ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgisi Din Ve Maneviyat > Kuran-ı Kerim

Kuran-ı Kerim Kitabımız


Allah c.c Karşısındaki Duruşuyla Mü'min

Kitabımız


Allah c.c Karşısındaki Duruşuyla Mü'min

ForumSevgisi Din Ve Maneviyat Kategorisinde ve Kuran-ı Kerim Forumunda Bulunan Allah c.c Karşısındaki Duruşuyla Mü'min Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Allah c.c Karşısındaki Duruşuyla Mü'min Mü’min; inanan, güvenen, emin bir geleceğe namzet olan, çevresine emniyet vaad eden ve iç içe ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 24 Ağustos 2015, 16:28   #1
Durumu:
Çevrimdışı
ForumSevgisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 14 Temmuz 2015
Mesajlar: 8.944
Konular: 8563
Beğenilen: 0
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Allah c.c Karşısındaki Duruşuyla Mü'min

Allah c.c Karşısındaki Duruşuyla Mü'min

Mü’min; inanan, güvenen, emin bir geleceğe namzet olan,
çevresine emniyet vaad eden ve iç içe farklılıkları bulunan özel konumlu
bir âbide insandır.
O, bütün bir ömür boyu her işini Allah tarafından görülüyor olma
mülâhazasına bağlar ve her zaman imrendiren bir incelik ve nezaket içinde bulunur.

Bu engin ve derin duyuş ve duruşuyla o, halk karşısında da Hak karşısında da hep nazik,
terbiyeli, hatırnaz ve incedir.
Öyle ki, hayatıyla tehdit edilse, değişik baskılara maruz kalsa ve iftiraya uğrasa da,
meşru müdafaanın dışında herhangi bir kabalığa asla tenezzül etmez.

Evet, o, Allah’a kul olmanın benliğinde hâsıl ettiği zarafet ve derinlikle bütün tavır ve
davranışlarında fevkalâde kibar, olabildiğine temkinli, dediklerinin-ettiklerinin farkında,
her konuda ciddî mi ciddî,
aynı zamanda rahat, mülâyim ve herkese sinesi açık müstesna bir insandır.

O, bir yandan, imanın iç dünyasında oluşturduğu genişlik ve
zenginlikle karşılaştığı hemen herkesi kucaklar,
onlara kâse kâse sevgi sunar ve şefkatle bağrına basar;

Allah’a yakın olmanın bütün güzelliklerini rast geldiği herkese gösterir ve
elinden geldiğince onların ruhlarına duyurmaya çalışır;
diğer yandan da, Hak’la karşılaşacağı günün hülyalarıyla yer yer sevinir,
kendinden geçer, zaman zaman da derin bir mehâbet hissiyle ürperir ve
böyle bir müthiş buluşma heyecanıyla râşeler yaşamaya durur:

Görmez çevresindeki kin, nefret sisini-dumanını..
duymaz haset ve iftira fırtınalarının ruhuna çarpıp kırılan esinti ve dalgalarını..
ve bütün bu olumsuzlukların hâsıl ettiği/edeceği stresleri, hafakanları.

Zira o artık öyle bir huzurdadır ki, durduğu o muallâ yer itibarıyla silinir gider
düşünce ve tasavvur dünyasındaki bütün münasebetsizlikler ve pırıl pırıl bir hâl alır
kalb, ruh ve his dünyası.

Aslında, her gün birkaç defa nâsezâ-nâbecâ ve yakışıksız şeylerden arınan
birinin başka türlü olması da düşünülemez.
İç dünyası ötelerden gelen mevhibelerle dopdolu,
tavırları her zaman böyle bir zenginlik ve derinliğe ayarlı, yürüdüğü yol belli,
hedefi hiçbir şeyle becayiş edilemeyecek ölçüde müteâl, inancı tastamam,
nazarında büyükler hep büyük, küçükler şefkatle koklanan birer gül ve değerler
cetvelinde de her şey yerli yerinde ise, yok demektir bu incelerden ince ruh yapısında
en küçük bir yırtık ve sökük...

