ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Kütüphane > Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk Mustafa Kemal Atatürk


Gerçek Dindar Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk


Gerçek Dindar Gazi Mustafa Kemal Atatürk

ForumSevgimiz Kütüphane Kategorisinde ve Mustafa Kemal Atatürk Forumunda Bulunan Gerçek Dindar Gazi Mustafa Kemal Atatürk Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Gerçek Dindar Gazi Mustafa Kemal Atatürk ATATÜRK VE DİN GERÇEK DİNDAR ATATÜRK “Türk milleti daha dindar olmalıdır... Dinime bizzat gerçeğe ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 26 Ekim 2014, 16:58   #1
Durumu:
Çevrimdışı
BuRHaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Meskul
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: İstanbul
Yaş: 29
Mesajlar: 18.971
Konular: 8858
Beğenilen: 3252
Beğendiği: 2339
www.forumsevgisi.com
Standart Gerçek Dindar Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Gerçek Dindar Gazi Mustafa Kemal Atatürk

ATATÜRK VE DİN

GERÇEK DİNDAR ATATÜRK


“Türk milleti daha dindar olmalıdır... Dinime bizzat gerçeğe
nasıl inanıyorsam öyle inanıyorum.”
Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk'ün din anlayışı ve din konusunda izlediği politika onyıllardır bazı çarpık yorumların ve yanlış anlamaların hedefi olmuş bir konudur. Kendi materyalist felsefelerini Atatürk'e mal ederek meşrulaştırma çabası içine giren bir kısım din aleyhtarı marksist çevreler Büyük Önder'in laiklik ilkesini "din aleyhtarlığı" gibi yorumlamaya çalışmışlardır ve halen de bu çabayı sürdürmektedirler. Oysa tarihsel gerçekleri Atatürk'ün dine bakışını ve uyguladığı din politikasını incelediğimizde çok daha farklı bir tablo ile karşılaşırız: Atatürk hem son derece samimi bir dindardır hem de Türk milletini ayakta tutan değerlerin başında gördüğü dinin toplum tarafından anlaşılması ve doğru uygulanması için büyük bir çaba göstermiştir.
Atatürk'ün Dindarlığı
Atatürk Allah'a ve İslam'a inanan samimi bir dindardır. Pek çok sözünde ve tavrında bunu görebilmek mümkündür. Büyük Önder birçok konuşmasında samimi ve içten bir şekilde Allah'tan İslam'dan ve Kuran'dan saygı ve bağlılıkla bahsetmiştir. Hz. Peygamberimizi övmüş ve Türk milletine gerçek dine sarılmayı ve daha dindar olmayı tavsiye etmiştir.

Atatürk 7 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir'deki Paşa Camii'nde verdiği hutbede kendisini dinleyenlere İslam'ın yüceliğini şöyle açıklamıştır:

"Ey millet Allah birdir şanı büyüktür. Allah'ın selameti sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası hepimizce bilinmektedir ki Yüce Kuran'daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri cilt 2 S.93)

Büyük Önder 1926 yılında ise Ali Rıza Ünal isimli yakınına Hz. Muhammed hakkında şunları söylemiştir: "O Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Herkesin adı silinir fakat O sonsuza kadar ölümsüzdür." (Prof. Dr. Utkan Kocatürk Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri sf.135)

Benzeri şekilde Atatürk Türk milletinin dindar olması ve dini değerlerini muhafaza etmesi gereğini “Türk milleti daha dindar olmalıdır yani bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam ona da öyle inanıyorum. Bilince ters ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor” sözleriyle teşvik etmiştir. ( Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri cilt 3 S. 30 )

Aşağıdaki sözler de ona aittir:

"Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete sahiptir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri cilt 2 sf. 66)

"Büyük bir inkılap yaratan Hazreti Muhammed'e karşı beslenilen sevgi ancak onun ortaya koyduğu fikirleri esasları korumakla tecelli edebilir." (Şemsettin Günaltay Ülkü Dergisi sayı 100 sf.4)

"Camilerin mukaddes minberleri halkın ruhi ahlaki gıdalarına en yüksek en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle müslümanların vücudu canlanır beyni temizlenir imanı kuvvetlenir kalbi cesaret bulur." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri cilt 1 sf. 225)

