ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Kimya


İnorganik Kimya Konuları


İnorganik Kimya Konuları

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Kimya Forumunda Bulunan İnorganik Kimya Konuları Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> İnorganik Kimya Konuları Organik olmayan Kimya Kimya biliminin Organik Kimyanın doğumundan sonraki hali denebilir Anorganik (Organik olmayan) Kimya için. Kimyanın ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 23 Kasım 2014, 01:45   #1
Durumu:
Çevrimdışı
Dua '
Üye
Dua ' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cok Asik
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: N'apcan, Gelcen
Yaş: 28
Mesajlar: 8.046
Konular: 3154
Beğenilen: 2610
Beğendiği: 3268
www.forumsevgisi.com
Standart İnorganik Kimya Konuları

İnorganik Kimya Konuları

Organik olmayan Kimya
Kimya biliminin Organik Kimyanın doğumundan sonraki hali denebilir Anorganik (Organik olmayan) Kimya için.

Kimyanın materyal zenginliğini yada bir diğer ifadeyle elementel kombinezonunu sınıflandırmaya tabi tutarsak canlılarla ilgili olan yada olmayan şeklinde iki farklı kategori (Organik ve Anorganik) önümüze çıkacaktır.

Anorganik Kimyanın esas gücü Karbon haricinde kalan tüm periyodik tabloya hakim olmasından kaynaklanmaktadır. Bu inanılmaz genişlilik ona her geçen gün yeni alanlar ve uygulamalar getirmekte olup şu an mevcut bulunan Kimya endüstrisinin de büyük oranda sahibi olmasına olanak sağlamaktadır.

Kendi içerisinde birbirinden çok farklı alanlara bölünmüş olup diğer Kimya dallarıyla ortaklık sağlayarak halkasını genişletmektedir.

Elementel Kimya, Endüstriyel Kimya, Jeokimya, Kompleks Kimyası, Katı Hal Kimyası, vb. şeklinde bölümlerden oluşmaktadır.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 23 Kasım 2014, 01:45   #2
Durumu:
Çevrimdışı
Dua '
Üye
Dua ' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cok Asik
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: N'apcan, Gelcen
Yaş: 28
Mesajlar: 8.046
Konular: 3154
Beğenilen: 2610
Beğendiği: 3268
www.forumsevgisi.com
Standart

Polimorf ne demektir?
İngilizcede polymorphism dendiğinde akla birçok konu gelir (Programcılık literatüründen tutun da warcraft 2' deki insanı koyuna dönüştüren büyü ismine kadar bir çok yerde geçer bu kelime Ancak kimyadaki manası biraz farklıdır haliyle. Aynı madde farklı kristal hallerde bulunabiliyorsa (bir sıcaklıkta ortorombikken başka birinde monoklinikse mesela o maddeye polimorf denir. Allotrop özellik gösteren elementler de (grafit ve elmas gibi) bir çeşit polimorftur aslında. Polimorf maddelere örnek olarak en başta aklıma Al2O3 geliyor. Trigonal yapıda olan α-Al2O3' ten tutun da kübik yapıda olan γ-Al2O3'e hatta monoklinik yapıda olan teta-Al2O3'e kadar 10'dan fazla yapıda kristallenebiliyor sözkonusu bileşik.


Dalton Atom Modeli
Eski Yunanlilarla baslamistir aslinda tanecik ve atom kavrami. Fakat, 19. yuzyilin baslarinda deneysel olarak atomun oldugu gosterilmistir. Daha sonra da Ingiliz bilim adami John Dalton atom hakkindaki goruslerini dile getirmistir.

Deneylerinden ve gozlemlerinden yararlanarak John Dalton maddelerin cok kucuk ve top seklindeki parcaciklardan olustugunu soylemistir. Her element sadece bir tip atomdan olusur ve elementler kendilerinden daha kucuk baska maddelere ayrilamazlar. Her element kendine ozgu atomlara sahiptir ve diger atomlardan kutle olarak farklidir demistir. Dalton ayrica atomlarin doganin yapi tasi olduguna ve daha kucuk parcalara ayrilamayacagina da inanmistir. Kimyasal reaksiyonlarda ise atomlar diger atomlarla birlesip yeni maddeleri olusturur demistir.

