ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > Gezelim Görelim > Bölgelerimiz Ve Hakkında > Marmara Bölgesi


İstanbul'un Tarihi Mekanları - Kız Kulesi


İstanbul'un Tarihi Mekanları - Kız Kulesi

Bölgelerimiz Ve Hakkında Kategorisinde ve Marmara Bölgesi Forumunda Bulunan İstanbul'un Tarihi Mekanları - Kız Kulesi Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> İstanbul'un Tarihi Mekanları - Kız Kulesi İstanbul'un Kız Kulesi,Kız Kulesinin tarihi, Kız Kulesi hakkında bilgi,istanbul Kız Kulesi, kız kulesinin yapılış ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 29 Ekim 2014, 09:16   #1
Durumu:
Çevrimdışı
BuRHaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Meskul
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: İstanbul
Yaş: 29
Mesajlar: 18.971
Konular: 8858
Beğenilen: 3252
Beğendiği: 2339
www.forumsevgisi.com
Standart İstanbul'un Tarihi Mekanları - Kız Kulesi

İstanbul'un Tarihi Mekanları - Kız Kulesi

İstanbul'un Kız Kulesi,Kız Kulesinin tarihi, Kız Kulesi hakkında bilgi,istanbul Kız Kulesi, kız kulesinin yapılış amacı,Kız Kulesi tarihçesi



Kız Kulesi; hakkında çeşitli rivayetler anlatılan efsanelere konu olan İstanbul Boğazı'nın Marmara Denizi'ne yakınında Salacak açıklarında bulunan küçük adacık üzerinde inşa edilmiş bir yapıdır.

Üsküdar'ın sembolü haline gelen kule, Üsküdarâ€*da Bizans devrinden kalan tek eserdir. M.Ö. 24 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip olan kule, Karadenizâ€*in Marmara ile birleştiği yerde küçük bir ada üzerinde kurulmuştur. Bazı Avrupalı tarihçiler buraya Leander Kulesi derler. Kule hakkında pek çok rivayetler bulunmaktadır. Evliya Çelebi kuleyi şöyle tarif eder:

''Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam seksen arşundur. Sathı mesehası iki yüz adımdır. İki taraftan yerde kapısı vardır.''

Kulenin temelleri ve alt katın önemli kısımları Fatih devri yapısıdır. Kulenin etrafındaki sahanlık geniş kaplanmıştır. Üstündeki madalyon halindeki bir mermer levhada, kuleye şimdiki şeklini veren Sultan II. Mahmutâ€*un, Hattat Rasimâ€*in kaleminden çıkmış 1832 tarihli bir tuğrası vardır. Kulenin Eminönü tarafı daha genişçe olup burada bir de sarnıç vardır.

İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans döneminde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde ise gösteri platformundan, savunma kalesine, sürgün istasyonundan, karantina odasına kadar bir çok işlev yüklenmiştir. Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir.Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol göstermektedir Kız Kulesi. Kız Kulesi 2000 yılında restore edilerek, artık çatal-bıçak seslerinin duyulduğu bir mekân haline dönüştürülmüştür. Kız kulesine ulaşım Salacak ve Ortaköy'den sandallarla yapılmaktadır.

Çok eski tarihi geçmişi olan Kız Kulesi, bir zamanlar, Boğazdan geçen gemilerden vergi alınmak maksadı ile kullanılmıştır. Kule ile Avrupa Yakası boyunca büyük bir zincir çekilmiş ve gemilerin Anadolu Yakası ile Kız Kulesi arasından geçişine(o zamanlar gemi boyutları küçük olduğu için geçebilmekteydi) izin verilmiştir. Bir süre sonra Kule, zinciri taşıyamamış ve Avrupa Yakasına doğru yıkılmıştır. Kuleden suyun içinde bakıldığında yıkıntıları görülmektedir.

Antik Çağ'da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da "Tour de Leandros" (Leandros'un kulesi) ismi ile ün yapmıştır. Şimdi ise Kız Kulesi ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.


