ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Kütüphane > Kültür - Sanat > Mitoloji


Efsane ve Mitlerde Geçen Bazı Yaratıklar


Efsane ve Mitlerde Geçen Bazı Yaratıklar

Kültür - Sanat Kategorisinde ve Mitoloji Forumunda Bulunan Efsane ve Mitlerde Geçen Bazı Yaratıklar Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Efsane ve Mitlerde Geçen Bazı Yaratıklar Efsane ve Mitlerde Geçen Bazı Yaratıklar Cadıdan deniz kızına öcüden kurt adama kadar birbirinden ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 07 Aralık 2014, 22:17   #1
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart Efsane ve Mitlerde Geçen Bazı Yaratıklar

Efsane ve Mitlerde Geçen Bazı Yaratıklar

Efsane ve Mitlerde Geçen Bazı Yaratıklar

Cadıdan deniz kızına öcüden kurt adama kadar birbirinden korkunç efsanevi yaratıklar

Azmıç

'Azmıç'ın adı 'az' köküyle bağlantılı olup Yol Azdıran şeklinde anlamlanır. Karaçay - Balkarların inançlarına göre Şeytâni bir ruh. Belli bir görüntüsü yoktur. İnsanlara düşmandır kurbanları tek başına yola çıkan insanlardır. Azmıç bu insanları onu tanıyan birisinin sesiyle çağırır. İnsan dönüp cevap verirse Azmıç'ın buyruğu altına girer. Azmıç da bu insanı kayalıklardan aşağı atar.


Basilisk

Avrupa hikâyelerinde adı geçen efsânevi bir canavardır. Devâsa ölçülerde binlerce yıl yaşayabilen bir yılandır. "Yılanların Kralı" olarak da tanınır. Sadece zehirli dişleriyle değil bakışlarıyla da öldürebilir. Basilisk kelimesinin aslı Yunanca "kral" demek olan "βασιλίσκος" "basiliskos"tur. Latincesi Regulus'tur.

Naturalis Historia of Pliny The Elder'e göre Basilisk oldukça zehirli küçük bir yılandır ve dişleri kadar bakışları da öldürücüdür.

Basilisk genellikle bir "yılan" bazen de "başı horoz kuyruğu yılan" şeklinde tarif edilir. Yunanca adı "küçük kral" anlamına geldiği için Basilisk'e "yılanların kralı" denir. Ağzından ateş çıktığı ve sadece tıslamasıyla da öldürebildiği söylenir. Akrep gibi kuru iklimleri tercih eder. Isırığı kurbanını hidrofobik hale getirir. Yalnızca tilki tarafından öldürülebilir. Başka bir kaynağa göre de horoz ötüşü Basilisk için ölümcüldür. Bir Basilisk "bir karakurbağasının altında kırılan bir horoz yumurtasından" doğar.

Bukrek

Altay şamanlığında "Sangal" isimli kötü ejderle uzun yıllar savaş yapmış kertenkele görüntülü olan bir ejderdir. Denizleri (Tengiz) birbirine bağlayan ve üst denizlerde yaşadığına inanılan efsane yaratıktır. "Bukra" biçiminde söylenişi de vardır.

Uçamayan çok az ejderden birisidir. Uzun bir boynu vardir; fakat çok sağlam ve güçlü pençeleri vardir. Sesi çok güzeldir ve çok uzaktan duyulabilir. Sesini duyan kötü ejderler ondan kaçarlar.

Sangal ile olan 9 yıl boyunca süren savaşı kazandıktan sonra kuyruğunun ucunda taşıdığı yelpazeyi Anadolu'da bir yere saklayIp hâlen yaşadığı üst denizlere gitmiştir. Efsaneye göre her bin yılda bir kez Anadolu'da gezinip duruma gözkulak olurmuş.


Çay Ninesi

Su merasimi ile bağlantısı olan olan mitolojik bir varlık.
Yaşlı kadın kılığında çayda (ırmakta) yaşadığına inanılır. 'Çay Ninesi' köprüden geçerken suya çok bakılırsa kızar ve insanın başını döndürür. Başı dönen insanın gözleri kararır ve çaya düşer.

Demir Kıynak



Bir inanışa göre Bigadiç dağlarında yaşayan her kılığa girebilen korkunç sesler çıkararak insanların delirmelerine sebep olan çok pis kokulu kötücül bir yaratıktır. Sudan çok korkar. O göründüğü anda akarsu veya göle giren insanlara bir zarar veremeyeceğine inanılır.


Deniz Kızı
Deniz kızları belinden yukarısı dişi bir insan görünümünde olan ama aynı zamanda bir balık kuyruğuna sahip olan efsanevî deniz yaratıklarıdır. Deniz kızının erkeğine deniz erkeği denir.

Dünya üzerinde birçok kültürde deniz kızları farklı ama birbirine çok yakın şekillerde betimlenmiştir. Sirenler gibi bazı deniz kızları denizcilere şarkılar söyleyip onları büyülerler işlerinden alıkoyarlar ve güverteden denize yuvarlanmalarına ya da daha kötüsü geminin batmasına neden olurlar. Diğer hikâyelerde ise deniz kızları boğulma tehlikesi geçiren erkekleri kurtaran iyi kalpli deniz canlıları olarak betimlenmişlerdir. Aynı zamanda bu erkekleri su altındaki krallıklarında yaşamaya da davet ederler. Hans Christian Andersen'in Küçük Deniz Kızı'ında ise deniz kızlarından bazılarının erkekleri denizin altına doğru çekerken insanların su altında nefes alamadıklarını unuttukları ya da bilmedikleri söylenir.

Yunan Mitolojisi'ndeki Sirenler ise daha sonraları deniz kızlarıyla bir tutulmuş hatta bazı dillerde iki yaratık için de aynı sözcük kullanılmıştır. Deniz kızlarına benzeyen diğer mitolojik ve efsanevî deniz yaratıkları ise su perileri (Nemfler gibi) ve başka formlara (Başka hayvanlara ya da diğer efsanevî hayvanlara) bürünebilen hayvanlardır.


