorum
Hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
Sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
Süsle beni ey aşk!
Geçtiğin yerleri öpüyorum

Benim için aşk oydu. Ve aşkın geçtiği yerleri öpmek, sanki ona olan bağlılığımın bir ifadesi gibiydi. Belki gerçekten yerleri öpmedim ama onun bastığı yerlerin üstüne asla basmadım yürürken izlerini hiç ezmedim..

Yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
Dişlerindeki nikotin tadı terkimde
Sirenler ve ateş hatları içip
Sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
Islak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
Ve bir asansör kapısı önünde
Aslında yüzüme tükürüyorsun da ihanetimi
Ben habersiz gülümsüyorum
Yasadışıyım
Tutukla beni gözlerimden

Bir asansöre bindirirken beni, bir cümle kurdu soluksuz. Ve acı acı gülümsedi. Ben de o gülüşe karşılık verdim. Şaka yapıyor sandım. Meğer o bir itirafmış. Çok önceden öğrendiği ve bana asla söyleyemediği bir gerçekmiş. O kadar iyi saklamış ki benden o gerçeği, onu öğrenmem yollarımı almıştı.

Kalemim bitti, yitirdi şiirini şuur
Öldü kanımdaki mürekkep balığı
Solumdaki sise intihar etti intiharlar
Bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
Yaşamak için geç bir zaman
Ölmek için ise erken
Çok davullu bir senfoni sürçüyor
Dikiş tutmaz ayrılığımda
Kirpiğinden yapılma bir darağacına
Geceyi asıyorum
Yoksun
Bu yağmurlar ıslatmıyor beni
Bir durağa yaslanıyorum sensiz
Gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
‘gel’ desen gelecektim oysa
Kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
Şimdi herkes biraz sen, biraz acı
Göğsümde bir vagon
Gizli sözler batıyor
Fırtınalar çıkıyor üstüme
Şakağımda
İntihar acemisi bir şairin
Delilik provaları
Arkandan uluyan kapılardan
Söküyorum kokunu
Yokluğunu kokluyorum
Yokluğunu yokluyorum
Çöz gözlerimi senden hadi!
Ücranda yak bakışımı
Gözlerine bekçi sevdam
Dünden ve senden kalmayım
İçine her düşen
Kendi keşfi sanıyor seni
Oysa sen
Melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
Ve kendini acıtmak istiyorsun
Ama güller kendine batamaz
Bilmiyor musun?
‘gel’ mi diyorsun?

Onu hiç kimseye benzetmedim. Hiçbir zaman ‘o, şunun gibidir’ demedim. Çünkü Araz, sadece kendisi gibiydi. Hiç kimseye benzemiyordu.. ne yüzü, ne karakteri ..
Sadece kendi gibiydi. Melekleri kıskandıracak kadar kendiydi. Ama o bunu hiç kabul etmedi. Hep kendisinde bir eksik aradı. Hep canını yakmak, kendisini eksiltmek istedi. Ama başaramadı. Çünkü hiçbir gülün dikeni kendine batmazdı. Onların dikenleri kendilerine uzanan ellere batardı sadece..
ve bir gün bana battı
ama uzanırken değil
benden giderken
Herkes kendi gördüğüne bakar
Peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz?
Kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
Hadi! en kanadığımız yerden susalım
‘gel’ desen gelirdim
‘git’ dedin ve gittin
Aşka ..
Rüzgara ..
Ayrılığa ..
Zamana ..
...
‘eyvallah’

Daha az kanarım geldiğin kadar gidersen,
Ki bir gün gideceksin bende kaldığını bilmeden ..

Kahraman Tazeoğlu

'BambAŞKa’ adlı kitabında yer alan Araz şiirinin hikayesi.
Adınıza şiirler yazılacak kadar çok sevilmeniz dileğiyle ..
Şiirinden ziyade, hikayesini sevdiğim için bu nicki severek hissederek kullanıyorum.
Siyah ve Witch bunu beğendiler.
________________

Ağzım bozuk olabilir…
Doğrudur , küfür eder kırar dökerim .
Zamanı geldiyse bakmam ardıma giderim.
Kusursuz muyum ?
Tabiki de değilim.
Şimdi oluğu gibi ,daha üç satırda parçalarımdan akan hatalarımı gözler önüne serebilirim ama,
Hiç kimseye yalanlar söyleyip pembe tablolar çizmedim ..
Ve birden fazla yüzle kimsenin karşısına geçmedim..
imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
alinanlar, araz, araz şiiri yazılırken kaleme alınanlar, kahraman, kaleme, siiri, tazeoglu, yazilirken

Seçenekler
Stil


Saat: 13:05

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,