ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Kütüphane > Kültür - Sanat > Osmanlı Tarihi


Güneşin Doğarken Batışı


Güneşin Doğarken Batışı

Kültür - Sanat Kategorisinde ve Osmanlı Tarihi Forumunda Bulunan Güneşin Doğarken Batışı Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Güneşin Doğarken Batışı 17.yüzyılın başları... Devşirme ve dönme ekibi Osmanlı Devleti’nde en güçlü çağını yaşamaktadır... Türkler için Paşa Vezir Vezir-i ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 16 Temmuz 2015, 13:46   #1
Durumu:
Çevrimdışı
ForumSevgisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 14 Temmuz 2015
Mesajlar: 8.944
Konular: 8563
Beğenilen: 0
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Güneşin Doğarken Batışı

Güneşin Doğarken Batışı

17.yüzyılın başları...

Devşirme ve dönme ekibi Osmanlı Devleti’nde en güçlü çağını yaşamaktadır...

Türkler için Paşa Vezir Vezir-i Azam olmak artık tesadüflere bağlıdır. Devşirme ve dönmelerin devleti yönetme geleneği iyice yerleşmiş; Türklerin yetki sahibi olması adeta imkansız hale gelmiştir...

Devlet töre bilmez Türk’ü tanımaz sözde Müslüman vezirler eliyle yönetilmektedir...

Osmanlı hanedanı soy olarak bozulmaya yüz tutmuştur; Padişahlar yabancı kadınlardan bir türlü vazgeçmemektedir.

Deliler çılgınlar devletin başına “Padişah” olarak geçmeye başlamıştır...

Yeniçeri iyice soysuzlaşmış; iki de bir kelle istemektedir...

Din adamları asli görevlerinin dışındaki işlere karışır olmuştur...

Saray’da rüşvet artmış eğlenceler değersiz zevkler için devlet hazinesi ve halk soyulmaktadır...

İşte bu sırada halkın ve yazarların daha sonra “Genç Osman” dedikleri bahtsız bir Osmanoğlu amcası Sultan Birinci Mustafa’nın delilik belirtileri göstermesi sonucu 1617 yılında Sultan İkinci Osman olarak devletin başına geçer...

Henüz 14 yaşındadır...

Çocukluğunun doğal sonucu olarak ilk üç yılı yanlışlar yaparak yapılan yanlışları seyrederek geçirir...

1621 yılında Sultan Genç Osman 18 yaşında ve delikanlılık çağındadır...

Artık yanlışları görmektedir...

Görmenin de ötesinde Saray ve devlet hayatındaki bozuklukları düzeltme heyecanıyla doludur. İçinde yaşadığı bozuk düzeni değiştirmek için doğruları araştırır ve üzerinde düşünmeye başlar... Ne var ki çok gençtir... Çevresinde bulunan ihanet ve fitne çemberinin farkında değildir. Gerçekleştirmeyi düşündüğü ise yepyeni bir devlet düzenidir. Ve bu düzende ne devşirme yeniçeri vardır ne de Harem entrikası...

Sultan Osman’ın şu düşünceleri ne kadar korkunçtur!

“Soysuz Yeniçeriyi yok edip yerine Anadolu Türk’ünü doldurmak...

Dönme ve devşirmelerin kökünü kurutmak...

Fitne kaynağı yabancı kadınlarla dolu Haremi ortadan kaldırıp Saray’a Türk’ten başka kadın sokmamak...

Devlet merkezini Türklüğün bağrına; Anadolu’ya taşımak...

Din adamlarını devlet işlerine karıştırmamak...

Saray geleneklerini kıyafetleri eskiyen kanunları değiştirmek...!”

Bu düşüncelerin her biri o devirde ortalığı velveleye verecek güçtedir...

Nitekim verdi de!

Belki daha tedbirli hareket edebilseydi; sözgelimi dedesi Fatih’in Türkleri uzun süre devlet üst yönetiminden tasfiye eden sistemi yerleştirmesi mümkün olsa idi sessiz sedasız başarması belki mümkün olabilirdi.

Ama Genç Osman sıfatı gibi “Gençtir” ve sesli düşünür...

Gerçi niyetini kendince saklamaya çalışır ve “Hacca gideceğini” söyler! Fakat buna kimseyi inandıramaz. Devşirme vezirler ve fitne ile pişmiş; “leb demeden leblebiyi anlayan” Yeniçeri soysuzu Genç Osman’ın amacını hemen kavrayıverir.

Yeniçeriler “Sultan’ın amacının Hacca gitmek olmadığını Anadolu’dan getireceği Türk askeriyle kendilerini kesin olarak tasfiye edeceğini” kuşkuya yer kalmayacak biçimde anlarlar.

Ve o aşağılık Yençeri’nin isyanı başlar!

