ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Psikoloji

Psikoloji Psikolojik Konular


Davranışsal yaklaşım

Psikolojik Konular


Davranışsal yaklaşım

ForumSevgimiz Eğitim Bölümü Kategorisinde ve Psikoloji Forumunda Bulunan Davranışsal yaklaşım Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Davranışsal yaklaşım İnsan zihninin işleyiş biçimini incelemek ilk başlarda psikolojinin temel konusu olarak kabul edilmiştir .başlangıçta felsefenin yoğun etkisi altında ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 10 Ocak 2015, 20:30   #1
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart Davranışsal yaklaşım

Davranışsal yaklaşım

İnsan zihninin işleyiş biçimini incelemek ilk başlarda psikolojinin temel konusu olarak kabul edilmiştir .başlangıçta felsefenin yoğun etkisi altında olan psikoloji bireyin düşünme ve anlama yetenekleri üzerinde çalışmayı ön plana almıştır .

İçebakış yöntemini kullanan o devrin psikologları düşüncenin yapısını anlamaya çalışıyordu .

Psikologların çoğunun felsefe eğitimi almış olması ve psikolojik araştırma becerilerinin olması içe bakış yönteminin düzensiz bir şekilde kullanılmasına yol açtı.

Araştırmalarda elde edilen güvenilir olmaktan uzak ve ne anlama geldiği belirsiz veriler psikologlar arasında ciddiye alınmaya başlandı.

Bu yüzden Amerikalı psikolog James b. Watson 1920’lerde zihinde olup biten düşünce ve duygularla hiç ilgilenmeden bireyin gözlenebilen davranışlarını incelemeyi amaçlayan davranışsal yaklaşımı önerdi.

Davranışsal yaklaşımbireyin gözlenebilen ve dolayısıyla ölçülebilen davranışlarını incelemeyi psikolojinin tek bilimsel yöntemi olarak savunur.

Bu görüşe göre içebakış düşünce ve duygu gibi deneğin kendisinden başkakimsenin gözlemesine olanak vermeyen bir olgu içerdiğinden özneldi.

Davranışsal yöntem ise herkesin gözleyebildiği bir olgu içerdiğinden nesneldi.

Bilimsel yöntemin nesnelliği fizik kimya biyoloji gibi diğer bilim dallarında oldukça yerleşmiş bir özellik olduğundan davranışsal yöntemin nesnel olma özelliği onun bilimsel yöntemle eş anlamlı imiş gibi algılanmasına yol açtı.

Davranışsal yaklaşım (U-D) psikolojisi olarak da bilinir. Uyarıcının cinsişiddeti ve tekrarı ile davranışın türü kuvveti ve frekansı arasındaki ilişkiyi inceler.

Ayrıca davranışı pekiştiren ödüllendirme koşullarını da ele alır. Harvard Üniversitesi profesörlerinden B.F Skinner bu konudaki çalışmasıyla ün yapmıştır.

Uyarıcı –davranış psikolojisi organizmanın içinde olup biten biyolojik veya bilişsel süreçlerle ilgilenmesi amacı çevredeki uyarıcı koşullarla ortaya çıkan davranış arasındaki ilişkiyi incelemektir.

Organizmanın içindeki süreçlerle ilgilenmediği için bu yaklaşıma “boş organizma” yöntemi adını verenler de olmuştur.

Öğrenme süreci çevredeki ödüllendirme koşullarıyla açıklanır. U-D yaklaşımı gazete haberi olarak verilen Mehmetşah Demirtaş’ın karısını ve iki çocuğunu öldürmesini onun içinde yaşadığı çevrenin ödüllendirme koşullarında arar.

Mehmetşah belirli bir toplumda yetişmiş ve belirli ödüllendirmelerle koşullandırılmıştır. Karısını ve çocuklarını öldürmek onun içinde bulunduğu koşullar yönünden en ödüllendirici davranıştır.

Cezaevindeki dedikodu Mehmetşah’a karısının ne yaptığını bildiren kişi veya kişilerin gözünde küçük düşmek bir erkek olarak yaşamının sonuna kadar namusu lekeli olarak onursuzca yaşamak seçeneklerinin yanında karısını öldürerek namusunu temizlemek Mehmetşah Demirtaş’ın içinde bulunduğu koşullar içinde en ödüllendirici öğrenilmiş davranışlardır.

Basitleştirerek özetlemeye çalıştığımız U-D psikolojisi psikoloji biliminin gelişiminde önemli bir basamağı oluşturur.

