ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Kütüphane > Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk Mustafa Kemal Atatürk


Atatürk'ü Vahdettin Yollamış Yalanı ve Mustafa Armağan'a "Hatt-ı Hümayun"Yanıtı

Mustafa Kemal Atatürk


Atatürk'ü Vahdettin Yollamış Yalanı ve Mustafa Armağan'a "Hatt-ı Hümayun"Yanıtı

ForumSevgimiz Kütüphane Kategorisinde ve Mustafa Kemal Atatürk Forumunda Bulunan Atatürk'ü Vahdettin Yollamış Yalanı ve Mustafa Armağan'a "Hatt-ı Hümayun"Yanıtı Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Atatürk'ü Vahdettin Yollamış Yalanı ve Mustafa Armağan'a "Hatt-ı Hümayun"Yanıtı Atatürk'ü Vahdettin Yollamış Yalanı ve Mustafa Armağan'a "Hatt-ı Hümayun" Yanıtı "Vahdettin'in ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 04 Aralık 2014, 17:20   #1
Durumu:
Çevrimdışı
Dua '
Üye
Dua ' - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cok Asik
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: N'apcan, Gelcen
Yaş: 28
Mesajlar: 8.046
Konular: 3154
Beğenilen: 2610
Beğendiği: 3268
www.forumsevgisi.com
Standart Atatürk'ü Vahdettin Yollamış Yalanı ve Mustafa Armağan'a "Hatt-ı Hümayun"Yanıtı

Atatürk'ü Vahdettin Yollamış Yalanı ve Mustafa Armağan'a "Hatt-ı Hümayun"Yanıtı

Atatürk'ü Vahdettin Yollamış Yalanı ve Mustafa Armağan'a "Hatt-ı Hümayun" Yanıtı
"Vahdettin'in Atatürk'ü Anadolu'ya milli hareketi başlatsın diye gönderdi." iddiasında bulunan kişilerin kaynak veya belge olarak gösterdiklerini bir sıralayalım:

1. "Paşa, Paşa devleti kurtarabilirsin..."
2. Fevzi Çakmak'ın, hanımı Fitnat Çakmak'a anlattıkları...
3. Mustafa Armağan'ın köşesinde yazdığı "Hatt-ı Hümayun"...
4. Vahdettin'in Atatürk'e geniş yetkiler vermesi...
5. Atatürk'ün çok kez Vahdettin ile görüşmüş olması ve Atatürk'e vize vermesi...
6. Mevlanzade Rıfat'ın kitabında yazdıkları...

Mevlanzade Rıfat'ın Yazdıkları:
Aslında herşey Mevlanzade Rıfat'ın dedikleriyle başlıyor. 1929 yılında çıkarmış olduğu kitapta Atatürk'ü Vahdettin'in Anadolu'ya gönderdiğini, Kurtuluş Savaşı'nı Vahdettin'in başlattığını söylüyor. Hatta daha da ileri giderek Vahdettin'i "kahraman" ilan ediyor.
İsterseniz Mevlanzade Rıfat kimdir bi ona bakalım; Mevlanzade Rıfat Efendi dediğimiz kişi, Osmanlı komutanlarına küfreden bir insandır. I.Dünya Savaşına katılan komutanlara "Büyük alçaklar ve haydut başları..." diye hakaret etmiştir.[1] Bunun üzerine Atatürk, Harbiye Nezareti'ne dilekçe vererek cezalandırılmasını istemiştir. Atatürk, "Osmanlı komutanlarına kimse hakaret edemez..." diyerek karşılık vermiştir. Bu dilekçeyi de gazetelerde yayınlatan Atatürk, Mevlanzade Rıfat'ın en büyük düşmanı durumuna gelmiştir.[2] Mevlanzade Rıfat'ın arası Vahdettin ile çok iyidir. Vahdettin San Remo'ya kaçtıktan sonraki ziyaretçilerinden biri de Mevlanzade Rıfattır. San Remo'ya ilk defa 1922'de bir Yunanlı albayla birlikte gelmiştir. Ankara'ya karşı Yunanistan ile anlaşma teklif etmiştir. Bu görüşmeden sonra Vahdettin Mevlanzade Rıfat'a para vermiştir.[3] Ayrıca Mevlanzade Rıfat Kürt Teali Cemiyeti üyesi, önemli bir bölücü politikacı ve yazardır.[4] Lozan'dan sonra 150likler listesinde ismi olduğundan ülkeyi terk etmiştir daha sonra Hoybun Cemiyeti'nin(kürt-ermeni bölücü çete) kurucuları arasında yer almıştır. Bütün "Vahdettin hain değildir" diyen tarihçilerin ana kaynaklarından bir tanesi, Türk komutanlara hakaret eden, Atatürk düşmanı, bölücü bu hainin dedikleridir.

Yazdıklarının çoğu belgelenememiş ve söylentiden ibarettir. Kendi içinde de sürekli çelişen ve birçok mantık hatası bulunan Mevlanzade Rıfat'ın dediklerini dikkate almak saçmalıktan öte birşey değildir.

Atatürk'ün çok kez Vahdettin ile görüşmüş olması ve Atatürk'e vize vermesi...
Aslında bunlar birşeyi kanıtlamaz. Atatürk, İstanbul'a geçirdiği 6 aylık bir sürede kurtuluş yollarını aramış olduğu kanıtlanmıştır. İlk olarak diplomasi yolunu seçen Atatürk, bunu gerçekleştiremeyince Anadolu'ya geçme planları yapmıştır. Diplomatik olarak iki yol izlemiştir;

1. İstanbul'a geldikten 1 gün sonra İngiliz istihbaratına yakın gazeteci Ward Price ile görüşüp kendisini kısaca "Eğer Anadolu'yu vilayetlere bölecekseniz kabiliyetli yöneticilere ihtiyacınız olacaktır. Ben vali olmaya adayım.." diyerek hem bir yandan İngiliz yanlısı göstermek istemiştir. Ayrıca Vali olarak atandığı zaman ise hem geniş yetkileri olmuş olacaktı hemde atandığı vilayetlerdeki jandarmayı komuta altına almış olabilecekti ama gerçekleşmemiştir.