İstanbulâ€*da atılan her adım bir tarih kitabının sayfalarında gezinmek gibidir. Her yanında imzası vardır Romaâ€*nın, Bizansâ€*ın, Selçukluâ€*nun ve Osmanlıâ€*nın… Yüzyıllardır ne çok insan gelip geçti ne yaşamlar ne savaşlar verildi; kendi kültürünce yaşadılar, barındılar, konuştular ve inandılar; hepsini sakladı İstanbul bağrında ve hepsi de ona sahip olmak için savaştı durdu. Bu yüzden İstanbul tarihin hep ta kendisi oldu. Anlatmakla biter mi? onun her köşesinde bir cami, bir sütun, bir kule …
Bir kenarından tutalım ve Üsküdar açıklarına doğru yola çıkalım. Bizi önce denizin ortasında zarif ama ihtişamsın bir sadelikle Kız Kulesi karşılayacak...
TARİHİ
Üsküdarâ€*da, Salacakâ€*ın 150-200 metre açıklarında bulunan Kız Kulesiâ€*nin ne zaman yapıldığı hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte, tarihte kulenin üstüne oturduğu kayalığın adının ilk kez geçmesi M.Ö. 411â€*de, Atina ile Sparta arasındaki savaş dolayısıyla olmuştur. Küçük Bizantion yanlış bir tercihle Spartaâ€*yı tutunca, Boğazın Avrupa kıyısı Sparta, Asya tarafı ise Atina egemenliğinde sayılmıştır. Sparta savaşı kaybedince, Atina Bizantionâ€*u hemen cezalandırmamış; önce Boğazâ€*a giriş ve çıkışları kontrol altına almayı ve bunu bir gelir kaynağı haline getirmeyi tercih etmiştir. Alkhibiades, bu kaya parçası üzerine bir gümrük istasyonu kurmuştur.

Bir başka tarihi kaynakta ise kuleyi yaptıran İmparator Manuel Komenosâ€*un bunları zincirle birbirine bağladığı rivayet edilir. Amacı hem başkente saldırı halinde, savaş teknelerinin bu noktadan kolayca geçmelerini engellemek, hem de gümrük vergilerini ödemeden kaçmak isteyen ticaret gemilerini hizaya sokmaktır. Kule ile Avrupa Yakası boyunca büyük bir zincir çekilmiş ve gemilerin Anadolu Yakası ile Kız Kulesi arasından geçişine(o zamanlar gemi boyutları küçük olduğu için geçebilmekteydi) izin verilmiştir. Bir süre sonra Kule, zinciri taşıyamamış ve Avrupa Yakasına doğru yıkılmıştır. Kuleden suyun içine bakıldığında yıkıntıları görülmektedir.

Kız Kulesiâ€*nden bahsedilen bir tarihi belgede Bizans kaynaklarında yer alır. Buna göre Sultan Orhan, Bizans prensesi Teodora ile evlenerek Bizansâ€*a damat olmuştur. Sultan Orhanâ€*ın ,Anadoluâ€*dan Damalisâ€*e (Üsküdar) kadar geldiğini, kayınbabası İmparator VI. İoannes Kantakuzenosâ€*un da Kız Kulesiâ€*ne kadar gelip oradan sahile elçiler gönderdiğini ve görüşmenin bu şekilde gerçekleştiğini kaydetmiştir.

Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada, Bizans döneminde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır. Kız kulesi tarihin akışı içinde; ticari gemilerden vergi toplama, savunma, fener, 1830â€*daki kolera salgınında karantina hastanesi ve radyo istasyonu olarak birçok farklı amaç için kullanılmıştır. İstanbulâ€*un fethinden sonra adadaki mevcut kule yıktırılıp yerine ahşap bir kule inşa edilir. 1719â€*da bu ahşap kule çıkan yangınla kül olur. 1725 yılında şehrin Baş mimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından kâgir olarak yeniden inşa edilir. Kule üst kısmı değiştirilerek üst tarafa camlı bir köşk ve onun üzerine de kurşunla kaplı bir kubbe eklenir. Ünlü hattat Rakim Efendi kule kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut'un tuğrasını taşıyan bir kitabe yerleştirir.