Zaten o, mefkûresini ifade etmeyen her türlü plan ve projeden,
netice itibarıyla Allah’a götürmeyen dağınık düşüncelerden,
lağv u lehv sayılan davranışlardan ve boş lakırdı,
boş mülâhazalardan uzak mı uzak; sükûtu fikir, konuşması zikir, zâhir ve bâtın
hâsseleriyle hep O’na kilitli, melekler kadar teveccühü derin ve arı-duru,
her zaman yüksek uçmaya hazır ve gerilimi baş döndürücü, fakat aynı zamanda
kendi plan ve projelerini gaye ölçüsünde öne çıkarmayacak kadar da yöneldiği
Yüce Dergah’a saygılı, gözleri hep ufuk ötesinde, himmeti dağları delecek kadar yüce,
hayatının gerçek deseni kabul ettiği inançlarını yedi cihana duyurma gayretiyle tam bir metafizik
gerilim içinde, yaptığı ve yapacağı işlerin gerektirdiği nezaketin de farkında kusursuz
bir basiret insanıdır.

Yetirir o dapdaracık ömrünü hem dünyayı imar etmeye hem de ukbâyı peylemeye;
boşuna zayi etmez kendine ilk bahşedilen mevhibelerin en küçüğünü ve meşgul olmaz
dünya ve öteler adına bir şey vaad etmeyen “mâlâyâniyât”la..

rahatlıkla bağışlayabilir kendine lütfedilenlerin bütününü Hak rızası yolunda..
bağışlar ve bir pulunun boşa gitmemesi konusunda da olabildiğine titiz davranır.
Çalışıp kazanırken hak ölçülerine ve haram-helâl mülâhazalarına fevkalâde dikkat ettiği gibi,
edip eylediği işlerin birer çağlayana dönüşüp ötede Cennet ırmaklarını oluşturması için de her
zaman rıza hedefli, “i’lâ-yı kelimetullah” yörüngeli hareket eder,
dikkatli ve hesaplı davranır; damlasını deryalara çevirme yollarını araştırır,
zerre ile güneşleri peylemeye çalışır ve bir ömür boyu gelip geçici şeyleri ebedîleştirmek için
çırpınır durur.

Herkesi ve her şeyi O’ndan dolayı sever,
her zaman sevgi soluklar ve çevresinde sevgiden bir
atmosfer oluşturur.
Koşar ağlamaları dindirir, âh u vâhları keser, ı
zdıraplara panzehirler çalar ve gülmeye çevirir feryad u figanları..
hamd ü senâlara döndürür çaresiz sinelerden yükselen iniltileri..
rıdvan meltemleri hâline getirir etrafta esip duran alevden fırtınaları.
Âlemin inlememesi için hep inler durur ve başkalarının ağlamaması için de
gözyaşlarını ceyhun eder.

O kendine, başkaları için bir şey ifade etme durumuna göre değer verir ve
onun nazarında “ben” değil her zaman “biz” söz konusudur.

Hodgâm değil diğergâmdır; beden insanı değil bir ruh ve mânâ eridir.
Çiğnetmez kalbini cismine ve ruhunu da bedenine.
Peygamberâne bir iffet ve ismet peşindedir.
Meşru dairenin zevk ve lezzetlerini yeterli bulma mevzuunda öyle bir
disiplin kahramanıdır ki, nefis ve cismaniyetle mücadelede iradesinin hakkını vererek
–Allah’ın izniyle– bir hamlede her engeli aşar ve gider ta ruhunun ufkuna ulaşır.

Böyle biri, iyilikleri ve güzellikleri temsilde,
fenalıkları ve çirkinlikleri aşmakta öylesine ciddî,
öylesine azimli ve
öylesine kararlıdır ki, ihtimal bu tavrıyla o çok defa meleklerle atbaşı hâle gelmekte ve
bir kere daha onlara “Sübhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemten┠dedirtmektedir.

