ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Psikoloji

Psikoloji Psikolojik Konular


Psikiyatrik Ansiklopedi

Psikolojik Konular


Psikiyatrik Ansiklopedi

ForumSevgimiz Eğitim Bölümü Kategorisinde ve Psikoloji Forumunda Bulunan Psikiyatrik Ansiklopedi Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Çatışma; Freudiyen psikanalitik yaklaşıma göre,aklın bilinçdışı bölümü çok önemlidir. Bir içgüdünün,ilk kaynağından,yani id'den (bkz.) ayrılarak ifade aramasının çatışmaya yol açtığı ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 12 Mart 2016, 14:22   #31
Durumu:
Çevrimdışı
Narsist
Türk Irkı Var Olsun!
Narsist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 23 Ocak 2016
Mesajlar: 2.258
Konular: 643
Beğenilen: 335
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Psikiyatrik Ansiklopedi

Çatışma;

Freudiyen psikanalitik yaklaşıma göre,aklın bilinçdışı bölümü çok önemlidir. Bir içgüdünün,ilk kaynağından,yani id'den (bkz.) ayrılarak ifade aramasının çatışmaya yol açtığı ileri sürülmektedir.Bu içgüdü,birkaç değişik kaynaktan kritik bir incelemeye uğrar; bu kaynaklar,ortamdaki gerçekliğe tekabül eden ego (bkz.) İle süperego'dur (vicdan) (bkz.). Sonucunda aklın bilinçdışı bölümünde yer alan bir çatışma; baskı, simgeleştirme,vs.gibi birkaç akıl savunma mekanizmasını (bkz.) harekete geçirir. Savunma mekanizmalarının mutlaka patolojik olması gerekmez; aslında,bunların aktivitesi akıl sağlığı için şarttır. Ancak,uygun olmayan savunma mekanizmaları hastalığa ve semptom formasyonuna yol açar; bunlar ise analiz ve hastanın uyumu bakımından daha uygun başka savunma mekanizmalarının kurulmasını gerektirir. Kişilik gelişimi,çatışmaya karşı kullanılan predominan akıl mekanizmalarıyla etkilenir ve yetişkinin kişiliği,çocukken kullandığı bu ilk mekanizmaları silinmez bir damga olarak taşır. Doğuştan gelen biolojik predispozisyon da,kullanılan bu predominan mekanizmalarda ve bireyin ego'sunun güçlülüğünde ve güçsüzlüklerinde rol oynar. Psikanalitik teori,hastanın bu bilinçsiz çatışmaların bilincine vararak bunları çözümleyebilmesi için başlıca yolun psikanalitik tedavi olduğunu varsaymaktadır.Hasta,bu tedaviyle,çatışmalarının bilincine varıp bunları çözümleyerek,akıl bozukluğundan kurtulmaktadır.


Çeteler;

Çocuklarda oyun oynama veya suç işleme daha ziyade bireysel biçimde görülür,ama büluğ çağına doğru topluluk kavramı güçlenir.Bundan sonra özellikle sosyal olanakların bulunmadığı geniş iskân bölgelerinde daha büyük bir ünite olan çeteler kurulur.Bu gibi bir çetenin yalnızca suç işleme amacı veya yalnızca toplumsal destek ve ortak eylemlerde bulunma amacı gütmesi,hem o bölgedeki toplumsal koşullara,hem de önder(ler)in kişiliğine göre değişir. Belli dönemlerde,bu çeteler o günün modasına uyarlar; örneğin,saçlarını kazıtırlar. Adolesans döneminin sonuna doğru,birçok üye bu çetelerden ayrılma eğilimi gösterir ve çete eylemlerinin yerini flört yahut evlilik alır.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 12 Mart 2016, 14:23   #32
Durumu:
Çevrimdışı
Narsist
Türk Irkı Var Olsun!
Narsist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 23 Ocak 2016
Mesajlar: 2.258
Konular: 643
Beğenilen: 335
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Psikiyatrik Ansiklopedi

Cezaevi Psikozları;

Yalnızca cezaevi ortamında gelişen psikotik bir ruhsal çöküntü durumudur. Klinik tablo,genellikle paranoid bir hastalığı andırır; ama depresyon hattâ delirium özelikleri de gösterebilir. Tutukluluk durumunun yarattığı gerilimler ve mahkûm için bunun toplumsal ve kişisel sonuçları,hastalığın biçimini etkiler. Bu psikozlara bazan «temaruz» gözüyle bakılmasına rağmen,cezaevinde gelişen psikotik semptomların dikkatle tedavi edilmesi doğru olur; aksi takdirde delüzyonlarm etkisi altında,beklenmedik bir intihar olayına,yahut bir gardiyana düşüncesizce bir saldırıya yol açabilir. Psikopatlar normal kişilere kıyasla,psikiyatrik hastalığa yakalanmaya daha yatkındırlar. Hekimler bir mahkûmun psikopat olarak damgalanmış olmasının,kendi yargılarını etkilememesine özellikle dikkat etmelidirler.


Charcot,Jean-Martin (1825-1893),

Zamanının önde gelen bir nörologu olan Charcot hipnoza ilgi duyarak,vaktini ve enerjisini genç ve kolayca telkin altında kalabilen kadınlar üzerinde yaptığı oldukça kötü deneylere harcadı. Saltpetriere'deki dramatik gösterileri Freud ile birlikte birçok psikologu Paris'e çekti. Histeri ayrıntılı olarak incelendi. Ancak,Charcot'nun arkadaşı olan Pierre Janet'nin (1859-1947),bu durumun psikopatolojisine somut katkıları olmasına rağmen,charcot belki de histeriyle ilgili bilgilerimizi ilerletmekten ziyade geriletmiştir.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 12 Mart 2016, 14:23   #33
Durumu:
Çevrimdışı
Narsist
Türk Irkı Var Olsun!
Narsist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 23 Ocak 2016
Mesajlar: 2.258
Konular: 643
Beğenilen: 335
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Psikiyatrik Ansiklopedi

Cilt Bozuklukları;

Anksiete,heyecan,utanma yahut öfke gibi emosyonel durumlar,ciltte sararma,terleme veya kızarma gibi değişik reaksiyonlara yol açabilir. Birçok dermatolojik bozukluğun karmaşık bir etyolojisi vardır; allerji ve psikolojik faktörler önemli rol oynar. Stress dönemlerinde,dermatit,ürtiker,vulvalarda veya anüste kaşıntı,yahut akne belirmesi,yada önceden mevcut bir cilt durumunun şiddetlenmesine sık rastlanır. Enfantil ekzemada olduğu gibi,yapısal bir predispozisyon da muhtemeldir,ama daha ziyade bastırılmış düşmanlık yahut cinsel çatışmalar gibi psikopatolojik durumlar sözkonusu olabilir. Bilinçli yahut bilinçsiz dürtüler,kişinin kendi cildine zarar vererek lezyonlar yaratmasına yol açabilir (dermatitis artefacta). Bkz. Psikosomatik Bozukluklar