2. İngiliz dostu gözükmek ve hükümet değişikliğine gidilmesi, kendisinin Harbiye Nazırı(Genelkurmay Başkanı) yapılmasını önermiştir: Bir yandan Minber adında bir gazete çıkartıp, İngiliz yanlısı gözüküp diğer komutanlar gibi Malta'ya sürülmekten kendini korumuştur. Bir yandan da hükümet değişikliğini önermiştir. Genelkurmay Başkanı olması orduyu yönetme yetkisi vereceği için bu yolu seçmiştir ama bu da gerçekleşmemiştir.

Diplomatik yollar tükenince Anadolu'ya geçiş planları yapmıştır ve bu doğrultuda birçok asker arkadaşıyla görüşmüş, yeraltı örgütleriyle irtibata geçmiş (Mim-Mim Grubu) ve cemiyetlerin kurulmasına önayak olmuştur. (Trakya Paşaeli Cemiyeti vb.)

----------------------------------------------

"Vizeyi Atatürk'e Kurtuluş Savaşı'nı başlatsın diye Vahdettin verdi." iddiasını aslında Vahdettin kendi ağzıyla yalanlıyor; Şöyle ki, Vahdettin, 1923'te Mekke'de yayınladığı beyannamede Atatürk'ü, Kurtuluş Savaşı'nı başlatması için seçerek Anadolu'ya göndermediğini, "Mustafa Kemal'i Anadolu'ya gönderen kabineye uydum" diyerek itiraf etmiştir.
Vahdettin'e çok yakın olan Başkatip Ali Fuat Bey de anılarında Vahdettin'in Kurtuluş Savaşı'nı planladığına yönelik en ufak bir bilgi kırıntısına bile yer vermemiştir. Anılarında Vahdettin'le ilgili çok küçük ayrıntılara bile yer veren Ali Fuat Bey'in böyle önemli bir noktayı kaçırması imkansızdır.
Vahdettin'in Atatürk'ü Samsun'a gönderdiği zaten bilinen bir gerçektir bunu kimse yalanlamıyor. Zaten bu gerçeği 1926 yılında bizzat Atatürk, Falih Rıfkı Atay'a açıklamıştır.

Atatürk, Damat Ferit Hükümeti'nin, Padişah Vahdettin'in ve İngilizlerin bilgisi dahilinde hatta "İngiliz vizesiyle" Anadolu'ya geçmiştir. Evet! Atatürk'ü Padişah Vahdettin Anadolu'ya göndermiştir! Burada kilit soru şudur? Peki ama niye göndermiştir?

İngilizlerin İsteği!
İngilizlerin emperyalist emelleri açısından Karadeniz bölgesi ve Kafkaslar çok önemlidir; çünkü Kafkaslardaki doğal kaynakları ve Hindistan ticaret yolunu kontrol etmenin biricik yolu bu bölgeyi kontrol etmektir. Kafkaslara ve Güney Asya'ya açılan bir koridor durumundaki Karadeniz bölgesi ve Karadeniz limanları İngilizleri çok fazla ilgilendirmektedir. Bu nedenle İngilizler, 26 Aralık 1919'da Batum'u işgal etmişler ve o bölgedeki 9. Ordu'nun terhisi ve silahların teslimi işlerinin yavaş gittiği gerekçesiyle bu ordunun komutanı Yakup Şevki Paşa'nın görevinden uzaklaştırılıp, yerine emirleri uygulayacak birinin getirilmesini istemişlerdir.[5]
İstanbul hükümeti hiç zaman kaybetmeden İngilizlerin bu isteğini yerine getirmiştir. İngilizler, Ermenilerin yaşadığı doğudaki altı ille de özel olarak ilgilenmişlerdir; çünkü Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 24. maddesine göre bir karışıklık durumunda oralar işgal edilebilecektir.

İngilizler, Mondros Ateşkes Antlaşmasından hemen sonra Kafkaslardan, Doğu illerinden ve Karadeniz'de özellikle Samsun'dan şikayet etmeye başlamışlardır. Mütareke döneminin en huzursuz ve karışık yerlerinden biri Samsun'dur. Bu karışıklığın temel nedeni bölgenin etnik yapısı ve Pontus Rum çetelerinin faaliyetleridir. Rum çetelerine karşı kurulan Türk çetelerinin çatışmaları, mütarekenin başından beri İngilizlerin dikkatini çekmiştir.[6]

İngiliz Calthorpe ve Amet 1918 Kasım sonlarında, "Samsun'da mütareke hükümlerinin henüz uygulanmamış olduğunu ve Hıristiyanları toptan öldürmek için Müslüman ahalinin silahlandırıldığını" iddia etmişlerdir. [5]

İngilizlerin Samsun'a asker çıkarmaları bölge halkının tepkisini çekmiş, 17/18 Mart 1919 gecesi Makineli Tüfek Bölüğü'ne bağlı Teğmen Hamdi Bey, askerleriyle birlikte dağa çıkmıştır.[6]

Teğmen Hamdi Bey'in mücadele etmek için dağa çıkması İngilizler açısından bardağı taşıran son damla olmuş, İngiliz yetkililer, hükümetin bir an önce bölgede asayişi sağlamasını, aksi halde meydana gelecek olayların sonucuna katlanması gerekeceğini belirtmiştir.

İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, 21 Nisan 1919'da Osmanlı Harbiye Nazırlığı'na bir nota vermiştir. Notanın içeriği şöyledir:

1 - Erzurum, Erzincan, Bayburt ve Sivas yörelerindeki ordunun terhis ve silahlarının toplanması işi çok yavaş gitmektedir.
2 - Bu yörelerde, Kars'ta olduğu gibi baştan başa şuralar kurulmuştur.
3 - Bu şuralar, ordunun denetimi altında asker toplamaktadır. Bu gelişmeler o bölgede yaşayan halkı rahatsız etmektedir.
4 - Bu gelişmeler, Ermenistan hakkında verilecek karara karşı koymak için İttihatçı-Jön Türklerce örgütlenmektedir.[7]

Bu İngiliz notasının sonunda Amiral Calthorp'e, "Gereken her türlü önlemin derhal alınmasını, ilgililere emir ve talimat verilmesini, yoksa işin ciddiyet kazanacağını" bildirmiştir.[5]

Amiral Calthorpe, Sadrazam Damat Ferit'e gönderdiği resmi yazıyla yetinmemiş, Padişah Vahdettin'le de görüşerek, "Karadeniz'deki karışıkların bastırılması konusunda" ona da kesin uyarılarda bulunmuştur. Calthorpe, Vahdettin'e, "Yüksek yetkiler sahip askeri bir kurulun, başlarında yetenekli bir generalle derhal görev yerine giderek, o bölgedeki 9. Ordu'yu disiplin altına almasını" söylemiştir.[8] (Atatürk'ün yüksek yetkileri olduğu biliniyor.Bu yüksek yetkilerin verilmesini isteyen İngilizler olduğunu burda öğrenmiş oluyoruz.Yani Vahdettin Atatürk'e "Al sana yüksek yetkiler, git milli hareketi başlat" dememiştir. )

O günlerde Osmanlı yönetiminin en çok dikkat ettiği nokta Paris Barış Konferansı'nda Osmanlının aleyhine kullanılabilecek bir durumun oluşmamasıdır. Bu bakımdan özellikle İngilizlerin memnun olması çok önemlidir. Bu amaçla İngilizlerin 21 Nisan tarihli notasına uygun olarak Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinde asayişi sağlayacak önlemler alınmalıdır. Zaman kaybetmeden güçlü bir komutan bölgeye gönderilerek, asayiş sağlanmalı ve Paris Barış Konferansı öncesinde İngilizler memnun edilmelidir.

Sadrazam Damat Ferit ve Padişah Vahdettin işte bu düşünceler içinde Atatürk'ü 9. Ordu Müfettişi olarak Anadolu'ya göndermişlerdir.

Atatürk'e verilen görev ve yetkiler şunlardır:

1 - Bölgedeki asayişin düzeltilmesi, asayişsizlik sebeplerinin saptanması.
2 - Silah ve cephanenin biran önce toplattırılıp koruma altına alınması.
3 - Şuralar varsa ve asker topluyorsa, bunun kesinlikle engellenmesi.
4 - Şuraların kapatılması.

Atatürk'e geniş yetkiler verildiği doğrudur. Ancak Vahdettinci yazarların, Vahdettin'in, Atatürk'e bu geniş yetkileri, "gizlice bütün yurtta direnişi örgütlemesi" amacıyla verdiği iddiaları yalandır. Çünkü bu yetkilerin geniş olmasının iki nedeni vardır.

Birincisi, 21 Nisan 1919 tarihli İngiliz notasında sadece Karadeniz bölgesinden değil doğu illerinden de söz edilmektedir. Yani yetkilerin geniş tutulmasının birinci nedeni, doğudan İngiliz notasıdır. İkincisi de bu yetkileri Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım İnanç Paşa'yla yaptığı görüşme sonunda bizzat Atatürk genişletmiştir.[7]

Atatürk'e mülki (idari) yetkiler verilmesinin nedeni ise, yine İngiliz notasında belirtilen "şuralara" son verebilmesi içindir. Atatürk'ün, bu sivil örgütlere son verebilmesi için, askerler dışında sivillere de emir verebilmesi gerekir.

Peki ama Vahdettin neden bu görev için Atatürk'ü seçmiştir? Neden Atatürk gönderilmiştir?
Öncelikle Atatürk'ü seçen Vahdettin değildir, kendisinin de bizzat itiraf ettiği gibi, Atatürk'ü hükümet bu göreve getirmiş, Vahdettin sadece bu atamayı onaylamıştır. Vahdettin bu atamayı neden onayladı? sorusuna cevap vermeden önce, Damat Ferit Hükümeti neden bu göreve Atatürk'ü seçti? sorusuna cevap verelim.
Bu konuda Atatürk'ün çabaları belirleyici olmuştur. İşgal İstanbul'unda bulunduğu 6 aylık sürede Atatürk'ün kafasının bir köşesinde hep Anadolu'ya geçerek "direniş" başlatma düşüncesi vardır. Bu amaçla İttihatçı yer altı örgütleriyle temas kurarak "Anadolu'ya gizli geçiş planı" üzerinde çalışmıştır.

Mim Mim Grubu'ndan Topkapılı Cambaz Mehmet, Karakol Cemiyeti'nden Yenibahçeli Şükrü Bey ve Yahya Kaptan gibi kişilerle İstanbul'da gizli görüşmeler yaparak "Gebze Kocaeli yolunun" kontrol edilmesini istemiştir. Yaveri Cevat Abbas Gürer, Atatürk'ün Gebze-Koacaeli yolu üzerinden gizlice Anadolu'ya geçmeyi düşündüğünü, bu konuda her türlü hazırlığı yaptığını belirtmiştir.