Aslinda Dalton'un goruslerinin bazilari gunumuzde de kullanislidir. Mesela element, bilesik ve molekul kavramalari bize yardimci olur. Fakat elementi olusturan parcaciklarin tamami ayni derken izotop kavramini dusunmemistir. Izotop kavramini dusunemez, cunku proton, notron ve elektron kavramini bilmiyordur. Ayrica atomun parcalanamayacagini soyleyerek de yanlis yapmistir.


Thomson Atom Modeli
19. yuzyilin sonlarina dogru J.J. Thomson atomdan cok daha kucuk, negatif yuklu parcaciklar oldugunu buldu ve bunlari "elektron" olarak adlandirdi.

Thomson deneylerini yaparken dusuk basinctaki gazlara yuksek voltaj uyguladi ve asagidaki deney duzeneginden cok ilginc sonuclara vardi.

Thomson, tupun icindeki parcacik demetinin pozitif yuke dogru ilerledigini gormus ve buradan yola cikarak onlarin negatif yuklu oldugunu bulmustur. Yaptigi diger deneylerden de bu negatif yuklu parcalarin kutlelerinin, hidrojenin kutlesinin 2000'de biri kadar oldugunu bulmustur.

Fakat simdi bu elektronlar nerede bulunur? Sirada bu soru vardi. Thomson, Dalton'un modelini birazcik degistirerek, elektronlarin pozitif yukler arasina dagildigini ve bunlarin aralarinda buyuk bosluklar oldugunu soylemisitir.(Buyuk hata!)
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 23 Kasım 2014, 01:45   #3
Durumu:
Çevrimdışı
Dua '
Üye
Dua ' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cok Asik
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: N'apcan, Gelcen
Yaş: 28
Mesajlar: 8.046
Konular: 3154
Beğenilen: 2610
Beğendiği: 3268
www.forumsevgisi.com
Standart

Descriptive Kimya`ya descriptive bir bakis acisi
Affiniza siginarak descriptive kelimesini ingilizce olarak kullanacagim. Yillar yili, descriptive kimya deyip durduk, bulmaca türü sorulara. Descriptive sorular dedik. "Bak descriptive" deyip, enseye vurulan sakalar yaptik. Sorulari cözünce sevincten agladik, costuk. Daha uzar gider bu. Simdi biraz daldan dala atlamak istiyorum.

Bazen, keske gectigimiz yüzyilin, yani 1900 lu yillarin baslarinda kimyager olsaymisim diyorum. Bulunacak daha cok sey olurdu kalmadi bize bulacak birsey gibi basit ve sacma bir düsünceden dolayi degil bu keskelerim. Halimden memnunum ama insan keskeleri engelleyemiyor tabi. Gecmiste yapilan calismalarin aktarildigi kitaplara, yayinlara baktikca bu keskelerim artiyor. Günümüzdeki, iste bunu yaptik, bu analizi, bu analizi diye , aha sunlari yaptik seklinde yalap salap aciklanan deneysel sonuclarin aksine, bahsettigim gecmis zamanda, oldukca detayli, gözlemlerin su an düsünüldügünde cok basit olarak adlandirilacak detaylarina kadar bahsedildigi, ince ayrintilarin atlanmadigi deneysel prosedürlerin kullanilmasi, sahsen beni o zamanlara özendiriyor. Su zamanda sanki bolluk icinde yokluk cekiyormusuz hissi uyandiriyor bu durum.
Bilim icin oldukca kolaylik saglayan bir cok teknolojik gelisme, iste descriptive olarak adlandiracagim bu detayli tanimlamalarin gözden düsmesine neden olmus sanirim. Eskiden olmayan bir cok alet yerine insanlar bu ayrintili gözlemlerle, tasvirlerle, yaptiklarinin, daha önce yapilanlarla ayni olup olmadigini, farkliligin nerede oldugunu anlayabilmekteydiler. Buna günümüzde pek de gerek kalmiyor ama bazi güzellikleri de alip götürüyor bence.