Cinayet;

Cinayet insidansı,toplumdan topluma değişir. İngiltere'de ve İrlanda'da yılda yaklaşık 160 cinayet işlenmektedir,oysa yalnızca New York'ta yılda yaklaşık 5000 öldürme vakası kaydedilmiştir. İngiltere'de katillerin % 25'i intihar etmektedir. Amerika'da katillerde intihar oranı daha düşüktür. Cinayet nedenleri ise,ülkeler arasında fazla bir farklılık göstermemektedir. Ancak cinayet tiplerinin nisbi frekansları farklıdır — eşlerini aldatan kadınlar,Avrupa ülkelerine kıyasla,bazı Uzak Doğu ülkelerinde daha çok öldürülmektedir. Kıskançlık,cinsel şiddet,öç,çıkar,kendini savunma ve kavga gibi durumların hepsi cinayetle sonuçlanabilir. Karşılaşılan belli birtakım tablolar vardır. Örneğin sık sık kız çocuklar yakın bir akrabaları; orta yaşlı ve evli bir kadın,kıskanç ve depresyonlu eşi; bütün bir aile depressif bir hastalıktan mustarip bir aile büyüğü; bir anne şizofrenik oğlu tarafından öldürülmektedir. Psikopatlar sık sık ******leri öldürürler. Öte yandangerçekten sadomazohistik bir cinayete ender rastlanır. Hastalık derecesinde bir kıskançlık çok kere cinayete yol açar. Bu sendromu tanıyan bir psikiyatrist, bir cinayetin gerçekleşmesini önleyebilir.

Cinayetle günün belli saatleri ve yılın belli zamanları arasında bir ilişki vardır. Örneğin,cinayetler çoğunlukla saat 18.00 ile 01.00 arasında işlenmektedir; saat 06.00 ile 08.00 arasındaki bir cinayeti,depresyonlu bir katilin işlemiş olması ihtimali yüksektir.A.B.D. de,cinayetlerin özellikle hafta sonlarında yahut tatil günlerinde işlendiği ispatlanmıştır.Katillerde,ister akıllı,ister deli olsunlar,fizik bozukluklar ve hastalıklar sık görülür. Bkz. Öldürme Tehditleri ve Psikopatik Bozukluklar
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 12 Mart 2016, 14:24   #34
Durumu:
Çevrimdışı
Narsist
Türk Irkı Var Olsun!
Narsist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 23 Ocak 2016
Mesajlar: 2.258
Konular: 643
Beğenilen: 335
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Psikiyatrik Ansiklopedi

Cinsel Sapıklarda Hormon Tedavisi;

Bu tedavi biçimini isteyen yahut buna razı olan sapıklar hemen hemen yalnızca cinsel suç işleyenler,özellikle pedofiliaklardır (bkz.) Östrojen uygulanarak erkek hormonunun fonksiyonu dengelenir. Tedavi tabletler depo enjeksiyon,yahut pellet emplantasyonu biçiminde uygulanır. En olumlusu,pellet emplantasyonudur. Oral uygulama en az olumlu tedavi biçimidir,çünkü uygulanması hastanın iyileşme azmine bağlıdır. Olumsuz etkileri bulantı (çok yüksek dozlarda),anerji ve kadınlaşma,özellikle memelerde büyümedir. Tedavi,hastanın çok azimli olduğu bir sırada,yakın bir kontrol altında ve hastaya tam bir açıklama yapıldıktan sonra uygulanmalıdır. Libido azalır yahut kaybolur,ama yönü değişmez. Tedavi, yakın kontrol altında,birkaç yıl sürdürülmelidir.


Cinsiyet Rolü;

Cinsiyet rolü,bir kişinin erkek çocuk,erkek,kız çocuk veya kadın olarak durumunu tanıtıcı sözleri yahut davranışlarıdır. Bu rolü,genetik yapıdaki Y kromozomunun varlığı yahut yokluğu belirler.

Y kromozomu doğrudan doğruya fetal gonad tipini etkiler. Bu gonadın uterus içindeki hormon salgısı,iç ve dış genital organların iki cinsel biçimden birine göre oluşmasından ve beyindeki cinsel tepkiden sorumludur. Normal kişilerde bu cinsel eğilim,doğumda,belirlenen cinsiyete,yetişme sırasındaki cinsiyet rolüne ve sonucunda oluşan cinsiyet rolüne uygundur. Psödo-hermafroditizm (bkz.) vakalarında ise,gerçek cinsiyet doğumda yanlış belirlenir ve sonucunda kişi karşı cinsin cinsiyet rolüne göre yetiştirilip bunu edinir. Bu vakalarda cinsiyet rolü,eskiden ileri sürülen görüşlerin tersine,adolesans döneminde bile başarıyla değiştirilebilmektedir. Erkeklerdeki ara-cinsiyet vakalarında,adolesans döneminde yanlış belirlenen kadın cinsiyet rolü dolayısıyla,hastada gittikçe artan bir tatminsizlik belirir ve çok kere gerçek cinsiyetine dönmesi için ameliyat ve sosyal değişim gerekir. Trans¤¤¤¤üalizm (bkz.),psikolojik bir çapraz-cinsiyet benimsenmesidir; aslında cinsiyeti kadın yahut erkek olan kişi,kendisinin karşı cinsten olduğuna inanır ve ancak o cinsiyetin rolünü yaşadığı zaman rahat eder. Bu gibi vakalarda,hastaların arzu ettikleri cinsiyet rolünü tamamen kazanabilmeleri için sık sık genital organlarında vs. cerrahi kozmetik müdahaleler gerekir. Normal genital organlar üzerindeki bu gibi mütilasyon işlemlerinin olumluluğu konusunda henüz hiçbir psikiyatrik yahut cerrahi görüş birliği yoktur.