Bir bilim olarak üniversitelerde ve sosyal yaşamda psikolojinin yaygın olduğu Amerika Birleşik Devletleri’nde U-D yaklaşımı 1930-1960 yılları arasında en belirgin yaklaşım olmuş ve birçok araştırmanın temelini oluşturmuştur.

Daha sonraki yıllarda ise Avrupa’da daha kuramsal ve bilişsel süreçlere ağırlık veren psikolojik yaklaşımların gelişmesiyle etkisi zayıflamıştır.

Günümüzde psikologlar bilişsel süreçleri hesaba katmadan yalnızca nesnel çevre koşullarıyla U-D yaklaşımı içinde bireyin davranışlarının açıklamanın olanaksız olduğunu düşünürler.

[2]Bu yöntemin insana uygulanması bilinç sorununu yeniden ortaya çıkarmayacak mıydı? Bilinci bir yana olanaklı mıydı? Davranışçı devrim denen şeyin yaratıcısı A.B.D’li Watson’un ilkin hayvan ruhbilimiyle uğraşmış olması bu bakımdan ilginçtir.

Watson’a göre ruhbilim insanların nesnel olarak gözlenebilir davranışlarının incelenmesidir ve davranış kavramı da U-Y (uyarı-yanıt) çifti kavramına indirgenmektedir.

Ne tür olursa olsun bir davranış belli bir anda çevreden gelen uyarılar topluluğu olan U’ ya gösterilen tepkiler (kaslara ya da salgı bezlerine ilişkin) topluluğundan yani Y’ tan başka şey değildir.

Düşünce bile dilsel “davranıştan” belirtik ya da örtük “gırtlak-dudak” tepkilerinden başka bir şey değildir.

U ve Y öznenin dışındaki gözlemleyici tarafından saptanabilir ve burada içebakış hiçbir zaman işe karışmaz; ruhbilimcinin görevi de davranışın genel yasalarını saptamak uyarılar bilinince tepkileri önceden kestirmek ve tepkilerden bunları doğuran uyarılara yönelmektir.

Davranışçılığın başarısı sıkı bir olguculuk yani nesnel olarak gözlenebilen olgulardan ve bunların yasalarından başka şeyi göz önünde tutmayan bir yöntem olarak ortaya çıkmasından ileri gelir.

Ama davranışçılık her davranışın eninde sonunda koşullu reflekse indirgenebileceğini yani ruhsal olanın organik olanın bir üst yapısından başka şey olmadığını ileri sürerek metafiziksel hava taşıyan bir kurama düşmekten kaçınamamıştır.

Nitekim davranışçılık Watson’ un basitleştirici şemalarına deneyin zorla kabul ettirdiği düzeltmeler sayesinde verimli olabilmiştir.

[3]Uyarı- yanıt:

Watson’ un göz önünde tuttuğu dar anlamda davranış kavramı bilince başvurmayı bir yana bırakır. Bu görüş açısına göre bilinç çok öznel olduğu için bilimsel inceleme konusu edilemez. Bir insanın ya da herhangi bir canlının davranışı her zaman uyarı ve yanıt terimleri içinde dile getirilebilir.

Uyarı terimi dış ortamda (ışık ya da ses dalgaları; koku duyusunu etkileyen parçacıklar; şoklar; asitlerin ve elektrik akımlarının etkileri vb.) ya da iç ortamdan (kasların hareketi ve salgı bezlerinin salgıları) gelen bütün uyarmaları belirtir.

Yanıt da çeşitli kasların yaptığı hareketlerin uyarı etkisiyle kendini gösteren her çeşit salgıyı dile getiren bir terimdir. Uyarı- yanıt ilişkisi rasgele bir ilişki değildir ve bir uyarılmanın gerçekleşmesine yöneliktir.

Davranış ruhbiliminin amacı belli bir uyarılar topluluğu ile bunlara verilen yanıtlar arasındaki değişmez ilişkilerin saptanması ve bu terimlerden biribilinince öbürünün önceden kestirilmesi ya da ortaya çıkarılmasıdır.

Watson psikanalizdeki içe bastırma gibi uzun vadeli yanıtları ve uyarı ile yanıt arasında yer alan sinirsel süreçleri bir yana bırakmıştır.

Ona göre yanıtın (Y) durumun (D) bir işlevi ( İ) olduğu Y= İ(D) söylenebilir. Yani yanıt belirli bir biçimde gösterilen bir tepkidir.