Efsaneler
Bu yarı insan yarı balık vücutlu insansıların efsaneleri M.Ö. 5000 yılına kadar dayanır. Genel bir kanı ise bu efsanelerin oluşumunda deniz ineklerinin büyük etkisi olduğudur. Bu teoriyi destekleyecek bir örnek olarak Christopher Columbus'un yeni dünyaya olan yolculuğu sırasında deniz kızları gördüğünü ama çok çirkin olduklarını ve daha cazip olmalarını beklediğini söylemesi verilebilir. Deniz inekleri gibi büyük vücutlu deniz memelilerinin kolları yavrularını bir beşikte gibi taşıyabilmeleri için evrim geçirmiş ve insan kollarına benzemiştir. Denizcilerin bu deniz memelilerini görüp doğa üstü yaratıklar olduklarını düşünmeleri oldukça mümkündür. Geleneksel deniz kızı betimlemelerindeki akan uzun saçların ise deniz ineklerinin okyanus yüzeyine yakın yerlerde yüzerlerken kafalarına dolanan yosunların verdiği uzun saçlı görüntüsünden kaynaklandığı düşünülmektedir. Deniz kızı gördüğünü iddia edenlerin verdiği ortak bilgiler de yosun renkleriyle ve deniz ineklerinin özellikleriyle oldukça uygundur. Deniz kızlarını konuşmayan yeşil siyah kahve rengi veya sarı saçlı balık kuyruklu genelde okyanuslarda ve bazen de nehirlerde yüzen doğa üstü insansılar olarak tanımlarlar.

Antik Yakın Doğu Deniz kızı hikâyeleri neredeyse evrenseldir. Bilinen ilk deniz kızı hikâyesi M.Ö. 1000 yılında Asurlularda görülmüştür. Asur kraliçesi Semiramis'in annesi Atargatis ölümlü bir çobana aşık olan ölümsüz bir tanrıçadır. Fakat aşık olduğu genç çoban ölür ve o da bir balığa dönüşmek için bir göle atlar. Ama su onun mükemmel vücudunu ve doğasını gizlemez bunun yerine ona bir balık kuyruğu ve suda nefes alabilme yetisi verir. İlk Atargatis betimlemeleri insan kafası ve bacakları olan bir balık şeklindedir (Babil tanrısı Ea gibi). Yunanlılar ise Atargatis'i Derketo diye tanımışlar ve Afrodit'in yanında betimlemişlerdir.

Antik Çağ'dan kalma bir deniz kızı gravürü M.Ö. 546'dan önce Miletli filozof Anaximander insanlığın hızla suda yaşayan bir tür hayvana dönüştüğü teorisini önermiştir. Ona göre bu uzatılmış çocukluk yılları olan adam çocukluğunun aksine uzun süre yaşayamaz. Aslında bu "uzunluk" gelip geçici bir şeydir. Ama bu fikir Anaximander'in ölümünden sonra bir daha hatırlanmamıştır. Zaten o yaşarken de bir çok insan tarafından anlaşılmamıştır da.

Popüler bir Yunan efsanesine göre Büyük İskender'in kız kardeşi Thessalonike öldükten sonra bir deniz kızına dönüşmüştür. Deniz kızı formunda Ege Denizi'nde yaşadığı ve denizciler onu bulduğunda onlara tek bir soru sorduğu söylenir: "Kral İskender yaşıyor mu?" (Yunanca: Ζει ο βασιλιάς ΑλÎ*ξανδρος ve denizcilerin de ona "Yaşıyor ve hâlâ yönetiyor" (Yunanca: Ζει και βασιλεύει) dedikleri anlatılır. Bu cevaptan başkası onu bir Gorgon'a dönüşmesine ve gemiyi batırıp üzerindeki denizcileri öldürmesine yol açacaktır.

Suriyeli Lucian (M.Ö. 2. yy) De Dea Syria ("Suriye tanrıçasına ilişkin") adlı ziyaret ettiği Suriye tapınaklarını yazdığı eserinde şöyle demiştir:

"Aralarında - Şimdi onların arasındaki tapınağı ilgilindiren geleneksel bir hikâye. Ama diğer adamlar Asya'da çok ün salmış olan Babilli Semiramis'in de bu yeri kurduğunuama bunun Hera Arargatis için olmadığını kensi annesi Derketo için olduğuna yemin ederler.]]"

"Phoenicia'daki Derketo'nun benzerliğini gördüm. Vücudunun yarısı tam bir kadındı. Ama diğer yarısı ayaklarından kasıklarına dek bir balık kuyruğuyla kaplı gibiydi. Ama kutsal şehir Kudüs'teki görüntüsü tam bir kadına benziyordu. Balıkların kutsal olduğunu hesaba katarlar ve asla yemezler. Ama diğer bütün kümes hayvanlarını yerler. Güvercin hariç. Onun da kutsal olduğuna inanırlar. Tamamı olağan şeyler. İnanıyorlar çünkü Darketo'nun yarısı balıktan. İnanıyorlar çünkü Semiramis bir güvercine dönüştü. Aslında belki de bu tapınağın Semiramis'in işi olduğuna izin verebilirim. Ama asla inanmadığım üzere tapınak Derketo'ya ait. Mısırlıların arasında balık yemeyenler var. Ve bunun Derketo'nun onuruna olduğu söylenemez."

Bin Bir Gece Masalları
Bin Bir Gece Masalları "Deniz İnsanları"na ait çok çeşitli öyküler içerir. Efsanelerden farklı olarak Bin Bir Gece Masalları'nda bu deniz insanları karada yaşarlar ama suya girdiklerinde de hiçbir zorluk çekmeden nefes alabilirler. Aynı zamanda insanlarla cinsel ilişkiye girdiklerinde doğacak çocukları da kendileri gibi "Deniz insanı" olarak doğacaktır. Deniz insanlarının insan görünüşünden farkları yoktur. Bu efsane hâlâ yaşamaktadır. (Bkz. Pers Kralı ve Denizin Prensesi.)

İngiliz kaynakları
Frederic Leighton'ın The Fisherman and the Syren (Balıkçı ve Siren) adlı tablosu c. 1856–1858Deniz kızları İngiliz kültüründe uğursuz felaketlerin haberci yaratıklar olarak gözükmüşlerdir. Bazıları devasa büyüklükte 160 feetten uzundur.

Ayrıca deniz kızları nehirlerde ve tatlı su göllerinde de yüzebilirlerdi. Bir gün Lorntie'li Laird evinin yanındaki gölde boğulan bir kadın olduğunu düşündüğü bir şey görür ve yardım etmek için suya atlar. Ama uşaklarından biri onu geri getirir ve göldekinin bir deniz kızı olduğu konusunda efendisini uyarır. Bunun üzerine deniz kızı uşak orada olmasaydı o adamı öldürebileceğinden yakınıp yakarmaya başlar.

Yukarıdaki efsanedekinin aksine deniz kızları çoğu zaman daha iyilikseverdirler ve insanların yaralarını tedavi ederler.

