ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Kütüphane > Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk Mustafa Kemal Atatürk


Atatürk'ün Ekonomi Politikası

Mustafa Kemal Atatürk


Atatürk'ün Ekonomi Politikası

ForumSevgimiz Kütüphane Kategorisinde ve Mustafa Kemal Atatürk Forumunda Bulunan Atatürk'ün Ekonomi Politikası Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Atatürk'ün Ekonomi Politikası ATATÜRKÜN EKONOMİ POLİTİKASI Türkiye’de 1922-1930 yılları arasında liberal ekonomi modelini uygulama düşüncesi mevcuttur. Bir yerde bu ferdin ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 26 Ekim 2014, 17:03   #1
Durumu:
Çevrimdışı
BuRHaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Meskul
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: İstanbul
Yaş: 29
Mesajlar: 18.971
Konular: 8858
Beğenilen: 3252
Beğendiği: 2339
www.forumsevgisi.com
Standart Atatürk'ün Ekonomi Politikası

Atatürk'ün Ekonomi Politikası

ATATÜRKÜN EKONOMİ POLİTİKASI

Türkiye’de 1922-1930 yılları arasında liberal ekonomi modelini uygulama düşüncesi mevcuttur. Bir yerde bu ferdin cemiyete kazandırılması için gereklidir de. Ancak savaştan yeni çıkmış memleketin her tarafı harap olmuş sermayesi kalmamış alt yapısı vb. tamamlanmamış ve 1929’a kadar gümrüklerine tam olarak sahip olamamış olan Türkiye’de liberal politikayı uygulamak oldukça zordur.

Nitekim Atatürk 1 Mart 1922’de durumun muhasebesini yaparken “...Tanzimatın açtığı serbest ticaret devri Avrupa rekabetine karşı kendisini müdafaa edemeyen iktisadiyatımıza bir de iktisadi kapitülasyon zincirleri bağladı. Teşkilat ve ferdi kıymet nazarından iktisat sahasında bizden çok kuvvetli olanlar memleketimizde bir de fazla olarak imtiyazlı mevkilerde bulunuyorlardı. Temettu vergisi vermiyorlardı. Gümrüklerimizi ellerinde tutuyorlardı...” dedikten sonra bu şartlar altında hangi politikanın uygulanması gerektiğini belirtirken de “İktisadi politikamızın önemli gayelerinden biri de kamu çıkarlarını doğrudan doğruya ilgilendirecek iktisadi kurum ve girişimleri mali ve teknik gücümüzün elvermesi oranında devletleştirmektir. Özellikle... maden hazinelerinin az zamanda işleterek milletimizin yararına açık tutabilmek de bu yöntemle mümkündür. Şimdiki halde yararlanılamıyan gelir kaynaklarından yararlanmış olmak... için kimi maddeleri tekelleştirmek gerekli şeylerdendir.” diyerek o tarihten itibaren milletin refahı memleketin kalkındırılabilmesi için devletçi politika uygulanacağını herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya koymuştur. Buna rağmen Lozan Barışı öncesinde kendisin ekonomik meseleler sorulunca “Bugün için ticaretimiz hakkında ne düşünüyorsunuz diye sorarsınız tek bir cevap vereceğim; bugün için düşündüğüm tek şey kapitülasyonlardır. Maddeten fiilen kanla kaldırılmış olan kapitülasyonların bir daha dirilmemek üzere yokluğa gömülmesini temin etmektir. Ticaretimiz ile sanayimizin ve her nevi ekonomimizin gelişmesi ve yükselmesi ancak bununla kaimdir. (ayakta durur).”


1923 İzmir İktisat Kongresi’nde Atatürk ne devletçi ne de özel sermayeye dayalı herhangi bir hazır reçete önermiyordu. Çözüme varmak için bir arayış içine girilmiş dışarıdaki çeşitli deneyimler incelenip içerideki tartışma ve geliştirmeleri değerlendirerek sonuca gidilmek istenmişti. İzmir İktisat Kongresinde İktisat Vekili Mahmut Esat Bey; “... Yeni Türkiye iktisadiyatı mevcut iktisat sistemi ve siyasetlerinin hiçbirinin aynı olmaz. Memleketimizin iktisadi imara ve ihtiyacına iktisat tarihimizin ruhiyatına muvafık başlı başına bir iktisat siyaseti takip eylemek mecburiyetindedir.Biz iktisat meslekleri tarihinde muvcut mekteplerden hiç birine mensup değiliz... Bizim de yeni Türkiye’nin yeni iktisat manaasına göre yeni bir iktisat mektebimiz vardır. Buna ben (Yeni Türkiye’nin İktisat Mektebi) diyorum. Yukarıda zikrettiğim mekteplerin hiç birine mensup olmamakla beraber memleketimizin ihtiyacına göre bunlardan istifade etmeyi de ihmal etmeyeceğiz. ...İktisadi teşebbüs kısmen devlet ve kısmen teşebbüsi şahsı tarafından deruhte edilmelidir. Mesela büyük kredi müessesatı sanayi teşebbüsatını ilah devlet idare edecektir çünkü memleketimizin iktisadi vaziyeti bunu istilzam ediyor” diyerek takip edilecek metodu belirtmişti. Mahmut Esat Bey konuşmasında iktisadiyatımız için şunları tavsiye ediyordu:

1. Meslek Teşkilatı

2. Kredi Müessesatı

3. Makine Devri

4. İktisat cidaline toplu çıkmak

5. Kendi kendimize yetmek

6. İthalat ihracat arasında denge sağlamak.

Önerilenlere baktığımız zaman Milli iktisat politikamızın karma bir sistem olduğu izlenimi belirmektedir. İşbirliği ve kaynakların tam kullanımı belirtilenlere göre esastır.