İnsan kahvaltı eder bisiklete biner konuşur utanır güler ve ağlar .tüm bunlar davranış biçimleridir ;bir organizmanın gözlenebilir gözlene bilir etkinlikleridir .davranışçı yaklaşım sayesinde bir psikolog içsel fonksiyonlarını yerine davranışlarına bakar inceleyebilir.

Davranışın psikolojininsek inceleme konusu olduğu yolundaki görüş bu yüzyılın başında Amerikalı psikolog john B. Watson tarafından ortaya atılmıştır.

Bu tarihten önce psikoloji zihinsel deneyimleri incelenmesi olarak tanımlanıyor ve psikolojiyle ilgi veriler geniş oranda içe bakış biçimindeki kişisel gözlemlerden oluşuyordu.

İçe bakış kişinin kendi algı ve duygularını dikkatlice inceleyip kaydetmesi anlamına gelmektedir. İçebakış bir uyaranın (örneğin çakan bir ışık)yol açtığı anlık duygusal izlenimlerin kaydedilmesinden duygusal deneyimlerin (örneğinpsikoterapi sırasında) uzun süreli araştırılmasına uzanan geniş bir yelpazeye sahiptir.

Tanımlanan bu iki tür içebakış her ne kadar bir birine benzemiyor gibi görünse de bunları diğer bilimsel alanlardaki gözlemlerden ayıran özel bir ortak nitelikleri vardır.

Doğal bilimlerle ilgili bir gözlemi nitelikli herhangi bir bilim adamı tekrarlaya bilirken içebakış yöntemiyle elde eden bir gözlemi yalnızca bir gözlemci bildirebilir.

Watson içebakışın gereksiz bir yaklaşım olduğunu düşünüyordu. Ona göre psikoloji bir bilim olacaksa verilerinin gözlemlenebilir ve ölçülebilir olması gerekiyordu.

İçebakış yöntemiyle kişinin algı ve duygularını yalnızca kendi gözlemleye bilir oysa bir kimsenin davranışları başkalarınca gözlemlenebilmektedir.

Watson psikolojinin yalnızca insanlarının ne yaptıklarını davranışlarını inceleyerek nesnel bir haline getirilmesinin mümkün olabileceği görüşü savunmuştur.

Watson’un konumu sonradan davranışçılık adını aldı;davranışçılık 20.yy’ın ilkyarısında psikolojinin yönüne belirlemiştirondan doğan uyaran davranım psikolojiside özellikle Harvat psikologlarından B.F.Skiner’in çalışmaları sayesinde etkisini hala sürdürmektedir.

Uyaran davranan psikoloji(ya da kısaca S-R psikolojisi ) davranışsal karşılıkları açığa çıkaran uyaranların bu karşılıklara neden olan ödül ve cezalar ile ödül ve ceza örüntülerini değiştirilmesi ile elde edilen davranış değişiklerini inceler.

S-R psikolojisi organizma içerisinde ola gelenleri dikkate almaz. Bu nedenle kimi zaman S-R psikolojisine kara kutu yaklaşma adı verilmiştir.

Kutunun içindeki sinir sisteminin etkinlikleri yok sayılır ya da göz ardı edilir.

S-R psikologları psikoloji bilimin kutunun içinde neler olduğunu merak etmeksizin doğrudan kutunun içine girenlerle oradan çıkanlarla tem ellendirebileceğini savunurlar.

Böylece öğrenilmiş davranışın nasıl değiştiği gözlemlenerek –örneğin hangi ödül ve ceza örüntülerinin en az hata ile en hızlı öğrenmeyi sağladığına bakılarak bir öğrenme kuramı geliştirilebilir.

Yararlı olması için kuramın öğrenmenin sinir sisteminde oluşturduğu değişikleri belirlemesine gerek yoktur. Bilimde ve mühendislikte mekanik sistemlerin böyle bir yaklaşımla incelenmesine girdi çıktı analizi adı verilmektedir.

Tam bir S-R yaklaşımında bireyin bilinçli deneyimleri dikkate alınmaz. Bilinçli deneyimler yalnızca bunu yaşayan kişinin farkında olduğu olaylardır.

Zorlu bir problemi çözdünüz sırada zihninizden geçen düşüncelerin farkında olabilirsiniz. Öfke korku ya da heyecanın nasıl bir duygu olduğunu bilirsiniz.

Bir gözlemci eylemlerinizden hangi duyguları yaşamakta olduğumuzu çıkarabilir. Ancak bilinçlilik süreci duygunun o anda farkında olma yalnızca size aittir.