Cinsiyete Bağlı Kalıtım;

Cinsiyete bağlı özellikler ender ve yalnızca erkeklerde görülür. Kalıtımın etkilenmeyen kadınlar aracılığıyla gerçekleştiği düşünülmektedir. Anormal genin X kromozomuyla geçtiğine ve taşıyıcı olan kadında diğer normal X kromozomlarıyla maskelendiğine,oysa etkilenen erkekte maskelenmediğine inanılmaktadır. Ender görülen ve akıl geriliğiyle ilgili olan cinsiyete-bağlı kalıtım durumları arasında okülo-serebro-renal sendrom (bkz.),Hunter sendromu (bkz.) Ve bazı konjenital hidrosefalus (bkz.) vakaları vardır. Duchenne tipindeki bazı psödohipertrofik kas distrofisi ve nefrojenik diabetes insipidus vakalarında da akıl geriliği görülebilir. Bazı cinsiyete bağlı kalıtım durumlarında,örneğin glükoz-6-fosfat dehidrojenaz (bkz.) Yetersizliğinde,kadının taşıyıcı olup olmadığı, biokimyasal yoldan belirlenir
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 12 Mart 2016, 14:24   #35
Durumu:
Çevrimdışı
Narsist
Türk Irkı Var Olsun!
Narsist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 23 Ocak 2016
Mesajlar: 2.258
Konular: 643
Beğenilen: 335
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Psikiyatrik Ansiklopedi

Çocuğun Gelişimi;

Çocuğun gelişimi,olgunlaşma (doğa) ve öğrenme (eğitim) arasındaki karşılıklı ilişkinin sonucunda olur. Bunlardan biri eksikse,gelişim olmaz. Eline okuyacağı birşey verilmeyen bir çocuk,tıpkı okuyacak birçok şey mevcut olduğu halde okuyamayan bir anensefalik çocuktan farklı olmaz. Birçok yeteneğin edinilmesi,hem doğaya,hem de eğitime bağlıdır. Buna rağmen,bazan bunlardan biri daha çok önem kazanır: meselâ,az gelişmiş ülkelerde zekâyı belirlemede sosyal faktörler — kötü doğum öncesi bakımı,ortamsal stimülasyon eksikliği,vs. — çok önemliyken,daha olumlu bir yaşama standardına kavuşmuş ülkelerde genetik faktörler daha önemli olur,identik ve identik olmayan ikizler üzerinde yapılan karşılaştırmalı incelemeler,bu konuda daha çok bilgi sağlamıştır. Bir genelleme daha yapılabilir: temel yetenekler genellikle biolojik yoldan kazanılır,oysa karmaşık yetenekler daha ziyade sosyal öğrenmeye bağlıdır. Meselâ İngiltere'de çocukların üç sözcüklü cümleleri söylemeyi öğrenmeleri sosyal sınıfla ilgili değildir,oysa daha ileri dil yeteneği sosyal sınıfla yakından ilgilidir. Normal gelişim her zaman düzenli bir biçimde olmaz. Ayrıca,yeteneklerin de hepsi aynı çabuklukla kazanılmaz. Bir çocuğun motor gelişimi ilerleyebilir,fakat konuşma yeteneği gecikmiş olabilir; bunun tam tersi de görülebilir. Beyin hasarı belirtileri görüldüğünde,bu durum daha karmaşıktır. Anatomik hasar (meselâ serebral felç)yüzünden birtakım fonksiyonlar gelişmeyebilir; öte yandan aynı çocukta bir doğal gelişim gecikmesi yüzünden başka yetenekler de geç gelişebilir,yahut yalnızca uygun stimülasyonlardan yoksun kaldığı için yetenekleri öğrenmesi aksa,Serebral felçli bir çocukta,eğer motor yeteneksizliği yüzünden nesnelere dokunarak tecrübe kazanması engellenirse,dokunmayla algılama alanında sekonder sorunlar gelişebilir.

Amerikalı bir psikolog olan Arnold Gesell gelişim değerlendirme testlerinin öncülüğünü yapmıştır ve çocuğun gelişmesinin kantitatif değerlendirmesiyle ilgili daha sonraki bütün çalışmalarda katkısı olmuştur. Gesell yetenek gelişmelerini motor,uyumsal,dil ve kişisel-sosyal olmak üzere sınıflandırmıştır. Bu alanlardan herbiri için standard gelişme normları saptanmıştır. Gelişimin değerlendirilmesi,çocuğun yaşıtlarına kıyasla,nasıl fonksiyonda bulunduğunu gösteren bir tablo sağlar. Oysa şiddetli retardasyon oluşmuş çocuklar dışında,2-3 yaşına kadar olan çocukların ilerde nasıl bir gelişme göstereceği konusunda faydalı bir bilgi sağlayamaz.

Çocuklardaki emosyonel gelişimin saptanması daha çok sorunlar doğurur,çünkü emosyonel olgunluk için objektif ölçüler bulmak daha zordur.Yeni doğmuş bebekteki emosyonel ifade,früstrasyona,engellemeye ve acıya karşı tepkiden ibarettir,ilk iki ay içinde çocuk çoğunlukla duyduğu zevki ifade eder. Bebek altı aylık olunca korku,öfke ve nefret gibi olumsuz emosyonları ayırdetmek mümkün olur. Onsekiz aylıktan küçük bebeklerde kıskançlık açıkça görülebilir.Daha ziyade erkek çocuklarda görülen öfke tepkileri,2 yaşından başlayarak 25 yaşları arasında daha amaçlı ve bilinçli olabilir,iki ilâ üç yaşları arasında spesifik korkular çok görülür,fakat bu yaştan sonra son derece az rastlanır.Konuşma alanındaki normlar daha açıkça saptanmıştır. İki yaşındaki çocukların %97'si tek sözcükler söyleyebildikleri ve 3 yaşındakilerin de %97'si üç sözcüklük cümleler kurabildikleri için,bu normallik sınırları dışında kalan bir çocuğun durumu dikkatli bir değerlendirme gerektirir. Bkz. Çocuk psikiyatrisi
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 12 Mart 2016, 14:24   #36
Durumu:
Çevrimdışı
Narsist
Türk Irkı Var Olsun!
Narsist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 23 Ocak 2016
Mesajlar: 2.258
Konular: 643
Beğenilen: 335
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Psikiyatrik Ansiklopedi

Çocuğun Üzerine Düşmek;

Üzerine düşülen çocuğun kendi başına birşey yapmasına izin verilmez,daha küçük bir çocuğa gösterilecek davranış gösterilir ve annesiyle aşırı fizik temasa maruz kalır. Bu tip çocuk yetiştirmenin birçok nedeni olabilir. Anne aslında çocuğu istememesiyle ilgili kendi suçluluk duygularına karşı aşırı bir reaksiyon gösteriyor veya çocuğun aşırı narin olduğu yahut fizik bir hastalık geçirdiği bir dönemden kalma bir alışkanlığını sürdürüyor olabilir. İlgiden yoksun bir çocukluk dönemi geçirmiş bir anne,kendisini çocuğunun yerine koyarak,kendi hissettiği eksiklikleri aşırı telâfi yoluna sapabilir. Bu gibi davranışlar sık sık çocukta olgunlaşma ve bağımsızlaşma gecikmesine (örneğin okul fobisi (bkz.) ),belirgin bir anne bağımlılığına ve «şımarık çocuk» davranışına yol açabilir.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 12 Mart 2016, 14:24   #37
Durumu:
Çevrimdışı
Narsist
Türk Irkı Var Olsun!
Narsist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 23 Ocak 2016
Mesajlar: 2.258
Konular: 643
Beğenilen: 335
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Psikiyatrik Ansiklopedi

Çocuk Psikiyatrisi;

Çocuk psikiyatrisi,olgunlaşma dönemi sırasındaki davranış ve emosyon bozukluklarını her bakımdan kapsar. Tıpkı yetişkin psikiyatrisi gibi,aslında tıbbın her dalı gibi, belirli sınırları yoktur. Çocuk psikiyatrisi alanı,pediatri,öğrenim ve sosyal yardım gibi alanlara da yayılabilir. Ayrıca,çocuklarda görülen birçok zihinsel bozukluklar başlı başına patolojik durumlar olmayıp,çok görülen gelişim değişkenliklerinin abartılmış biçimleridir. Dolayısıyla, anormal çocuğun teşhis ve tedavisinden önce,normal psikolojik olgunlaşma proçeslerini ve çocuk üzerinde etki yapabilecek birçok faktörü tanımlamak şarttır.