Mahmut Esat Bey esas gayenin kendi kendimize yeterli olabilmek olduğunu belirttikten sonra kalkınma yolunda yeterli elmanın bulunmadığını teknolojik gelişmenin sağlanması için dış yardımın alınabileceğini ve bu alanda Chester grubuna mensup Mister Kennedy ile mühim bir mukavelenamenin tanzim edildiğini belirtir. Böylece genel menfaatlerin bir gereği olarak Türk yasalarına uymak ve Türk girişimcileri ile eşit şartlarda rekabet etmek şartıyla gelebilecek yabancı sermayeye kapılar açılmıştı. Bu çerçeve içinde Atatürk yabancı sermayeye karşı değildi. Nitekim; “Efendiler iktisadiyat sahasında düşünürken ve konuşurken zannolunmasın ki biz ecnebi sermayeye karşı bulunuyoruz. Hayır bizim memleketimiz çok vasidir. ‚ok say ve sermaye ihtiyacımız vardır. Binaenaleyh kanunlarımıza riayetkar olmak şartıyla ecnebi sermayelerine lazım gelen teminatı vermeye her zaman hazırız. Ve şayanı arzudur ki ecnebi sermayesi bizim sayimize ve serveti sabitemize ınzımanı etsin. Bizim için ve onlar için faydalı neticeler versin fakat eskisi gibi değil.” Memleketimizi az bir zamanda mamur etmek için milletimizin gayri kafi sermayesi karşısında haricin sermayesi vesaitinden ihtisasından istifade etmek hakiki menfaatimizin iktizasındandır. Hükümetimiz izaha lazım olmayan esasatın siyasetkârı kalacak olan her devlete ve millete karşı bu hususta emniyet ve samimiyetle ahz-ı mevki edecektir.” demişti.

İzmir İktisat Kongresi başkanı ve sanayi murahhası Kâzım Karabekir Paşa da iktisat derken üç önemli noktaya değinmektedir:

1- “İnsanlarımızı hayvanlarımızı istihsalatımızı hüsnü muhafaza etmeliyiz.

2- İstihsalatımızı çoğaltmak şimendiferlerimizi vapurlarımızı bilhassa yollarımızı yaparak taşraya sevketmek harice satıp memlekete para sokmaktır.

3- Sarfiyat ve istihkakı azaltmak...”

Karabekir Paşa’nın da ifadeleri açıkça gösteriyor ki halkın önde gelen ihtiyaçları arasında bulunan ulaşım fabrika yapımı gibi genel menfaati ilgilendiren hususlarda devlet önder ve denetleyici oymalıdır. Ancak özel girişimciye de gerekli fırsat tanınmalı devlet caydırıcı rol oynamamalıdır.

İzmir İktisat Kongresinde önemle üzerinde durulan konulandan biri de “toprak reformu” meselesidir. Atatürk bu alandaki görüşlerini açıklarken “Memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olan ise bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın hiç bir sebep ve suretle bölünmez bir mahiyet alması büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilcekleri arazi genişliğiarazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus keseflerine ve toprak verim derecesine göre sınıflandarmak lazımdır...” “Küçük büyük bütün çiftçilerin iş vasıtalarını artırmak yenileştirmek ve korumak tedbirleri vakit geçirilmeden alınmalıdır. Herhalde en küçük bir çiftçi hayvan sahibi kılınmalıdır...” diyerek Cumhuriyetin ilk yıllarında nasıl bir sosyo-ekonomik politikanın izleneceğini ortaya koymuştur.

ULAŞIM MESELESİ (1924- 1937)

Milli mücadelenin kazanılmasından sonra sıra ekonomik zaferin kazanılmasına gelmişti. Devletin kalkınabilmesi milletin refaha erişebilmesi bağımsızlığın devamı ekonomik zaferin kazanılmasına bağlıydı. Atatürk; “Bundan sonra da pek mühim zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zaferler süngü zaferleri değil iktisat ve ilim zaferleri ile olacaktır...” diyordu. Ve bunun temini için ulaşım meselesinin halledilmesi gerektiğini belirtiyordu. Atatürk; “Milletimiz fakir düşmüştür. Memleketimiz harap olmuştur. Bu fakirliğin ve harabenin esbab-ı muhtelifesi vardır. Bunların en mühimi iktisadi mesailde geriliğimizdir ve bu geriliği tevlid eden yegane sebep de yolsuzluktur.. “..Türkiye’nin iktisat hayatının yüksek inkişafları ancak demiryollarıyla olacaktır. Milletin saadeti istiklali bu yollardan geçecektir. “Burada mühim olan nokta Türk milletinin bu hakikati bütün müşkillerine rağmen takdir etmesi ve ona sahip olması keyfiyetidir...”

İzmir İktisat Kongresinde; “Memleketimizi demiryollarıyla ve üzerinde otomobiller çalışır şoselerle bir ağ haline getirmek zorundayız. Çünkü Batının ve dünyanın taşıt araçları bunlar oldukça bunlara karşı merkepler ve kağnılarla ve tabi yol geçitleri üzerinde yarışmaya kalkışmanın imkânı yoktur.” demişti. Bu iş için yola çıkacak olan Chester projesinin başarısız kalmasından sonra Atatürk daha fazla beklemeden mali zorluklara rağmen demiryolu döşen-me-sine başlanmasını istemiş ve başlatmıştı. Demiryolu 1924-1931 dönemi iktisat politikasının başlıca özelliği olmuştur. Türkiye’de 1924’de imparatorluktan kalma 4086 km. uzunluğunda demiryolu vardı. Yolun 2352 km.si yabancı 1734 km.si devlet tarafından işletiliyordu. 1924-1931 tarihinde 1630 km.lik yeni demiryolu yapılmış ve şebekenin uzunluğu 1931’de 5716 km.ye çıkmıştır. Ayrıca 1928’de Anadolu Bağdat hattı sahibi olan şirketten satın alınmıştır. 1937’de bütünü ile devlet malı olan 6737 km.lik bir demiryolu ağı oluşturulmuştur.

Parlemento Karayolları ve köprülerin de yapımı için özel yasalar çıkarmıştı. Öncelikle Ankara ve çevresindeki yollar olmak üzere tüm yurtta karayolu ağı örülecekti. 1923’te 14 bin km. taş ve 14.450 km. toprak yola karşılık 1941’de bu rakamlar 18.378 taş ve 23.112 km. toprak yola ulaşmıştır. Böylece çiftçinin pazara ulaşması kolaylaşmış uzak köşelere bile hizmet götürebilmiştir.