Bir psikolog kişinin bilinç deneyimleri hakkında söylediklerini kaydede dilebilir ve bu nesnel bilgiden yola çıkarak kişinin zihinsel etkinlikleri hakkında çıkarsamalarda bulunabilir.

Ama S-R psikologları genellikle uyaran ve davranım arasında gerçekleşen zihinsel süreçleri inceleme yoluna gitmezler.

Günümüzde pek az psikolog kendisini katı bir davranışçı olarak tanımlayacaktır. Yine de psikolojide bir çok çağdaş gelişmenin kaynağını davranışçıların çalışmaları oluşturmuştur. 5

NÖROLOJİ

[4]Her davranışın temelinde son derece karmaşık sinirsel süreçler yer alır. Beyinde oluşan sinirsel süreçler belirli bir düzen izleyerek kaslara geçer ve gözlene bilen davranışlar halinde dışa yansır.

İnsan beyni 13 milyarı aşkın sinir sistemi hücresi ve bağlantılardan oluşur. Bu karmaşık düzenin nasıl çalıştığını ayrıntılarıyla bilebilmek yoğun araştırma gerektirir.

Normal insan beyni üzerine deneysel araştırma yapmakokuyucunun kolayca tahmin edebileceği nedenlerden dolayı ahlaki ve yasal yönlerden mümkün değildir.

Bu yüzden beynin işleyişiyle ilgili bilgilerimiz hayvanlar üzerinde yapılan deneysel araştırma bulgularına olduğu kadar trafik kazalarından sonra yapılan beyin ameliyatlarından yapılan gözlemlere dayanır.

Örneğin trafik kazsı sonucu beynin belirli bölgesi yaralanmış kişinin hatırlamayla ilgili sorunları bellekle beyin bölgesi arsında ilişki olduğunu düşündürür .

Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar beynin işleyişiyle bireyin davranışı ve yaşantısı arasında bir ilişki olduğunu kanıtlamıştır. Örneğin beyne yerleştirilen elektrotların uyarılmasıyla hayvanlarda kızgınlık ve korku belirten davranışlar ortaya çıkmıştır.

Aynı biçimde insan beyninin belirli bölgelerinin elektrikle uyarılmasıyla hoş ve hoş olmayan izlenimlerin ortaya çıktığı gözlenmiştir .

beyin ameliyatı süresince beynin belirli bölgelerinin elektrikle uyarılması geçmişteki olayların son derece ayrıntılı ve açık bir biçimde hatırlanmasına yol açmıştır.

Bu yaklaşımı uygulayan bir psikolog girişte gazete haberi olarak verdiğimiz davranış nörobiyojik süreçler çerçevesi içinde incelediği zaman Mehmetşah Demirtaş davranışını beyin değişik bölgelerinin işleviyle açıklamaya çalışır.

İlerde daha ayrıntılı olarak tartışacağımız gibi beynin değişik bölgelerinin işleviyle açıklamaya çalışır. İlerde daha ayrıntılı olarak tartışacağımız gibi beynin değişik bölgelerinin işlevleriyle açıklamaya çalışır.

İlerde daha ayrıntılı olarak tartışacağımız gibi beynin değişik bölgeleri birbirinden farklı işlevler görürler. Bu işlevlerden biri beyin kabuğuyla ilgilidir. Korteks olarak adlandırılan beyin kabuğu çoğu kere saldırgan eğilimlerin sınırlama ve ket vurma gibi bir işlev görür.

Beyin kabuğu entelektüel faaliyet içinde bulunan eğitilmiş kişilerde daha çok gelişir ve bu nedenle yüksek eğitim görmüş kişilerde saldırgan davranış daha azdır.

Davranışı nörobiyolojik süreçlerle açıklayanlar kişinin salgı bezlerinin çalışmasını kanın kimyasal yapısını ve bireyin beslenme düzeyinin de açıklamalarına temel etken olarak alırlar.

Bu şekilde düşünen psikologlara göre çevrede olan değişiklikler örneğin havanın basıncındaki ısısındaki veya nemindeki değişiklikler vücuttaki nörokimyasal değişiklikler kendini gösterir.

Bizim bahar yorgunluğu dediğimiz ruh halinin altında iklimle ilgili faktörler yatar.

İnsan beyninin son derece karmaşık bir işleyiş düzeni olması ve araştırmaların deneysel olarak yapılamaması davranışın nörobiyolojik temeller üzerindeki bilgimizin oldukça sınırlı kalmasına yol açar.