Çocuk psikiyatrisinde oybirliğiyle kabul edilmiş bir teşhis yöntemi yoktur. Gerçekten de bazı çocuk psikiyatristleri,süjenin basit teşhis etiketleri kullanılamayacak kadar karmaşık olduğuna inanarak,teşhisten tamamen kaçınırlar. Burada sunulan sınıflandırma,teorik bir çerçevede değildir. Bu sınıflandırma,mümkün olduğu kadar gözlemlenebilen bir davranış temeli üzerine kurulmuş,prognoz ve tedavi bakımından yararlı olduğu ispatlanmış bir sistemdir.

Uyum bozuklukları okul öncesi yıllarında görülür ve çocukluğun ilk yıllarındaki «kontrol problemleri» olarak bilinir. Her çocuğa göre değişen mizaç farkları dolayısıyla,bazan aşırı dereceye varan farklı ruhsal durumlar,uyku,beslenme ve dışkılama huyları görülür. Çocuğun hayatının ilk yıllarında,aile ve çocuğa düşen görev,hem çocuğun kapasitesi dahilinde olan,hem de ailenin kabul edebileceği karşılıklı bir uyumun sağlanmasıdır. Bu uyum proçesi başarılamazsa,çocuk yahut aile güçlüklerle karşılaşırsa,bir uyum bozukluğundan söz edilebilir. Daha büyük çocuklardaki veya yetişkinlerdeki durumun tersine,okul öncesi yıllarında «çocuk» üzerinde bir teşhis yapma çabası çoğu zaman başarısız olur,fakat her zaman olmayabilir. Sabah saat 5.00'de uyanıp sonunda ailesini onu «eğlendirmek» zorunda bırakarak bir buçuk saat sürekli ağlayan 2 yaşındaki bir bebek; annesinin istediği kadar çeşitli yemek yemeyi kabul etmeyen 9 aylık bir bebek; annesi tarafından yuvaya götürülünce sürekli olarak annesinin yanında kalma isteği gösteren,fakat annesi gidince hiç yakınmayan 4 yaşındaki bir çocuk bu çocukların hepsi de,ailenin istediği davranış ile çocuğun bu istekleri yerine getirememesi dolayısıyla ortaya çıkan «uyum» eksikliği olarak nitelenen,hafif uyum bozuklukları dolayısıyla hekime getirilebilirler.

Çocuklardaki Emosyonel Bozukluklar,çocuğun yaşantısında aksaklık yaratan bir bozukluk olduğu zaman ortaya çıkar. Görülen emosyonel durum,çocuğun yaşadığı ortam göz önünde tutularak,genellikle hiç değilse kısmen anlaşılır,fakat bazan da çocuğun gösterdiği mutsuzluk veya anksiete «oransız» gözükebilir. Emosyonel bozukluklar belki de çocuklarda en çok rastlanan bir akıl bozukluğu tipidir. Anksiete,belli bir nesneye bağlı olmaksızın yersiz bir üzüntü,uyku bozuklukları (özellikle kâbuslar),enürez (bkz.) Devamlı nükseden karın veya baş ağrısı biçiminde,yani «serbest» (bkz.),veya spesifik yahut fobik karakterde olabilir. Bütün çocuklar hayatlarının bir döneminde spesifik korkular duyarlar,fakat bazılarında bu korkular çocuğun normal bir yaşantı sürdürmesini engeller. Yetişkinin tersine,çocuklarda ender olarak genel sosyal anksietelere veya agorafobiye (açık yerlerden korkma) rastlanır. Spesifik hayvan korkuları (köpek,kedi,örümcek,vs.) daha sık görülür,diğer spesifik sitüasyon fobileri arasında ise okul korkusu,anneden ayrılma korkusu ve karanlık korkusu vardır. Bazı çocuklardaki anksiete durumları derin düşüncelere dalmak biçiminde obsesyonel bir nitelik taşır,fakat tam bir obsesyonel bozukluğa bu yaş grubunda ender olarak rastlanır. Çocuklarda depressif hastalık görülebilir,fakat yetişkinlerdeki depresyonun tipik özellikleri olağan değildir. Belirgin iştah veya uyku bozuklukları göstermeyen bunalım ve genel irritabilite gibi durumlara ise daha sık rastlanır. On beş yaşından küçük çocuklarda intihar girişimleri ender görülür,fakat bu durumlar en az daha büyüklerdeki intihar girişimleri kadar ciddiye alınmalıdır. Çocuklarda davranış bozuklukları,çocuğun davranışında önemli asosyal özellikler görülmesidir. İlkokul yıllarında bu bozukluk yalnızca evde veya okulda saldırgan davranış ve itaatsizlik biçiminde belirir,fakat çocuk büyüdükçe daha belirgin sapık davranış belirtileri ortaya çıkar. Evde sürekli hırsızlık durumlarının önemi,dükkânda veya okuldaki hırsızlıktan farklıdır,fakat her iki durum da bir davranış bozukluğu bulunduğunu ispatlar. Okuldan kaçma (okul fobisinden (bkz.) veya okula gitmeyi istememekten farklıdır), çocuğun okula devam isteksizliğini örtmek amacıyla okula gitmemesinden ibarettir. Sürekli kavgacılık,cinsel davranış bozukluğu,evden kaçma, çevresine gelişigüzel zarar verme ve yangın çıkarma gibi durumlar da davranış bozukluğu belirtileridir. Fark edilsin edilmesin,sürekli olarak kanuna karşı suç işleyen çocuklar suçlu sayılır. Suçluluk teorilerinin bazıları çocuğun kişiliğine,bazıları ise yaşadığı ortama önem verir. Şüphesiz,bazı suçlu çocuklarda aynı zamanda önemli emosyonel bozukluklar da vardır.