Hükümet denizciliğin geliştirilmesi için de önemli adımlar atmıştı. 19 Nisan 1926 tarihli yasayla deniz taşımacılığı (kabotaj) Türk gemilerine ayrılınca ticaret filosunun güçlendirilmesi mecburiyet haline geldi. Gerek devlete ait gemi işletmeleri ve gerekse özel armatörlerin filoları için dışardan gemi satın alınarak güçlendirildi. 1923’te 34.902 olan tonaj 1931’de 101.924 tonilatoya yükseldi. Buna paralel olarak gemicilik sanayinin kurulmasına ve tersanelerin modernleştirilmesine çalışıldı. 1937’de denizcilik hizmeti yeni baştan düzenlenerek Denizbank’a bağlandı.

Ulaşım politikasının az çok halledilmesiyle pazarlar arası bağlantı kurulabildi. Böylece vatandaşların topluma katılabilmesi ve ekonominin geliştirilmesinde önemli bir adım atılmıştı.


Milli mücadeleden sonra tarım konusu üzerinde önemle durulmuştur. 1927 nüfus sayımına göre çalışan nüfusun y 78.2’sinin çiftçilikle uğraşması ve G.S.M.H.’ların %44’ünün sağlanması sebebiyle tarım önemli üretim kolunu oluşturuyordu. Bu sebeple İzmir İktisat Kongresinde çiftçi grubunun ekonomik problemlerine büyük önem verilmiş ve bu konuda bazı esaslar tesbit edilmişti. Çiftçinin eğitilmesine büyük önem verilmiştir. 1924 silah altına alma yasası ile ordunun askere alınan köylülere askerlik hizmetleri sırasında tarım makinaları ve yeni yöntemleri öğretmeleri öngörülüyordu. 3 Mart 1924’te tarım yöntem ve makinaları konusunda daha iyi bir eğitim sağlamak için Tarım Bakanlığı yeniden düzenlendi. Ziraat Bankası tarımın gelişmesinde önemli rol oynadı. Sayıları önemli ölçüde arttırıldı. 1 Kasım 1926 da Atatürk herşeye rağmen memleketimizin tarım alanındaki gelişmesini sağlayacak bilimsel ve teknik yetkiye sahip uzmanlarımız azdır dedikten sonra “tarım kuruluşlarımızı ziraat okullarımızı zirai çalışmalarımızı teknik esaslara uygun olarak düzenleyecek tedbirleri gerçek uzmanların yardımıyla almakla kararsızlığa yer olmadığı kanaatindeyim.” demişti. Bunun üzerine Tarım Bakanlığı köylüleri araç gereç kullanımı ve yeni tarım yöntemleri konusunda eğitmek için uzmanlar ve vilayet tarım istasyonlarından yararlanarak 1927 yasasıyla hazırlanan programı genişletti. Bakanlık ayrıca fındık limon çay sebze patates v.s. gibi ürünlerin yetiştirilmesi için Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü kurulmuştu.

Çiftçinin durumunun düzeltilmesi için devlet gelirlerinde düşme görüleceğinin bilinmesine rağmen 17 Şubat 1925’te “ Aşar kaldırılmış yerine binde 6’lık bir vergi konmuş. Ancak 1929 iktisadi buhranın başlaması ile 1931’de İktisadi Buhran Vergisi 1932’de de Muvazene Vergisi konulmuştur.

Bu arada hayvancılık teşvik edilmişti. Anadolunun kalkın-masında önemli rolü olan hayvancılık için Ankara ve diğer illerde 1927 yasası ile veterinerlik okulları açıldı.

Tarım alanında yapılan her türlü iyileştirme seviyesi getirilememiştir. Çalışan nüfusun %32’sini oluşturan çiftçi ailelerin yıllık geliri 129 liradır. Aynı yıl sanayici ailenin yıllık gelirinin 1000 lira civarında olduğunu gözönüne alınrsa çiftçinin durumunu daha iyi anlayabiliriz. 1927 senesinde havaların kurak gitmesi gelirin düşmesinde önemli etken olmuştur. 1 Kasım 1929’da Atatürk sulamanın yapılabilmesi için su işleri idaresinin kuruluşundan bahsedecektir. Ancak bu kez 1929 sanayi buhranı çiftçiyi zor duruma düşürecekti. Çiftçi ailesi 1929’da 1 metre yünlü kumaşı 55 kg buğday alabilirken 1931’de 160 kg. buğday ödemek zorunda kaldı. Çünkü buğday fiyatları 8 kuruşa düşmüştü.


İmparatorluğun son döneminde modern sanayi hemen hemen yok gibidir. Bunun için sanayi ürünlerinin çoğunu dışardan temin etmek gerekiyordu. Gerçi 1927’de 65 binden fazla sanayi işyeri belirlenmişti. Ancak bu sanayi işyerlerinin y 73’ü 3 kişi ile çalışan müesseselerdir. 5 ve daha fazla işçi çalıştıran işkolu ancak y 32 kadardı. İşyerleri genellikle motorlu olmayan ve makine kullanmayan çoğunluğu tamircilikle uğraşan yapıya sahiptir. Büyük çapta üretim yapan iş kolları ise devlete askeriyeye veya yabancılara aittir.

Osmanlı dönemindeki yabancı sermayenin etkisi ve uzun süreli savaşlardan dolayı Türk girişimciler yetersiz kararsız ürkek ve sermayesizdi. Bu durumda hükümet ilk iş olarak yabancı girişimlerini satın almaya başladı. Fabrika kurmak isteyen Türk müteşebbislere sermaye temin etmek için Ağustos 1924’te İş Bankası kuruldu. Böylece devlet desteğindeki İş Bankası sanayileşme hareketinin öncüsü oldu. Banka küçük girişimcilere esas gücünü ağır sanayii için gerekli olan Zonguldak Kömür İşletmesine yöneltti.

19 Nisan 1925’te çıkarılan yasa ile Türk Sanayii ve Yardım Bankası kuruldu. Banka sanayici ve maden sektöründe çalışanlara kredi vermek amacıyla hizmete açılmıştı. Devlet Fenerhane Yünlü Dokuma Bakırköy Dokuma Beykoz Deri ve Kundura Hereke İplik ve Yünlü Dokuma sanayiinin yönetimini bankaya bırakmıştı. Bankanın sermayesi devletin kendisine devrettiği işlemlerin payıyla bu işlemlerin döner sermayesinden oluşacak ve her yıl bütçeye konacak sanayii besleme ödeneği ile beslenecekti. 1932’de sermayesi 897 milyon TL. idi. Ancak banka pek başarılı olamamış hiçbir devlet fabrikasını şirkete devredememişti. Zaten bir süre sonra da Sümerbank’a geçmişti.