Bazı söylenceler deniz kızlarının kötü yönde kullanacakları ölümsüz bir ruhları olup olmadığı sorularını arttırmıştır. Liban adlı bir başka yaratık ise kutsal bir deniz kızı olarak kabul görmüştür. Aslında baştan insandır ama sonradan deniz kızına dönüşmüştür. Üç yüz yıl sonra İrlanda Hristiyanlaşınca Liban'ın da vaftiz edildiğine inanılmıştır.

İngiliz kaynaklarında aynı zamanda deniz erkeklerinden de bahsedilmiştir. Deniz erkekleri deniz kızlarından daha vahşi ve çirkindir. Ama az da olsa insanlarla ilgilenirler.

Diğer Karayiplerin Neo-Taíno uluslarından olanlar deniz kızlarına Aycayía adını vermişlerdir.[9] Aycayíanın özellikleri tanrıça Jagua ile de ilişkilendirilmiştir. Aycayíalar genellikle majagua ağacının amberçiçeği Hibiscus tiliaceus ile betimlenmişlerdir.[10] Diğer kültürlerden örnekler iseMami Wata (Batı ve Orta Afrika kültürlerinde)

Jengu (Kamerun kültüründe)
Merrow (İrlanda ve İskoçya kültürlerinde)
Russalki (Rusya ve Ukrayna kültürlerinde)
ve Oceanid Nereid ile Naiad - (Yunan kültüründe)

Tatlı sularda yaşayan deniz kızı benzeri bir yaratık olan ve Avrupa kültürüne yerleşen Melusine çoğu zaman iki balık kuyruğuyla ya da bazen yılan bedeniyle betimlenir. Japon kültüründe deniz kızı eti yiyenlerin ölümsüz olacağına inanılır. Bazı Avrupa efsanelerine göreyse deniz kızları kendilerine söylenen dilekleri yerine getirirler.

Aynı zamanda bazı insanlar İskoçya Malezya ve İngiliz Kolumbiyası gibi yerlerde ölü deniz kızları gördüklerini iddia etmişlerdir. En yaygın iki görüntü ise Kanada'daStraight of Georgia'da yakalandığı iddia edilenlerdir.
Yunanistan'da bulunan deniz kızı heykeliGüney Afrika'nın "pelerinli" komüteleri Little Karoo'da deniz kızları bulunduğu söylentisini çıkarmışlardır. Bazı yaşlı pelerinliler ise çocukluklarında tatlı su hauzlarında deniz kızı gördüklerini iddia etmişlerdir. Little Karoo çok kuru bir alanken çok uzun zamn önce bir okyanusun bir parçası olduğu bulunan deniz kabuğu fosillerinden anlaşılmaktadır. Deniz kızı hikâyeleri bilinmeyen bir türün dilden dile yayılmasıyla oluştuğunun düşünülmesine neden olabilir. Bazı yerel Güney Afrika kabileleri üyelerinin Little Karoo yerleşkesi yakınlarında deniz kızlarının varlığına dair 11 kanıtlayıcı taş belge gösterdikleri iddia edilir. Diğer açıklamalarda "Swallow" denen ve mağara duvarlarında rastlanan insan başlı bir kuş resminden yola çıkılarak yapılır. Bu örnek ruhsal ayinler sırasında ruhun beden dışındaki hâlini temsil etmektedir.

Deniz kızı sendromu: Sirenomelia Sirenomelia ya da deniz kızı sendromu bebeğin bacakları yapışık ve cinsel organı da görülemeyecek şekilde dünyaya gelmesi şeklindeki düşük olasılıklı hastalığa verilen isimdir. Hastalığın görülme olasılığı yapışık ikiz doğması olasılığı kadardır ve genellikle doğumdan bir ya da iki gün sonra ölümle sonuçlanır. (Çünkü böbrek ve diğer boşaltım organları çalışamamaktadır). Bugün hayatta olan ve bir dizi operasyon geçirdikten sonra iki ayrı bacağa sahip olan iki kişi vardır. Bunlardan biri Brezilya'da doğan ve yaşaması da adı gibi mucize olan Mílagros (İsp. Mucize) adlı bebektir.

Dev

Dev birçok farklı kültürün efsane folklor ve mitolojisinde yer alan bir doğaüstü yaratık. Genellikle insan görünümünde fakat anormal büyüklükte ve çok kuvvetli tasvir edilmiştir. Kadın veya erkek olabilir. Farklı bölgelerin mitolojilerinde kökenlerine dair farklı inanışlar vardır. Örneğin Hint-Avrupa mitolojilerinin çoğunda kaos ile ilişkilendirilmiş lanetli bir ırktır ve yabani bir doğası vardır. Çoğunlukla tanrılarla arasında husumet vardır (örneğin Yunan mitolojisindeki titanlar). Bazı hikâye ve efsanelerde insan yiyen canavarlar olarak da tasvir edilirler.

Devlere Semavi dinler olarak inanılan dinler ve diğer eski inançlarda da göndermeler yapılmıştır. Genellikle tasvir aynıdır; ilk insanın yaradılışından evvel yaşamış "Tanrı Oğulları" olarak bilinen ve tanrının insan oğullarıyla ilişkiye giren yedi meleğinden türemişlerdir. Hanok kitabına göre Nuh da doğduğunda bahsi geçen devlerle aynı ozelliklere sahipti.

Ejderha
Efsanevi bir yaratık olan ejderha (Türkçesi Evren) çoğunlukla büyüsel veya ruhani güçlere özelliklere sahip kuvvetli ve büyük bir yılan veya başka bir sürüngen olarak tasvir edilmiş tanımlanmıştır. Batı tasvirleri genellikle kanatlıyken Doğu'daki tasvirlerde genellikle kanat bulunmaz. Ejderhalarınkine benzer özellikler içeren efsanevi yaratıklar neredeyse her kültürde mevcuttur. Hatta ejderha Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerinin simgesidir. Ve çoğu zaman iki yüzlü düşmanları belirtmek için 2 başlı ejderha deyimi kullanılır.


Abra

Altay şamanlığında yeraltındaki büyük denizde (Tengiz) yaşadığına inanılan Erlik hizmetlisi timsah biçimli efsane yaratığı. Abura diye bir söylenişi de vardır. Yeşil bir kumaştan yapılmış ve örgülerle süslenmiş Abra'nın tasviri şamanın giysisine asılır. Abra'nın başı puhu tüyleri (ülberk) ile süslenir. Gözü parlak bakır düğmelerden ayakları da genellikle kırmızı kumaşlardan seçilmiş yamalardan yapılır. Bunlara örülmüş dokuz püskül eklenir.

Yelbegen

Zaman zaman yedi başlı dev ya da bir evren (ejderha) olarak tanımlanan mitolojik canavar.

