ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Kütüphane > Kültür - Sanat > Osmanlı Tarihi


••::Gemiler Yola Çıktımı Mors Efendi::••


••::Gemiler Yola Çıktımı Mors Efendi::••

Kültür - Sanat Kategorisinde ve Osmanlı Tarihi Forumunda Bulunan ••::Gemiler Yola Çıktımı Mors Efendi::•• Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> ••::Gemiler Yola Çıktımı Mors Efendi::•• Amerikalı ressam ve bilgin Samuel Morse (1791-1872). Morse telgraf için dünyadaki ilk patent hakkını 1847 ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 16 Temmuz 2015, 14:01   #1
Durumu:
Çevrimdışı
ForumSevgisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 14 Temmuz 2015
Mesajlar: 8.944
Konular: 8563
Beğenilen: 0
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart ••::Gemiler Yola Çıktımı Mors Efendi::••

••::Gemiler Yola Çıktımı Mors Efendi::••

Amerikalı ressam ve bilgin Samuel Morse (1791-1872). Morse telgraf için dünyadaki ilk patent hakkını 1847 yılında Sultan Abdülmecit'ten aldı ve onun tarafından verilen elmas taşlı devlet madalyasını ömrü boyunca yakasında taşıdı.


Abdülmecid ve Telgraf….

Prof. Lawrence Smith gerçekte İstanbul'a hiç de yabancı biri değildi. Osmanlı topraklarında uzun süredir bilimsel araştırmalar yapan Amerikalı jeolog bu nedenle Türklerin renkli başkentini de artık neredeyse sokak sokak bilecek kadar İstanbullu olmuştu.

Ancak kaldığı otel odasında erken kalkıp karşılamaya hazırlandığı o yeni gün kentte geçirdiği diğer bütün günlerden çok daha farklı ve de anlamlı bir olaya sahne olacaktı. Bunu düşününce günlerdir bastırmaya çalıştığı heyecanı yeniden depreşti. Kısa sürede giyinip hazırlandı; sonra da masanın üzerine yayılmış durumdaki kabloları ve onlara bağlı durumdaki karmaşık bir cihazı özenle toparlayıp kutularına koydu. Bir çeyrek saat sonra da esrarengiz yüküyle birlikte otelin lobisine inmiş durumdaydı. Lobide bu egzotik ülkedeki bilimsel araştırmalarında kendisinin sağ kolu olan emektar asistanı Leopold ile buluştu.

Smith öğleden önce -o dönemde henüz ahşap bir yazlık köşk görünümündeki- Beylerbeyi Sarayı'nda Osmanlı Sultanı Abdülmecit'in huzuruna çıkacaktı ve büyük randevuya topu topu iki saat vardı. Bu buluşma ona ve binlerce kilometre uzaktaki Amerika Birleşik Devletleri'nde kendisinden olumlu haberler bekleyen dostuna muazzam bir ün ve maddî refah getirebileceği gibi bütünüyle hüsranla da sonuçlanabilirdi. Ama Smith'in o an için Sultan'ın Beylerbeyi'ndeki bu yazlık evinde olup bitecekler konusunda en küçük bir fikri bile yoktu. Kahvaltısını yapıp asistanıyla birlikte otelden ayrıldı ve bir at arabasıyla randevu adresine doğru yola çıktı.





Bugünkü Beylerbeyi Sarayı... Ancak ilk telgraf denemesi 1865'te Mimar Sarkis Balyan'a yaptırılan bu binada değil ondan önce aynı yerde bulunan ahşap sarayda gerçekleştirilmişti.


Köşk'ün girişinde kendisini beklemekte olan protokol görevlileri tarafından hürmetli tavırlarla karşılanan Prof. Smith'e yanında getirdiği yükler için derhal iki hamal ve bir de İngilizce bilen mihmandar verildi. Amerikalı araştırmacı Tanzimat döneminin yenilikçi tavrını yansıtan bu nefis binanın bahçesinde asistanıyla sohbet ede ede bir süre yürüdükten sonramihmandarın gösterdiği kapıdan büyükçe bir salona alındı. Burası Köşk'ün denize bakan salonlarından biriydi. Son derece kibar biri olan mihmandar Sultan'ın tam bir saat sonra orada olacağını bu süre içinde de hazırlıklarını yapabileceğini bildirerek salondan ayrıldı. Smith'in eşyalarını taşıyan iki hamal yapacağı çalışmada kendisine yardımcı olmak üzere mihmandar tarafından orada bırakılmıştı.