Çocuklarda gelişim bozuklukları,olgunlaşma sırasındaki normal aşamaların aşın derecede görülmeleridir. Bu durumlarda,çocuğun ailesinde de benzer bozukluklar çoğu zaman sözkonusudur. Enürez'in bir anksiete semptomu olarak görülebileceğinden ileride söz edilecektir,fakat istemsiz idrar yapmanın inhibisyonu için gerekli norofizyolojik mekanizmaların gelişememesi sonucunda olan enürez'e daha sık rastlanır. Encopresis (bkz.) yani uygun olmayan durumlarda istemsiz olarak dışkı durumuda bir olgunlaşma bozukluğudur,fakat bu semptomda çoğu zaman önemli bir emosyonel problem sözkonusudur. Gelişimde konuşma bozukluklarına,bu arada afaziye,ender rastlanır. Daha sık görülen önemli okuma bozukluklarının,spesifik bir disleksi,veya bunun bir varyasyonundan ötürü olduğu düşünülür. Bütün bu gelişim bozukluklarındaki ortak özellikler,daha ziyade erkek çocuklarda görülmeleri ve bazan umut kırıcı derecede yavaş seyreden spontan bir iyileşme göstermeleridir. Çocuklarda hiperkinetik bozukluğun karakteristikleri,düşünmeden hareket etme,yersiz dalgınlık ve kısa dikkat süresi ile birlikte görülen şiddetli derecede aşırı faaliyettir. Çocuklarda organik beyin bozukluğu vakalarında bu sendroma sık rastlanırsa da,hiperkinetik sendrom gösteren çocukların çoğunluğunda hiçbir organik bozukluk belirtisi yoktur. Çocuklardaki psikotik bozukluklar başlıca üç gruba ayrılır. Otizm (bkz.) Çocuklukta ortaya çıkan karakteristik hareketler ve belli zekâ yetenek pattern'leri gösteren şiddetli bir «komünikasyon» bozukluğudur. Yaklaşık 10 yaşına kadar olan dönemde psikotik bozukluklara son derece az rastlanır ve rastlandığı zaman da genellikle organik,bazan ilerleyici bir beyin hastalığına işaret eder. On yaşlarında,ender olmakla birlikte,bazan klasik şizofreni ve manik depressif psikoz görülebilir. Bu durumlara adolesans döneminde daha çok rastlanır. Yetişkinlere özgü nörotik bozukluklar da (psikonevrozlar) buluğ çağından önce az görülür. Bununla birlikte,histerik ve obsesyonel bozukluklar oluşabilir ve bu yaş döneminde kendilerine özgü bir semptomatoloji gösterirler.

Çocuklarda kişilik bozukluklarının teşhisi dikkatle yapılmalıdır,çünkü bu teşhis uzun süreli uyumsuz davranış ve ilişkilerin belirlenmesine dayanır. Yine de,bazı çocukların çok küçük yaşlardan başlayarak adolesans donemi boyunca gösterdikleri pasif veya saldırgan özellikler için «kişilik bozukluğu» uygun bir terimdir. Yukarıda sayılanların yanısıra,bu sınıflandırmaya uymayan birkaç iyi bilinen sendrom daha vardır. Tik (bkz.) (vücudun hızlı sıçramalı hareketleri) bir anksiete durumunun belirtisi olabileceği gibi,başlı başına bir fenomen de olabilir. Gilles de la Tourette sendromu (bkz.) Bu durumun ender görülen bir varyasyonudur ve hasta,tiklere ilâve olarak istemsiz olarak müstehcen sözler söyler. On yaşından büyük çocuklarda anoreksia nervosa tam anlamıyla oluşabilir; hattâ bundan önce de aşırı derecede yemek seçme sözkonusu olabilir. Çocuğun psikiyatrik durumunun sınıflandırılması,çocuk psikiyatrisinde teşhisin yalnızca bir yanıdır. Ayrıca,aile içindeki ilişkilerin ve çocuğu etkileyebilecek diğer ortamsal stress'lerin,çocuğun gelecekteki zekâ ve öğrenim derecesinin ve fiziksel durumunun değerlendirilmesi önemlidir.

Aile ilişkilerinin değerlendirilmesi her zaman aile fonksiyonuna birkaç değişik açıdan bakılmasını gerektirir. Aileleri «iyi» ve «kötü» olarak ikiye ayırmak mümkün değildir; çünkü bir anne eşiyle fevkalâde bir ilişki kurmuşken oğluyla geçinemeyebilir; veya bazan bütün ailesiyle sağlam bir ilişki içindeyken,başka bir zaman,meselâ bir depresyon sırasında irrite davranışlarda bulunabilir. Aile hekimi çoğu zaman bir aileyi uzun süre tanıma imkânına sahiptir ve böylece aile içindeki ilişkilerin gelişmesini izleyebilir. Güç durumlarda aile bireylerinin birbirlerine gösterdikleri sıcak anlayışı doğrudan doğruya izlemek fırsatını bulmuş,veya yalnız görüşmelerde çiftin arasındaki anlayışı veya düşmanlığı ve sevgisizliği,konuşmalardan sezmiştir. Aile-çocuk ilişkisini iki alandan veya boyuttan ele almak yararlıdır: ailenin uyguladığı kontrol veya özerklik derecesi ve gösterdiği sevgi,anlayış veya bunun tersi davranışın derecesi çocuğun olduğu gibi kabul edildiği,kendine güveni geliştikçe bağımsızlığının da gelişmesi için destek gördüğü bir aile atmosferinde,kişiliği olumlu bir yönde oluşur. Çocuklar büyüdükçe,sosyal alandaki başarıları,diğer alanlardaki — motor,kognitif ve konuşma — başarılarına kıyasla bazan geride kalır,bazan da daha önde gider. Meselâ,çocukların 6 aydan sonra annelerini diğer insanlardan ayırdettikleri normal pattern'i izleyerek,sonunda çocuğun ailesine yakın bir bağlılık duyması ve aynı zamanda yabancılardan korkması gibi durumlar ortaya çıkabilir. Çocuk gittikçe bağımsızlığını kazanarak «yabancı anksietesi»nin üstesinden gelir ve yaşıtlarına bağlanmaya başlar.