Atatürk'ün İslam Dini'ni Kuran-ı Kerim'i Hz. Peygamberi ve dini müesseseleri öven tüm bu sözleri O'nun dinimize olan içten bağlılığını gösteren somut ve tartışılmaz belgelerdir. Bu bağlılık sadece sözlerinde değil uygulamalarında da açıkça görülür. Haftanın belli günlerinde Sadettin Kaynak Niyazi Ahmet Banoğlu Mısırlı İbrahim Hafız Yaşar Hafız Rıza Hafız Fahri Hafız Kemal ve Hafız Nubar gibi döneminin en önde gelen hafızlarını çağırarak Kuran-ı Kerim okutturmuş ve okunan ayetlerin tefsir ve açıklamalarını yaptırmıştır. Atatürk bu açıklamaları ilgiyle izlemiş ve zaman zaman kendisi de sorular sorarak katılmıştır.

Atatürk'ün dindar kişiliğini gösteren sözlerinden en anlamlı olanı ise kuşkusuz vefat etmeden önceki son sözleridir. Başbakan kanalıyla tüm dünyaya açıkladığı ve Türk milletine manevi bir vasiyet niteliği taşıyan bu son sözlerinde Atatürk şunları söylemiştir:


"Bütün dünyanın müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm müslümanlar Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler. (Nedim Senbai Atatürk A.Ü. Dil Tarih Coğrafya Yay. sf. 102 1979)
Atatürk'ün Dine Hizmetleri
Atatürk'ün kişisel dindarlığı uyguladığı din politikasında da etkili olmuştur. Büyük Önder'in Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi yönettiği 15 yıllık süreye baktığımızda dinin doğru anlaşılması ve yaşanması için ciddi bir çaba gösterdiğini görebiliriz.

Atatürk bu amaçla Diyanet İşleri Başkanlığı'nı oluşturmuştur. Halihazırda müslümanların dini hizmetini yürüten Diyanet İşleri Başkanlığı bugün onbinlerce kişilik kadrosuyla müslüman Türk milletine yıllardan beri dinimizin esaslarını öğretmektedir.

Atatürk Kuran'ın Türk toplumu tarafından anlaşılması ve dolayısıyla uygulanması için büyük çaba göstermiştir. 1924-1938 yılları arasında Kuran tefsiri ve meali olarak 9 büyük eser hazırlanmıştır. Dönemin en önde gelen din alimlerine hazırlattırılan ve çok titiz çalışmaların ürünü olan bu eserlerin hepsi bugün de en muteber kaynaklar arasında yer almaktadırlar.

Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'ne kazandırdığı laiklik ilkesini "din aleyhtarlığı" gibi yorumlamaya çalışan materyalist grupların büyük bir çarpıtma yaptıkları ise açıktır. Laikliğe din aleyhtarlığı gibi bir anlam verilmesi ancak söz konusu grupların özenip örnek aldıkları komünist rejimlerde olur. Stalin'in Sovyetler Birliği'nde Enver Hoca'nın Arnavutluk'unda ya da Mao'nun Kızıl Çin'inde görülür. Batılı anlamda laiklik tüm vatandaşların dini inançlarını ve bunların gereklerini istedikleri gibi yerine getirebilmeleri özgürlüğüdür. Kaldı ki Atatürk söz konusu laiklik anlayışından bir adım daha ileri giderek Türkiye Cumhuriyeti'ne "İslam dininin doğru anlaşılması ve yaşanması için" çaba harcamayı da bir görev olarak yüklemiştir.

Bu çalışmaların dini ortadan kaldırmak değil aksine dini inancı toplumda yaymak ve güçlendirmek öte yandan din adına yapılacak yanlış yorumları engellemek amacı güttüğü açıktır. Atatürk'ün "dini kurum" olarak tanımlanan merkezlerin kapatılması—tekke türbe ve zaviyeler—yönündeki girişimlerinin amacı da bu kurumların dejenere olmuş ve dini inançlar yerine hurafeleri savunur hale gelmiş olduklarını görmesidir. Yani bu köhne kurumların tasfiyesi de yine dine destek olmak amacıyla yapılmış hareketlerdir.