Descriptive kimya sorulari olarak adlandirdigimiz sorularda da dikkat ederseniz, maddelerin, renkleri, bilmemneyle verdikleri tepkimelerin görsel sonuclari (renk degisimi, gaz cikisi gibi) siklikla kullanilmakta, bu bilgiler madddelerin neler olduklari bulunmaya calisilmaktadir. Ve maalesef soyle bir bakildiginda, bu tür sorularda bir azalma görülmekte, malum modaya bu sorular da kurban gitmekte ve tarihin tozlu yapraklarina dogru yol almaktadir diyerek trajik bir son yapayim, nokta.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 23 Kasım 2014, 01:46   #4
Durumu:
Çevrimdışı
Dua '
Üye
Dua ' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cok Asik
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: N'apcan, Gelcen
Yaş: 28
Mesajlar: 8.046
Konular: 3154
Beğenilen: 2610
Beğendiği: 3268
www.forumsevgisi.com
Standart

Amfoterik, Amfiprotik, Amfipatik
Hepsi de amf-la başlayan bu üç terimden amfoterik ile amfiprotik anlamca birbirine daha çok benzerken (ve bu yüzden daha çok karıştırılırlar), amfipatik'in çok başkaca bir anlamı vardır.
Bunların içinde kuşkusuz en sık karşılaştığımız amfoterik terimi hem asit hem de baz olarak davranabilen türler(atom, molekül veya iyon) için kullanılır. Amfiprotik ise proton, H+ alabilen veya verebilen tür anlamına gelir ki bu tanım hemen akla o zaman bunun amfoterik'ten farkı ne sorusunu getirir. Şöyle ki mesela suyu veya HCO3- gibi bir iyonu ele alırsak bunların hem amfoterik hem de amfiprotik olduğunu görürüz. (Tam da bu sırada aklımıza 'Su ne asittir ne baz; hem asittir hem baz.' sözü aklımıza gelir.) Ama öte yandan tek başına metaller veya bazı metal/yarı metal oksitler (Al,Zn, Al2O3,PbO,SnO gibi..) amfoter özellik gösterdiği halde amfiprotik değillerdir.
Amfipatik'e gelince, bu daha çok biyokimyada geçen bir terimdir ve hem hidrofobik hem de hidrofilik bölgelere sahip moleküller için kullanılır. Verilebilecek en basit örnek fosfolipidlerdir: fosfolipidlerde yağ asitlerinin bulunduğu kısım hidrofobiktir ve hücre zarının içi kısmında yer alırlar; fosfat grubunun bulunduğu kısım ise hidrofiliktir ve zarın dış kısmına bakar.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 23 Kasım 2014, 01:46   #5
Durumu:
Çevrimdışı
Dua '
Üye
Dua ' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cok Asik
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: N'apcan, Gelcen
Yaş: 28
Mesajlar: 8.046
Konular: 3154
Beğenilen: 2610
Beğendiği: 3268
www.forumsevgisi.com
Standart

Ferdisilisit
ing. Ferdisilicite

Siyah renkli bu mineralin şuan bilinen en önemli özelliği isminin cazibesi . Pirit yapısına benzeyen bu sevimli yapının formulü FeSi2. Tetragonal yapıya sahip olup gayet kırılgan bir yapıya sahiptir. Sanırım bu kristal hakkında fazla birşey söylemeye gerek yok, ben en iyisi sizi mineralin ismiyle başbaşa bırakayım.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 23 Kasım 2014, 01:46   #6
Durumu:
Çevrimdışı
Dua '
Üye
Dua ' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cok Asik
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: N'apcan, Gelcen
Yaş: 28
Mesajlar: 8.046
Konular: 3154
Beğenilen: 2610
Beğendiği: 3268
www.forumsevgisi.com
Standart

Potasyum peroksodisülfat
Sülfirik asit ve potasyum sülfatın sulu elektrolizi sonucu elde edilir.
Katodda H+ hidrojen gazına indirgenirken anotta S2O8= oluşur.
Hidrojen peroksitten daha iyi bir yükseltgendir.