Bugün görülen kulenin temelleri ve alt katın önemli kısımları Fatih devri yapısıdır. Osmanlı döneminde de gösteri platformundan, savunma kalesine, sürgün istasyonundan, karantina odasına kadar bir çok işlev yüklenmiştir.
İstanbulâ€*un şematik planlarının en eskisi olan, 1400â€*ler sonunda C. Buondelmonti tarafından çizilip 1520â€*ye doğru Vavassore tarafından basılan desende, Üsküdar önlerinde bugünkü Kız Kulesi mevkiinde, ufak bir kale figürü yer alıyor. Bu Fatihâ€*in yaptırdığı bina olmalıdır. Daha sonraki “Hünernâme” minyatürlerinde de gözüken bu figür, yine bir taş kuledir, etrafı mazgallı duvarlarla çevrilidir. Ancak daha eski tarihli diğer desenlerden farklı olarak, üstünde sivri bir külah taşır ve çepeçevre pencereleri vardır.

Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir Kız Kulesi. 1857'de Kuleâ€*ye tekrar fener ilave edilir ve 1920 yılında fenerin lambası otomatik ışık sistemine kavuşur. Cumhuriyetâ€*ten sonra bir süre deniz feneri olarak da kullanılan kule; 1964â€*de Savunma Bakanlığıâ€*na, 1982 Denizcilik İşletmeleriâ€*ne devredilir
1995 yılında Hamoğlu Holding tarafından 49 yıllığına işletmesinin alınmasıyla Kız Kulesiâ€*nin restorasyon süreci başlar. Binlerce yıllık gizemli bir tarihe sahip bu özel mekan, kendine özgü kimliğine ve geleneksel mimarisine bağlı kalarak tamamlanan restorasyon çalışması sonrasında 7 Ekim 2000 yılında kapılarını ziyaretçilere açar. Bugün gündüzleri kafe- lokanta, akşamları ise özel lokanta olarak yerli ve yabancı ziyaretçilerine hizmet veren Kız Kulesi, düğün toplantı, lansman, iş yemeği gibi pek çok özel davet ve organizasyona ev sahipliği yapmaktadır


İSİMLERİ
Kız Kulesiâ€*nin eski zamanlardaki isimleri, Damalis ve Leandrosâ€*dur. Damalis ismi, zamanın Atina kralı Kharisâ€*in karısının adıdır. Damalis ölünce bu sahillere gömülmüş ve kuleye de bu isim verilmiştir. Ayrıca, Kule Bizans zamanıâ€*nda “küçük kale” anlamına gelen Arcla olarak da anılmıştır, bir ara da "Tour de Leandros" (Leandros'un kulesi) ismi ile ün yapmıştır.

Osmanlıların kuleyi, “Kız Kulesi” olarak tanımlamalarının bir nedeni, VIII. yüzyılda yaşayan Emevi dönemi savaşçılarından Seyyid Battal Gaziâ€*nin, Üsküdar tekfurunun kızını, hapsedildiği deniz üstündeki kuleden kurtardığı söylencesidir. Bir diğeri ise bir ucu Kleopatraâ€*ya dek gidebilecek olan incir sepetindeki yılanın, adada korunan kral kızını sokup öldürmesi masalıdır