Yedi başlı Yelbegen adlı büyük dev varmış
Öç alır ay güneşten onları yer yutarmış.
Büyük Tanrı Bay-Ülgen aya bakar sararmış
Ayı bitirip yiyen bu deve ok atarmış.
Dev bazan yıldızları kovalar ***ürürmüş
Sonra da parçalarmış ağzından tükürürmüş.
Yıldızlar bu azgından kaçarmış hep göklere
Dev onları ağzından saçarmış hep göklere.

Altay mitolojisinde Ay'ı yiyerek onun küçülmesine (Ay tutulması) yol açan göksel canavar; Yilbüke olarak ta tanımlayabileceğimiz Yelbegen'in neden olduğu ay tutulmasından sonra Altay Türkleri "Yine Yelbegen ayı yedi" derlermiş.

Yutba

Altay tasarımlarında Yeraltı Denizi'nde (Tengiz) yaşadığına inanılan çatal kuyruklu ve dört ayaklı olarak algılanan yılan yeraltı canavarı. Bazı metinlere göreyse Doymadım ırmağının kıyılarında yeşil baldırlı beyaz göğüslü büyük kayığa benzer çeneli korkunç canavarlar vardır. Bunlara Yutpa denir. Yutpa'lar Erlik sarayının bekçileridir. Zaman zaman Abra'nın karşıtı olarak kullanılır.

Şaman giysisinde cübbenin bir yanında yer alan yeraltı canavarı olarak algılanan yılanı temsil edecek biçimde çatal kuyruklu ve dört ayaklı olarak tasarımlanan kötü ruhlardan koruduğuna inanılan siyah kumaştan şerit.


Elf

Elf aslen İskandinavya ve İngiltere mitolojisinde yer alan ve doğan peri halkı. J.R.R. Tolkien tarafından modern edebiyata kazandırılmış ve fantastik kurgunun en popüler öğelerinden biri haline gelmişlerdir. Tolkien'in kitabını inceleyenler Elf'lerin inanç sisteminin Kelt Irkları ile birebir bağlantılı olduğunu açıklamışlardır. Ayrıca Tolkien'in kitapla ilgili yazılarında Elf dilinin okunuş ve yazı açısından çoğunlukla Göktürk alfebesinden alındığını belirtmiştir. Elf'lerin özellikleri; katledilmedikçe veya kederden solmadıkça ölmezler hiç bir hastalığa yakalanmazlar. Ateş yakmaz ve ağaç kesmezler yani insanların tam aksi yöndedirler.


Enkebit


Enkebit; İç Anadoluda görüldüğü iddia edilen doğaüstü bir varlıktır. Anlatılara göre başında altın bir fesi vardır. Sağ elinin ortası deliktir. Enkebit; uyuyan insanların boğazlarını sıkarak onları boğmaya çalışır. Başından fesini kapan kişiye dokunmayacağına inanlılır.


Fantom


Fantom (phantom) halk deyişiyle “hayalet” olarak bilinen bazı fenomenlere ****psişik alanda verilen addır.

Ruhçu görüşe göre fantomlar ruhsal bir faaliyet sonucunda oluşmakla birlikte ne ruhtur ne de ruhun perisprisidir. Fantom fenomenleri Spiritüalizm’de esas olarak 3 grupta ele alınır:
Fiziksel medyumluk deneylerinde oluşan ektoplazmik fantomlar: Neo-spiritüalist görüşe göre bunlar materyalizasyon ve demateryalizasyon tekniklerini kullanan medyumun ektoplazmasını kendi perisprisiyle biçimlendirerek oluşturduğu fantomlardır. Bunların oluşumu için bedensiz bir varlık ile irtibata geçilmiş olması şart değildir. Bedensiz bir varlığın mevcudiyetinin sözkonusu olduğu durumlarda da medyum bedensiz varlıktan aldığı tesir ve imajları peripri-akışkanlar yoluyla ektoplazmasına yansıtarak fantomu yine kendisi oluşturur.
Perisprinin etkisi altında süptil maddelerin yoğunlaşmasıyla oluşan duble ve seyyal ikiz adıyla bilinen fantomlar.
Tekinsizyer fantomu: Cinayette olduğu gibi bazı normal-dışı ölüm koşullarında can çekişen kişinin bıraktığı imaj yüklü vibrasyonların o mekana gelen hassas kişilerce paranormal olarak algılanması sonucunda hassas kişinin fantom algılaması.
Garuda


Altay mitolojisinde gövdesi kol ve bacakları insan biçimli kartal başlı kartal gagalı ve kartal pençeli karakuş.

Garuda evren ağacının dalları arasında bir yuvada bulunan yumurtadan çıkar. Annesi Vinata babası Kasyapa'dır. Er Töştük Destanı'nda Karakuş adıyla yer alır; avlanmaya gittiği sırada bir ejderha (Yelbegen) gelip yavrularını yer ve bunu alışkanlık durumuna getirir. Bu kez Er Töştük ejderhayı öldürür ve yavrularını kurtarır. Bu iyiliğin altında kalmak istemeyen Karakuş onu yeryüzüne indirmek üzere sırtına bindirir. Yolda yiyecek bitince Er Töştük kendi etinden parçalar kopararak Karakuş'a verir. Yere inince bu fedakarlığı gören Karakuş onun yaralarının iyileşmesini sağlar.

Griffon


Griffon; Fransızca sözcük. Geç Latince gryphus yunanca gryps ya da gryops sözcüllerinden geldiği sanılıyor.

Yakındoğu ve Akdeniz mitolojinde yer alan zamanla Türk mitolojisine de geçen aslan gövdeli kanatlı ve kartal başlı; göğü tan ağarışını gücü ve bilimi simgeleyen düşsel varlık. Bir kaç çeşit betimlemesi daha olan mitolojik yaratık.

En çok bilineni; kuş ve aslan birleşimi şeklindeki biçimidir. Bazı efsanelerde kuşun türü söylenmezken diğerlerinde kartal sözcüğü geçer ender olarak da kanatları olmayansalt kartal kafası ve aslan bedeninden oluşmuş bir yaratık olarak anlatılır. Yine anlatılara göre son derece cesur ve gururlu hayvanlardır. Bunlar pençelerinde insan athatta fil taşıyabilecek kadar büyüktürler. Aynı şekilde pençe tırnaklarının kupa olarak kullanılabileceği söylenir. Hatta köprücük kemiklerinden de yay yapılabildiği ifade edilir. İsveçli tarihçi Olaus Magnus'a göre bu yaratıklar Kuzey dağlarında yaşamış bir kuş cinsidir. Rivayetlere göreyse erkek bir griffon ile dişi bir at çiftleştiği zaman ortaya çıkan yaratıklara hipogrif denir. İngilizce gryphon diye de yazılır.