Zira o, ilk mevhibe olarak Hakk’ın lütfettiği şeylerin hiçbirini yaratılış gayesine (mâ hulika leh)
aykırı kullanmamış ve her zaman emanette emin bir emanetçi gibi davranmıştır;
Allah da onu maiyyetiyle şereflendirmiştir.

Evet, her fert için vücud bir emanet,
onun yüksek insanî değerlerle donanımı ayrı bir emanet;
Cennet arzusu ve oraya girebilme istidadı, yöntemi, daha ötesinde
Hak cemâlini müşâhede edebilme kabiliyeti apayrı birer emanettir..

ve bunların hepsi de Yaratan’ın belirlediği çizgide kullanılmaları gayesine bağlı
olarak insana bahşedilmişlerdir.
Bu itibarla, günahlar, hatalar, beden ve cismaniyetin güdümünde yaşama gibi
bayağılıklar, bu ilk mevhibelere karşı öyle saygısızca şeyler,
öyle hıyanet ve cinayetlerdir ki,
bunların her biri şeytanları sevindirse de “mele-i a’lâ”nın sakinlerini utandıracaktır.

Onun içindir ki, gönülden O’na inanmış her mü’min,
O’nun bu ilk armağanlarını, daha sonraki lütuflarına erme adına önemli birer
vesile bilir ve değerlendirir..
ve bunlarla gerçek kimliği olan Hakk’a kulluğu,
O’nun yakınlığını ve O’nun hoşnutluğunu elde etmeye çalışır.
Aksine, tam inanamadığından dolayı ilk mevhibeleri görmeyen ve onları iman,
mârifet ve muhabbet yolunda değerlendiremeyenler ikinci ve
sermedî lütuflardan da mahrum kalırlar.

Aslında böyleleri, bütün bütün ahiret hayatlarını ihmal ettikleri gibi,
dünyada da hiçbir zaman tam mutlu olamazlar;
inkâr kaynaklı bir sürü problem altında hep inim inimdirler ve kat’iyen streslerden,
hafakanlardan kurtulamazlar.
Depresyonlar yaşar, cinnet nöbetleri geçirir, paranoyalarla kendi huzurlarını dinamitler ve
öteki âlemlerin aydınlık bir koridoru sayılan bu güzel dünyayı kendileri hakkında
Cehennem’e çevirirler..

evet bunlar, diğer insanları sevemez, hatta farklı mülâhazalarla kendilerinden başka
herkesten nefret eder, nefret ettiklerinden nefret görür;
her zaman hırsla kıvranır durur, umduklarını elde edememenin inkisarıyla inler;
ölüm korkusuyla tir tir titrer; daha çok yaşama arzusuyla nelere nelere katlanır;
çok defa bu karmakarışık hislerle sıhhatlerini bozar ve zihnî teşevvüşlere girerler.
Akı kara, karayı ak, iyiyi kötü, kötüyü iyi görmeye başlarlar.

Kendileri gibi düşünmeyenleri düşman ve hain görür,
sürekli hıyanet kâbuslarıyla yatar-kalkar ve vicdanlarındaki Cehennem zakkumundan
dolayı daha Cehennem’e gitmeden Cehennem ızdıraplarıyla kıvranır dururlar.

Hakikî mü’mine gelince o,
Allah’ın kendisine lütfettiği her şeyi yedi,
yetmiş ve yedi yüz veren başaklara çevirir..
bunları O’na yükselmenin merdivenleri hâline getirir,
Hak hoşnutluğuna (rıza ufku) ulaşmada birer rampa gibi kullanır..
ve
yürür..
Cennet mirasçılarıyla beraber inşirahla tüllenen akıbetine doğru...
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
allah, durusuyla, karsisindaki, mumin

Seçenekler
Stil


Saat: 06:49

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,