Unutulmamalıdır ki bugün ülkemizin binlerce camisinde müslümanlar ibadetlerini rahatça yerine getirebilmekte minarelerden ezanlar okunmakta milletimizin iradesi Atatürk'ün 1920 yılında dualarla açtığı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde serbestçe tecelli etmekte ve bayrağımız özgürce dalgalanmaktadır. Şüphesiz ki bunların tümü Atatürk'ün sayesinde mümkün hale gelmiştir.

Bu hizmetler nedeniyledir ki Atatürk vefat ettiğinde dönemin Hindistan İslam Birliği Başkanı olan ve daha sonra Pakistan Devleti'nin kuruculuğunu yapan Muhammed Ali Cinnah üzüntüsünü "O'nunşahsında yalnız İslam alemi değil bütün dünya en büyük insanlardan birini kaybetti" ifadeleriyle dile getirmiştir. (Prof. Dr. İsmet Giritli Atatürk Laiklik ve Din Rönesans Dergisi Şubat 1991 sf.20)

Atatürk İslam’a inanan samimi bir dindar olarak laikliği din ve vicdan özgürlüğünün temeli olarak kabul etmiştir.

Sonuç
Atatürk'ün bize bıraktığı miras her konuda olduğu gibi din ve laiklik konusunda da modern Türkiye için yol göstericidir.

Bugün Türkiye'de din ve laiklik adına iki farklı kamp oluştuğu bu kamplar arasında ciddi bir gerilim yaşandığı bir gerçektir. Ama bu yapay gerilim Atatürk'ün uyguladığı formülle çözümlenebilir. Atatürk İslam'a inanan samimi bir dindar olarak laikliği din ve vicdan özgürlüğünün temeli olarak kabul etmiştir. "Gericilik" olarak tanımlanan tehlikenin ise dinin kendisinden değil dine sokulan hurafelerden batıl inanışlardan ve çarpık yorumlardan kaynaklandığını görmüş ve bunları dinden temizlemek için çaba göstermiştir.

Bize düşen görev Atatürk'ün de yaptığı gibi hurafalere ve batıl inanışlara karşı gerçek İslam'ı savunarak ve öğreterek mücadele etmek öte yandan da Atatürk'ün mirasını "din aleyhtarlığı" gibi göstermek isteyen materyalist/marksist odaklara karşı tavır almaktır. 75. zafer yılına ulaşmış olan Cumhuriyetimizi nice 75 yıllara taşıyacak olan formül budur.


ATATÜRK DİYOR Kİ:

"DİNSİZ MİLLETLERİN DEVAMINA İMKAN YOKTUR"

Atatürk'ün "dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur" sözüyle İslam'ın Türk Milleti'nin bekası için taşıdığı önemi vurguladığı bilinen bir gerçektir. Tarihsel ve toplumsal gerçeklere baktığımızda bu sözün çok doğru olduğunu açıkça görürüz.
Bir milletin fertlerini birbirine kenetleyen en güçlü bağ dindir. Tarih ne kadar zor şartlar altında olursa olsun dini ve milli değerlerine sahip çıkan milletlerin her zaman ayakta durabildiğine dair sayısız örnekle doludur. Diğer taraftan dini bağları zayıf hatta dinsiz toplumlar tarih sahnesinde çok kısa süreler boyunca yer alabilmişler ve zaman içinde asimile olup gitmişlerdir.

Peki bunun sebepleri nedir?

1) Din bir ahlak sistemi ve yaşayış biçimidir. İnsanlara doğruyu ve yanlışı açık olarak öğrettiğinden dolayı dini değerlere sahip biri iyiyle kötüyü birbirinden ayırmasını bilir. Dinin varolmadığı bir ortamda ise yardımlaşma dürüstlük hoşgörü adalet fedakarlık gibi değerlerin hiçbirinden söz etmek mümkün olmaz. Din yoksa ahlak da yoktur; dürüstlük fazilet adalet de yoktur. Bu kuşkusuz toplumun çürümesi ve yokolması anlamına gelir.