Bir taraftan Anadolu'ya "gizli geçiş planı" üzerinde çalışan Atatürk, diğer taraftan güvendiği arkadaşlarıyla Şişli'deki evde görüşmeler yaparak bir "kurtuluş planı" hazırlamıştır. İşte bu görüşmeler sırasında hükümetteki ve genelkurmaydaki nüfuzlu arkadaşlarını devreye sokarak müfettişlik görevini almayı başarmıştır. Şöyle ki, Atatürk yakın arkadaşlarından Ali Fuat Cebesoy'un babası İsmail Fazıl Paşa aracılığıyla Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) Mehmet Ali Bey'le tanışmış, ve birkaç kere Şişli'deki evde Mehmet Ali Bey'le görüşüp nabzını yoklamıştır. Daha sonra da Bahriye Nazırı (Denizcilik Bakanı) Avni Paşa'yla diyalog kurmuştur. Sonra da yaveri Cevat Abbas aracılığıyla Harbiye Nazırı Şakir Paşa'yla temas kurmuştur. Ayrıca daha önce değişik cephelerde birlikte mücadele ettiği Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım İnanç Paşa'yla irtibata geçmiştir. İşte Atatürk, hükümetteki bu tanıdıklarını kullanarak Damat Ferit'e ulaşmıştır. İngilizlerin hükümete ültimatom verdiği günlerde Damat Ferit, "Acaba Anadolu'ya kimi göndersek?" diye düşünürken devreye giren Mehmet Ali Bey'in, Damat Ferit'e telkinleri sonrasında ve Avni Paşa, Şakir Paşa ve Kazım İnanç Paşa'nın onayıyla, görev Atatürk'e verilmiştir. Ancak Damat Ferit çok temkinlidir, önce Atatürk'le birkaç görüşme yapmış, hatta onu İngilizlere bile sormuş, hükümete ve padişaha bağlılığına kanaat getirince Atatürk'ü 9. Ordu Müfettişliği görevine getirmiştir.

Bu sırada Atatürk, genelkurmaydaki güvendiği arkadaşları Kazım Paşa ve Fevzi Paşa'dan yardım istemiştir.

Örneğin Fevzi Paşa, İngilizlere, bu karışıkları ancak Atatürk'ün önleyebileceği konusunda telkinlerde bulunmuştur.[9]

Osmanlı Ordusu'nun önemli isimlerinden olan ve Samsun'a çıkmadan önce anlaştığı kişilerden biride Ali Rıza Paşa'dır. Gelin şimdi Avlonyalı Cemalletin Paşa'ya kulak verelim: "Mustafa Kemal'i eniştrem Ali Rıza Paşa tanıyordu. Hareket Ordusu ile onun yanında bulunmuştum. Ali Rıza Paşa, Mahmut Şevket Paşa'nın kurmay başkanı idi. Balkan Harbi'ne de girmiş bulunna Ali Rıza Paşa, Mustafa Kemal'i, hareketli, hesaplı bir subay olarak pek beğenirdi. Bu ilk görüşmemiz gecesinde geç vakitlere kadar Mustafa Kemal'in sohbetlerine doyamadık. Bize çok şeyler söyledi. Çok mühim görüşmelerden söz etti. Ona doyamadan ayrıldık. Bu konuşmadan sonra Ali Rıza Paşa'yı gördüm.Bana gizlice bir haber verdi. "Çok mühim söylüyorum, lütfen kimseye bahsetmeyin" dedi. "Mustafa Kemal Paşa, Anadolu'ya geçiyor." Şaşırmıştım. "Nasıl?" dedim, "bir maksatla mı?" "Evet" dedi. "Kendisini tayin ettiriyor; fakat maksadı başka, orada bir direniş cephesi hazırlayacak"....[10]

Yani Atatürk kendisini tayin ettirmiştir...

Atatürk'ün İstanbul'da kaldığı 6 ay boyunca izlediği politikalar ve "stratejik İngiliz politikası" da buna eklenince, Atatürk'ün Anadolu'ya gönderilmesine İngilizler de itiraz etmemiş, hatta ona vize bile vermişlerdir.

-----------------------------------

Mustafa Armağan'ın köşesinde yazdığı "Hatt-ı Hümayun"
Mustafa Armağan diyor ki: 14 Eylül 1919 tarihli nüshada, çeken "Üçüncü Ordu Müfettişi, Yaver-i Hazret-i Şehriyarileri Mustafa Kemal", çekilen kişi "Zat-ı Şahane" yani Sultan Vahdettin, çekildiği yer Havza. Tarih 14 Haziran 1919.
Burada Mustafa Kemal Paşa, son görüşmelerini hatırlatıyor padişaha ve şöyle diyor: "Huzurdayken İzmir'in işgali karşısında "pek mahzun olan" kalbinizin "bu nokta-i necâta ait ilhamatı"nı, yani ülkenin sizin öncülüğünüzde millî mukaddes bir kudretle kurtulacağına dair verdiğiniz ilhamları şu an gibi hatırlıyorum. Sizin benim fikrimi çelmenizden aldığım imanın azmiyle görevime devam ediyorum.İstanbul'da iken milletin bu kadar kuvvetli ve az vakitte felaketlerden bu derece müteyakkız [uyanmış] olduğunu tahayyül edemezdim. Uyanmış olan millet, milletin ve devletin bağımsızlığı ile saltanat ve hilafetin yüce haklarını desteklemek için sağlam bir kararlılık ve imanla donanmış durumda."
Bu kısaltılmış metninden yola çıkarak Mustafa Armağan "milli hareket" emrini Atatürk'e Vahdettin'in verdiğini söylüyor... [11]

