ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgisi Din Ve Maneviyat > İslamiyet > Sahabeler - Evliyalar


Abbas bin Abdülmuttâlib (r.a.)


Abbas bin Abdülmuttâlib (r.a.)

İslamiyet Kategorisinde ve Sahabeler - Evliyalar Forumunda Bulunan Abbas bin Abdülmuttâlib (r.a.) Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Abbas bin Abdülmuttâlib (r.a.) Abbas bin Abdülmuttâlib (r.a.) İslamiyet’ten önce de Kâbe’ye hizmet kutsi bir vazife kabul edilirdi. Bu mukad*des ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 01 Kasım 2014, 22:28   #1
Durumu:
Çevrimdışı
BuRHaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Meskul
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: İstanbul
Yaş: 29
Mesajlar: 18.971
Konular: 8858
Beğenilen: 3252
Beğendiği: 2339
www.forumsevgisi.com
Standart Abbas bin Abdülmuttâlib (r.a.)

Abbas bin Abdülmuttâlib (r.a.)

Abbas bin Abdülmuttâlib (r.a.)
İslamiyet’ten önce de Kâbe’ye hizmet kutsi bir vazife kabul edilirdi. Bu mukad*des vazifeyi Kureyş’in asil ailelerinden olan Hz. Abbas’ın ailesi yerine getirirdi. Kâbe’yi tamir eder, ziyaret edenlere su dağıtırlardı. Kâbe’ye hizmet, bu ailenin bir geleneğiydi.
Hz. Abbas henüz çocuktu. Bir gün kayboldu. Annesi her tarafı aradı, fakat bir türlü onu bulamadı. “Eğer Abbas’ımı bulursam, Kâbe’yi ipek kumaşla süsleye*ceğim!” diye adakta bulundu. Sonunda Abbas çıkageldi. Annesi de sözünü yeri*ne getirdi. Böylece Kâbe, ipek kumaşla tarihte ilk defa Hz. Abbas’ın annesi ta*rafından örtülmüş oldu. Ailesinin bu güzel âdetine sahip çıkan Hz. Abbas, Kâbe’de kimsenin kötü söz söylemesine müsaade etmezdi.
Hz. Abbas, Müslüman olmadan önce de yeğeni Re*sû*lul*lah’ı severdi. Onu Mekke müşriklerine karşı korurdu. Peygamber Efendimiz bazı mühim kararlar aldığında önce onunla istişare ederdi. Mekke müşrikleri Re*sû*lul*lah’ı (a.s.m.) çok rahatsız ettiklerinde Medineliler kendi beldelerine davet ettiler. Meşhur Akabe Biatı’nda Hz. Abbas da bulunarak, onlardan, Re*sû*lul*lah’ın korunması için canlarıyla mallarıyla çalışmalarını iste*di. Medinelilere hitaben şöyle konuş*tu:
“Ey Medineliler! Muhammed’in yüksek mevkiini ve kıymetini elbette bili*yorsunuz. Mekke’deki düşmanlarından onu koruduk, korumaya devam edece*ğiz. Onu Medine’ye davet ediyorsunuz. Ancak onu koruyabilecekseniz mem*leketinize götürünüz. Şayet onu himaye edeceğinizden emin değilseniz bu te*şebbüsten vazgeçiniz.”
Böylece Hz. Abbas, Re*sû*lul*lah’ın korunmasını garantiye almak istedi. Medi-neli*ler*den söz aldı. Medineliler, Evs ve Hazreçliler, Re*sû*lul*lah’ı canları gibi ko-ruyacak*la*rına söz verince, Hz. Abbas’ın gönlü rahatladı, endişesi zail oldu. Üçüncü Akabe Biatı böylece müspet neticelendi.
Hz. Abbas, Bedir Harbi’nde müşriklerin safında yer almıştı. Re*sû*lul*lah Efen*dimiz bütün sahabilere onun öldürülmemesi hususunda talimat vermiş ve:
“Abbas’la karşılaşırsanız, sakın onu öldürmeyiniz! Abbas bizdendir.” buyurmuş*tu.
Hz. Abbas, Bedir Savaşı’nda esir alındı. Peygamberimiz, esaretten kurtulabil*mesi için, diğer esirler gibi fidye ödemesi gerektiğini bildirdi. Hz. Abbas:
“Yâ Re*sû*lal*lah, ben Müslüman’ım. Kureyş kabilesi beni bu savaşa zorla getirdi.” de*di. Peygamberimiz:
“Senin Müslümanlığını Allah bilir.” buyurdu, “Söylediğin doğruysa, Allah elbette onun sevabını sana verir. Fakat sen görünüşte bizim aleyhimizdeydin. Sen, kurtulman için fidyeni ödemeye bak.”
Savaştan sonra, Hz. Abbas’ın üzerinde bulunan bir miktar paraya ganimet olarak el konulmuştu. Hz. Abbas, Peygamberimize:
“Hiç olmazsa benden aldı*ğınız altınları fidye olarak kabul et.” dedi. Re*sû*lul*lah (a.s.m.) bu teklifi kabul et*medi:
“Hayır, o para, Allah’ın bize senden nasip ettiği bir ganimettir.” buyur*du. Hz. Abbas:
“Yâ Re*sû*lal*lah, benim ondan başka malım yok. Sen beni Mek*ke’de halktan dilenecek bir hâlde mi bırakacaksın?!” dedi. Peygamberimiz (a.s.m.):
“Ey Abbas, altınlar nerede kaldı?!” diye sordu. Hz. Abbas şaşırmıştı. Re*sû*lul*lah’a:
“Hangi altınlar?” diye sordu. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurdu:
“Mekke’den çıktığın gün, hanımın Ümmü’l-Fadl’a teslim ettiğin altınlar! O esnada yanınızda ikinizden başka kimse yoktu. Sen o zaman hanımına, ‘Bu se*ferim esnasında başıma ne geleceğini bilmiyorum. Şayet başıma bir felaket ge*lir de geri dönmezsem, şu kadarı senin içindir. Şu kadarı Fadl için, şu kadarı Ab*dullah için, şu kadarı Ubeydullah için, şu kadarı da Kusem içindir.’ demiş*tin.”
Hz. Abbas’ın şaşkınlığı iyice artmıştı:
“Bunu sana kim haber verdi? Vallahi bunu benden ve Ümmü’l-Fadl’dan başka hiç kimse yoktu!” dedi. Peygamberi*miz:
“Allah haber verdi.” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Abbas:
“Ben şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki, sen Allah’ın Resûl’üsün” diyerek Müslümanlığını açıkladı.[1]
Peygamberimiz, amcasının tekrar Mekke’ye dönmesini, müşriklerin hareket*lerini kontrol edip kendisine bildirmesini istedi. Hz. Abbas, Mekke’ye döndü, bir müddet ima*nını gizledi. Çok mühim vazifeler gördü. Mekke’de bütün olan bi*tenleri Re*sû*lul*lah’a ulaştırır, Mekke’nin nasıl fethedilebileceğini bir bir anlatır*dı.
Müşrikler bunun farkındaydılar. Bu sebeple Hz. Abbas’ı hiç sevmezlerdi. Fa*kat bir şey de diyemezlerdi. Bununla beraber, Hz. Abbas da onların surat asma*larından rahatsız olurdu. Zaman zaman:
“Yâ Re*sû*lal*lah, müşriklerin beni gör*düklerinde surat asmalarından rahatsız oluyorum!” derdi. Peygamberimiz onu teselli eder ve:
“Onlar seni sevmedikçe cennete giremez.” buyurur, onların ahirette çekecekleri aza*ba dikkat çekerek onu teselli ederdi.
Hz. Abbas zaman zaman hicret etmeyi düşünür, Peygamberimizden izin is*terdi. Fakat Re*sû*lul*lah (a.s.m.) ona:
“Allah benimle peygamberliği sona erdir*diği gibi, seninle de hicreti sona erdirecektir.” der, Mekke’de kalmasını ister*di.
Re*sû*lul*lah (a.s.m.), Hz. Abbas’ı çok severdi. Onun hakkında “Kureyş’in en cö*mer*ti*dir.” buyurur, “Ey Allah’ım, Abbas’ı ve çocuklarını affet, onları günah kirlerinden temizle, muhafaza et!” diye duada bulunurdu.[2]
Peygamber Efendimiz, Hz. Abbas’a hitap ettiğinde, “Ey Re*sû*lul*lah’ın amcası” derdi. Hz. Abbas, bu hitaptan çok hoşlanırdı. Sık sık Re*sû*lul*lah’a gelir, kendisi*ne dua ve ilim öğretmesini isterdi. Re*sû*lul*lah Efendimiz de ona kısa ve öz dualar öğretir, dünya ve ahirette afiyet dilemesini isterdi.
Hz. Abbas, Re*sû*lul*lah’tan yaşlı olmasına rağmen çok hürmeti vardı. “Resu-lul*lah’tan büyüğüm.” demeye dili varmazdı. “Sen mi büyüksün, Re*sû*lul*lah mı?” diye soran*lara, “O benden büyük, ben ise ondan yaşlıyım!” cevabını verirdi.
Hz. Abbas’ın, Peygamberimizin irtihâlinden sonra da büyük hizmetleri oldu. Hicret’in 18. senesiydi… Bir kuraklık felaketi ve kıtlık bütün Arap Yarımadası’nı kasıp ka*vu**ruyordu. Bütün canlılar susuzluktan kıvranıyordu. Müslümanların halifesi Hz. Ömer’di. Bu durum karşısında çaresizdi. Allah’tan başka iltica ede*cek hiçbir merci yok*tu. Hz. Ömer bütün ahaliyi, çocukları, yaşlıları yanına alıp yağmur duasına çıktı. Bun*ların arasında Hz. Abbas da vardı. Müslümanların halifesi Hz. Ömer, yanına Hz. Abbas’ı alarak minbere çıktı, gözyaşları içinde Yüce Allah’a şöyle yalvardı:
“Yüce Rabb’im! Kâinatın Efendisi Re*sû*lul*lah (a.s.m.) hayatta iken böyle za*man*larda sana yalvarır, sen de bize yağmur ihsan ederdin. Şimdi ise o Yüce Pey*gamber’in amcasıyla sana yalvarıyoruz. Bize yağmur ihsan et.”
Hz. Ömer’in bu duasından sonra Hz. Abbas da şöyle niyazda bulundu:
“Allah’ım, her şeyi gözeten, gören sensin. Ne çaresiz mahluku kendi hâline bırakır, ne de bacağı kırık devenin bakımsızlıktan helakine meydan verirsin. Yüce Rabb’im, ço*cuklar iyice güç ve kuvvetten kesildi. Yaşlılar iğne ipliğe dön*dü. Ah u eninleri gökle*ri tuttu. Sen gizliyi de, en gizliyi de bilensin. Bu zayıf kul*larının imdadına yetiş. Mer*hamet ve yardımını esirgeme. Resûl’üne olan yakın*lığım itibarıyla bana tutunup sana yalvarıyorlar. Yağmur ver Yâ Rabbi.”
Bu yakarışlar dergâh-ı İzzet’e ânında ulaştı. Bulutlar kümelendi, sema karar*dı, gök gürledi, İlahî rahmet yağmur damlaları hâlinde yeryüzüne indi. Bereket çiçek çiçek açtı. Yeryüzü ve canlılar bayram etti…
Hicrî 32 senesinde 88 yaşında vefat eden, Peygamberimizin amcası Hz. Ab-bas’tan Allah razı olsun!
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 01 Kasım 2014, 22:51   #2
Durumu:
Çevrimdışı
BuRHaN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Meskul
Üyelik tarihi: 25 Ekim 2014
Şehir: İstanbul
Yaş: 29
Mesajlar: 18.971
Konular: 8858
Beğenilen: 3252
Beğendiği: 2339
www.forumsevgisi.com
Standart Abbas İbn Abdulmuttalib (ra)