Sultana haber göndererek bu fikirden vazgeçmesini isterler.

Genç Osman korkusuzca verdiği cevapta:

“Bildiklerinden kalmasınlar ben Hacca gideceğim” der.

Ne tuhaftır ki bu soysuz Yeniçeri kendi köküyle buluşmak isteyen bir Osmanlı Sultanı’nı Anadolu’dan esirgemektedir.

Esirgemektedir çünkü; bu sefer bir Osmanlı Sultanı Anadolu’ya ordusuz ve “eli kılıçsız” olarak gitmek istemektedir...

Esirgemektedir çünkü; bu defa bir Osmanlı Sultanı açıkça:

“Anadolu Türk’ünü bağrıma basacağım” demektedir...

Bu olacak şey değildir!

Yeniçerinin aklı şaşmıştır...

Yeniçeri bilir ki Sultanlar: Fatih’in babası 2.Murat dışında şunca zamandır Anadolu’ya ordularının başında gitmiştir. Ve yine bilirler ki Anadolu’ya ya sefer açılır ya da sefer için Anadolu’dan geçilir... Çoğu zaman da devşirme-dönme Paşalar buyruğundaki ordular celali-eşkıya takibi diye Anadolu’ya dalar ve bu Genç Osman denilen Sultanın bağrına basmak istediği Türkleri kırıp geçirir!

Oysa Genç Osman bir geleneği yıkma peşindedir ve elini kolunu sallayarak “Ben Hacca gidiyorum” diye Anadolu’ya geçip Türklerle buluşmak istemektedir...

Kimseyi inandıramaz!

Nice Türk katliamına katılmış ve duymuş olan Yeniçeri kocaları felaketin büyüklüğünü anlarlar...

Yeniçerilerin akıldaneleri Genç Osman’ın boyunlarına geçirmek istediği ilmeğin düğümünü hazırlanmadan çözmeğe kararlıdırlar...

Ve bu sorunun çözümünün kendileri için bir ölüm-kalım meselesi olduğunun da iyice farkındadırlar.

“Din gücü”nü yanlarına almak isterler...

Alırlar da!

Nitekim Genç Osman’ın kayınpederi Şeyhülislam Es’at Efendi “Padişahlara hac gerekmez. Yerlerinde oturup yöneticilik yapmalılar” biçimindeki görüşünü damadına iletir.

Fakat Genç Osman ısrarlıdır...

Başlayan isyanın nedeninin “Hacca gitmek” fikrinden çıktığını anlatmak için Saray’a gelen başka bir ulema heyetine karşı Genç Osman çok serttir :

-“Bu fitne erbabını siz tahrik etmişe benzersüz gibi... Evvel sizi kırarum ba’dehu anları! Ol taifenin tedarükü görülmüştür!”

Son zamanlarda Yeniçeri ile elbirliği eden mal-mülk peşinde koşan eski asil tavrı bozulan İlmiye sınıfının temsilcilerine Genç Osman demek istiyor ki: “Bu eşkiyayı kışkırtmak ve fitneyi ayağa kaldırmak sizin başınızın altından çıkıyor. Onlara yapacağımı önce size yaparım!”

Ulema Padişahtan gittikçe uzaklaşmaktadır...

Ulema kendince haklı olarak kırılmıştır ve Genç Osman’ın yanında değildir!

Yeniçerileri koruyan “gün görmüş” devşirmeler şimdilik Padişahı doğrudan hedef almadan biraz sert bir “fetva” ile yanındaki birkaç kişiyi görevden aldırıp bir-ikisinin kellesini koparttırıp; güç gösterisinde bulunarak Genç Osman’a “aba altından sopa göstermek” isterler.

Aslında Genç Osman’ın düşüncesini destekleyen yanında birkaç kişi vardır. Desteklemekten de öte O’na bu fikri aşılayan Ömer Efendi isimli bir Türk Genç Osman’a hocalık yapmaktadır! İşte Yeniçeri en başta aydın ve çağını aşmış olan bu Hoca Efendi’yi hedef alır... Ve hiç vakit kaybetmeden bu yaşlı devşirmeler Şeyhülislam Es’at Efendi’den şöyle bir fetva çıkartırlar:

“Sual : Padişah-ı cihanbanı azdurup Bey-ül-mal-i müslimüni telef ittürüp buna fitne ve fetarete sebeb olan kişilere şer’an ne lazım gelür?

El cevab : Katl lazım gelür.”

Fetva diyor ki: “Padişahın aklına girerek yeniçerileri yok ettirme fikrini verenlerin öldürülmesi şer’an caizdir!”

Bu fetvayı bir ulema heyeti Genç Osman’a takdim eder...