Şimdi bu metni deşifre edelim: İlk olarak Atatürk bu telgrafı, 14 Haziran 1919 da çekiyor. Yani Samsun'a ayak bastıktan hemen hemen 1 ay sonra... Görevi neydi? Asayişin düzeltilmesi, silahların toplanması ve şuraların kapatılması... Yola çıkmadan önce Atatürk'ün hilafeti koruyacağına, saltanata bağlı olduğuna dair yemin bile ediyor. Bu telgraf kısaca Vahdettin'e bağlı olduğunu, milletinde hilafete ve saltanata saldırı olduğunun farkında olduğunu söylüyor.
Mustafa Armağan ne yazmış bir daha okuyalım: "Burada Mustafa Kemal Paşa, son görüşmelerini hatırlatıyor padişaha ve şöyle diyor: Huzurdayken İzmir'in işgali karşısında "pek mahzun olan" kalbinizin "bu nokta-i necâta ait ilhamatı"nı, yani ülkenin sizin öncülüğünüzde millî mukaddes bir kudretle kurtulacağına dair verdiğiniz ilhamları şu an gibi hatırlıyorum. Sizin benim fikrimi çelmenizden aldığım imanın azmiyle görevime devam ediyorum."
İzmir'in İşgali 15 Mayıs 1919, Atatürk'ün Bandırma Vapuru'na binmesi 16 Mayıs 1919'dur. Burdan anlaşılıyor ki "Mustafa Kemal Paşa, son görüşmelerini hatırlatıyor... " ve " İzmir'in işgali karşısında "pek mahzun olan" kalbinizin.."cümlelerinden yola çıkarak o son görüşmenin 15 Mayıs 1919 da yapılan görüşme olduğunu anlıyoruz. Şimdi gelin 15 Mayıs 1919'da Atatürk ve Vahdettin Yıldız Sarayı'nda yaptığı o konuşmaya bakalım:

"Paşa, Paşa Devleti kurtarabilirsin!"

Atatürk, bu görüşmenin detaylarını 1926 yılında Falih Rıfkı Atay'a anlatmıştır:


Şimdi Atatürk'e kulak verelim: "Yıldız Sarayı'nın ufak bir salonunda Vahdettin'le adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağına dirseğini dayamış olduğu bir masa, üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi'ne doğru açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu: Birbirine paralel hatlar üzerinde düşman zırhlıları! Bordolarındaki toplar sanki Yıldız Sarayı'na doğrulmuş! Manzarayı görmek için başımız sağa sola çevirmek yeterliydi. Vahdettin, unutamayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı:
'Paşa, Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. (Elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilave etti.) tarihe geçmiştir.' (O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükunla dinliyordum). 'Bunları unutun' dedi. 'Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden önemli olabilir; Paşa Paşa, devleti kurtarabilirsin!"[12]

Başka bir açıdan, Vahdettin'in, ağzından dökülen, "Paşa Paşa devleti kurtarabilirsin" cümlesini, "Vahdettin'in Atatürk'ü gizli bir planla Kurtuluş Savaşı'nı başlatması için Anadolu'ya gönderdiği" biçiminde yorumlayanlar da vardır. Evet, aslında Vahdettin'i tanımasak ve Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'daki Milli hareketi yok etmek için yaptıklarını, ayrıca İngilizlerle nasıl gizlice anlaştığını bilmesek, ben de bu sözleri "Vahdettin'in, Atatürk'ü, Kurtuluş Savaşı'nı başlatması için Anadolu'ya gönderdiği" biçiminde yorumlayabilirdim. Ancak bütün bu gerçekleri bilen biri olarak bu kadar iyi niyetli olamayacağım.

Bu tür iddialarda bulunanlar Atatürk'ün Vahdettin'in bu sözleri hakkındaki yorumunu nedense görmezden gelmişlerdir.

Atatürk'ün, Vahdettin'in bu sözleri hakkındaki yorumunu ve görüşmenin sonraki aşamalarını yine Atatürk'ün anılarından takip edelim:
"Bu son sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle samimi mi konuşuyor? O Vahdettin ki, ecnebi hükümetlerin yüzüncü derece aletleri ile temas arayarak devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu. Bütün yaptıklarından pişman mıydı? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat böyle bir tahminle başka bahislere girişmeyi tehlikeli buldum. Kendisine basit cevaplar verdim:
'Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim.Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz.'
Söylerken kafamdaki bulmacayı da halletmeye uğraşıyordum. Çok iyi anladığım, veliahtlığında, padişahlığında bütün his ve fikirlerini, eğilimlerini, sahtekarlıklarını tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asil bir hareket bekleyebilirdim?
Memleketi kurtarmak lazımdır. İstersem bunu yapabilirmişim! Nasıl hemen hüküm veririm:
Vahdettin demek istiyordu ki, hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek dayanak noktamız, İstanbul'a hakim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim, onların şikayet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem, memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri tutuklarsam Vahdettin'in arzularını yerine getirmiş olacaktım.
'Merak buyurmayın efendimiz! Nokta-i nazar- şahanenizi anladım. İrade-i seniyeniz olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarınızı bir an unutmayacağım!
'Muvaffak ol!' hitab-ı şahanesine mazhar olduktan sonra huzurundan çıktım.
Naci Paşa, Padişahın yaveri, fakat benim hocam, derhal benimle buluştu. Elinde ufak muhafaza içinde bir şey tutuyordu. 'Zat-ı Şahane'nin ufak bir hatırası' dedi. Kapağın üzerinde Vahdettin'in inisiyalleri işlenmiş bir saatti. 'Peki, teşekkür ederim' dedim, yaverim aldı.
Sonra sanki Yıldız Sarayı'ndan çıktığımızı ve hareket etmek üzere olduğumuzu gizlemek, saklamak ister gibi ihtiyatla, ayaklarımızın pıtırtısını işittirmekten korkarak saraydan uzaklaştık." [12]