Çin efsanelerinde de gecen bir griffon türü ise geyik gibi boynuzları olan pullarla örtülü başa ve bedene sahip ve aynı zamanda kartal pençeli ve kanatlı bir ejder olarak tasvir edilir. Bu kutsal hayvanın görülmesi zafer ve barışın müjdecisi olarak yorumlanır.

Gulyabani


Gulyabani Gul-i beyabani [ˈguː li be jɑː bɑː ni(ː)] (Far. غول بيابان [ˈʁuː le ba jɒː bɒː niː]) orijinal varyantiyle de karşımıza çıkan bu muhayyel mahlûk gezginlere ve yolculara uğrayıp onları mahveden canavardır. Daha sonraları Anadolu kültüründe ahubabayla beraber anılmaya başlamış ve insan yediği düşünülen kocaman uzun sakallı ve asalı bir dev olarak tasavvur olunmuştur.

Bazı türk halklarının geleneksel demonolojik görüşlerine göre her zaman kadın kılığında olduğuna inanılan mitlojik bir varlık. "Guleybanı" ve "Aleybanı" şeklinde de rastlanır. Adı hurafelerle ilgili olarak "Gulyabani" korkunç bir varlık olup karanlık zamanlarda çölde ve mezarlıklarda koşan birinin gzöüne canlı gibi görünür. Vücudu tüyle kaplıkocaman pis kokulu bu acayip varlığın ayakları tersinedir. Gündüzleri mezara girer. Geceleri ise hortlayıp çıkar. At binmeyi ve at kuyruğu örmeyi ve çocukları çok sever. Bir oyundan çıkarak onları güldürmeye çalışır. O aynı anda çöllerin ve harabelerin sahibiydi. O yolcuları yollarından döndürüp mahvederdi.

Etnik-kültürel gelenekte ise bazen onun "Al ruhu" "Al anası" ve "Al kadını" olduğu düşünülür. Bu görüş aralarındaki benzerlik veya tam yakınlıktan ileri gelir. Pamir Kırgızlarının mitolojik metin ve efsanelerinde bu şeytanî varlığın adına "Gul" ya da "Gul-i Biyaban" şeklinde de rastlanır. Araştırmacılar bu varlığı en eski Arap rivayetlerine bağlıyorlar. "Issız yerin ruhu" gibi anlamlandırılan bu şeytanî varlık "Kar Adam" efsanelerinin yayılmasıyla yeni bir hayat kazanmıştır.

Bütün vücudu sarı-kırmızı tüylerle kaplı bu insanımsı çirkin varlık dağ yamaçlarında ve kimsenin olmadığı çöllerde akşam üstü ortaya çıkar. Avcılara yaklaşıp onlarla insan gibi konuşur. Bir şeyler ister sonra onlara güreş yapmayı önerir. Avcı kazanırsa "Gulyabani" sessizce çekip gider. Ama eğer o kazanırsa avcı uzun zaman hasta yatacak demektir. Ya da çöllük ve harabe bir yerde yalnız başına yatan birinin ayağının altını yalaya yalaya kan çıkacak kadar inceltir. Sonra ölünceye kadar kanını içer.

Etimolojisi

gul jɑ bɑː ˈni sözcüğü Arapça "Ä¡Å«l غول" yani canavar ile Farsça "beyābān بيابان" yani çöl yahut yabanlık ve Farsça nispet eki "Ä«"den terkiple türemiştir.

Hıbılık


Türkiye'nin bazı yörelerinde yaşayan insanlara göre görünüş olarak Alkarısı şeklinde olan kötücül bir varlık. Ona gıbılık da denilmiştir. Ancah "hıbılık"ın ondan farkı vardır. Alkarısı sadece yeni doğum yapmış kadınları rahatsız eder. Oysa hıbılık kadın-erkek hiç kimseye rahat vermez. Hıbılık genellikle yalnız kadın görünüşündedir ancak erkek görünüşlüsü de vardır. O yanına gittiği kişinin göğsüne çöker ve nefesi kesilip ölene kadar boğazını sıkar.
İnanışa göre hıbılık onu yakalayan birine bol bol altın verir. Bazı yörelerdeki görüşlere göre hıbılık uykudayken insanların üzerine çöken kötü ruhtur. Hıbılık kimi basarsao insan yerinden kıpırdayamaz dili tutulur ve ter basar.

Hortlak


Mezardan çıkarak insanları korkuttuğuna inanılan yaratık hayalet zombi. Ölüp tekrar dirilen. Korku edebiyatı ve sinemasında; ruhen terk edildikten (ve muhtemelen çürümeye başladıktan) sonra bir varlık tarafından kontrol altına alınarak tekrar kullanılmaya başlanılan beden anlamında kullanılır (Namevt ing. Undead). Söz konusu varlık bedenin eski sahibi olabileceği gibi bir başkası da olabilir.

Ölen bir kişinin mezarından çıkıp dolaşmasına "hortlaklık" bunu yapana ise "hortlak" denir. İnanışa göre yaşarken kötülük edenler başkalarının ağız tadını kaçıranlararabozucu ve dedikoducu geçimsiz insanların ölünce hortlayacağına inanılır. Hortlak çoğunlukla yaşlı kimselerden olur. Gömüldüğü gece mezarından kalkar.

Eski Türklere göre eğer insan savaşta değil de yaşlılıkta ölürse onun Gök Tanrı tarafından Uçmak'a alınmayacağına inanılmıştır. Gene inanışlara göre hortlak gece mezardan kalkan sırtında kefenle ortalıkta dolaşan bir yaşayan ölü'dür. Bunlar kızdıkları kimselere sataşırlar hızlı koşarlar ata binebilirler silah kullanabilirler insana kızabilirler istediklerini döverler sevdiklerini kaçırırlar ev basarlar yol keserler. İnanışa göre hortlağın saldırısından korunmak için mezarlık yakınlarından geçerken dua okumak gerekir. Söylentiler hortlakların genelde çirkin ve ürkütücü olduğunu sırtında kefen ya da tabut taşıdığını söyler. Anadolu halk inançlarına göre bir kimsenin hortlaması uğursuz bir olaydır. Hortlayan kişinin ahiretten kovulduğuna inanılır. Hortlaklar dişi de olur erkek de. Kimi hortlaklar "hayvan" kılığında gezer çoklukla ıssız kalmış evlerde tekin olmayan yerlerde mezarlıklarda bulunurlar.