Fiziksel hastalık,hastahaneye yatma,vs. Gibi durumlarda çocuk eski davranış biçimine döner,annesine bağımlılık gösterir ve yanında göremediği zaman korkuya kapılır. Bu çeşit bunalımlar normal gelişmenin bir parçası olarak belirir. Meselâ,çocuk ilk olarak okula gittiği zaman,bunun yarattığı bunalım sonucunda,annesinden ayrı kalmaya dayanamadığı için yeniden çocuksu davranışlara dönüş görülür. Çocuğun sonunda düzenli olarak okula devam etmesi,onun yeni bir duruma başarıyla uyduğunu,kendine güvenini kazandığını ve bağımsızlık yolunda ikinci adımını atabileceğini gösterir. Çocuklukta kişilik gelişmesini zedeleyebilecek stress'ler arasında,özellikle İngiliz psikiyatristi john bowlby tarafından anneden ayrılma stress'i üzerinde durulmaktadır. Oysa daha sonraki araştırmalar kötü kişilik karakteristiklerinin nedeninin yalnızca ayrılma değil,yoksunluk da olabileceğini göstermektedir. Annesinden ayrılan,fakat anne sevgisinin yeterince yerini tutabilecek bir akrabasının evine giden bir çocuğa kıyasla,az sayıda personelden oluşan bir kuruma,yetimhaneye veya çocuk yuvasına gönderilen bir çocuk daha olumsuz yönde etkilenir. Sosyal öğrenme proçesleri çocukların gösterdikleri davranışın tümünü açıklayamaz,çünkü doğuştan gelen veya anneyle çocuk arasındaki çok erken ilişkiler sonucunda ortaya çıkan mizaç karakteristiklerinin çocukların davranışlarında derin ve kalıcı etkiler yarattıkları ispatlanmıştır. Uzun çalışmalar,daha hayatın ilk yıllarında bile,bebeklerin birçok yollardan kişiliklerini belirttiklerini,bu özelliklerden çoğunun hiç değilse çocukluğun orta dönemlerine kadar sürdüğünü göstermiştir. Yeme,uyuma,ruhsal durum,yeni sitüasyonlara karşı reaksiyon düzensizlikleri gibi özellikler,hayatın ilk yıllarına dönerek incelendiğinde oldukça tutarlılık gösterir. Kolayca ağlayan,uyumsuzluk ve huy bozukluğu gösteren «zor çocuğun» yetiştirilmesi daha güçtür; anne-baba tarafından bir kenara itilir ve sonucunda da emosyon ve davranış bozuklukları göstermesi daha muhtemeldir. Bazı çocuklar o kadar az sorunlar yaratırlar ki,her çeşit aile terbiye yöntemi başarılı olur; oysa bazıları o kadar çok sorun doğurur ki,birçok aile bu sorunlar karşısında yenik düşer. Teşhiste,çocuğun zekâ ve öğrenim seviyesi değerlendirilmelidir,çünkü uygun olmayan okullara gönderilme ve öğrenme güçlükleri davranış bozukluklarının etyoloiisinde önemli rol oynayabilir. Çocukla yalnız,veya 8 yaşından küçük olan çocuklarla annelerinin yanında,okul hayatları,ilgileri ve anne-babanın onu doktora getirme nedenleri hakkında görüşme,çoğu zaman güçlüklerin niteliği ve çocuğun zekâ derecesi ile ilgili yararlı bilgiler sağlayacaktır. Zekâ seviyesi için faydalı bir kılavuz,çocuğun kullandığı dilin karmaşıklığıdır. Elyazısı ise şiddetli derecede bir motor yeteneksizlik veya algı bozukluğu durumlarının mevcut olup olmadığını gösterecektir. Çocuk kitap okumaktan zevk aldığı takdirde,bu alanda ciddi bir öğrenim sorunu olması ihtimali azdır.

Çocuğun fiziksel durumunun değerlendirilmesi her zaman önemlidir ve bedensel semptomlar olduğunda şarttır. Çocuklukta,«psikosomatik» hastalık adı verilen bozuklukla diğer organik hastalık biçimleri arasında hiçbir suni çizgi çizilemez. Herhangi bir fizik semptomun emosyonel veya ortamsal bir kökeni olabilir; öte yandan,herhangi tipte bir emosyonel bozukluğun yanısıra bedensel değişimler de sözkonusu olabilir. Yine de,birtakım fiziksel bozukluklar ve semptomlar belki de stress sitüasyonları sonucunda olabilir; bazı fizik bozukluklar,özellikle beyin hasarı (bkz. Çocuklarda beyin hasarı) ve epilepsi (bkz.) Bir çocukta psikiyatrik bozukluk oluşması tehlikesini arttırır.

Tekrarlayıcı karın ve baş ağrılarının yalnızca %10'unda organik bir temele rastlanmaktadır. Geri kalan vakalardan %10-20'sinde ise emosyonel bir etken sözkonusudur. Çocuk evde veya okulda stress altında olabilir; ağrıyı dikkati üzerine çekmek amacıyla ileri sürebilir,veya ailesinin evhamı dolayısıyla dikkati midesinde veya karnında toplanmıştır. Emosyonel stress'in başka birçok hastalıkta rol oynadığı ispatlanmıştır. Astımlı çocukların (bkz.) Belki de üçte biri,emosyonel nedenlerle,çoğu zaman heyecan veya korkudan ötürü nöbet geçirmektedir; fakat bu çocuklardan birçoğu başka sitüasyonlar,özellikle allergenler dolayısıyla nöbet geçirirler. Diabetes mellitus'da (bkz.) ketonüri mevcudiyeti,diabetli bir adolesantın ortamsal stress'le karşılaşmasına bağlanmıştır. Hastanın olumsuz hayat sitüasyonları içinde olduğu durumlarda epilepsinin daha sık görüldüğü bilinen bir husustur. Telemetrik incelemeler,çocuklarda stimülasyon eksikliği olduğu zaman veya kapasitelerinin ötesinde öğrenme görevleriyle karşılaştıkları zaman 4-6 saniye tepe ve dalga (spike and wave) fenomenlerinde artma olduğunu göstermiştir. Çocuklardaki psikiyatrik bozukluklarla ilgili olan bu kısa genellemede,daha ziyade teşhis üzerinde durulmaktadır; çünkü ancak böyle bir değerlendirmeden sonra (birçok vakada tam bir değerlendirme gerekmez) hekim önemli bir bozukluğun mevcut olup olmadığına ve mevcutsa etyolojik ve arttırıcı faktörlerinin neler olduğuna karar verebilir. Rasyonel bir kontrol ve tedavi ancak bu şekilde planlanır. Birçok vakada,durumun anlaşılması sonucunda hekim sorunun niteliği ve giderilmesini sağlayacak tedbirler konusunda doğrudan doğruya aileyle tartışarak yol göstermekle harekete geçer. Aile hekiminin aldığı tedbirlere rağmen,önemli derecede bozukluk yaratan bir psikiyatrik hastalık devam ederse, bir çocuk eğitim kliniğine başvurulmalıdır. Şiddetli okul fobisi,intihar düşüncelerine varacak derecede bir depresyon veya otistik bozukluk kuşkusu uyandıran durumlar gibi bazı vakalarda, geç kalınmadan uzmanlara başvurmalıdır.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 12 Mart 2016, 14:24   #38
Durumu:
Çevrimdışı
Narsist
Türk Irkı Var Olsun!
Narsist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 23 Ocak 2016
Mesajlar: 2.258
Konular: 643
Beğenilen: 335
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Psikiyatrik Ansiklopedi