Genç Osman bu fetvayı okuyunca öyle bir tepki gösterir ki onun bu tepkisi daha sonra değil Osmanlı mülkünde; bütün dünyada şaşkınlık yaratır.

Bu farklı Osmanoğlu’nun tepkisi şöyle olur :

Genç Osman ulemanın elinden aldığı fetvayı okuduktan sonra paramparça eder ve ulemanın yüzüne fırlatır!

Gösterdiği bu tepki çok değişiktir ve böyle bir tepki hiç yaşanmamıştır...

Bir Osmanlı Sultanı’nın böyle bir hareketini tarihler yazmamıştır!

Böyle bir olay o zamana kadar Osmanlı tarihinde görülmüş şey değildir. Ve ondan sonra da görülmemiştir... Gerçi çoğu fetvalar Osmanlı kanunlarıyla çatışmamıştır amma Padişah’ın düşüncelerine aykırı çıkan fetvalara karşı da hiçbir Padişah böyle bir tepki göstermemiştir.

Bu olay Genç Osman ile ulema arasında zaten esen soğuk yelleri buz kesen bir havaya dönüştürür...

Ayrıca Genç Osman bir büyük hata daha yapmış; “Ulema”nın “Arpalıklarını” kesmiştir... Ve artık “Ulema” iyice küskündür...

Üstelik bu sıralarda Padişah’ın “dinsiz” olduğu dedikodusu da ortalığa yayılıverir...

Ve artık isyan bizzat Padişah’ın şahsına yönelmiştir!

Genç Osman her konuşmasıyla kendi sonuna biraz daha yaklaşmaktadır...

Bu karışıklık devam ederken Genç Osman Ulemayı sarayına davet edip Yeniçeri’nin başlattığı isyanın nedenini iyice öğrenmek ister...

Huzurundaki din adamları şöyle der:

-“Kul taifesi (Yeniçeriler) Padişahun Anadolu semtine geçtüğüne razu değüllerdür ve birkaç kişilerün mansıpta olduğun istemezler; Hace Efendi ile Dar-üs-Saade ağasınun neyf olduğun isterler!”

Yeniçeriler Padişah’ı bu Hac seferine teşvik eden devlet adamlarının görevlerinden alınmasını ve iki kişinin de kellesini istemektedirler...

Genç Padişah isyanın şahsına yöneldiğini bildiği halde Hac düşüncesinden vazgeçmiş görünmekle beraber Yeniçerinin her istediğini yerine getirmeyeceğini ifade etmek için:

-“Hac’dan vazgeçebilirim... Ama devlet adamlarının değil kellelerini vermek onları görevlerinden dahi almam!” der.

Genç Osman bu sözleri söylerken neye güveniyordu?

Yanında Yeniçeri yoktu... Ulema yoktu... Devşirme-Dönme ekibi yoktu...

Kısacası “Devlet” yoktu!

Güvendiği Türkmenler ise çok uzaklarda... Anadolu bozkırlarındaydı!

Ve Genç Osman çok geçmeden tedbirsizliğin ve tecrübesizliğin kurbanı olacaktı...

Yeniçeriler fazla beklemediler... Hiç vakit kaybetmeden Saray’a saldırdılar...

Padişahları Halifeleri olan İkinci Sultan Osman Han’ın yakalayıp Orta Camiinin avlusuna getirdiler. Sonra da çırılçıplak soyup bir at arabasına bindirerek çok çirkin hakaretlerle Yedikule zindanına götürdüler. Zindanda gerçekten çok çirkin tecavüzlerde bulundular. Daha sonra da boğazına ip takarak boğdular...

Yeniçeri kanı bozuğunu bu aşağılık eyleme teşvik eden pek çok devşirme yönetici ve saraylı vardı. İsyancıları yönlendiren ise Akıl hastası 1.Sultan Mustafa’nın Türk soylu olmayan anasıHaseki Sultan’dı! Ama bu isyanın “komutanı” olan ve Genç Osman’ı öldürten biri vardı... Şüphesiz O da devşirmeydi.

O şerefsiz adam isyan sırasında Vezir-i Azam olan Boşnak devşirmesi Kara Davut Paşa’dan başkası değildi!

Bu aşağılık devşirme için Öztuna’nın ifadesi şöyledir: “Davud Paşa kapdan-ı deryalık ve 4.vezirlik yapmış bir Boşnak devşirmeydi. Türkiye tarihinin en lekeli simalarından biridir...”

Genç Osman’ın öldürülmesine Anadolu tepkisiz kalmadı...

Türkler biraz da Türk kökenli İlmiye sınıfının pişmanlığını ifade eden teşvikiyle kıpırdanır oldu ama İstanbul onların da defterini çarçabuk dürüverdi!

İstanbul’un göbeğinde de hayret verici olaylar oldu...