Buna karşılık bireyin davranışını davranışın içinde oluştuğu çevre koşullarıyla açıklamaya çalışan psikologlar davranışsal yaklaşım geliştirirler.

Böylece deneysel yöntemin rahatlıkla kullanılabileceği bir yaklaşım olanağı doğar.

[1]İnsan zihninin işleyiş biçimini incelemek ilk başlarda psikolojinin temel konusu olarak kabul edilmiştir .başlangıçta felsefenin yoğun etkisi altında olan psikoloji bireyin düşünme ve anlama yetenekleri üzerinde çalışmayı ön plana almıştır .

içebakış yöntemini kullanan o devrin psikologları düşüncenin yapısını anlamaya çalışıyordu .

Psikologların çoğunun felsefe eğitimi almış olması ve psikolojik araştırma becerilerinin olması içe bakış yönteminin düzensiz bir şekilde kullanılmasına yol açtı.

Araştırmalarda elde edilen güvenilir olmaktan uzak ve ne anlama geldiği belirsiz veriler psikologlar arasında ciddiye alınmaya başlandı. Bu yüzden Amerikalı psikolog James b. Watson 1920’lerde zihinde olup biten düşünce ve duygularla hiç ilgilenmeden bireyin gözlenebilen davranışlarını incelemeyi amaçlayan davranışsal yaklaşımı önerdi.

Davranışsal yaklaşımbireyin gözlenebilen ve dolayısıyla ölçülebilen davranışlarını incelemeyi psikolojinin tek bilimsel yöntemi olarak savunur. Bu görüşe göre içebakış düşünce ve duygu gibi deneğin kendisinden başka kimsenin gözlemesine olanak vermeyen bir olgu içerdiğinden özneldi.

Davranışsal yöntem ise herkesin gözleyebildiği bir olgu içerdiğinden nesneldi. Bilimsel yöntemin nesnelliği fizik kimya biyoloji gibi diğer bilim dallarında oldukça yerleşmiş bir özellik olduğundan davranışsal yöntemin nesnel olma özelliği onun bilimsel yöntemle eş anlamlı imiş gibi algılanmasına yol açtı.

Davranışsal yaklaşım (U-D) psikolojisi olarak da bilinir. Uyarıcının cinsişiddeti ve tekrarı ile davranışın türü kuvveti ve frekansı arasındaki ilişkiyi inceler. Ayrıca davranışı pekiştiren ödüllendirme koşullarını da ele alır. Harvard Üniversitesi profesörlerinden B.F Skinner bu konudaki çalışmasıyla ün yapmıştır.

Uyarıcı –davranış psikolojisi organizmanın içinde olup biten biyolojik veya bilişsel süreçlerle ilgilenmesi amacı çevredeki uyarıcı koşullarla ortaya çıkan davranış arasındaki ilişkiyi incelemektir. Organizmanın içindeki süreçlerle ilgilenmediği için bu yaklaşıma “boş organizma” yöntemi adını verenler de olmuştur.

Öğrenme süreci çevredeki ödüllendirme koşullarıyla açıklanır. U-D yaklaşımı gazete haberi olarak verilen Mehmetşah Demirtaş’ın karısını ve iki çocuğunu öldürmesini onun içinde yaşadığı çevrenin ödüllendirme koşullarında arar.

Mehmetşah belirli bir toplumda yetişmiş ve belirli ödüllendirmelerle koşullandırılmıştır. Karısını ve çocuklarını öldürmek onun içinde bulunduğu koşullar yönünden en ödüllendirici davranıştır.

Cezaevindeki dedikodu Mehmetşah’a karısının ne yaptığını bildiren kişi veya kişilerin gözünde küçük düşmek bir erkek olarak yaşamının sonuna kadar namusu lekeli olarak onursuzca yaşamak seçeneklerinin yanında karısını öldürerek namusunu temizlemek Mehmetşah Demirtaş’ın içinde bulunduğu koşullar içinde en ödüllendirici öğrenilmiş davranışlardır.

Basitleştirerek özetlemeye çalıştığımız U-D psikolojisi psikoloji biliminin gelişiminde önemli bir basamağı oluşturur.

Bir bilim olarak üniversitelerde ve sosyal yaşamda psikolojinin yaygın olduğu Amerika Birleşik Devletleri’nde U-D yaklaşımı 1930-1960 yılları arasında en belirgin yaklaşım olmuş ve birçok araştırmanın temelini oluşturmuştur.