Lozan antlaşması 1924’te yürürlükte bulunan gümrük resimlerini beş yıl süreyle dondurduğundan sanayinin desteklenmesindeki önemli araç olan gümrük korumacılığı 1929’a kadar uygulanmıştı. 6 Mayıs 1925’te kurulan Şeker Fabrikası bu alanda bazı ayrıcalıklara sahipti. Bu ayrıcalıkların bazıları şunlardı; Fabrika için pancar üreten üretici 10 yıl süre ile arazi vergisi vermeyecek fabrika personeli 10 yıl süre ile kazanç vergisinden muaf tutulacak fabrika arsası 5 hektarı aşmamak kaydı ile devlet tarafından temin edilebilecekti.

1920’li yılların en önemli sanayi gelişimlerinden biri de 28 Mayıs 1927’de çıkartılar Teşvik-i Sanayi kanunudur. Kanunla kuruluşlara üretimleri değerinin %10’u kadar pirim verebilecek ihraç mallarından %10 daha fazla üretim yapsalar tercih edileceklerdi. Bu desteklere 1929’dan sonra gümrük koruması da katılmıştı.
Sanayinin teşvik gördüğü bu devrede dünya ekonomik bunalımı (1929-1932) yılları sanayileşme hareketini yavaşlatmıştı. Bir tarım ülkesi olan Türkiye bunalımdan az zarar görmüş olmakla beraber dışa sattığı hammadde fiyatlarındaki düşme üreticinin korunmasını gerekli kılmış ve devlet sanayide olduğu kadar tarım alanında da koruyucu tedbirler almak zorunda kalmıştı. Kısaca bu olaydan sonra devlet ekonomideki rolünü biraz daha attırmak zorunda kalmıştı.


Türkiye Lozan Barışından sonra haricin sermayesine karşı olmadığını açıkça ifade etmişti. Ancak hükümet Avrupa’nın sanayileşmiş devletlerinin yapacağı yardımın tek yanlı ve pek kuşkulu nitelikte bir yardım olacağından korkuyordu. Korkunun nedeni o güne kadar batı sermayesinin Türkiye’deki faaliyetlerinin yanlışlığıydı. Bunun yanı sıra Osmanlı borçları konusunda alacaklıların davranışları da önemliydi. Nihayet borçlar meselesi 23 Haziran 1928’de halledilmiş ve ödenmesine başlanmıştı. Toplam ana borç 107.5 milyon TL. olarak belirlenmişti. Alacaklıların başında Fransa İngiltere ve Hollanda geliyordu. 1923-1930 döneminde Batı ile istenilen ticari ilişkinin kurulamayışındaki bir başka önemli sebep bu devletlerle olan siyasi münasebetten kaynaklanıyordu. Bu sebeple Sovyetlerin ticaret tekeli sisteminin benimsenmesini isteyenler bile vardı. Ama fikir rededilmişti. Ancak ticari ilişki sürdürülerek makinalaşma konusunda Sovyetlerden faydalanılmıştı. Demiryolu yapımı konusunda ise Almanya’nın gözetimi temin edilmişti.

Yabancı sermaye Anadolu’ya gelmekten kuşkuluydu. Bir avuç başarılı olmuş askeri liderin ekonomik reform alanında pek etkili olamayacağını sanıyordu. Buna rağmen yabancı tahvil sahipleri ve azınlık gruplarına mensup iş adamlarına yaptığı destekle Türk ekonomisindeki yerini almıştı. Yani 1923-1930 yılları arasında Türk sanayinin kurulmasında yabancı sermayenin rolü küçümsenmeyecek kadar fazlaydı. Bu sebeple ithalat ihracat dengesi bir türlü kurulamamıştı.
Mali politikada denk bütçe ve düzgün ödeme ilkelerini benimsemiş olan hükümet para politikasına da sağlam para politikasını benimsemişlerdir. Atatürk’ün; “Maliyemiz Milli paranın istikrarını muhafaza prensiplerini tam bir sadakat ve muvaffakiyetle takip ve tatbik etmektedir” yolundaki sözleri bunun açık ifadesidir. Bununla beraber özellikle ithalat ihracat arasındaki dengesizlikten dolayı fiyatlarda %3.1’lik bir artış görülmektedir. Artışı sterlin ve altında gösterirsek 1923’te sterlin 729 kuruş 1929’da 1009 kuruş 1923’te 874 kuruş artış %23.6 şeklindedir.


İktisadi konuda karşılaşılan güçlüğü çözmek için yeni arayışlara gidildi. Bu dönemde iki temel problem vardı. Biri büyük buhranın olumsuz etkilerinden kurtulmak ikincisi ise daha önce planlanmış olan sanayii hamlelerini başlatmak.

Sanayide belirlenen hedefe ulaşmak için bazı noktalara daha fazla ağırlık verilmesi ikincisi altyapı yatırımları ve stratejik sanayilerin kurulmasıyla diğer yan dalların teşvik edilmesi üçüncüsü kurulacak stratejik sanayilere iç pazar bulunması ve dördüncüsü Türk parasının değerinin korunmasıydı. Özelliklerin belirginleşmesini 1930’larda Serbest Fırka ile Halk Fırkası arasında 4 ay devam eden tartışmalarda görmek mümkündür. Serbest Fırka ekonomide halk tarafından ferdi yapılması mümkün olmayan işlerin devlet tarafından yapılmasını öngörüyordu. Bu noktada Halk Fırkası ile birleşiyorlardı. İki düşünce arasındaki fark uygulamadaydı. Halk Fırkası ne pahasına olursa olsun demiryolu yapılmasına devletleştirmeye karşı çıkıyordu. Fırka aşırı tekel uygulamalarını fiatların yüksek tutulmasını eleştiriyordu. Fiatların yükselmesine sebep olan şeker tütün kibrit ispirto v.b. gibi sahalarda inhisar hakkının imtiyazlı özel şirketler tarafından yürütülmesini sakıncalı buluyordu. Halk Fırkası ise inhisarın kısmen devlet bütçesine gelir sağlamak için kurulduğunu belirtiyordu. Serbest Fırka yabancı sermayeyi kabullenirken Halk Fırkası bu alanda çekingen davranıyordu.