Bu büyük Osmanoğlu’nun devşirme çocuklarınca öldürülmesini içine sindiremeyen adsız bir kahraman Sultanahmet Camii’nde Vezir-i Azam’ın dağıttığı parayı bölüşürken kavga eden seksen kişilik sipahi subaylarının arasına elinde bıçağıyla daldı:

-“Kanı benüm Osman Hanumu neyledünüz?” narasını atarak önüne gelen sipahiyi bıçakladı. Bir anda 9 kişiyi birden yere indirdi. Bir kişiyle baş edemeyen sipahiler gelen takviye kuvvet ile sayıları 151 olunca o korkusuz yiğide saldırdılar ve yine bir saatlik uğraştan sonra o adsız kahramanı öldürdüler.

Genç Osman olayı Türklüğün bağrında yüzyıllardır dinmeyen bir gönül sızısıdır!

*

Başarsaydı...

Genç Osman’ın getirmek istedikleri yenilikler gerçekten hayret verici...

18 yaşındaki bu kendini aşmış Osmanoğlu’nu alkışlamamak elde değil... Ne tuhaftır ki Genç Osman’ın bu düşünceleri günümüzde bırakınız halkımızı kimi aydınlarımızca da bilinmemektedir... Cumhuriyet’in okul kitaplarında bu konuya çok geniş yer verilmesi herhalde çok yararlı olurdu.

Atatürk Osmanlı Padişahlarından ve devlet adamlarından bazılarını takdir ederdi. Söz gelimi şu sözü ne güzeldir:

“Bir gün ressamlar kahraman simasını unuturlarsa Yavuz’a baksınlar”

Ama konumuzla ilgili olarak Atatürk’ün Alemdar Mustafa Paşa için söylediği bir söz vardır:

”Alemdar cahil olmasaydı ben tarihe başka bir görevle gelirdim...”

Ben inanıyorum ki o büyük Atatürk yeri gelseydi Genç Osman için de şunu rahatça söyleyebilirdi:

“Eğer Genç Osman tedbirli olup vakitsiz konuşmasaydı ve başarsaydı; ben tarihe başka bir görevle gelirdim...”

Düşünebiliyor musunuz? Genç Osman sanki çağını yorumluyor... Ve tedbirler almak istiyor: Anadolu’nun bağrına çekilip özgün Türk varlığının dinamizmiyle devlet gemisinin yelkenlerini şişirmeyi düşünüyordu...

Avrupalılar’ın 168 yıl sonra Fransız ihtilali ile görebildikleri “millet gerçeğini” O 1621 yılında dünya gündemine sokmaya çalışıyordu... O sanki “Türk Aydınlanması”nı sağlamak istiyordu...

Eğer başarsaydı Osmanlı Devleti çağın ilerisinde bir zihniyetin temsilcisi olabilirdi.

Modern bilimlerin disiplinlerini kuran öncüler Avrupa’dan değil belki de Osmanlı’dan çıkardı... Kim bilir?

Ama olmadı...

Ve tarih “hükmünü icra” etti!

Gönül bu ya... Yine Osmanlı tarihinde “acaba?” larla dolu gönül dünyama konuk olan bir diğer bahtsız Osmanoğlu daha var: Fatih’in oğlu Cem Sultan!

Sultan olmadığı halde Türk halkının kendisine “Sultan” sıfatını layık görerek yücelttiği Cem Sultan’ın 2.Beyazıt ile kavgaya tutuştuğu dönemlerde kardeşi Beyazıt’a bir teklifi vardı :

“Anadolu’da ben Sultan olayım sen de Avrupa yakasında Sultan ol!...”

Acaba bu teklifi 2.Beyazıt kabul etseydi Cem Sultan devletini Anadolu’da yoğunlaştırabilir miydi? Devletin ve milletin Anadolu’da kuracağı devlet ile yaratıcı Türk zekasını ve çalışkanlığını; müsbet bilim ve tekniğe yönlendirecek bir zihniyet değişimini gerçekleştirebilir miydi? Bir şekilde Anadolu Türk halkında sermaye terakümünükapital formasyonunu yani teşebbüs gücünü sağlayabilir miydi?

2.Beyazıt ve daha sonra tarih sahnesine gelecek olan Yavuz ve Kanuni Avrupa yakasında Papa Venedik ve diğerleriyle uğraşacağına göre Anadolu; sakin düşünme imkanı bulabilir ve yukarıda ifade ettiklerimizi başarabilir miydi?

Bilemiyoruz...

Ve üzüntü vericidir ki tarih; “acaba”lara itibar etmiyor; bildiğini işliyor!


Mevlüt Uluğtekin Yılmaz
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
batisi, dogarken, gunesin

Seçenekler
Stil


Saat: 05:33

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,