Anlaşılıyor ki Vahdettin'in kurtuluş planı, "düşmana karşı silahlı direniş" değil, "düşmanın merhametine sığınmaktır." Vahdettin, özellikle Paris Barış Konferansı'nın arifesinde, İzmir'deki kanlı olaylardan dolayı Batı kamuoyu da Türkiye'nin lehine dönmüşken, İngilizleri memnun ederek, onların bir dediğini iki etmeyerek İngiliz desteğini arkasına aldığı takdirde işgallerin sona ereceğini ve devletin kurtulacağını düşünmektedir. Yani Vahdettin'e göre "devletin kurtuluşu" İngilizleri memnun etmekle mümkündür. O sırada İngilizleri memnun etmenin biricik yolu ise, İngilizlerin 21 Nisan tarihli notası doğrultusunda Anadolu'daki karışıklıkları önlemektir. Ayrıca Vahdettin tek "kurtuluş planının" İtilaf devletlerine güvenmek olduğunu anılarında açıkça itiraf etmiştir:
"Devlet tehlikede ve İstanbul sallantıda idi. Şahsen müstakil bir siyasetim yoktu, ama kurtuluşumuz için babam Abdülmecit Han'dan miras aldığım İtilaf devletlerine yakınlık politikasını, İngilizlerin zıddına hareket etmemek ve Fransızlarla İngilizleri gücendirmemek şeklinde, uyuşmacı bir siyaseti seçmiştim. Böylelikle anlaşma olmasa bile hiç olmazsa husumetlerini (düşmanlıklarını), şiddet ve nefretlerini azaltmaya çalışıyordum"[13]

Anlaşılıyor ki Atatürk, Vahdettin'e Samsun'a ayak bastıktan sonra "görevimi yerine getiriyorum herhangi bir sorun yok" anlamı taşıyan yani Mustafa Armağan'ın bahsettiği telgrafı yollamıştır.

--------------------------------------------

Vahdettin ile Atatürk'ün "devletin kurtuluşundan" anladıkları çok farklı şeylerdir. Vahdettin'in "devletin kurtuluşu" yöntemi, İngilizleri memnun etmek ve onların desteğini almak biçimindeyken; Atatürk'ün "devletin kurtuluşu" yöntemi, bütün düşmanlara karşı mücadele ederek tam bağımsızlığı elde etmek biçimindedir. Ayrıca, Vahdettin, "devletin kurtuluşu" derken aynı zamanda kendi tahtı ve tacını kastederken, Atatürk, "devletin kurtuluşu" derken, ulusun egemenliğini kastetmektedir. [7]
Atatürk, Samsun'a çıkıp, kafasındaki "kurtuluş planı" doğrultusunda direniş hazırlıklarına başlayınca İngilizler, Sadrazam Damat Ferit ve Padişah Vahdettin'den "Atatürk'ü bir an önce İstanbul'a geri çağırmalarını istemişler", bu doğrultuda hemen harekete geçen Damat Ferit ve Padişah Vahdettin, birkaç defa Atatürk'ü İstanbul'a geri çağırmışlar, ancak Atatürk bütün bu çağrılara olumsuz cevap vererek, gerekirse "sine-i millette bir ferdi mücahit olarak" mücadelesini sürdüreceğini bildirmiş ve istifa etmiştir. Bunun üzerine Padişah Vahdettin, 8 Temmuz 1919'da Atatürk'ün müfettişlik görevine son vermiştir.

--------------------------------

Mustafa Armağan'ın köşesine taşıdığı "Hatt-ı Hümayun" dan devam edelim. Mustafa Armağan'ın yazdığına göre bu telgraf 14 Eylül 1919'da "İrade-i Milliye" gazetesinde yayınlanmış yani bütün millet öğrenmiş. Çok değil 6 gün sonra yani 20 Eylül 1919'de Vahdettin bir Beyanname yayınlıyor. Mustafa Armağan'ın yorumuna göre bağımsızlık isteyen bir Padişahın böyle bir Beyanname yayınlaması çok çelişkili. Beyanname dikkatle okunduğunda Padişah Vahdettin'in "düşmana karşı direnişten" değil, çok yumuşak bir üslupla "düşman karşısında sessiz kalmaktan" söz ettiği görülmektedir. İşgallere üzüldüğünü, devlet ve milletin haklarını korumak için çaba harcamanın doğal olduğunu belirten Vahdettin, sözü döndürüp dolaştırıp, Milli hareketin gereksizliğine getirmiş; Avrupa kamuoyunun lehimize döndüğünü, Mebusan meclisi seçimlerinin zamanında yapılabilmesi ve barış konferansından olumlu bir sonuç alınabilmesi için "Milletin her ferdinden bu günkü durumun nezaketini takdir ederek sessizlik ve soğukkanlılığını korumasını, kanunların hükümlerine ve hükümetin emirlerine uymasını, düzen ve asayişi bozacak hareketlerden sakınmasını" istemiştir. Padişah Vahdettin'in beyannamesinin sonundaki şu cümle onun politikasını özetlemektedir: "Büyük devletlerin adalet ve insaf duyguları ile gerçekleri gittikçe anlayan Avrupa ve Amerika kamuoyunun yumuşaması da bu umudumu belgelendirmektedir."
Görüldüğü gibi Padişah Vahdettin'in umudu, halkın sessizlik içinde büyük devletlerin "adalet" ve "insaf" duygularına güvenmesidir.