S2O8= + 2H+ + 2e- ----> 2HSO4- Eo=2,05 V
H2O2 + 2H+ + 2e- ----> 2H2O Eo=1,77 V
Örneğin hidrojen peroksit Cr+3 ‘le tepkime vermezken perokzodisülfat Cr2O7= ‘e kadar yükseltger.
Ayrıca gümüşün normalin dışında +2 değerlikli kompleks bileşiklerini oluşturmak için kullanılır. ([Ag(piridin)4]S2O8)
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 23 Kasım 2014, 01:46   #7
Durumu:
Çevrimdışı
Dua '
Üye
Dua ' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cok Asik
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: N'apcan, Gelcen
Yaş: 28
Mesajlar: 8.046
Konular: 3154
Beğenilen: 2610
Beğendiği: 3268
www.forumsevgisi.com
Standart

Katli Oranlar Kanunu
Katli oranlar kanunu, kimyasal formüllerin henuz bilinmedigi yillarda ortaya cikip, o zamanki kimyagerlerin cok isine yaramis bir kanun. Ama günümüzde anlamini yitirmistir. Mesela CO2 ile CO deki oksijenin 1/2 oraninda ya da 2/1 oraninda oldugunu bilemeyecek ne var. Ya da bilince ne ouyor. Ama karbondioksitin formulunun CO2 oldugu bilinmedigi dönemlerde bu blgi kimyagerlerin isine yariyormus olsa gerek ki, kanun adi altinda bu sekilde basit bir mevzuyu gündeme getirmisler. Yani pek de kale alincak bir kanun degil bana göre. Inatla da ders kitaplarinda anlatirlar. Hatta tarihin karanlik zamanlarinda dönem ödevi olarak verildigi bile görülmüştür.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 23 Kasım 2014, 01:46   #8
Durumu:
Çevrimdışı
Dua '
Üye
Dua ' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cok Asik
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: N'apcan, Gelcen
Yaş: 28
Mesajlar: 8.046
Konular: 3154
Beğenilen: 2610
Beğendiği: 3268
www.forumsevgisi.com
Standart

Talk/Pudra
Talk, 3MgO4SiO2.H2O veya Mg3Si4O10(OH)2. formülleriyle ifade edilen bir magnezyum silikat mineralidir. Mohs Skalasına göre sertliği 1-1.5 olup en yumuşak mineral olma unvanı talka aittir. Bu da şu anlama gelir ki; talk minerali tırnakla bile kolayca çizilebilir. (Tırnağın sertliği 2.5'tir.)

Talk elle dokunulduğunda kayganlık hissi verir. Asitlerden etkilenmez. Çok parlak, kimyasal açıdan inert, yüksek erime derecesine sahip, düşük ısı ve elektrik iletimi, yüksek absorbsiyon gücü olan bir mineraldir. Mineral beyaz, gri, donuk yeşil, gümüş beyazı ve yarı şeffaf olabilir.

Kâğıt endüstrisi talkın en büyük tüketicisidir. Kâğıda istenen özellikleri vermek dolgu maddesi olarak maliyeti düşürmek ve kâğıt üretim makinelerinde sürtünmeyi azaltmak amacıyla kullanılır. Boya endüstrisinde boyanın direncini artırır ve ana pigmentin daha az kullanılmasını sağlar. Seramik ve porselen yapımında kullanılır Sabunlarda talk temelde dolgu olarak kullanılır Kozmetik ürünlerde yapışmayı önlemek ve cilde istenen görünümü vermek için kullanılır. Talk ayrıca UV direncinin önemli olduğu bilgisayar gövdeleri ve bahçe mobilyalarında da kullanılır.

Pudraya gelince: Pudranın ana bileşeni talktır. Ancak bileşime, istenen kozmetik özellikleri kazandırmak için çeşitli anorganik maddeler katılmaktadır. Vücuda nefes yoluyla alınması son derece tehlikelidir. Bebekliğimizde ilk tanıştığımız kimyasallardan biri olmasına rağmen maalesef kanserojenliği kanıtlanmış bir maddedir.