Hidra


Lerna bataklıklarında yaşayan dokuz başlı bir canavarın adıdır. Bu canavarın öldürülmesi Herkül'ün on iki görevi arasında 2 sırada yer alan vazifedir. Babası Titan Tifon ve annesi canavarların tanrıçası Ehidna olan Hidra'nın Lerna gölündeki yuvası ölümden sonraki dünya ile insanların dünyası arasındaki kapının tam ağzında yer almakta olupHidra ise bu kapının bekçiliği görevini üstlenmekteydi. Hidra'nın öldürülmesinin çok zor olmasının sebebi kesilen her bir başın yerine derhal bir yenisinin çıkması idi.

Herkül bu canavar ile karşılaşmadan önce bataklık içerisindeki zehirli gaz ve dumanlarla kaplı Hidra yuvasının girişinde ağzını ve yüzünü bir örtü ile örterek kendini korumuştur. Canavar ile karşılaşıp savaşmaya başlayan Herkül bir süre sonra kestiği kafaların yerine devamlı yenilerinin çıktığını görünce aslında boşuna savaşıp yorulduğunun fark etmiş ve tam umutsuzluğa kapılmaya başladığı anda yardımına İolaos (Herkül'ün yeğeni) yetişir.

Sanıldığına göre o anda Athena'nın da yardımı ile canavarın kesilen başlarının bir daha çıkmaması için boyunlarının meşale ile yakılmasını akıl eder ve hemen orada yaktığı meşaleyi Herkül'e uzatır. Bu meşale sayesinde kestiği başların yerini dağlayarak canavarı öldürmeyi başaran Herkül Hidra'nın kestiği başlarından birini bir kesede saklayarak onun zehirli kanını daha sonraki görevlerinde oklarında kullanmış böylece bu okların açtığı yaraların kapanmaz bir hale gelmesini sağlamıştır.

Huma Kuşu


Söylentiye göre Kıpçak çöllerinde Çin'de ve Hindistan'da yaşayan mitolojik efsanevi bir kuş. Umay kuşu. Cennet kuşu. Yunanca Feniks denilirdi.

İtbarak


İtbarak (ya da İt Barak); eski Türk destanlarında sözü edilen Türklerin sürekli savaşa tutuştukları o zamanki Türklerin kuzeybatısında yaşayan "köpek başlı insana benzer yaratıklar". Efsanelere ilk defa "Çok tüylü köpek" manasında geçmiştir. Oguz Kagan destanlarına göre "Itbarak'ların yurdu kuzey-batıya dogru uzanan karanlık ülkeleri içindeydi. Oğuz Han 'İtbarak'lara karşı bir akın yapmış; fakat yenik ayrılıp dağlar arasındaki bir nehrin ortasında bulunan küçük bir adacığa sığınmak zorunda kalmıştı.

Kara Korşak


Kara korşak; Türkmen kültüründe eşek köpek domuz keçi kılığına girdiğine inandıkları kötücül ruh ya da cindir. Gece kapıları çalıp ev sahibinin tanıdığı bir ses ve kılıkla onu kandırarak çağırıp kaçırırmış. Bu cinden korunmak için pantolonun düğmelerini açmak gerektiğine inanılır.

Kerberos


Kerberos Yunan mitolojisinde Hades'in yönettiği ölülerin bulunduğu yeraltının kapısında bekçilik yapan üç başlı köpek (Hesiode'ye göre 50 Horace'a göre ise 100 başı vardı). Kuyruğu bir yılan olan ve sırtında sayısız yılan başı bulunan ısırıkları zehirli bu köpek Herkül'ün 12 görevi arasında yer alır. Kerberos Yunanca "çukur iblisi" (çok derinlerdeki şeytâni çukur) demektir. Yarı kadın-yarı yılan Ekhidna ile dev Typhon'un oğlu olan Kerberos'un kardeşi Orthros'tur. Dev zincirlerle bağlı olan bu köpeğin görevi yer altına giren ölülerin tekrar yeryüzüne çıkmalarını önlemektir. Sadece üç kere yenilmiştir son görevi Kerberos'u yakalamak olan Herakles tarafından yakalanarak.

Müzik yeteneğini kullanan Orpheus tarafından uyutularak
Lethe ırmağındaki su yardımıyla Hermes tarafından uyutularak

Roma mitolojisinde ilaçlı keklerle Aineias tarafından uyutularak

Yine bir Roma masalında ilaçlı keklerle Psykhe tarafından uyutularak.

Kerberos özellikle kapıların eşiklerin ve sınırların bekçisi olmanın arketipi olmuştur. Orta Çağdan günümüze kurgu yapıtlarda sıkça bu özelliğiyle yer almıştır (Dante'nin İlahi Komedya'sında ve Fluffy olarak J. K. Rowling'in Harry Potter ve Felsefe Taşı adlı kitabında.) Ayrıca günümüzde güvenlik ve savaş alanında da kullanılmaktadır (MİT tarafından geliştirilen Kerberos protokolü gibi.)

Herkül'ün 12. Görevi

Herkül'ün 12. ve son görevi Hades'in krallığını yaptığı ölüler diyarının bekçi köpeği olan Kerberos'u Atina'ya getirmekti.Görevi aldıktan sonra diğer tarafa geçmek için Eleusis'ten yardım ve bilgi alan Herkül Tanareum bölgesinde ölüler diyarına geçiş yapabileceği girişi bulur. Athena ve Hermes'in yardımı ile girişten geçen ve Charon'u da yine Hermes'in yardımı ile geride bırakan Herkül Kerberos ararken Ölüler diyarında Hades tarafından zincirlenen Thesus'u sihirli kelepçelerinden güç de olsa kurtarır.

Hades ve Persephone'nin karşısına çıkıp durumunu anlatan Herkül onların onayını alarak Kerberos'u geri getirmek üzere izin alır. Kerberos'un karşısına çıkıp güreşte onu yenmeyi başaran Herkül Kerberos'u yeraltı dünyasından çıkararak Atina'ya; Eurystheus'un karşısına çıkarır. Korkudan nereye saklanacağını bilemeyen Eurystheusyakınında bulunan büyük bir amfora'nın içerisine saklanır. Herkül'ün Kerberos'u yeryüzüne çıkardıktan sonraetrafa saçılan zehirli salyasından dünya üzerindeki ilk zehirli bitkiler oluşmuş ve buradan yayılarak diğer ülke ve topraklarda da yetişmeye başlamıştır.