Çocuk Rekabeti;

Çocuk RekabetiÇocuklar birbirlerine karşı, tıpkı aile dışındakilere duydukları emosyonları duyabilirler. Annenin, babanın, öbür kardeşlerin ve ailenin öteki üyelerinin sevgisi için rekabet, aile grubunun yapısına göre değişir. Batıdaki ailenin «anahtarı» annedir ve çocuklar genellikle annenin sevgisi için rekabet ederler. Bazı vakalarda hayat boyunca bilinçli yahut bilinçsiz sürdürülen bu kardeş rekabeti, aile çevresinin dışındaki bireylerle kurulan ilişkileri etkileyebilir.Çocuklara Cinsel SaldırıKız ve erkek çocuklara yapılan cinsel saldırılar, suçluya karşı öylesine olumsuz duygular yaratmaktadır ki, bazan şiddetli bir dayakla kurtulan bir suçlu talihli sayılır. Hapishanede, koğuştaki öbür mahkûmlar da onu cezalandırdıkları için, suçlu onlardan ayrı bir hücreye kapatılmayı gönüllü olarak talep eder. Dolayısıyla, kız ve erkek çocuklara yapılan cinsel saldırıların aslında çok az fizik yahut akıl hasarına yol açması şaşırtıcıdır. Cinsel saldırı suçunun işlendiği, sık görülen birkaç durum vardır: yaşlı bir erkek 5-12 yaşında kız çocukları evine çağırır, para yahut şeker vererek kandırır ve onlarla cinsel oyunlara girişir; geri zekâlı bir genç, kendinden daha küçük yaştaki çocuklarla dostluk kurar ve bunlardan biriyle arasında cinsel bir ilişki kurulabilir; amcalar, yeğenler ve diğer aile bireyleri, akrabalıklarını bir kız ya da erkek çocuğa cinsel saldırı amacıyla kötüye kullanabilirler. Pedofiliaklar(bkz. Pedofili), yani yalnızca çocuklarla cinsel ilişki kurabilen erkekler, tehlikeli cinsel saldırı suçları işleyebilirler. Bu saldırı tekrarlama ve kalıplaşma (sterotipi) eğilimi gösterir ve cezaya yahut psikiyatrik tedaviye duyarlık göstermez. Hormon emplantasyonu biçiminde kimyasal kastrasyon endike olabilir. Ender görülen, zalimce çocuk cinayetleri hemen her zaman pedofiliaklar tarafından, işlenir.



Çocuklara Cinsel Saldırı;

Kız ve erkek çocuklara yapılan cinsel saldırılar, suçluya karşı öylesine olumsuz duygular yaratmaktadır ki, bazan şiddetli bir dayakla kurtulan bir suçlu talihli sayılır. Hapishanede, koğuştaki öbür mahkûmlar da onu cezalandırdıkları için, suçlu onlardan ayrı bir hücreye kapatılmayı gönüllü olarak talep eder. Dolayısıyla, kız ve erkek çocuklara yapılan cinsel saldırıların aslında çok az fizik yahut akıl hasarına yol açması şaşırtıcıdır. Cinsel saldırı suçunun işlendiği, sık görülen birkaç durum vardır: yaşlı bir erkek 5-12 yaşında kız çocukları evine çağırır, para yahut şeker vererek kandırır ve onlarla cinsel oyunlara girişir; geri zekâlı bir genç, kendinden daha küçük yaştaki çocuklarla dostluk kurar ve bunlardan biriyle arasında cinsel bir ilişki kurulabilir; amcalar, yeğenler ve diğer aile bireyleri, akrabalıklarını bir kız ya da erkek çocuğa cinsel saldırı amacıyla kötüye kullanabilirler. Pedofiliaklar(bkz. Pedofili), yani yalnızca çocuklarla cinsel ilişki kurabilen erkekler, tehlikeli cinsel saldırı suçları işleyebilirler. Bu saldırı tekrarlama ve kalıplaşma (sterotipi) eğilimi gösterir ve cezaya yahut psikiyatrik tedaviye duyarlık göstermez. Hormon emplantasyonu biçiminde kimyasal kastrasyon endike olabilir. Ender görülen, zalimce çocuk cinayetleri hemen her zaman pedofiliaklar tarafından, işlenir.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 12 Mart 2016, 14:24   #39
Durumu:
Çevrimdışı
Narsist
Türk Irkı Var Olsun!
Narsist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 23 Ocak 2016
Mesajlar: 2.258
Konular: 643
Beğenilen: 335
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Psikiyatrik Ansiklopedi

Çocuklarda Anksiete Durumları;

Yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da acı emosyonları (anksiete, depresyon ve öfke) çoğu zaman stress (bkz.) sitüasyonlarına bir tepki olarak ortaya çıkar. Bununla birlikte, birçok bakımlardan çocukların emosyonel yaşantısı büyüklerinkinden farklıdır. Çocukların karşılaştıkları stress'ler daha değişik olup biyolojik olgunlaşma ve aile hayatıyla ilgilidir. Çocuğun gelişme proçesi sürekli bir değişimi, özellikle bir bağımlılık durumundan vazgeçilerek bağımsızlığın kazanılmasını kapsar. Ayrıca, normal bir emosyonel gelişim için çocuğun anksieteyi tanıyıp buna göğüs germesi gerekir, iki yaşındaki çocuklarda görülen yabancılara karşı korku, bu fenomenin iyi bir örneğidir. Son olarak, anksiete veya depresyonu yaratan şeyin ne olduğuna karar vermek bakımından çocuk hasta, yetişkine kıyasla, daha âcizdir; bu yüzden doktor, ebeveynin anlattıklarına ve çocuğun davranışıyla ilgili gözlemlerine dayanmalıdır. Çocuklukta depresyona (bkz.) Ender olarak endojen biçimde ve daha sık olarak da stress'e karşı abartılmış bir tepki biçiminde rastlanır. Aksaklıklar yaratan anksiete durumları ise, tersine, çocukluk dönemi boyunca görülür ve daha ayrıntılı bir ilgi gerektirir. Bir yaşındaki bazı bebekler yeni bir sitüasyonla karşılaştıklarında, meselâ anne yeni bir yemek yedirmeyi denediğinde veya çocuğu fincan yerine kaşık kullanmaya zorladığında, korku veya mutsuzluk belirtileri görülür. Stella Chess, «güç ısınan» bebeklerden sözetmiş ve bunun yapısal nitelik taşıyan bir huy karakteristiği olduğuna inandığını belirtmiştir. Yeni bir sitüasyonda annenin gösterdiği anksiete ve gösterebileceği sabır başka bir önemli faktördür.İki yaşındaki bebekte sık sık uyanma ve korkulu çığlıklarla beliren gece anksietesine rastlanabilir. Gene bu yaşta yabancılara karşı aşırı bir korku olabilir. Çocuk büyüdükçe hayvanlara, özellikle köpeklere, gökgürültüsüne ve şimşeğe, karanlığa, doktorlara, dişçilere, vs. karşı duyduğu spesifik korkulara daha çok rastlanır ve bu bazan aksaklıklar doğurur. Çocukların hafif biçimde bir sürü korkular duymaları çok görülen bir durumdur, fakat bu korkuların çocuğun yaşantısında ciddi aksaklıklar yaratması pek olağan değildir. Adolesans (bkz.) döneminde, sosyal sitüasyonlara duyulan korku ve agorafobi (bkz.) Daha önemli olur. Spesifik korkular daha genel başka anksiete semptomlarıyla, özellikle uyku ve iştah rahatsızlıkları, dikkat güçlükleri, sinirlilik ve ağlama ile birlikte belirdiği zaman, daha önemlidir. Bu semptom dizisinin mevcudiyeti, aile ortamı, çocuğun okuldaki uyumu ve diğer muhtemel stress'lerin dikkatle teşhisini gerektirir, semptomatik tedavi ve daha büyük çocuklarda bunun yanışım medazepam gibi hafif bir trankilizan, çoğu zaman etkili olur; çünkü bu gibi bozuklukların genellikle selim bir seyri vardır. Eğer durumun kronikleşmesi tehlikesi varsa, bir uzmana başvurulmalıdır.