Pudra ilk olarak M.Ö. 2500 yıllarında Mısır ve İran'da ortaya çıkmıştır. O çağlarda cildi beyazlaştırmak için bazı maddeler karıştırılarak yüze sürülürmüş. Eski Mısırlılar yüzlerini alçı sürerek beyazlaştırırlarmış. Kleopatra'nın da yüzüne bol bol pudra sürdüğü söylenir. Ortaçağ'da da yüze soluk bir renk sağlamak için pudra sürmek adetmiş. Bu amaçla daha sonraları nişasta ve pirinçten elde edilen pudralar kullanılmıştır. Fransa kralı XV. Louis zamanında herkes yüzüne pudra sürermiş. Napolyon'un da İtalya Seferi'nde pudra kullandığı bilinmektedir.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 23 Kasım 2014, 01:46   #9
Durumu:
Çevrimdışı
Dua '
Üye
Dua ' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cok Asik
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: N'apcan, Gelcen
Yaş: 28
Mesajlar: 8.046
Konular: 3154
Beğenilen: 2610
Beğendiği: 3268
www.forumsevgisi.com
Standart

Kalsiyum Karbür ve Chicago


Kalsiyum karbür deyince aklıma ilk olarak haliyle CaC2 sembolü, ardından da olimpiyatların efsane hocası Hüseyin Önder Pamuk'un element notları geliyor. Ne alaka diyebilirsiniz ama Salih'in şu an kıskıs güldüğünü duyabiliyorum.. Biz H.Ö. Pamuk'un olimpiyatlardaki son zamanına rastlamıştık, bizden öncekiler neler çektiler bilemem, bizden sonraysa ilk birkaç yıl yeni gelen hocalar o notlardan anlatıp soru sormaya devam ettiler, ondan sonra da tarihin tozlu raflarına kalktılar, element soruları da ''3A grubu elementlerinin özelliklerini ve tepkimelerini açıklayınız''a kadar düştü... Ama herkesin korkulu rüyası o notlar hala Bursa'daki odamdaki bir kutunun içinde duruyor, annem kafasına eser de atmazsa ömür boyu da orda kalacaklar, arada anıları hatırlamak babında açıp okurum belki...

Peki ne vardı o notlarda? Ne olacak, s,p ve d bloğu elementlerinin hepsinin tek tek özellikleri, elde edilişleri ve tepkimeleri vardı... Tabi son ana bırakmayı seven Türk genci (Do not procrastinate diyor gavurlar, şimdi de sünbülüm kıskıs gülüyor), olimpiyat sınavları için önce sevdiği organik ve analitiği bitirir, bu element notlarınıysa son haftaya, hatta son bikaç güne bırakırdı...1A grubu en zevklisiydi, biriki sayfa bişeydi, zaten sezyum, rubidyum, fransiyum yoktu, hepi topu lityum, sodyum, potasyum ve onların oksitleri, halojenürleri filandı... 3A'ya kadar böyle güzel güzel gidiyordu ama Allahım bu 4A'dan sonrası neydi, kalay, kurşun, arsenik filan giriyordu işin içine, elementler farklı değerlikler filan alıyordu.. Keşke hepsi 1A gibi olsaydı...der dururduk...

Tepkimelerden de en sevdiğim suyla olanlarıydı, mesela metal halojenürü suya atıyordunuz, evet metal artı yüklüydü, su da ona saldırır, metal hidroksit oluşur ve HCl gazı açığa çıkardı... Hidrürlerdeyse, hidrojen (-) yüklüydü, yani bazikti, e suyun da protonu vardı, koparsındı hani, H2 gazı çıksındı, sonra da yine metal hidroksit oluşsundu...Keşke hepsi böyle mantıkla çıkabilseydi.. keşke fizikçiler orda bikaç temel denklemle takır takır problem çözerken biz de böyle tepkime çözebilseydik...