2) İnsanı insan yapan ahlaki değerler geçerliliğini yitirdiği ve yokolduğu taktirde toplumun her kesimi ve her ferdi bundan nasibini alır. Her birey sadece kendisini umursayan ve diğer hiç kimseyi önemsemeyen birer ayrı "parça" haline gelir. Tümüyle dini bir kurum olan aile ve yine kaynağı din olan evlilik müessesesi ortadan kalkar.

3) Bu çark bir kere işlemeye başladığı taktirde devletin oturmuş düzenini ve milletin yerleşmiş dokusunu da akıl almayacak şekilde tahrip eder. Çünkü devlete bağlılık vatan sevgisi gibi üstün vasıflar yine dini inançların sonucunda gelişmiş özelliklerdir. Dini olmayan dolayısıyla vicdani duyguları gelişmemiş bir insanın milletini bayrağını sevmesi devletine hizmet şuuru içinde çalışması karşılık beklemeden gece gündüz vatanı için nöbet beklemesi elbette düşünülemez.

4) Dine inancın ortadan kalkışının bir başka tehlikeli yönü insanların yavaş yavaş psikolojik sorunlara mağlub olmaya başlamasıdır. Suç oranlarındaki artış içki ve uyuşturucuya yöneliş fuhuş patlaması huzursuzluk ve çatışma ortamı toplumun psikolojik açıdan yıprandığının en somut alametleridir. Sosyal adaletsizlik ve ekonomik sıkıntılarla beslenen bu gerilim kısa süre içinde adeta toplumsal bir cinnete dönüşür ve bunun sonucunda da toplum parçalanır.

5) Dini değerlerin marksizm anarşizm gibi bölücü ve terörist ideolojilere karşı en sağlam engeli teşkil ettiği tarih boyunca birçok tecrübeyle kanıtlanmıştır. Dini değerlerin ortadan kalkması halinde kökeni marksist ideolojiye dayanan anarşi ve terörün hortlaması terör örgütlerinin güçlenerek taraftar toplaması ve milli birliğimizi tehdit etmesi kaçınılmaz olacaktır.

Örneğin Türkiye'yi ele alacak olursak Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki dindar vatandaşlarımız komünizmin dine büyük bir düşmanlık beslediğini bilmekte komünizmden ve dolayısıyla bölücü komünist örgütlenmelerden uzak durmaktadırlar. Nitekim bunun bilinciyle devletimiz de bu bölgede halkın dindar olmasını ve dini değerlerini muhafaza etmesini teşvik etmektedir.

Tüm bunlara ve Atatürk'ün belirttiği "dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur" sosyolojik gerçeğinin tarihteki somut delillerine dayanarak söyleyebiliriz ki Türkiye'nin bekası için dini kimliğimizin korunması ve güçlendirilmesi hayati öneme sahiptir.

Büyük Önder Atatürk'ün tespit ettiği bu gerçek geleceğimizin de şekillenmesinde büyük rol oynayacaktır. 2000'li yılları modern çağdaş ve refah düzeyi yüksek bir Türkiye olarak karşılamak isteyenler bunun ancak dini kimliğimizin korunması ile gerçekleşebileceğini bilmelidirler.




Aslında Atatürk'ün ve silah arkadaşlarının verdiği Kurtuluş Savaşı sayesinde bugün İslam ayakta duruyor diyebiliriz. O dönemde büyük ölçüde emperyalist güçlerin işgalinde bulunan müslüman ülkeler Türk Kurtuluş Savaşı'nın tüm dünyaya yaydığı bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi fikri sayesinde bir umut ışığına kavuşmuşlardır. Kurtuluş Savaşı'yla birlikte müslüman halklarda ayaklanmalar çıkmış hepsi köle olmadıklarını özgürce yaşama haklarının bulunduğunu fark etmişlerdir.


Eğer Atatürk olmasaydı bence sadece Türkler değil İslam dini de büyük zarar görürdü...
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
ataturk, dindar, gazi, gercek, kemal, mustafa

Seçenekler
Stil


Saat: 01:43

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,