Conolly John (1794-1866);

Akıl hastahanelerinde mekanik araçlarla tedavi yöntemlerinin kaldırılması ilk olarak 1839 yılında, Hanwell'deki Middlesex Akıl Hastahanesinde Conolly tarafından uygulandı. Daha önce Lincoln'da Gardiner Hill ve Charlesworth tarafından uygulanmış olan, Conolly'nin bu çabası birkaç yıl içinde Avrupa ve A.B.D. 'ne yayıldı. Conolly'nin akıl hastahanelerinin yapısı ve yönetilmesi adlı eseri (1847), akıl hastahaneleriyle ilgili ilk geniş kapsamlı eserdir.


Cotard Sendromu;

Bugün ender kullanılan bu terim, ilk olarak bir 18. Yüzyıl Fransız psikiyatristi olan Cotard tarafından, nihilistik delüzyonların hâkim olduğu bir akıl durumunun tanımlanması amacıyla kullanılmıştır. Tam bir diagnostik tablo değildir ve bu delüzyonlardan mustarip hastalardan çoğunluğunda psikotik (endojen) depresyonlar (bkz.) mevcuttur.


Cıva Zehirlenmesi;

Ayna, termometre ve bazı terapötik ilâçların yapımında kullanılan cıva eskiden fötr şapka yapımında kullanılırdı. Bazen cıvayla intihar girişimi vakalarına rastlanmaktadır. Kronik zehirlenme semptomları ağızda metal tadı, jinjivit, tükürük salgısı, anemi, kolit ve ilerleyici böbrek hasarıdır. Akılla ilgili semptomlar ise nevrasteni semptomlarını andırır — halsizlik, irritabilite, tremor, konsantrasyon zayıflaması, depresyon ve insomnia. Bkz. Zehirler, akıl durumunu etkileyen
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 12 Mart 2016, 14:25   #40
Durumu:
Çevrimdışı
Narsist
Türk Irkı Var Olsun!
Narsist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 23 Ocak 2016
Mesajlar: 2.258
Konular: 643
Beğenilen: 335
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Cevap: Psikiyatrik Ansiklopedi

D


Dağılım Alanı;

Dağılım alanı, bir serideki en düşük ve en yüksek gözlem arasındaki değişkenliktir. Bu, bir serideki gözlemlerin kapsamını ve değişkenliğini belirtir, ama diğer yöntemler daha çok tercih edilmektedir — örneğin Standard Sapma - Standard Deviation (bkz.). Dağılım alanı, bir ölçü aracı olarak, münferit gözlemlerin frekansı konusunda bilgi vermez ve ortalamadan uzak tek gözlemler bulunduğu zaman seriyle ilgili çarpık bir bilgi verir.


Davranış;

En geniş anlamıyla «davranış», bireyin herhangi bir sitüasyon karşısındaki total tepkisidir. Belli bir davranış biçimi ortam veya bireyle ortam arasındaki ilişki üzerinde birtakım etkiler yaratarak sitüasyonu değiştirir. Psikoloji artık bir davranış bilimi olarak tanımlanmaktadır. Bu düşünce j. b. watson tarafından ortaya atılmıştır. Watson, psikolojinin objektif bir bilim olabilmesi için, yalnızca doğrudan doğruya gözlemlenebilen ve ölçülebilen fenomenlerin ele alınması gerektiğini ileri sürmüştür, Watson'a göre davranış, şartlı reflekslerden türeyen ve doğuştan gelen birtakım motor ve guddesel tepki biçimlerine göre oluşan entegre huy sistemlerinden ibarettir. Konuşulan dille ilgili huylar, «imalı» bir nitelik taşıyabilmelerinden ötürü, özellikle önemlidirler. Davranışçı gelenek ve özellikle laboratuvar deneylerinin üzerinde hâlâ durulmaktadır; fakat çağdaş deneyci psikologlar davranışı daha genel tanımlama eğiliminde olup öğrenme ve motivasyon gibi proçeslerle ilgili kuramsal açıklamalarını hipotetik, üzeri örtülü değişkenlerle dile getirirler. Davranış bozukluğu, Amerikan literatüründe herhangi tipte bir fonksiyon anormalliğini tanımlayan genel bir terim olarak kullanılır; fakat İngiltere'de psikiyatrik kullanımı daha sınırlıdır. Çoğu zaman, sözü edilen davranış veya «hareketin» sosyal veya etik bakımlardan bir değerlendirilmesi yapılır. Böylece «davranış» terimi bazı psikopatik kişilik biçimleri için, genellikle de çocuklarda görülen ve isyankâr saldırgan (agressif) davranış, hırsızlık ve okuldan kaçma semptomları ile tezahür eden bir psikiyatrik bozukluk kategorisi için kullanılmaktadır. Daha dar bir anlamda, bir hastanın açık davranışlarında yansıyan bütün psikiyatrik hastalıklar, ister «tik» gibi spesifik bir özellik olsun, ister aklına eseni yapmak gibi genel bir özellik olsun, çok kere teşhis bakımından önemlidir. Bkz. Huy ve Davranış terapisi
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
ansiklopedi, psikiyatrik

Seçenekler
Stil


Saat: 15:49

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.
istanbul escort Beylikdüzü escort Avcılar escort Ankara escort Ankara escort Ankara escort Ankara escort Ankara escort porno izle ---- ankara escort - istanbul escort