Ama kalsiyum karbür hepsinden daha özeldi, bi kere formüle bakın, CaC2, ne kadar karizmaydı, sonra hem sentezi hem de tepkimesi basit ve güzeldi... Kalsiyum oksiti, yani bildiğimiz kireci alıp karbonla, yani kömürle, tepkimeye sokuyordunuz (yüksek sıcaklık vs.) alın size CaC2, e C2 grubu -2 yüklüydü, aa aslında bu asetilenin iki proton kaybetmiş haliydi, yani bir proton kaynağıyla birleştirsek yavrucakları, asetilen ve kalsiyum hidroksit, Ca(OH)2, açığa çıkacaktı:

CaO + 3C = CaC2 + CO
CaC2 + 2H2O = C2H2 + Ca(OH)2

Yukardaki tepkimelerin güzelliği şundandı; CaO yani kireç her yerdeydi, keza kömür de öyleydi, dolayısıyla bu kadar bol maddelerden asetilen gibi bir organik bileşiğe geçilebiliyordu, e asetilen de yeni organik kimya öğrendik, hafiften asidik protonlara sahipti, kuvvetli bir bazla bunları koparabilir, istediğimiz elektrofili (o zamanlar bu terim bu kadar tanıdık gelmezdi) takabilirdik... e üçlü bağ da aktif bir işlevsel gruptu, indirgeyebilir, su katıp alkol veya keton yapabilirdik... İşte tüm bunlar, Murray Bookchin'in ısrarla bahsettiği, küçük insanın ben kireç ve kömürden başlayıp kağıt üstünde de olsa dilediğim organik bileşiği sentezleyebilirim duygusuydu, özgüven vericiydi ve Chicago'nun devasa gökdelenleri altında ezilen insanların o gökdelenler kadar büyük olma isteminden çok başkaydı...
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 23 Kasım 2014, 01:47   #10
Durumu:
Çevrimdışı
Dua '
Üye
Dua ' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cok Asik
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: N'apcan, Gelcen
Yaş: 28
Mesajlar: 8.046
Konular: 3154
Beğenilen: 2610
Beğendiği: 3268
www.forumsevgisi.com
Standart

Siyanur ve Yan Etkileri
Bu yazı, hemen herkesin hakkinda bir kac sey soyleyebilecegi kadar meshur olan siyanur ve ailesini tanitim amaciyla kaleme alinmistir. Kimi Agatha Christi romanlariyla, kimisi Bergama sakinlerinin altin isletme fabrikasini protestosuyla, kimisi de kimya dersleriyle tanismistir siyanur ile. Bu yuzden, bu konuda bir seyler karalamak kolay olmadi. Ben de insanlarin zaten bildigi veya bildigini sandigi gercekleri burada toplamaya calistim sadece.

Oncelikle, siyanur kimyada herhangi bir kimyasali degil bir kimyasal ailesini temsil eder. Siyanur bilesikleri genel olarak CN- kokunu iceren bilesiklerdir ve bir siyanur olmak icin, bunun disinda aranan bir sart da yoktur. Siyanur kelime anlami olarak yunanca ‘mavi’ anlamina gelen ‘kyanos’ kelimesinden turetilmistir. Kelime olarak ’mavi’nin secilmesinin sebebini anlatmak icin siyanurun karanlik gecmisine kisa bir goz atmamiz gerekiyor…