Daha sonraki yıllarda ise Avrupa’da daha kuramsal ve bilişsel süreçlere ağırlık veren psikolojik yaklaşımların gelişmesiyle etkisi zayıflamıştır.

Günümüzde psikologlar bilişsel süreçleri hesaba katmadan yalnızca nesnel çevre koşullarıyla U-D yaklaşımı içinde bireyin davranışlarının açıklamanın olanaksız olduğunu düşünürler.

[2]Bu yöntemin insana uygulanması bilinç sorununu yeniden ortaya çıkarmayacak mıydı? Bilinci bir yana olanaklı mıydı? Davranışçı devrim denen şeyin yaratıcısı A.B.D’li Watson’un ilkin hayvan ruhbilimiyle uğraşmış olması bu bakımdan ilginçtir.

Watson’a göre ruhbilim insanların nesnel olarak gözlenebilir davranışlarının incelenmesidir ve davranış kavramı da U-Y (uyarı-yanıt) çifti kavramına indirgenmektedir.

Ne tür olursa olsun bir davranış belli bir anda çevreden gelen uyarılar topluluğu olan U’ ya gösterilen tepkiler (kaslara ya da salgı bezlerine ilişkin) topluluğundan yani Y’ tan başka şey değildir. Düşünce bile dilsel “davranıştan” belirtik ya da örtük “gırtlak-dudak” tepkilerinden başka bir şey değildir.

U ve Y öznenin dışındaki gözlemleyici tarafından saptanabilir ve burada içebakış hiçbir zaman işe karışmaz; ruhbilimcinin görevi de davranışın genel yasalarını saptamak uyarılar bilinince tepkileri önceden kestirmek ve tepkilerden bunları doğuran uyarılara yönelmektir.

Davranışçılığın başarısı sıkı bir olguculuk yani nesnel olarak gözlenebilen olgulardan ve bunların yasalarından başka şeyi göz önünde tutmayan bir yöntem olarak ortaya çıkmasından ileri gelir.

Ama davranışçılık her davranışın eninde sonunda koşullu reflekse indirgenebileceğini yani ruhsal olanın organik olanın bir üst yapısından başkaşey olmadığını ileri sürerek metafiziksel hava taşıyan bir kurama düşmekten kaçınamamıştır.

Nitekim davranışçılık Watson’ un basitleştirici şemalarına deneyin zorla kabul ettirdiği düzeltmeler sayesinde verimli olabilmiştir.

[3]Uyarı- yanıt:

Watson’ un göz önünde tuttuğu dar anlamda davranış kavramı bilince başvurmayı bir yana bırakır. Bu görüş açısına göre bilinç çok öznel olduğu için bilimsel inceleme konusu edilemez. Bir insanın ya da herhangi bir canlının davranışı her zaman uyarı ve yanıt terimleri içinde dile getirilebilir.

Uyarı terimi dış ortamda (ışık ya da ses dalgaları; koku duyusunu etkileyen parçacıklar; şoklar; asitlerin ve elektrik akımlarının etkileri vb.) ya da iç ortamdan (kasların hareketi ve salgı bezlerinin salgıları) gelen bütün uyarmaları belirtir.

Yanıt da çeşitli kasların yaptığı hareketlerin uyarı etkisiyle kendini gösteren her çeşit salgıyı dile getiren bir terimdir. Uyarı- yanıt ilişkisi rasgele bir ilişki değildir ve bir uyarılmanın gerçekleşmesine yöneliktir.

Davranış ruhbiliminin amacı belli bir uyarılar topluluğu ile bunlara verilen yanıtlar arasındaki değişmez ilişkilerin saptanması ve bu terimlerden biribilinince öbürünün önceden kestirilmesi ya da ortaya çıkarılmasıdır.

Watson psikanalizdeki içe bastırma gibi uzun vadeli yanıtları ve uyarı ile yanıt arasında yer alan sinirsel süreçleri bir yana bırakmıştır. Ona göre yanıtın (Y)durumun (D) bir işlevi ( İ) olduğu Y= İ(D) söylenebilir. Yani yanıt belirli bir biçimde gösterilen bir tepkidir.

İnsan kahvaltı eder bisiklete biner konuşur utanır güler ve ağlar .tüm bunlar davranış biçimleridir ;bir organizmanın gözlenebilir gözlene bilir etkinlikleridir .davranışçı yaklaşım sayesinde bir psikolog içsel fonksiyonlarını yerine davranışlarına bakar inceleyebilir.