Ekonomik Politikanın Değişmesinde Rol Alan Faktörler



Ekonomik politikanın değişmesinde birkaç önemli sebep vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1-1929 Dünya ekonomik buhranı.Bunun neticesinde sanayi mallarının korunan fiatları karşısında tarım ürünlerinde görülen aşırı düşüş. Fiatların aşırı düşmesi Türkiye’nin ithal ettiği sanayii ürünlerinin başlangıçta krize direnç göstermesi sonraları koruyucu gümrük tarifesinin de etkisi ile daha düşük oranda bir düşme göstermesi dışarıda ticaret haddinin ülkemiz aleyhine dönmesine içeride de Türk çiftçisi aleyhine bir fiat meydana gelmesine sebep olmuştu.

Türk tarımı 1929’larda tam kapasiteye ulaşmamış olmasına rağmen bu tarihe kadar fiatların olumlu gelişmesi üretimin artmasına katkıda bulunmuştu. Ancak fiatlardaki düşmenin devam etmesi üre-timdeki artışın durmasına özellikle sanayi bitkileri ekim alanının daralmasına sebep olmuştu. Tarım ürünlerindeki fiat düşüşü yalnızca tarım ürünlerini olumsuz etkilemekle kalmamış çiftçinin Ziraat Bankası’ndan kredi alamamasına hükümetle vatandaş arasında gerginliğin doğmasına sebep olmuştu.

2- Özel teşebbüse dayalı kalkınmanın özellikle yeterli sermayenin birikmemiş olmasından sağlanamaması.

3- Bütün uğraşmalara rağmen alt yapının tam olarak oluşturulamaması ve yeraltı zenginliklerinin değerlendirilememesi.

4- Yöneticilerin genellikle asker kökenli olması ve askerlerin genellikle müdahalelerden ve denetimden yana davranışa yatkın olmaları.

5- Türk Milletinin her alanda bir çok şeyi devletten bekleyen bir psikolojik yapı içinde olması.

6- Toplum olarak ilk 10 yıllık gelişmeden fazla memnun olunmaması. Atatürk 1930 Mart 1931 tarihlerinde uzmanlarıyla yapmış olduğu yurt gezisinde vatandaşların dertlerini dinlerken memnuniyetsizliği bizzat tesbit etmişti.

7- Sanayide izlenen koruyucu dış ticaret ve vergi tarifelerinin getirilmesinin zannedildiği gibi yalnız başına özel yatırımlarda büyük bir artışa neden olması. Kurulan yeni teşebbüslerin çoğu ithal malı desteği sağlamak ya da durumunu yeniden gözden geçirmek zorunda kalmıştı. Halbuki devlet ithal yasakları ile elde edeceği gümrük vergilerinden mahrum kalmakta özel sermaye fahiş kar sağlamaktaydı. Oysa sanayide devletin ağırlık kazanması kârın devlete ve millete dönmesini sağlayacaktı.

8- Henüz yeterli kadroların ve kişilerin yetiştirilmemiş olması. Teknik bilgi eksikliği.

İşte bu önemli sebeplerden dolayı ekonomik politikada bir miktar değişiklik yapılınca “Devletçilik” adını verdiğimiz yapı ortaya çıkmış oldu.


Devletçiliğin Tanımı



Ekonomik alanda yapılan bu değişikliklere bir isim bulunmalıydı. İsmet İnönü 30 Ağustos 1930’da Serbest Fırka ile Halk Fırkası arasındaki tartışmalar hat safhadayken Sivas demiryolu açış konuşmasında bu ismi ortaya koymuştu. “Liberalizm nazariyatı bütün bu memleketin güç anlayacağı bir şeydir. Biz iktisadiyatta hakikaten mutedil devletçiyiz. Bizi bu istikamete sevkeden bu milletin ihtiyacı ve bu milletin fıtri temayülüdür. ...”

Emre Kongar İnönü’nün bu konuşmasını Fethi Okyar’a cevap olarak değerlendirip konuşmanın 1008 satır devletçilikten bahsedilen satır sayısını 8 olduğunu belirtmektedir. Kongar’a göre ekonomik alanda değişikliğin ortaya çıkması ve ismin konulması tarihi olarak Atatürk’ün Şubat 1930’daki demeci ele alınmalıdır. Atatürk o tarihte: “Bizim tatbikini muvafık gördüğümüz mutedil devletçilik prensibi bütün istihsal ve tevzi vasıtalarını fertlerden alarak milleti büsbütün başka esaslar dahilinde tanzim etmek gayesini takip eden ve ferdi iktisadi teşebbüs ve faliyete meydan bırakmayan sosyalizm prensibine müstenit kollektivizm komünizm gibi sistem değildir” demişti. Zaten İnönü’nün görüşleri de bundan çok farklı değildir.

1931 C.H.P. programında belirtilen devletçiliğin tanımı çok daha açık ve kesindir. “Sanayii alanında milletin çıkarları gerektiği zaman refah sağlamak için devlet aracılığı kullanılacaktı. Ancak yine de özel teşebbüse izin verilecekti. Hangi alanlarda duruma müdahale edileceği gelişmelere bağlıdır. Böyle bir müdahalenin gerekliliği kararlaştırılırsa ve o alanda özel teşebbüs varsa özel bir yasayla o işin hükümetçe devralınması sağlanır” deniyordu.

1935 senesinde önemli ölçüde kendisini ortaya koyan sistem C.H.P. kurultayında şöyle tanımlanıyordu.

“Hususi mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha memleketi mamuriyete eriştirmek için milletin umumi ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde bilhassa iktisadi sahada devleti fiilen alakadar etmek mühim esaslarımızdır. İktisadi işlerde devletin alakası fiilen yapılacak olduğu kadar hususi teşebbüsleri teşvik ve yapıları tanzim ve murakabe de etmektir.