Kiklop


Yunan mitolojisinde alınlarının ortasında tek gözleri bulunan devler. Poseidon ile Amphitrite'nin oğulları. Onlar tanrılardan korkmayan zalim insan etiyle beslenen yaratıklardır. Homeros'a göre kikloplar mağaralarda yaşayan korsan çobanlardır. Odysseus adamları ile birlikte Troya Savaşından vatanına dönerken dev kiklop Polyphemos'a esir düşmüş ve onu öldürmek zorunda kalmıştı. Oğlunun öldürülmesine sinirlenen Poseidon Odysseus'u bin bir türlü felaketle cezalandırmıştı. Hesiodos'a göre kiklop'lar üç taneydi Gaia ve Uranos'ün çocukları idi. Brontes Steropes ve Arges ('gök gürültüsü' 'parıltı' ve 'şimşek'). babaları tarafından Tartaros'a hapsedilmişdaha sonra Zeus tarafından kurtarılmış ve ona titanlara karşı savaşta yardım etmişlerdi. Bir rivayete göre kikloplar Apollon'un oğlu sağlık ve hekimlik tanrısı olan Asklepios'u öldürmüşlerdi. Buna sinirlenen Apollon oğlunun öcünü almış ve kiklop'ları öldürmüştü. Daha sonra çıkan efsanelerde kikloplar ateş tanrısı Hephaistos'un yardımcıları idi ve onun yanında demircilik yaparlardı.

Türk mitolojisinde karşılığı Tepegöz'dür.

Kujuta


Değişik inançlara göre türleri anlatılan ve farklı taş ve ****llerden oluştuğu söylenilen yedi cennet vardır ve Araf'ın da içinde bulunduğu yedi cehennem vardır (Kimileri Dünya'yı da bu yedi cehennemden biri sayar.) Yeryüzü büyük bir denizle çevrili geri kalan bölümde ise çember biçimindeki Kaf Dağı bulunur. Yeryüzü -ışığıyla gökyüzünün mavi rengini de yansıtan- kutsal taş Sakrat'ın üzerinde oturmuştur. Bu taşın tek bir tanesinin sahibine büyüsel güçler sağladığı ileri sürülür.

İşte tüm bunların dev bir meleğin omuzlarında durduğu (Yunan mitolojisinde Atlas) bu meleğin de birçok gözü ve ayakları bulunan büyük bir boğa olan Kujata'nın üzerindeki yakuttan bir kayanın üzerinde durduğu ve boğa Kujata'nın da kaosta yüzen devasa bir balık olan Bahamut'un üzerinde durduğuna inanılır.

Kujata bu bağlamda Bahamut tarafından desteklenen yakut üzerinde oturuken aynı zamanda dünyayı taşımakta olan melek arasında yer alan mitolojik bir boğadır.

Leprikon


Leprikon (Modern İrlandaca: leipreachán diğer kullanımları: leprechawn-lubberkin-lepracaun) İrlanda mitolojisinde İrlanda Adası'nda yaşadığına inanılan yeşil giyinenayakkabıcılıkla uğraşan küçük vücutlu cinler. İrlandalı mitoloji araştırmacılarının söylediklerine göre Celt ırkı insanların İrlanda adasına ayak basmadan önce burası Leprikonların ortak yaşam alanıydı.

Leprikonlar ve diğer yaratıklar Celt ve Celt öncesi tarihin birer sembolüdür.

Ayakkabı yapımıyla para kazandıklarıçok zengin oldukları ve savaş zamanında birçok hazine gömdükleri söylenir. Efsaneye göre bir Leprikonla karşılaşıp gözgöze gelen kaçamaz ve o anda ortadan kaybolur.

Melusine


Melusine (ya da Melusina) Avrupa efsanelerinde bir fügrdür. Kutsal kaynaklı nehirlerin sularının dişi ruhlarıdır.

Genellikle yılan ya da balık biçiminde bir kadın olarak betimlenirler. (Deniz kızları gibi). Bazen bu betimlemere kanat ikinci bir kuyruk veya boynuz da eklenebilir. Bazı efsanelerde niksilerden oldukları da belirtilmiştir.


Merküt Markut


Merküt (ya da Markut); Altay efsanelerinde gök yolculuğuna çıkan kamın ruhuna ilk üç gökkatı boyunca kılavuzluk eden dev dişi gök kuşudur.

Anadolu 'da geleneksel Türk kültürünün taşıyıcılarından olan Yörük boyları arasında yaramazlık yapan çocukları korkutmak için uydurulan düşsel bir varlık olarak ta görünür. Aslında bu düşsel denilen varlığın kökü ulu dil birliği çağına kadar gider. Bu mitolojik varlık hakkında Yörükler arasında şöyle denilir: "Merküt Merküt ... Bacadan kolunu salla..." Yaşlıların derin inanışlarına göre Merküt bir kuştur. O sadece adı anılanları korkutur.

V. Radlov "Sibirya'dan" adlı eserinde Altay dağlarında yaşayan kamlardan ve kurban törenlerinden söz ederken "Sema kuşu Merküt"ün adı geçen bir kam duası metnini de kaydetmiştir:

"Gök kuşları beş Merküt tırnakları bakırdan Ayın tırnağı bakırdan Ayın gagası buzdan Geniş kanatları muhteşem hareketli.

Uzun kuyrukları yelpaze gibi Sol kanadı ayı örter. Sağ kanadı güneşi Ey dokuz kartalın anası! Yayığı geçerken şaşmaz İdil üstünde yorulmez Öterek gel sen bana! Oynayarak gel sen sağ gözüme! Sağ omzumun üstüne kon."

Nemea Aslanı (The Lion of Nemea)


Argolis Bölgesi'nde "Nema" adındaki vadide yaşayan ve etrafa dehşet saçan bir aslanın adıdır. Bu aslan Herkül tarafından öldürülmüştür. Nemea Aslanı'nın Typhon ve Echidna'nın çiftleşmesinden bir araya geldiği söylense de bazı tarihçilere göre Zeus ve Selene'nin çiftleşmesinden doğma Ay'dan düşen bir varlık olduğu da zaman zaman belirtilmektedir.Nemea Aslanını öldürüp postunu yüzmek Herkül'e kuzeni Eurystheus tarafından verilen 12 görev içerisinde ilk sırada olandı. Aslan o sıralarda Nemea Bölgesi'ne dehşet ve terör saçmaktaydı. O zamana ait herhangi bir av silahı ile bu hayvanı öldürmek mümkün görünmemekteydi. Herkül aslanla ilk karşılaştığında önce bir odun daha sonra ok ve yay ve en son olarak da bronz bir kılıç ile hayvanı öldürmeye çalışsa da başarılı olamamış daha sonra aslanla saatlerce güreştikten sonra kolları ile boğarak öldürmeyi başarmıştır.Hayvanı uzun bir uğraştan sonra öldükten sonra saatler boyunca uğraşmasına rağmen aslanın postunu yüzemeyen Herkül'ün imdadınayaşlı bir kadın kılığına bürünen Athena yetişir ve Herkül'e bu postu yüzmek için en iyi aletin aslanın kendi pençeleri olduğunu anlatır. Bu küçük ilâhi yardım ile ilk görevini başarı ile bitiren Herkül Nemea Aslanı'nın her türlü kesici silaha karşı olan postunu daha sonra kendisi için bir zırh gibi kuşanarak diğer görevlerini gerçekleştirirken kullanmıştır.