Davranışın psikolojininsek inceleme konusu olduğu yolundaki görüş bu yüzyılın başında Amerikalı psikolog john B. Watson tarafından ortaya atılmıştır.

Bu tarihten önce psikoloji zihinsel deneyimleri incelenmesi olarak tanımlanıyor ve psikolojiyle ilgi veriler geniş oranda içe bakış biçimindeki kişisel gözlemlerden oluşuyordu.

İçe bakış kişinin kendi algı ve duygularını dikkatlice inceleyip kaydetmesi anlamına gelmektedir. İçebakış bir uyaranın (örneğin çakan bir ışık)yol açtığı anlık duygusal izlenimlerin kaydedilmesinden duygusal deneyimlerin (örneğinpsikoterapi sırasında) uzun süreli araştırılmasına uzanan geniş bir yelpazeye sahiptir.

Tanımlanan bu iki tür içebakış her ne kadar bir birine benzemiyor gibi görünse de bunları diğer bilimsel alanlardaki gözlemlerden ayıran özel bir ortak nitelikleri vardır.

Doğal bilimlerle ilgili bir gözlemi nitelikli herhangi bir bilim adamı tekrarlaya bilirken içebakış yöntemiyle elde eden bir gözlemi yalnızca bir gözlemci bildirebilir.

Watson içebakışın gereksiz bir yaklaşım olduğunu düşünüyordu. Ona göre psikoloji bir bilim olacaksa verilerinin gözlemlenebilir ve ölçülebilir olması gerekiyordu. İçebakış yöntemiyle kişinin algı ve duygularını yalnızca kendi gözlemleye bilir oysa bir kimsenin davranışları başkalarınca gözlemlenebilmektedir.

Watson psikolojinin yalnızca insanlarının ne yaptıklarını davranışlarını inceleyerek nesnel bir haline getirilmesinin mümkün olabileceği görüşü savunmuştur.

Watson’un konumu sonradan davranışçılık adını aldı;davranışçılık 20.yy’ın ilkyarısında psikolojinin yönüne belirlemiştirondan doğan uyaran davranım psikolojiside özellikle Harvat psikologlarından B.F.Skiner’in çalışmaları sayesinde etkisini hala sürdürmektedir.

Uyaran davranan psikoloji(ya da kısaca S-R psikolojisi ) davranışsal karşılıkları açığa çıkaran uyaranların bu karşılıklara neden olan ödül ve cezalar ile ödül ve ceza örüntülerini değiştirilmesi ile elde edilen davranış değişiklerini inceler.

S-R psikolojisi organizma içerisinde ola gelenleri dikkate almaz. Bu nedenle kimi zaman S-R psikolojisine kara kutu yaklaşma adı verilmiştir.

Kutunun içindeki sinir sisteminin etkinlikleri yok sayılır ya da göz ardı edilir.

S-R psikologları psikoloji bilimin kutunun içinde neler olduğunu merak etmeksizin doğrudan kutunun içine girenlerle oradan çıkanlarla tem ellendirebileceğini savunurlar.

Böylece öğrenilmiş davranışın nasıl değiştiği gözlemlenerek –örneğin hangi ödül ve ceza örüntülerinin en az hata ile en hızlı öğrenmeyi sağladığına bakılarak bir öğrenme kuramı geliştirilebilir.

Yararlı olması için kuramın öğrenmenin sinir sisteminde oluşturduğu değişikleri belirlemesine gerek yoktur. Bilimde ve mühendislikte mekanik sistemlerin böyle bir yaklaşımla incelenmesine girdi çıktı analizi adı verilmektedir.

Tam bir S-R yaklaşımında bireyin bilinçli deneyimleri dikkate alınmaz.

Bilinçli deneyimler yalnızca bunu yaşayan kişinin farkında olduğu olaylardır. Zorlu bir problemi çözdünüz sırada zihninizden geçen düşüncelerin farkında olabilirsiniz. Öfke korku ya da heyecanın nasıl bir duygu olduğunu bilirsiniz.

Bir gözlemci eylemlerinizden hangi duyguları yaşamakta olduğumuzu çıkarabilir. Ancak bilinçlilik süreci duygunun o anda farkında olma yalnızca size aittir.

Bir psikolog kişinin bilinç deneyimleri hakkında söylediklerini kaydede dilebilir ve bu nesnel bilgiden yola çıkarak kişinin zihinsel etkinlikleri hakkında çıkarsamalarda bulunabilir. Ama S-R psikologları genellikle uyaran ve davranım arasında gerçekleşen zihinsel süreçleri inceleme yoluna gitmezler.