Devletin hangi iktisadi işleri fiilen yapacağının takdiri milletin umumi ve yüksek menfaatlerinin icabına bağlıdır. Eğer devletin bu icap yolunda fiilen yapmaya karar verdiği iş hususi bir teşebbüs elinde bulunuyorsa bunun alınması her defasında bir kanun yapmaya bağlıdır. Bu kanunda hususi teşebbüsün bu yönden uğrayacağı zararın devlet tarafından tanzimi şekli gösterilecektir. Zararın takdirinde istikbale ait muhtemel kâr düşünülmez.”

Bu özellikleriyle devletçilik 1937 senesinde 5 ilke yanında 6. ilke olarak anayasaya girmişti.


Plânlı Dönem



1929 Dünya iktisadi buhranı Türkiye’nin de sosyal ve iktisadi gelişmesinde önemli değişikliklere sebep olmuştu. Devletin ve milletin en kısa zamanda kalkınmasını temin edebilmek için yeni bir arayış içine girilmişti.

Hükümet 1929’de Türk sanayisi için bir takım koruyucu maddeler koymuştu.11 Haziran 1930’da daha önce devlet hazinesi ve Osmanlı Bankası tarafından yürütülen para basma ve denetim altında bulundurma yetkisi yeni kurulan T.C. Merkez Bankasına devredildi. Böylece hükümet ilk kez para politikasını tam olarak ele almış oluyordu.

Diğer taraftan milli sermayenin özendirilmesine çalışılmıştı. 1929 Şubat’ında 1927 Teşvik-i Sanayi yasasını pekiştirir nitelikte “Tasarruf ve Yerli Malları haftası” açılmıştı. İsmet Paşa bu konuya değinirken “İktisadi teçhizat için elzem olan... esaslı vasıta sermayedir. Sermaye için hariçten gelen ıkrazatın kıymeti söz götürmez. Fakat asıl milli sermaye milletin kendi tasarrufu... ile temin olunmalıdır” demişti.

Zaten 1931 yılına kadar gerek tedirginlik ve gerekse dış politika problemleri (Musul meselesi boçlar Etabli meselesi v.b. gibi) sebebiyle yabancı sermayenin yurda getirilmesi temin edilememişti. Bu sebeple 1931 sonrasında yabancı sermayeye daha fazla ümit bağlanması görüşü ağırlık kazanmıştı. Diğer taraftan Avrupa’da diktatörlük ve diktatörlüğe bağlı hareketlerin ortaya çıkması onların ekonomik modellerine de kuşku ile bakılmasına sebep olmuştu. Ancak bu dış sistemlerin hiç birinin incelenmeyeceği anlamına gelmezdi. 1932 yılında Atatürk Başvekil İsmet İnönü’yü iktisadi gelişmeleri yakından incelemek maksadıyla Sovyetler Birliğine göndermişti. Bu ziyaretin sonuçlarından biri ile Sovyetler Birliğinden bir heyet aynı yıl Türkiye’ye davet edilerek iktisadi şartlar tetkik ettirilmiş yeni yatırım alanları ve tesisleri hakkındaki tavsiyeleri alınmıştır. Bilahare Sovyet heyeti tarafından hazırlanan rapordan 5 yıllık plan için faydalanılmıştı. 1933 yılında Türkiye Amerika’dan da bir heyet davet etmişti. Bu heyetten de Türk Ekonomisi ve gelişmesi hakkında rapor istenmişti” ve sanayi planlarının hazırlanmasında faydalanılmıştı.

Ancak tespit edilen yeni politika herhangi bir ideolojik eğilim-den kaynaklanmış değildi.

Atatürk döneminin plan anlayışındaki bütünlüğünü dört başlık altında toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi 1923 İzmir İktisat Kongresinden alınıp 1930’a kadar süren dönemdir. Bu yedi yıllık süre içinde devlet altyapıyı oluşturmaya çalışmıştır. İkincisi 1930-1933 dönemidir. Bu dönemin en belirgin özelliklerinden biri Milli Ekonomi kavramının ortaya atılarak savunulmasıdır. Bunun dışında Milli Paranın korunması Osmanlı borçlarının memleketin gelişmesini engelleyemeyecek şekilde ödenmesi altyapıya daha fazla önem verilmesiticari ilişkilerin genişletilmesi vergilerin yeniden düzenlenmesi ticaretin teşvik edilmesi yerli endüstrinin geliştirilmesi diğer dikkati çeken hususlardır.

Üçüncüsü 1933 Birinci 5 Yıllık Sanayi Planıdır. Bu plan üç hedefe ağırlık veriyordu.

1- Eldeki tüm sermayenin mümkün olduğu kadar sanayi sektörüne aktarılması

2- Özel girişimcilerin nispeten zayıf olduğu ülkemizde daha çok sayıda kamu iktisadi kuruluşunun meydana getirilmesi

3-Türkiye’de hammaddesi bulunan üretim alanlarında sanayilerin kurulmasıydı.

Ayrıca daha önce belirttiğimiz milli ekonominin oluşturulmasını planlı dönemin içinde görmemiz mümkündür.

Dördüncüsü 1936 İkinci Sanayi Planıdır. İkinci Sanayi Planı içerik ve uyandıracağı sosyal ve ekonomik hareket bakımından birincisine göre daha geniş ve ayrıntılıdır.

1929 Dünya ekonomik buhranından sonra hükümet 1933’e kadar ekonomiye düzensiz bir şekilde müdahale etmiş ve aynı yıl planlı döneme geçmişti. Planın Başbakanlığa sunuluş yazısında İktisat Vekili; amacı üç noktada özetlemişti:

1- Sürüp giden genel bunalım nedeniyle çözümü güçleşen döviz darboğazını aşmak

2- Hammaddelerin dünya piyasalarında düşen fiyatları karşısında Türk işçi ve çiftçisine daha kârlı çalışma alanları bulmak

3- İhtiyaç duyulan araç ve gereçlerin çok uygun ekonomik şartlar içinde sağlanmasını temin etmek.