EFSANELERİ

Pek çok farklı amaç için kullanılmış olan Kız kulesi İstanbulâ€*un tarih sayfalarının içerisinde belki de en gizemli olanı olmuştur insanların gözünde. Kuşkusuz ona bu gizemi katan onun varlığına olan meraktan ileri gelmektedir. Gelip geçerken bir yakadan diğerine ya da Üsküdar Salacakâ€*tan bakarken denize doğru, bir kadın zarafetinde olduğundandır belki Kız kulesi dediğimiz yapının esrarının merakına düşeriz. Bu yüzden yüz yıllardır hakkında pek çok efsane anlatılagelmiştir. Yaşanmış her tarihi dönemden bir hikâye mutlaka vardır Kız Kulesiâ€*ne ait.
Kız kulesi hakkında en çok anlatılan efsane kuşkusuz Prenses Efsanesidir. Efsaneye göre: Vaktiyle bir falcı, şehrin kralına; kızının bir yılanın zehriyle öleceği kehanetinde bulunur. Kızını çok seven kral, kızını korumaya almak için Salacak açıklarındaki kayalıklara bir kule inşa ettirir ve kızını bu kuleye yerleştirir. Günlerden bir gün, şehirden kuleye gelen bir meyve sepetinden çıkan yılan, kızı sokar ve kız ölür. Kral, kızını demir bir tabut içinde Ayasofyaâ€*nın giriş kapısı üstüne koydurtur. Uzunlamasına üçgen biçimli, sarı pirinçten yapılmış bu tabutta Prenses Sofya yatmaktadır. Üzerinde “Bu tabuta sakın dokunmayın” yazılıdır. Efsaneye gore dokunulduğunda büyük bir gürültü başlayıp, tüm bina sallanmaya başlayacaktır. Halen bu tabutun üstünde iki delik vardır. Bu delikleri prensesi ölümünden sonra da rahat bırakmayan yılanların açtığı sanılmaktadır.

Mitolojide İlk hikâye Romalı şair Ovidiusâ€*un kaleme aldığı Kız Kulesi efsanesidir. Sestosâ€*taki Afrodit Mabedi rahibelerinden Hero, Abidos köyünden genç Leandrosâ€*a tutulmuş. Genç âşık her gece denize yüzerek geçer ve sevgilisi ile buluşurmuş. Bir fırtınada rüzgâr, kulenin fenerini söndürünce, yolunu şaşıran genç boğulmuş. Ertesi sabah cesedi bulunduğunda, Heroâ€*da kendini sulara atarak intihar etmiş. Günümüzde Sestos ve Abidos, Çanakkale Boğazıâ€*na ait yerler olduğu halde, 18. yüzyıl batı dünyasında dikkatsiz yazarlar, onu İstanbul Boğazıâ€*na uygulamışlar ve Heroâ€*nun manastırı olarak da Kız Kulesiâ€*ni göstermişlerdir. Böylece İstanbul üzerine yazılmış literatür Fransız dilinde olduğu için “Tour de Léandre” olar olarak adlandırılan kule, efsane ile gerçekte hiçbir ilişkisi olmadığı halde, birkaç yüzyıl, bu isimle anılmıştır. Kule, İstanbulâ€*dan bahseden İngilizce eserlerde “Maidenâ€*s Tower” Almanlar da “Mädchen Turm” olarak aynı doğrultuda şöhret yapmıştır..
17. Yüzyıl ünlü seyyahlarımızdan Evliya Çelebi, Kız Kulesi hakkında “Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkârane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam 80 (seksen) arşındır. Sathı mesehası iki yüz adımdır. İki taraftan yerde kapısı vardır.” demiştir. İçinde diz darlarıyla 100 adet muhafız neferinin, sahilde dizili 40 pare balyemez toplarının ve mükemmel bir cephesinin bulunduğunu da ekler.
Kız Kulesiâ€*nin bize ait hikayesini ise Evliya Çelebi, Battal Gazi ile bağlantı kurarak nakleder: Bir kral, Üsküdarâ€*a yerleşen Gaziâ€*den gizlemek istediği Üsküdar tekfurunun güzel kızını buraya kapatır; Gazi Şam taraflarını fethettikten sonra dönüp, 700 serdengeçti ile Kız Kulesiâ€*nin içindeki kızı, kralın hazinesi ile birlikte ele geçirir. Hikâye, Battal Gaziâ€*nin askerleri ile birlikte Kız Kulesiâ€*ne baskın yaptığını ve kulede saklanan hazineleri alarak, burada yaşayan Üsküdar Tekfuruâ€* nun kızını kaçırdığını anlatır. İstanbulâ€*u kuşatmaya gelen Battal Gazi, kuşatmadan bir sonuç alamayınca Kızkulesi önündeki kıyıya karargâhını kurar ve yedi sene burada kalır. Battal Gaziâ€*nin Üsküdar kıyılarında bu kadar uzun süre kalmasının asıl nedeni, Tekfurun kızına âşık olmasıdır. Üsküdar Tekfuru, Battal Gaziâ€*nin korkusu ile kızını, hazineleri ile birlikte kuleye kapatır. Şam seferini tamamlayarak Üsküdarâ€*a dönen Battal Gazi, kayık ile Kızkulesiâ€*ne gelerek, Tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdarâ€*dan atına atlayıp oradan uzaklaşır. Çokça bilinen “Atı alan Üsküdarâ€*ı geçti” lafı bu hikâyeden gelir.