Vahdettin'in Milli hareket karşıtı bu beyannamesinin halkı olumsuz etkilememesi için harekete geçen Atatürk, bazı tedbirler almıştır. Fakat Atatürk'ün bütün tedbirlerine karşın padişahın beyannamesi bazı yerlere ulaşmıştır.[7]

-----------------------------------------------

Ayrıca hatırlatma olsun diye İngilizlerle yapılan gizli antlaşmayı da ekleyeyim; Damat Ferit, >8 Eylül 1919<’da “Türkiye’yi kontrol etmelerini istedikleri İngilizlere” Padişahın daha cazip bir teklifini sunmuştur. İngilizler bu teklifi kabul etmişler ve Damat Ferit, Padişah Vahdettin’in temsilcisi sıfatıyla İngilizlerle 12 Eylül 1919’da bir “gizli antlaşma” imzalamıştır. Atatürk bu “Türk-İngiliz Gizli Antlaşması” hakkında Nutuk’ta şu bilgileri vermiştir:
12 Eylül 1919’da Sadrazam Damat Ferit ile İngiliz temsilcisi arasında imzalandığı ve az sonra padişahça onaylandığı ileri sürülen bir gizli antlaşma, Fransızlarca ele geçirilip yayınlanmıştır. Bu belgenin gerçekten var olup olmadığı üzerinde çok tartışılmıştır, ancak o sırada duruma ve hem İngilizlerin, hem de padişahın istek ve düşüncelerine çok uygun olduğu ve bunların kâğıt üzerine dökülmesinden ibaret bulunduğu için gerçek durumun bir ifadesi sayılabilir. Türlü yerlerde yayınlanmış olan ‘antlaşmanın’ metni aşağıda görülecektir. Bu ilk olarak 22 Ocak 1920 günü The New York Gerald Tribune adlı Amerikan gazetesinde çıkmıştır. Daha sonra Ankara Antlaşması adını taşıyan ve 20 Ekim 1921’de imzalanan Türk Fransız antlaşmasının imzalayıcısı, Fransa Mebusan Meclisi’nin Dışişleri Komisyonu sözcüsü Franklin Bouillon, bu belgeyi kendisinin elde etmiş olduğunu, ancak bir Amerikan gazetesinde yayımlanmasının daha etkili olacağını düşündüğünden onu anılan gazeteye verdiğini bizlere söylemiştir ve olayın kesin olarak doğruluğu üzerinde direnmiştir. 12 Eylül 1919 günlü olan metin şöyledir:
1. İngiltere Hükümeti, kendi kumandası altında Türkiye’nin bütünlüğünü ve bağımsızlığını garanti eder.
2. İstanbul, Hilafet ve saltanat merkezi olacak ve Boğazlar İngiltere’nin kontrolüne bırakılacaktır.
3. Türkiye bağımsız bir Kürdistan kurulmasına engel olmayacaktır.
4. Bunlara karşılık Türkiye İngiltere’nin Suriye ve El cezire hâkimiyetini sağlayacak ve hilafete ait manevi kudret ve yetkinin İngiltere’nin lehinde gerek Suriye bölgesinde ve gerekse Müslümanların yaşadığı diğer yerlerde egemen kılınmasını vaat eder.
5. Milli akımların önüne geçebilmek için Türkiye’de yeniden kurulacak olan Meşruti yönetime karşı meydana gelecek olumsuzlukları etkisiz hale getirmek için İngiltere Hükümeti bir zabıta teşkilatı kuracaktır.
6. Türkiye, Mısır ve Kıbrıs üzerindeki bütün haklarından vazgeçerek, özel ve resmi niteliği olan İngiltere Hükümeti konferansta, Türk temsilcilerinin bu yöndeki arzularını kabul edecektir.
7. Barış şartlarının tekrarından sonra padişah, dördüncü maddedeki özelliği konuşmak için İngiltere Hükümeti’yle ayrıca bir sözleşme imzalayacaktır. Bu sözleşmenin maddeleri gizli tutulacaktır.
İşbu sözleşme iki nüsha olarak düzenlenip imzalayanlarca kabul edilmiştir.”

--------------------------------------

Devam edelim, ilerleyen günlerde Atatürk kafasındaki "kurtuluş planı" doğrultusunda direniş hazırlıklarına başlayınca İngilizler, Sadrazam Damat Ferit ve Padişah Vahdettin'den "Atatürk'ü bir an önce İstanbul'a geri çağırmalarını istemişler", bu doğrultuda hemen harekete geçen Damat Ferit ve Padişah Vahdettin, birkaç defa Atatürk'ü İstanbul'a geri çağırmışlar, ancak Atatürk bütün bu çağrılara olumsuz cevap vermiştir. Bunun üzerine Sivas Kongresi sonrası 30 Eylül 1919'da Damat Ferit Paşa Hükümeti istifa ettirilerek, yerine 2 Ekim 1919'da Ali Rıza Paşa Hükümeti kurdurulmuştur. Yukarda da yazmıştım, Ali Rıza Paşa Atatürk'ün yakın arkadaşı ve Atatürk'ün "milli hareket" başlatacağını biliyor. Ali Rıza Paşa Hükümeti 6 ay kadar iktidar kalabiliyor. Atatürk bu 6 ay boyunca hükümeti telgraf yağmuruna tutuyor ve sürekli isteklerde bulunuyor. Hatta 20-22 Ekim 1919'da Bahriye Nazırı Salih Paşa, Atatürk ile görüşmek için Anadolu'ya gönderiliyor ve bazı kararlar alınıyor. Ancak Ali Rıza Paşa Hükümeti 3 Mart 1920'de istifa etmek zorunda kalıyor ve yerine kısmen" milli hareketi" destekleyen Salih Paşa Hükümeti kuruluyor ama 1 ay sonra o hükümette istifa ettiriliyor.
Atatürk bu 7 ay boyunca önceden anlaştığı kişiler hükümet kurduğu için az biraz nefes alabiliyor ama Vahdettin yine ne yapıp ne edip yine 4 Nisan'da "katıksız İngilizci" olan Damat Ferit Hükümetini kurdurtuyor.