Yaşlı adam hiç zaman yitirmeksizin çalışmaya başladı. İlk olarak Leopold'dan orta büyüklükte bir masa bulmasını istedi. Bu talebi asistanı tarafından hemen yerine getirildi ve bulunan masa hamallar tarafından tam onun istediği yere konuldu. Smith de çantasından çıkardığı -gövdesinin bir kısmı metal bir kısmı da ahşaptan yapılma- ilginç bir aleti masasının üzerine kurdu. Ardından başka bir çantadan bir kablo makarası çıkardı. Döner makaradaki kabloyu ucundan tutarak ana salona bağlı odalardan birine doğru ilerledi böylelikle kablo da makaradan yere dökülerek onunla birlikte odaya kadar uzandı. Orada ikinci bir masa daha hazırlattı ve üzerine görünüm olarak ana salondaki makineden farklı ikinci bir makine kurdu. Elinde taşıdığı kablonun ucunu ona bağlayarak salona geri döndü ve kablonun bu taraftaki uçlarını da ilk kurduğu ekipmanın uygun bölümlerine bağladı. bir kaç teknik ayarlama daha yaptıktan sonra gururlu bir ifadeyle mihmandara dönerek "Bu iş tamamdır Leopold" diye seslendi "Sanırım artık gösteri vaktinden önce bol kopüklü birer Türk kahvesi içmeyi hakettik!"



Sultan'ın huzurunda




Osmanlı Devleti'nin 31. padişahı Abdülmecit bilimsel ve teknolojik gelişmelere yönelik güçlü ilgisiyle tanınıyordu.

1 Temmuz 1839'da tahta geçen Sultan Abdülmecit yönetim felsefesi açısından babası 2. Mahmut ile büyük ölçüde benzeşen bir liderdi. O da selefi gibi durgunluk içindeki ülkenin tek kurtuluş yolunun batıdaki en son fennî yenilikleri Devlet-i Âli Osmanî tebâsının hizmetine sunmaktan geçtiğine inanmaktaydı. Nitekim bu reformist bakış açısıyla da ülkeye pek çok yeni eser kazandıracaktı. 1840'da "kâime-i mutebere" adıyla Osmanlı ve Türk tarihindeki ilk kâğıt parayı o bastırdı. Bir kısmı borçla yapılmış da olsa ardı ardına bir çok bilim ve sanat okulunun kuruluşuna bu arada ülke genelinde bayındırlık hizmetlerinin geliştirilmesine yine bu Sultan öncülük etti. O sıralarda henüz yeni hizmete yeni açılmış olan Galata Köprüsü ve Bezmi Âlem Vakıf Gureba Hastanesi Sultan'ın halk tarafından da takdir edilen bu ilerleme çabalarının anılan dönem itibarıyla oldukça gösterişli örneklerinden yalnızca ikisiydi.

Zaten Prof. Smith'e de bu randevuyu talep etme cesaretini Sultan'da gözlemlediği bilim ve teknoloji merakı vermişti. Yıllardır İstanbul'daydı ve Abdülmecit'in devlet yönetimini modernize etmek üzere verdiği mücadeleyi çok yakından izleme olanağı bulmuştu. O yüzden de Sultan'ın kendisine tanıtılacak olan bu yeni teknolojik buluşu kesinlikle es geçmeyeceğine inanıyordu.
Abdülmecit randevu saatinden onbeş dakika kadar önce Köşk'e ulaştı; odalardan birindeki kısa bir dinlenmenin ardından Amerikalı konuğunun yardımcısıyla birlikte kendisini beklediği büyük salona geçti.

Profesör Smith uluslararası ilişkiler açısından oldukça zor bir zamanda Osmanlı ülkesini ortalamanın üstünde bir başarıyla yöneten genç Sultan ile ilk kez o gün orada tanışıyordu. Çok iyi düzeyde Fransızca bilen Abdülmecit kendisini -ikisinin de rahatça konuşabildikleri- bu ortak dille selamladı. Ondan ülkesi ABD ve oradaki siyasal gidişâta ilişkin bir süre bilgi aldı. Smith de ona farklı ulusların bileşkesinden oluşan ülkesinde yönetsel birliği sağlama yönünde çekilen büyük sıkıntılardan söz etti. Onu dikkatle dinleyen Abdülmecit en sonunda da "Mösyö Smith bana verilen malûmâta göre bu ziyaretinizin sebebi ülkemin askerî faaliyetlerinde ve cemiyet hayatında eşi benzeri görülmiş faydalar sağlayacak olan yeni bir fennî icatmış. "Bu icadın teferruatını sizden öğrenmek için buradayım. O hâlde bizleri daha fazla merakta bırakmayınız" diyerek konuya girdi.