Abbas İbn Abdulmuttalib (ra)
Hz. Peygamber’in amcası. Künyesi Ebu’l-Fazl. Babası Abdulmuttalib, annesi Nuteyle’dir. Abbas Rasûlullah’tan bir iki yaş büyüktü.
Abbas, çocukluğunda kaybolmuştu. Annesi onu bulunca Kâbe’nin örtülerini ipeklilerle yenilemişti. Rasûlullah çocukken annesi ölünce dedesi Abdulmuttalib’in himayesine geçtikten sonra Abbas’la çocuklukları beraber geçti. Gençliğinde Hz. Abbas ticaretle uğraşıp, zengin oldu. Araplar arasında Kâbe’ye hizmet büyük bir şeref sayılırdı. Kâbe hizmetleri Kureyş’in ileri gelenleri arasında bölüşülmüştü. Hz. Abbas da sikâye* görevini yapıyordu. Hac günlerinde Abbas ile kardeşleri Zemzem kuyusundan su çekerek hacılara dağıtırlardı. Hz. Abbas su dağıtma görevini İslâm’dan sonra da sürdürdü. Peygamberimiz Veda Haccı’nda Zemzem kuyusunun başına gelip Hz. Abbas’tan su istemiştir.
Hz. Abbas, Peygamberimiz (s.a.s.) İslâm’ı yaymaya başladığında tarafsız bir tavır takınmıştı. Ne iman etmiş, ne de karşı koymuştu. Hatta kabul etmemesine rağmen İslâm davetinde Hz. Peygamber’e yardımcı olmuştur. Medineliler Akabe’de Hz. Peygamber’e bey’at ettiklerinde Hz. Abbas da orada bulunmuştu. Bey’at sırasında Rasûlullah’ın elini tutmuş, Medinelilerle bey’atin gerçekleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Hz. Abbas, müslüman görünmese de, ticârî ve idârî nüfûzundan Hz. Peygamber’i yararlandırmıştır. Öte yandan hanımı Ümmü’l Fazl ise, ilk müslümanlardandır. Müşrikler Bedir’e giderken zorla Hz. Abbas’ı da götürdüler. Hz. Abbas’ın kerhen müşriklerle Bedir savaşına katılması üzerine Rasûlullah şöyle dedi:
“Abbas’a her kim rastgelirse sakın öldürmesin. O, müşriklerin zoru ile yurdundan gönülsüz çıkmıştır.” Fakat Hz. Abbas, Bedir’de esir düştü ve Rasûlullah’ın huzuruna çıkarıldı. Rasûlullah ona kendisi, kardeşleri ve müttefiki olan Utbe b. Amr için fidye vermesini söyledi. O ise yalnız kendisi için yüz, Akil için seksen ukiyye -takriben yedi bin dirhem-altın vermekle yetindi. Ötekiler kendi mallarından fidye verip kurtuldular. Abbas, fidyeleri verdikten sonra Rasûlullah’a şöyle dedi: “Beni Kureyş’in fakiri dedirtecek hâle koydun. Hayatım boyunca ötekine berikine avuç açacak hâle getirdin.” Rasûlullah da cevaben: “Peki Ümmü’l-Fazl’e emanet ettiğin mallar ne oldu? Buraya gelirken, ‘Şayet kazaya uğrarsam işte bunları oğullarım Fazl, Abdullah ve Kusem için sakla, seni kendimden sonra zengin bırakıyorum’ diyerek gösterip gömdüğün altınlar ne oldu?” buyurdu. Abbas şaşırdı ve “Vallahi senin Rasûlullah olduğuna şehadet ederim. Bunu benden, bir de Ümmü’l- Fazl’dan başka hiçbir kimse bilmiyordu.” dedi ve o anda hemen iman etti. Daha sonra Hz. Abbas Mekke’ye döndü. Müslümanlığını gizledi ve Mekke’deki müslümanları korudu; Mekke ve müşriklerle ilgili Peygamberimize haberler yolluyordu. Hz. Abbas, Mekke’nin fethinden kısa bir süre önce Medine’ye hicret etti. Hatta yolda Mekke’yi fethe gelmekte olan Hz. Peygamber ile karşılaştığında Rasûlullah ona, “Ben peygamberlerin sonuncusu, sen de muhacirlerin sonuncususun” demiştir. Abbas Mekke’nin fethinden sonra Peygamber’in yanında yer aldı; Huneyn’de İslâm ordusu dağılıp çok az kişi kalmışken Abbas, Peygamberimizin atının dizginlerini tutmuş ve çağrısıyla müslümanları çözülmekten kurtararak tekrar toplanmalarını sağlamış ve savaşın kazanılmasına sebep olmuştur. Böylelikle onun gür sesi sayesinde büyük bir bozgun önlenmiş oldu .