Bunun için gerekirse dış devletlerden kredi sağlanacak fakat ithalat ve ihracat arasındaki dengenin mutlaka kurulması için gayret sarfedilecektir. Nitekim Nisan 1932’de Sovyetler Birliği ile sanayi maddeleri ve makina ithalatı için 8 milyon dolarlık kredi alınması konusunda mutabakata varılmıştı. Yardım faizsiz kredi olarak 21 Ocak 1934’de Ankara’da imzalanan protokolle gerçekleşti. Aynı gaye ile bir Amerikan firması olan “Kreuger” den 1930’da 10 milyon dolar “Kibrit Tekeli istikrazı” için uzun vadeli kredi alınmıştı. Diğer taraftan 1933’te 12 milyon 1934’te 30 milyon liralık iki uzun vadeli iç borçlanmaya gidilmiş. 1938’de ise İngiltere’den 16 milyon sterlinlik kredi alınmıştı.

1933 planı ile uygulamada sadece sanayi sektörüne 100 milyon TL.lik yatırım yapılmış elektriklenme liman demiryolu yapımı gibi altyapımı hizmetleriyle birlikte toplam 311 milyon TL. harcanmıştı. Memleketin kısıtlı kaynakları içinde bu fon önemli ölçüde demiryolu deniz taşımacılığı posta servisleri ve devlet tekellerinden oluşturulmuştur. Yatırımların önemli bir kısmını 3 Haziran 1933’te Devlet Sanayi Ofisi ile Kredi Bankasının birleşmesinden oluşan Sümerbank Haziran 1935’te kurulan Etibank 27 Aralık 1937’de millileştirilen Denizcilik Bankası 1933’te kurulan İller Bankası ve 1930’dan önce kurulmuş olan Ziraat ve İş Bankası tarafından yürütülüyordu.

Sümerbank plana uygun olarak yeni fabrikalar açtı özel sermayeli başka iş alanlarına girdi. Pamuklu ve yünlü kumaş çimento demir sentetik v.b. alanlardaki üretimi arttırdı. Belli başlı sanayi kollarında okullar açtı. Yurt dışına giden öğrencilere burs verildi. Daha sonra satış mağazaları açarak özel teşebbüsle rekabete girdi. Böylece de fiatların düşük tutulması sağladı.

Etibank maden petrol arama elektrik enerjisi kömür madenciliği ve dağıtımıyla bu ürünlerin yurt içi ve dışı satımına yardımcı olmuştur.

Vilayet belediye ve kömür idareleri vergi gelirlerinin %5’leri ile kurulan İller Bankası gayretler neticesinde asgariye indirilmişse de 1929-1939 arası 10 yıllık süre içinde %20 oranında artmıştır. Bu artış tarım sektörüne devlet yardımından ziyade tarım sahasının %4.86 dan %12.25’e çıkmasıyla açıklanabilir.


Sanayi Politikası

Uygulama belirgin olarak kendisini sanayi politikasında ortaya koymuştur. Yani fabrikaların kurulmasına çalışılmıştı. Bu fabrikaların üretim konuları ne ölçüde ithal ikamesi sağlayacakları başlıca hammaddelerinin yurtta bulunup bulunmadığı takdirde nasıl temini yoluna gidileceği üzerinde durulmuştur. Kurulması ve geliştirilmesi gereken sanayi kollarının başlıcaları şunlardır. Dokuma Bakır Kağıt Yapay İpek Cam Demir-‚elik Gübre Şeker ve Çimento vb. sanayiidir.

Birinci Sanayii Planı’nın en belirgin özelliği yatırımların umulandan erken bitirilmiş ve yatırım sahaları daha çok ilk anda vatandaşın ihtiyaç duyduğu alanlarda yapılmış olmasıdır. İhtiyaçların bir an önce giderilmesi için Teşvik-i sanayi yasasına daha fazla önem verilmişti. Neticede üretim değerinin büyük artışı yanısıra yerli hammadde kullanımında artış görülmüştü. Örneğin 1932 yılında 137.9 milyon olan üretim değerinin y 60.3’ü yerli hammadde kullanımına ait iken bu oran 1937’de y 96’ya yükselmiştir.

İkinci Sanayi Planı kendine yeterli ekonomik planın yanısıra doğal kaynakların verimli kullanılması ilkesine büyük önem vermiştir. Önemle üzerinde durulan konular arasında enerji madencilik petrol azot deniz ürünleri ve afyon sanayii olarak ifade edilebilir.

Atatürk Ankara’da 1936 Endüstri Kongresi’nin açış konuşmasında “İkinci beş yıllık planımızda maden ve elektrik sanayiine ve şimdiye kadar kurduğumuz sanayinin mütemmim (tamamlayıcı) veya anneks (ek) branşlarına ve umumi ekonomik bünyemizin istilzam ettiği yeni bir kısım sanatlara hususi bir ehemmiyet vereceğiz” demişti. Nitekim petrol konusu “Petrol arama dairemiz mesaisine bir taraftan devam etmekle beraber diğer taraftan da sun’i benzin ve petrol müştekkatı istihsaline büyük ehemmiyet atfetmekteyiz. ...Benzin meselesi yalnız bir milli ekonomi meselesi değildir. Aynı zamanda bir milli müdafaa meselesidir” demişti. Burada da anlaşılıyor ki ikinci beş yıllık sanayi planında kendine yetme ve yeraltı zenginliklerini değerlendirmenin yanı sıra stratejik sektörlere de büyük önem verilmiştir.

1936 İkinci Sanayi Planının önemli noktaları azot sanayiinin kurulması (Kütahya’da) su ürünlerinin geliştirilmesi (örneğin balık unu konusunun ele alınması gibi) yaş ve kuru sebze sanayiinin kurulmasının öngörülmesidir.



Tarım ve Para Politikası



1929 Dünya İktisadi buhranından sonra devlet çiftçinin uğradığı zararı hafifletmeye çalışıyordu. Bunun için kredi kooperatifleri yaygınlaştırılmaya çalışılmış Ziraat Bankasının ikrazat faizi %12’den 9’a indirilmişti. Bu dönemde tarım sektörünü ilgilendiren en önemli olaylardan biri 3 Temmuz 1932 tarihli ve 2056 sayılı yasayla buğday fiatlarının hükümetçe desteklenmeye başlanmasıdır. Gaye buğday fiatlarındaki dalgalanmaları önlemek bir an önce ürününü elinden çıkarmak zorunda kalan çiftçiyi mağdur bırakmamaktı.
Dış Ticaret

İzmir İktisat Kongresi sırasında yabancı sermayeye karşı olunmadığını belirtmiştik. Ancak bir süre Cumhuriyet rejiminin seri inkılapları ve bazı yurt içi isyanlar sebebiyle yabancı sermaye Türkiye’de yatırım yapmayı kârlı bulmamıştı.