"Bir cümle buyurunuz Sultanım"




Samuel Morse'un Sultan'ın huzurunda denenmek üzere gönderdiği telgraf manüplesi ve mesajı kâğıda döken alıcı....


Smith Sultan'ın bu içten girizgâhı karşısında artık iyice rahatlamıştı. "Size öylesine önemli bir icadı tanıtmaya geldim ki Majesteleri" dedi "Bu alet elinizde olduktan sonra savaşlarda birliklerinizle haberleşirken ya da çok uzaklardaki tebânıza emirlerinizi iletirken binlerce kilometrelik mesafeler artık hiç bir surette mesele teşkil etmeyecek."

Ardından da masaya geçti ve cihazının özelliklerini anlatmaya başladı. "Bu cihazın adı 'telegram'dır. Buyurduğunuz emirleri bir kablonun erişebildiği her noktaya yalnızca saniyeler içinde taşır. Aynı şekilde karşı taraftan da yine saniyeler içinde cevabını alırsınız."

Sultan duydukları karşısında iyiden iyiye meraklanmıştı "Pekiyi söylediklerinizi burada hemen tecrübe etmek mümkün mü?" diye sordu. "Elbette Majesteleri" dedi Smith "Cihazın alıcısını karşı odaya yerleştirdim. Asistanım Leopold orada benden gelecek mesajı bekliyor. Dikkat ederseniz odanın kapısı kapalı ve sizin ne dediğinizi duyması da kesinlikle imkânsız. Şimdi lütfen bir cümle buyurunuz."
Bunun üzerine Sultan gözlerini Köşk'ün pencerelerinden gözüken yük gemilerine dikti. Bir süre kendi kendine alçak sesle mırıldandıktan sonra "Söyler misiniz bu icadı yapan zât-ı muhterem kimdir?" diye sordu. Smith o an ABD'de bu ziyaretin sonucunu merak içinde bekleyen dostunu düşündü ve "Mösyö Morse efendim Amerikalı âlim ve ressam Mösyö Samuel Morse... Kendisi benim aracılığımla sizlere en derin hürmetlerini iletmektedir ve onun da gözü kulağı buradan gelecek haberdedir."

"Pekiyi o hâlde" dedi Sultan gülümseyerek "Onu da yâd etmek suretiyle şöyle bir kelâm edelim: Yük gemilerimiz yola çıktı mı Morse Efendi?"
Smith cümleyi duyar duymaz manüplede sabırsızlık içinde bekleyen parmaklarıyla mesajı yan odadaki alıcıya geçti. Sultan ve yanındaki devlet eşrafı ilk kez o gün orada gördükleri bu cihazın çıkardığı ritmik tıkırtıları ilgiyle izlemekteydiler. O an için elbette ki hiçbiri bu işin sırrına tam olarak vâkıf değillerdi. Oysa ki Smith'in yapmakta olduğu şey bir süre önce ezberlediği Morse alfabesi sayesinde her harfi çizgi ve noktalardan oluşan birer simgeye dönüştürmekten ibaretti.

Amerikalı araştırmacı mesajı geçmeyi tamamlayınca salonda derin bir sessizlik oldu; herkes cihazın tecrübesinin ne şekilde olacağını merak içinde beklemeye başladı. Yaklaşık iki dakika sonra kabloların uzandığı odanın kapısı nihayet açılıyordu. Leopold elinde bir kâğıt ile koşa koşa yanlarına geldi ve belgeyi zarif bir selam eşliğinde Sultan'a uzattı.

Abdülmecit kâğıda el yazısıyla Fransızca olarak yazılmış "Yük gemilerimiz yola çıktı mı Morse Efendi" cümlesini tekrar tekrar okudu ardından da keyif dolu bir kahkaha attı ve yanındakilere dönerek "Bu harikulâde bir cihaz" dedi "Bu yeni icadı ülkemiz topraklarında yaygınlaştırırsak askerî ve idarî gücümüzün ne nispette artacağını tahmin edebiliyor musunuz efendiler?"