Hz. Peygamber, Vedâ Hutbesi’nde, “fâizin her türlüsünün ayağı altında olduğunu ve ilk kaldırdığı fâizin amcası Abbas’a ait olan fâiz borçları olduğunu” söylemiştir. Hz. Abbas çok zengindi ve faizle borç para veriyor, yani tefecilik yapıyordu; ancak fâizin kaldırılmasından sonra bir daha fâiz alış-verişiyle uğraşmamıştır. Bizans seferlerinde müslüman orduların silah ve teçhizatının malı kaynağını da Hz. Abbas karşılamıştır.
Hz. Abbas’ı, Rasûlullah’ın vefatı sırasında hilâfet meselesiyle uğraşırken bulmanın anlamı, onun, halifeliğin Hâşimoğullarında kalmasını istediği şeklinde yorumlanabilir. Hz. Peygamber rahatsızlanınca Hz. Abbas, Hz. Ali’ye, “Görmüyor musun? Rasûlullah vefât etmek üzeredir. Ben Abdulmuttalib oğullarının ölecekleri sırada yüzlerinin ne hâle geldiğini bilirim. Haydi Allah Rasûlü’nün yanına gidelim de halifeliği kime bırakacağını soralım. Bize bırakırsa bunu bilelim. Bizden başkasına bırakıyorsa kendisiyle konuşalım, bize gerekli tavsiyelerde bulunsun” dedi. Hz. Ali bu teklifi reddederek, “Allah’ın elçisinden bunu sorar da, o başkanlığın bize ait olmadığını söylerse millet bizi hiçbir zaman başkan yapmaz, onun için ben bunu soramam” dedi.
Hz. Âişe’den rivâyete göre, Rasûlullah hastalandığında burnuna burun otu damlatıldı. Hz. Peygamber ayıldıktan sonra şöyle dedi: “Abbas’tan başka her birinizin burnuna bu ilaç damlatılacaktır.” Çünkü Abbas ilaç damlatılırken hazır değildi.” Başka bir rivâyete göre, Hz. Abbas, Rasûlullah’ın burnuna ilaç damlatmış, Peygamberimiz ayıldığında “İlacı kim damlattı?” demiş; Abbas’ın damlattığı söylendiğinde Rasûlullah (s.a.s.) Habeşistan’ı işaret ederek, “Bu ilacı kadınlar işte şu memleket tarafından getirdiler. Niçin bu ilacı damlattınız?” diye sormuştur. Abbas da “Biz senin zatülcenb hastalığına tutulmandan korktuk” demiş. Rasûlullah da şu cevabı vermiş: “Allah beni bu hastalıkla cezalandırmaz. Amcam hariç olmak üzere evde bulunanların hepsinin burnuna bu ilaç damlatılacaktır.”
Hz. Abbas üç halife zamanında da yaşadı. Hicretin otuziki’nci yılında Medine’de seksen sekiz yaşında vefat etti. Cenâze namazını Hz. Osman kıldırdı. 653 yılında öldüğünde arkasında on erkek çocuk ile bir çok kız çocuğu bırakmıştır. Hudeybiye barışı sırasında Hz. Abbas’la görüşen Hz. Peygamber onun baldızı Meymûne ile evlenmişti. Hz. Abbas’ın soyundan gelenler sonradan Abbâsîler devletini kurdular.
Rasûlullah, amcası Hz. Abbas’a saygı gösterir, onu övücü sözler söylerdi. “Abbas bendendir, ben de ondanım.” Bir gün sarhoşun biri yakalanmış götürülürken Abbas’ın evine kaçmıştı. Tekrar yakalandıktan sonra olay Rasûlullah’a anlatılınca o gülümsemiş ve bir şey söylememişti. Rasûlullah, “Abdulmuttalib oğlu Abbas, bu Kureyş’in en cömerdi ve akrabalık bağlarına en saygılısı” demişti. Hz. Abbas köle azâd etmeyi çok severdi. Devlet işlerinde halifeler onun fikrini alırlardı. Hz. Ömer onu yağmur dualarına alır götürürdü. Dürüst, geniş düşünceli, cömert, yardımsever bir sahabeydi. Nesli alabildiğine çoğalmıştır. Buhârî ve Müslim’de ondan otuzbeş hadis rivayet edilmektedir. Hz. Abbas Medine’de el-Bakî’* kabristanında medfundur.
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
abbâs, abdulmuttalib, bin

Seçenekler
Stil


Saat: 17:44

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,