Siyanurun insanoglu ile tanismasi, 18. Yuzyilin basinda olmustur. Bir rivayete gore Dippel isimli hayatin anlamini bulmaya merak salmis bir simyaci, mavi renkli bir bilesik sentezler. Bunu kullananlarin omrunun yuzyil uzadigi cevre halki arasinda hizla yayilir. Dippel halktan uzak Frankenstein adli satosunda yalniz yasayan garip birisidir, ve evet simdi sizin de dusundugunuz gibi ‘Frankenstein’ adli romanin bu satodan esinlenildigi iddia edilir bazi kaynaklarca. Biz konuyu fazla uzatmadan bu mavi bilesige donelim. Yine ayni donemde, ressam Diesbach hayvan kanini potasyum karbonat ve demir sulfat ile karistirip kaynattiginda koyu mavi bir cokelek elde eder (1704). Bu bilesigin yapimi cok kolay ve ucuz oldugu icin bu bilesik uzun bir sure mavi boya eldesinde kullanilir ve bu maddeye ‘Prusya mavisi (= Prussian Blue)’ adi verilir. Bu boya Dippel’in satosunda buldugu mavi renkli maddenin ta kendisidir bir rivayete gore. Biz bu rivayeteri birakip mavi bilesigin hikayesine devam edelim. Cok kisa surede meshur olan bu boya tabi ki bir cok bilim adaminin ilgisini ceker ve yapisini arastirmaya baslarlar. Bu bilim adamlari arasinda en sanssiz olani Isvecli bir kimyaci, Scheele’dir. Scheele, bu mavi bilesigi seyreltik sulfurik asit ile reaksiyona sokarak renksiz bir gaz elde eder ve buna ‘Prussic acid’ adi verilir. Sanssizligi bu asidi sentezlemesidir. Ne yazik ki Scheele bir kac sene sonra bu gazin bulundugu sisenin kirilmasi sonrasi zehirlenir ve daha uzun arastirmalar yapma imkani bulamaz. Bu siyanur’un kayitlara gecen ilk cinayetidir. Bu olay bilim dunyasinin merakini daha da artirir ve bu bilesigin formulunu bulmak icin cesitli deneyler yapilir. Nitekim, 1811 yilinda Gay Lussac, Scheele’yi olduren gazin hidrojen siyanur oldugunu ve yapisinda bir adet hidrojen, karbon ve azot oldugunu ispatlar. Prusya mavisinin yapisinin tespit edilmesi ise o kadar kolay olmaz. Yaklasik yuz yil sonra Prusya mavisinin yapisinin Fe7(CN)18(H2O)x (x= 14-16) oldugu ispatlanir. Bu bulustan sonra bulmacanin eksik parcasi da tamamlanmistir. Prusya mavisi yapisinda kuvvetli siyanur baglariyla baglanmis demir atomlarindan olusmaktadir, ve bu da bilesigi oldukca kararli kilmaktadir. Lakin, Scheele’nin yaptigi gibi bu bilesigi asit ile reaksiyona sokarsak siyanuru bu orguden koparmak ve hidrojen siyanur gazini elde etmek mumkun;

Fe7(CN)18(H2O)x + H2SO4 → HCN + demir tuzlari + su

Prusya mavisi gayet kararli ve zararsiz –hatta bir hayli yararli- olmasina karsin, az miktarda hidrojen siyanur gazi bile kandaki hemoglobin ile girdigi tersinmez bir reaksiyon sonucu vucuda oksijen gitmesini engelleyerek bir yetiskini kisa bir surede oldurecek guce sahiptir. Bu yuzden siyanur bilesikleri ile ugrasirken alinmasi gereken en buyuk onlem budur. Asidik bilesiklerden ve asidik ortamdan uzak durmak. Bu ortam saglandiginda siyanur bilesiklerinin dusunuldugu kadar tehlikeli olmadigini goreceksiniz (yemeye calismadiginiz veya dokunmadiginiz surece!). Su anda siyanurun kullanim alanlari boya sanayiinden tip bilimine, madenciliktek balikciliga kadar genis bir yelpazeye yayilmistir. En basitinden asetonitril, CH3CN, organik kimyada kullanilan en yaygin cozuculerden birisidir.