Onun bu içten tepkisi karşısında Smith ve Leopold da rahatlamıştı. Sonraki dakikalarda bir kaç deneme daha yapıldı ve hepsi de başarıyla sonuçlandı. Sultan'ın gözü bu adamları ve karmaşık görünümlü cihazlarını çok tutmuştu.


İlk kabul ve ilk patent

Ertesi gün aynı salonda Sultan'ın yanısıra aralarında Şeyhülislâm Sadrazam Harbiye Hariciye ve Bahriye nazırlarının da bulunduğu çok daha kalabalık bir devlet eşrafına ikinci bir gösteri daha yapıldı. Bu gösteri de aynen bir önceki günkü gibi alkışlarla sona erecekti.

Sultan tebrik ve takdirlerinin ardından Profesör Smith'e "Bu keşfin şu an garp memleketlerindeki kabulu ne vaziyettedir?" diye sordu. Smith ise düşünceli bir ifadeyle "Bizleri anlayamadılar Majesteleri" diye cevap verdi "Arkadaşım Samuel Morse bunun faydalarını anlatmak için çalmadık kapı bırakmadı. Ama ne bir destekleyici makam bulabildik ne de bir ihtira beratı alabildik. Böylesine faydalı bir cihazın bu şekilde sahipsiz kalması çok acı..."

"Sahipsiz kalmayacak" dedi Sultan Smith'in bu üzüntülü tavrı üzerine "Onlar vaziyetin ehemmiyetini anlayamamışlarsa bu bizim için çok daha güzeldir. Telegram dediğiniz bu cihazın cihandaki ilk patentini size Devlet-i Âli Osmanî adına ben vereceğim. Siz de bizlere bu işin sırrını öğretecek ve memleketimizde telegram kurma faaliyetini bizzat başlatacaksınız."

Smith heyecandan o günün sonunu zor getirdi. Oteline döndüğünde durumu arkadaşı Samuel Morse'a bildiren ayrıntılı bir mektup yazdı ve hemen ABD'ye yolladı. Ertesi hafta da Sultan'ın mührünü taşıyan bir ihtira beratını Saray'da düzenlenen özel bir törenle bizzat onun elinden almanın kıvancını yaşayacaktı. Abdülmecit hem ona hem de henüz yüzünü bile görmediği buluş sahibi Morse'a hitaben iki ayrı takdir mektubu ve dünyanın her yerinde geçerli olan bir de resmî patent belgesi hazırlatmıştı. Sultan'ın zarifliği bununla da sınırlı kalmayacak ve Smith'e ABD'deki arkadaşına iletilmek üzere üzerinde elmas bir taş bulunan kadife kutu içinde bir de devlet madalyası sunacaktı. Morse bu armağanı bir kaç ay sonra Washington'da teslim aldı ve ömrü boyunca da daima sol yakasında taşıdı.

O tarihe kadar Morse'u ve dünyanın dört bir köşesine yayılmış durumdaki temsilcilerini doğru düzgün dinlemeye tenezzül bile etmeyen kimi devlet adamları bu olayı duyar duymaz heyecanlanıp konuya balıklama atladılar. Amerikalı bilgine randevular verip "Meseleyi bir kere daha istişare etmek istediklerini" bildirerek ısrarla makamlarına davet ettiler. Osmanlı Devleti ise bu görüşmeden yalnızca bir kaç yıl sonra patlak veren Kırım Savaşı'nda cepheyle yönetim merkezi arasında telgrafla haberleşme ayrıcalığına sahip bir avuç devletten biri olma konumuna erişmiş durumdaydı. Çarlık Rusyası'na karşı İngilizlerle ittifak hâlinde yürütülen ve sonuçta zor da olsa kazanılan bu savaşın ardından yeni buluşun değeri çok daha iyi anlaşılacaktı. Ve "telgrafın telleri" dağları tepeleri denizleri aşıp zaman içinde bütün dünyaya yayılarak kıtaları birbirine bağladı.
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
ciktimi, efendi••, mors, yola, ••gemiler

Seçenekler
Stil


Saat: 21:12

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,