Minotaur


Minotor (Yunanca: Μινώταυρος Minotavros): Yunan mitolojisinde yarı insan-yarı boğa yaratık. Özgün sözcük Minotor'dur ve Yunanca "Minos’un Boğası" anlamına gelir.

Öyküsü

Girit’te hüküm süren güçlü kral Minos gücünü kanıtlamak için Poseidon’dan ona kurban edeceği bir boğayı denizden çıkartıp vermesini ister. Ama hayvan Minos’a o kadar güzel görünür ki onu kurban etmeye kıyamaz ve saklar. Bunun yerine başka bir boğayı kurban eder. Poseidon bunu fark ettiğinde çok sinirlenir ve Minos’un karısı Pasiphae’de boğaya karşı bir aşk uyandırır. Pasiphae’nin boğayla çiftleşmesinden boğa başlı ve kuyruklu insan bedenli Minotor doğar.

Minotor sanatçı Daidalos’un yaptığı Labyrinthos adlı içinden kimsenin çıkamayacağı yapıya kapatılır. Minotor insan etiyle beslenmektedir. Bunun için Atinalılara karşı savaş kazanmış olan Minos onlardan haraç olarak her yıl Minotor’un yemi için yedi genç erkek yedi genç kız ister. Üçüncü haraç yılı geldiğinde Theseus Minotor’u öldürmek için Girit’e giden gemiye biner. Labyrintos’a sokulacak kafile halkın gözü önünden geçirilirken kralın kızlarından Ariadne Theseus’u görür görmez ona aşık olur. Daidalos’un öğüdüyle Theseus'a bir yumak iplik verir. İpliğin ucunu girişe bağlamasını böylece dönerken ipi takip edip çıkışı bulabileceğini söyler. Ariadne Theseus'un kendisiyle evleneceğine dair bir de söz alır. Theseus uykuda yakaladığı Minotor’u kıpırdamaz halde yere bastırıp yumrukları ile öldürür.

Nemf

Nymphler (Nymphe veya Türkçe nemf nimf olarak da anılırlar) Yunan Mitolojisi nde yeri ve denizi dolduran sayısız çokluktaki dişi tanrısal varlıklardır. Ölümsüz değillerdir ama tanrılar gibi ambrosia ile beslendiklerinden çok uzun yıllar yaşarlar ve hep genç ve güzel kalırlar. Doğurganlık ve zariflik simgesidirler. Mitlerde genellikle güzellikleri yüzünden başlarından geçenler anlatılır genel olarak perilerin güzelliğine vurgu yapılır.

Çok sayıda nymph türü vardır ve bunlar yaşadıkları yerlere göre ayrı adlar alırlar. Oreadlar dağlarda Naiadlar akarsularda Dryadlar meşe ağaçlarında yaşarlar.

Pegasus


Pegasus Yunan mitolojisi'nde kanatlı at. Deniz tanrısı Poseidon ile yılan saçlı Gorgon Medusa'nın oğlu ve dev Chrysaor'un kardeşi olduğuna inanılır.

Perseus tarafından kafası kesilerek öldürülen Medusa'nın kafasından ya da toprağa sıçrayan kanlarından doğduğu gibi iki değişik söylence bulunur. Rengi tamamen beyazdır ve uçmasına olanak veren iki büyük kanadı vardır. Uçarken havada koşuyormuş gibi görünür.

Pegasus doğar doğmaz yeryüzünden ayrılmış ve tanrıların diyarına uçmuştur. Zeus'a yıldırımları getirme görevini üstlenmiştir. Helicon Dağında bulunan ve Musalara (veya Müzler) ilham verdiği sanılan Hippocrene pınarının Pegasus'un ayağıyla yere vurması sonucu ortaya çıktığına inanılır ve Pegasus "şiirsel ilham" ile özdeşleştirilir. Daha sonraları Bellerophon tarafından Athena'nın ona verdiği altın dizgin yardımıyla yakalandığı Kimera ve Amazonlarla olan çarpışmalarında da ona yardım ettiği söylenir.

Aşırı hırsın zararlı olduğunun sembolü olarak gösterilen Bellerophon Olimpos dağına çıkıp ölümsüzlerin arasına karışmak isteyince onu üzerinden atan Pegasus tek başına Olimpos dağına dönerek eski görevlerine devam etmiştir. Pegasus'un Bellerophon'u üzerinden atmasına sebep olarak Zeus tarafından gönderilen dev bir atsineğinin ısırmasından ürkmesi de söylenceler arasındadır. Daha sonraları kendine eş olarak Euippe (ya da Ocyrrhoe)'yi aldığı ve kanatları atların soyunu başlattığı söylenir.

Sentor (Centaur)


Sentorlar (Yunanca: ΚÎ*νταυρος Kendavros (tekil) ΚÎ*νταυροι Kendavri (çoğul)) Yunan Mitolojisinde kısmen insan ve kısmen at görünümlü yaratıklardır.

Efsaneler

Sentor efsanesi muhtemelen at sırtında savaşa giden eski savaşçılardan gelmektedir. Sentorun sureti görenlere çok faklı ve ürkütücü gelmektedir. İnkalar'ın Pizarro ve adamları 1533 'de at üstünde geldiklerinde yanılmış olmaları muhtemeldir. Çünkü inandıkları at ve insan birleşimi canlının gerçek olduğu fikri onları o sırada çok korkutmuştur.

Bilinen Sentorlar
Sentorler arasında en ünlüleri Nessos Hiron Folos Evritiyon'dır. Hepsi Herakles hikayelerinde geçmektedir. İleos ve Roitos ise Atalanta'ya saldırı girişimi sırasında Meleager tarafından yok edilmişlerdir.
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza

Konu User tarafından (07 Aralık 2014 Saat 22:43 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
bazi, efsane, gecen, mitlerde, yaratiklar

Seçenekler
Stil


Saat: 07:13

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,