Siyanur, ayrica koordinasyon kimyasinda da oldukca meshur bir liganddir. Metal iyonlarina kuvvetli bir sekilde baglandigi icin soy metallerle (altin, gumus, nikel vs) bile reaksiyon girebilen nadir bilesiklerdendir. Bu ozellik ise herkesin bildigi gibi siyanurun madencilikte kullanilmasina yol acmistir. Ozellikle altin ve gumus madenlerinde bu metallerin saf olarak eldesi icin kullanilan siyanur cevrecilerle madencilerin arasini bir hayli acmistir. Bunu Bergamadaki koylulerin protestolari sayesinde biz de ogrenmis olduk. Bunun sebeplerini ogrenmek icin isterseniz once siyanurun nasil kullanildigini anlatalim. Bir altin madeninde oncelikle toprak parcalara ayrilir ve bir miktar baz cozeltisi (kalsiyum hidroksit) eklenerek pH hidrojen siyanur olusmamasi icin belli bir seviyenin uzerine cikarilir. Bundan sonra siyanur eklenir ve altinin siyanur ile reaksiyona girmesi saglanir;

Au + KCN + O2 + H2O → K[Au(CN)2] + KOH

Bu reaksiyon sonucu kati haldeki altin sivi faza gecer ve topraktan ayristirilmasi saglanir. Tabi bu haliyle altin metal halinden +1 degerligine yukseltgenmistir. Altinin bilinen en yaygin haliyle kullanilmasi icin altinin elektroliz yontemi ile sifir degerligine geri indirgenir ve saf haldeki altin elde edilmis olur. Geriye kalan ise bir yigin siyanurlu topraktir. Topraktaki siyanur SO2/hava ile bozulup ayristirilana kadar depolarda saklanir ve ayristirma sonrasi toprak tekrar dogaya geri doner. Tabi ki bu surec sirasinda gerceklesebilecek bir aksaklik ve sizma cevre tabiati uzun sure olumsuz etkileyebilecek felakete yol acabilir. Bunu gecmiste bir cok kere yasadik. Bunlardan en buyugu 2000 yilinda Romanya’nin Baia Mare sehrindeki madenlerde olusan sizma sonucu su kaynaklarina siyanur karismasi ile su kaynaklarinda yasayan canlilarin olmesi ekosistemin altust olmasi. Bu yuzden cevreciler bu yontemi protesto etmekte son derece hakli. Ancak diger tarafindan bakildiginda da tam bir cikmazin icinde oldugumuz gorulecektir. Altin cikarmak icin siyanur yontemi disinda bilinen daha uygun, daha ucuz ve daha az tehlikeli bir yontem mevcut degil. Madencilerin bu yontem de israr etmesinin sebebi de bu; bunun alternatifi yok. O yuzden bu yontem riskine ragmen dunya genelinde –Turkiye de dahil olmak uzere- bir cok ulkede (yaklasik doksan madende) kullanilmaktadir. Ozellikle Romanya’daki felaket sonrasi bu yontemi denetlemek amaciyla yasalar tekrar duzenlendi fakat bu cevreciler icin yeterli degil elbette. Bu yaziyi hazirlamadan once Bergama’daki altin madenini isleten Koza altin isletmelerinin web sayfasina goz attim. Gordugum kadariyla Bergama’daki madenleri devraldiktan beri (2005) kendilerini ve isletmelerinin ne kadar guvenilir oldugunu ispatlamak ugras veriyorlar. Web sayfasinda verdikleri raporlar ve bilgiler dogrultusunda hakli bir ugras icinde olduklarini soyleyebiliriz. Tabi ki buna asil verecek yetkili denetim kuruludur. Sonuc olarak altina olan buyuk talep var oldukca bu madenler de calismaya devam edecektir. Bu yuzden buyuk miktari aksesuar ve estetik amacli kullanilan altin icin bu riski almaya deger mi? sorusunu herkes kendisine sormali. Bu riski almak istemeyenlerin yapacaklari en iyi protesto oncelikle kullandigi veya satin aldigi altinin gercekten ne kadar onemli oldugunu dusunmektir kanimca. Bilgim cercevesinde benim soyleyebileceklerim bu kadar ile kisitli. Bu konuda daha detayli bilgi edinmek isteyenler icin sanirim bu yazi iyi bir baslangic olacaktir, ve internette kisa bir arastirma ile bir cok bilginin edinilebilmesi bu konunun ne kadar meshur ve hala tartismali oldugunu gostermeye yeterli.
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
inorganik, kimya, konulari

Seçenekler
Stil


Saat: 19:14

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,