1928 yılından itibaren ise hükümet Türkiye’de yabancı sermaye yatırımlarını teşvik etmek şöyle dursun Osmanlı Devleti zamanında ülkeye gelen ve özellikle belediye hizmetleri alanında çalışan yabancı sermayeyi millileştirme yoluna gittiğini görüyoruz. Politikadaki bu değişmenin üç noktada toplamamız mümkündür:

1- 1929 yılı Türkiye’nin kendi gümrük kanunu ve milli gümrük tarifesine kavuşması.

2- Bu tarihe kadar ithalat ihracat arasında görülen dengesizlik.

3- Dünya ekonomik buhranının kendini hissettirmeye başlamasıdır.

Ekonomide devletin ağırlık kazanmasından sonra koruyucu dış ticaret ilkeleri daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştı. Bu ilkeler:

1- Türkiye’den mal alan ülkelere mal satılması

2- Yurt içinde üretilen malların ithalinin yasaklanması

3- Öteki malların ticaret anlaşmaları çerçevesinde serbestçe ithali

4- İhraç mallarının kalitesinin yükseltilmesi

5- Dış ticaretin dengesinin lehe temininin sağlanması şeklin-deydi.

Bu şartlar içinde 1934’e kadar dış ticaretimizde Sovyetler Birliği İtalya ve Almanya’nın önemi büyüktür. Fakat aynı yıl Türkiye’nin İtalya’ya karşı zorlama tedbirlerine katılması ticaret hacminin düşmesine de sebep olmuştu. 1935’te ise İngiltere Türkiye’yi Alman iktisadi tahakkümüne atmamak için Türkiye ile olan ticari münasebetlerini arttıracaktı. Bunun neticesinde 1936’da Karabük Demir-Çelik İşletmelerinin inşası bir İngiliz firmasına verilmişti.

Türk dış ticaretinde söz konusu olan bu tür değişiklikler tamamen dış politika ile ilgili konulardan kaynaklanmaktadır. Yoksa prensipte herhangi bir değişiklik yoktur. Atatürk “Dış ticarette takip ettiğimiz ana prensip ticaret muvazenemizin aktif karakterini muhafaza etmektir. Çünkü Türkiye tediye muvazenesinin en mühim esasını bu teşkil eder.” Bu noktada 1930-1939 seneleri arasındaki ithalat ihracat dengesine baktığımız zaman istenilenin başarıldığını görüyoruz.
Para Politikası

Atatürk döneminde Türk parasının değerini korumak da çok önemli bir politikadır. Hükümet denk bütçe sağlam para ilişkisine büyük önem vermiştir. Krediyi düzenlemek ve para değerinin istikrarını korumak üzere1930’da Cumhuriyet Merkez Bankası kurulmuş ve 3 Eylül 1931’de çalışmaya başlamıştır. Neticede 1929-1930 döneminde Türk parası dışa karşı saygınlığını muhafaza etmeyi başarmıştır. Bu dönemde Sterlin ve Dolara karşı Türk parasının durumu aşağıdaki gibidir.

1930 yılında 1 Sterlinin 1030 kuruş olması TL’nin Sterline bağlılığından kaynaklanmıyor. Altın karşısında değeri dolaylı yoldan belirlenmek isteniyordu. Nitekim Sterlin 1931’de Altın standardından ayrılınca TL.nin resmi Sterlin kuruna düşürülmüştür.

Atatürk’ün “devletçilik”i görüldüğü gibi fiat mekanizması içinde devlet ve milletin refahını artırabilmek için kar sağlama amacına yöneliktir. Çizdiği politikada iktisadi kaynakların dağılımı ister özel sektör yoluyla ister kamu sektörü yoluyla olsun esasen fiyat mekanizmasına bağlıdır. Tepeden inme katı kurallı plan teşkilatının emirlerine bağlı değildir. Devlet teşebbüslerinin kurulması nihai bir gaye olmayıp araç mahiyetindedir. Devlet sektörü var densin diye bu mekanizma işletilemez. Özel sektör zamanın şartları altında başarılı olmadığı işlerde devlet teşebbüsünü kurar. Bu devlet teşebbüsü mukaddes dokunulmazlığa sahip değildir. Nitekim Başvekil Celal Bayar 1937’de devletçiliğin diğer beş ilke ile birlikte Anayasaya alınması sırasında bu konuyu “Bugün içinde bulunduğumuz sistemin değişmez bir sistem olduğunu asla ifade etmiyorum. Fakat bugün içinde bulunduğumuz sistem bugünkü şeraite nazaran bizim için mükemmel bir sistemdir. Yarın hayat ve şerait değiştikçe biz de o şeraite uymak suretiyle sistemler üzerinde tadiller yapacağız.” şeklinde dile getirmiştir. 3460 sayılı kanunda zaman ve şartlar müsait oldukça devlet teşebbüsleri halka satılabilir demektedir.

1938’de Türkiye’nin iktisadi başarısını dile getiren İngiliz Maliye Bakanı Sir John Simon özetle “Türk hükümeti son 15 yıl içinde ülkenin ekonomik görüşüne yeni bir şekil veren programını uygularken ekonomik alanda hayret verici bir gelişme göstermiş ve ülkesindeki zengin maden yataklarını işleterek sanayiye göze çarpan bir itici güç sağlamıştır. Dünyada bu güç zamanlarda Türkiye’nin yaptığı gibi ödemeler dengesini muhafaza etmeyi başarmış pek az ülke vardır” demişti.
Atatürk tarafından ortaya konan “Devletçilik”in bu başarısı Türkiye’nin siyasi gerçek ve hedefleri ile uyum içinde olmasından gelmektedir. Gaye Türkiye’de topluma dayanan siyasi demokrasiyi tesis etmektir. Eğer devletçilik sanayide devlet tekeli veya tepeden inme planlı teşkilat kuralı emirlerine bağlı kalsaydı memlekette siyasi demokrasiden söz edilemezdi.
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
ataturkun, ekonomi, politikasi

Seçenekler
Stil


Saat: 23:45

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,