Damat Ferit'in ikinci kez sadrazamlığa getirilmesine karşı çıkan Meclisi Mebusan Başkanı Hüseyin Kazım Bey'in, bunun memleket ve saltanat için felaket olacağını söylemesi üzerine Vahdettin sinirlenerek, "Ben istersem Rum Patriği'ni de Ermeni Patriğini de getiririm. Hahambaşı'nı da getiririm" demiştir.
Yani Vahdettin bilerek, isteyerek hain Damat Ferit'i sadrazamlık makamına getirmiştir.

Vahdettin eğer gerçekten Anadolu'daki Milli hareketten yana olsaydı, tam 5 kere "vatan haini" Damat Ferit'i sadrazamlığa getirir miydi?
Yani Vahdettin bilerek, isteyerek hain Damat Ferit'i sadrazamlık makamına getirmiştir.

----------------------------------------------
Atatürk, Vahdettin'i Anadolu'ya Davet Ediyor:

İşin bir garip tarafı da şurada; Atatürk, 1920 yılının başlarında Mazhar Müfit Bey aracılığıyla Padişah Vahdettin’i açıkça Anadolu’ya davet etmiştir. Padişahla görüşen Mazhar Müfit Bey, “Efendimizin Anadolu’ya, hatta Bursa’ya kadar teşrifleriyle mesele hallolur...” diyerek Padişahı Anadolu’ya çağırmıştır. Bu çağrıya, “Bana ulu ecdadımın başkentinden firar mı teklif ediyorsunuz?” diye bir soruyla cevap veren Vahdettin’e Mazhar Müfit Bey, “Hayır! Milletin ve vatanın bu sıkışık ve zor zamanında ulu ecdadınız gibi milletin başına geçmenizi teklif ediyorum” demiştir. [14]

Yorumu sizlere bırakıyorum...

-----------------------------------

Fevzi Çakmak'ın, hanımı Fitnat Çakmak'a anlattıkları...


Araştırmacı-Yazar Vehbi Vakkasoğlu, TİMAŞ Yayınlarından 1990 yılında neşredilen “Son Bozgun” adlı araştırmasının birinci cildinde, Mareşal Fevzi Çakmak’ın ağzından Vahdettin’in Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’ya milli mücadeleyi başlatması için gönderdiğini yazar. Hatta Mareşal’in bu olayı uzun yıllar sır gibi sakladığını söyler. Kitapta yer aldığına göre Çakmak Paşa, eşi Fitnat Hanım’a ´Fitnat. Öyle birşey biliyorum ki ortaya çıkıp söylememe bugüne kadarki tutumumuz ve davranışlarımız müsait değil. Mecburum, bu sırrı kendimle beraber mezara götürmeğe.” Fevzi Paşa’nın Fitnat Hanım’a anlattıkları şöyle yer alır sözkonusu kitapta: “Mütareke senesinde, bir Cuma selamlığından sonra Sultan Vahdettin beni huzuruna kabul etti. “Paşa, dedi. Durumu görüyorsunuz. Bu işler anca Anadolu’da teşkilatlanarak kurtarılabilir. Bana Anadolu’da teşkilat kuracak, memleketi şu karanlık durumdan kurtarabilecek Paşaların bir listesini yapıp getirin.” Ertesi Cuma, yine selamlıktan sonra huzuruna girip hazırladığım listeyi verdim. Dikkatle okuduktan sonra, bir müddet sustu. Sonra yarı kapalı gözleriyle ağır ağır, tane tane konuşmaya başladı:
“Paşa, Mustafa Kemal Paşa hırsız mıdır?”
“Haşa Padişahım.”
“Bir namussuzluğu, ahlaksızlığı var mıdır?”
“Haşa Padişahım.”
“Beceriksiz ve kabiliyetsiz midir?”
“Hayır efendim. O hepimizden bilgili, kabiliyetli ve dinamiktir.”
“O halde bu listeye niçin onun adını yazmadınız?..” Hiç düşünmeden cevap verdim: “Padişahım, Mustafa Kemal Paşa yenilik, bilhassa öteden beri Cumhuriyet taraftarıdır.” Padişah elindeki kağıdı atar gibi masanın üzerine bıraktı… Ayağa kalkıp pencereye döndü. Limanda demirli İtilaf devletleri (İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan) gemilerini göstererek: “Paşa, Paşa… Bu gemileri görmek kanıma dokunuyor. Bu memleket kurtulsun da isterse Cumhuriyet olsun… Kendine selamla birlikte tebliğ ediniz, haftaya Cuma günü Mustafa Kemal Paşa’yı göreceğim.”

Şimdi asıl soru şu: Vehbi Bey bunu nerden öğrendi?
Fevzi Çakmak'ın anılarında böyle bir olay yok. Fitnat Hanım mı anlatmış? Hayır... Fevzi Çakmak ve eşi bu konuyu konuşurken kulak misafiri mi olmuş? İmkansız... İyi de bunu nerden öğrenmiş.. Belgesi var mı bunun? Yok.. Yani? Yalan..



Kısaca;

1. "Paşa, Paşa devleti kurtarabilirsin..."
2. Fevzi Çakmak'ın, hanımı Fitnat Çakmak'a anlattıkları...
3. Mustafa Armağan'ın köşesinde yazdığı "Hatt-ı Hümayun"...
4. Vahdettin'in Atatürk'e geniş yetkiler vermesi...
5. Atatürk'ün çok kez Vahdettin ile görüşmüş olması ve Atatürk'e vize vermesi...
6. Mevlanzade Rıfat'ın kitabında yazdıkları...
Yazının tamamına burdan bakabilirsiniz :
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
armagana, ataturku, hatti humayunyaniti, mustafa, vahdettin, yalani, yollamis

Seçenekler
Stil


Saat: 00:58

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,