Günümüzde pek az psikolog kendisini katı bir davranışçı olarak tanımlayacaktır. Yine de psikolojide bir çok çağdaş gelişmenin kaynağını davranışçıların çalışmaları oluşturmuştur.

NÖROLOJİ

[4]Her davranışın temelinde son derece karmaşık sinirsel süreçler yer alır. Beyinde oluşan sinirsel süreçler belirli bir düzen izleyerek kaslara geçer ve gözlene bilen davranışlar halinde dışa yansır. İnsan beyni 13 milyarı aşkın sinir sistemi hücresi ve bağlantılardan oluşur. Bu karmaşık düzenin nasıl çalıştığını ayrıntılarıyla bilebilmek yoğun araştırma gerektirir.

Normal insan beyni üzerine deneysel araştırma yapmakokuyucunun kolayca tahmin edebileceği nedenlerden dolayı ahlaki ve yasal yönlerden mümkün değildir. Bu yüzden beynin işleyişiyle ilgili bilgilerimiz hayvanlar üzerinde yapılan deneysel araştırma bulgularına olduğu kadar trafik kazalarından sonra yapılan beyin ameliyatlarından yapılan gözlemlere dayanır.

Örneğin trafik kazsı sonucu beynin belirli bölgesi yaralanmış kişinin hatırlamayla ilgili sorunları bellekle beyin bölgesi arsında ilişki olduğunu düşündürür.

Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar beynin işleyişiyle bireyin davranışı ve yaşantısı arasında bir ilişki olduğunu kanıtlamıştır.

Örneğin beyne yerleştirilen elektrotların uyarılmasıyla hayvanlarda kızgınlık ve korku belirten davranışlar ortaya çıkmıştır.

Aynı biçimde insan beyninin belirli bölgelerinin elektrikle uyarılmasıyla hoş ve hoş olmayan izlenimlerin ortaya çıktığı gözlenmiştir.

Beyin ameliyatı süresince beynin belirli bölgelerinin elektrikle uyarılması geçmişteki olayların son derece ayrıntılı ve açık bir biçimde hatırlanmasına yol açmıştır.

Bu yaklaşımı uygulayan bir psikolog girişte gazete haberi olarak verdiğimiz davranış nörobiyojik süreçler çerçevesi içinde incelediği zaman Mehmetşah Demirtaş davranışını beyin değişik bölgelerinin işleviyle açıklamaya çalışır.

İlerde daha ayrıntılı olarak tartışacağımız gibi beynin değişik bölgelerinin işleviyle açıklamaya çalışır. İlerde daha ayrıntılı olarak tartışacağımız gibi beynin değişik bölgelerinin işlevleriyle açıklamaya çalışır.

İlerde daha ayrıntılı olarak tartışacağımız gibi beynin değişik bölgeleri birbirinden farklı işlevler görürler. Bu işlevlerden biri beyin kabuğuyla ilgilidir. Korteks olarak adlandırılan beyin kabuğu çoğu kere saldırgan eğilimlerin sınırlama ve ket vurma gibi bir işlev görür.

Beyin kabuğu entelektüel faaliyet içinde bulunan eğitilmiş kişilerde daha çok gelişir ve bu nedenle yüksek eğitim görmüş kişilerde saldırgan davranış daha azdır.

Davranışı nörobiyolojik süreçlerle açıklayanlar kişinin salgı bezlerinin çalışmasını kanın kimyasal yapısını ve bireyin beslenme düzeyinin de açıklamalarına temel etken olarak alırlar.

Bu şekilde düşünen psikologlara göre çevrede olan değişiklikler örneğin havanın basıncındaki ısısındaki veya nemindeki değişiklikler vücuttaki nörokimyasal değişiklikler kendini gösterir. Bizim bahar yorgunluğu dediğimiz ruh halinin altında iklimle ilgili faktörler yatar.

İnsan beyninin son derece karmaşık bir işleyiş düzeni olması ve araştırmaların deneysel olarak yapılamaması davranışın nörobiyolojik temeller üzerindeki bilgimizin oldukça sınırlı kalmasına yol açar. Buna karşılık bireyin davranışınıdavranışın içinde oluştuğu çevre koşullarıyla açıklamaya çalışan psikologlar davranışsal yaklaşım geliştirirler. Böylece deneysel yöntemin rahatlıkla kullanılabileceği bir yaklaşım olanağı doğar.
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
davranissal, yaklasim

Seçenekler
Stil


Saat: 12:56

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,