Evliya Çelebi'nin bi diğer Kız Kulesi hikayesi ise Osmanlı döneminde geçer. Çelebi, Sultan Bayezid-i Veli zamanında, Kız Kulesi'nde yaşayan bir velinin, her gün cübbesinin eteklerini toplayıp denizin üstüne oturarak Sarayburnuâ€*na gittiğini ve Sarayda Padişahâ€*a ders verdiğini anlatır.

SANAT VE KIZ KULESİ
Doğa, tarih ve estetiğin bir arada olduğu, adeta bir görsel şölen sunan Kız kulesi kuşkusuz İstanbulâ€*un siluetinin içerisinde güzelleştikçe güzelleşir öyle ki geçmişten bugüne pek çok sanatçının ilham kaynağı olması tesadüf değildir. Özellikle resim sanatının adeta vazgeçilmez öğesi haline gelmiş bu yapı, birçok tabloda resmedilmiş belki de pek çok edebi esere daha henüz yazılırken ilham kaynağı olmuştur. Pek çok fotoğrafçı içinde eşsiz bir yapıdır. Bugün İstanbululâ€*un özellikle de Üsküdarâ€*ın simgesi haline gelmiştir. Günümüzde Üsküdar Belediyesi halen Kız Kulesiâ€*nin resmedildiği bir amblem kullanmaktadır.



Dünyaca ünlü Türk ressamı ve şairi Bedri Rahmi Eyüboğluâ€*nun “İstanbul Destanı” adlı şiirinde şu cümle geçer;
“İstanbul deyince aklıma kuleler gelir. Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır ama şu Kız Kulesiâ€*nin aklı olsa Galata Kulesiâ€*ne varır, bir sürü çocukları olur”
Kız Kulesi dendiğinde akla ilk gelen isimlerden biri de ona olan sevgisi ve eserlerinde sıkça yer vermesiyle kuşkusuz Sunay Akınâ€*dır. Akın, çok sevdiği Kız Kulesiâ€*ne bir de şiir yazmıştır.
Kız Kulesi
Karanlıktan korkan çocukların
müzik kutusudur Kız Kulesi
kapağı açıldğında
dansa başlayan balerin
hınzır martıların şakalarıyla
ıslanır elbisesi
Vapur dumanından
bir bulutun içinde
kanlı dağlara
yakamoz gönderir Kız Kulesi
üzülmelerini istemez
kürt çocuklarının
yıldızsız gecelerde

Köşesindeki mavi bir islemlede
duvarına yasladığı bisikletlerin
kiralanmasını bekler
şaşkın bir ihtiyar
ve çoraplarına gizlediği
yasak şiirleri
ele vermemek için
Kız Kulesi'nin eteklerini uçuşturmaz rüzgar
Boğaz'dan geçen gemilere
engel olmasın diye
İstanbul'un saçlarını toplayan
beyaz bir tokadır Kız Kulesi
açamk isteyen şarapçılar
Salacak'tan uzanayım derken
düşerler denize
Başında beyoğlu sarhoşluğuyla
izin dönüşü
ocağa gider bir maden işçisi
ki fener yerine
aydınlatır yolunu
elinde tuttuğu Kız Kulesi


Meltem Erşan








Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
istanbulun, kiz, kulesi, mekanlari, tarihi

Seçenekler
Stil


Saat: 14:09

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,