ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Sosyoloji & Felsefe


Uçan Araba


Uçan Araba

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Sosyoloji & Felsefe Forumunda Bulunan Uçan Araba Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Uçan Araba Kepazeliğin tek bir tarzı vardır: Gevezelik. Kepazeliğin hakim olduğu şartlarda tek bir gerçekleşme dikkati çeker: "Örtbas gayreti". Gevezelik, ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 09 Aralık 2016, 22:53   #1
Durumu:
Çevrimdışı
Oz
Süper Moderatör
Oz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 04 Aralık 2016
Şehir: Ankara
Mesajlar: 665
Konular: 665
Beğenilen: 3
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Uçan Araba

Uçan Araba

Kepazeliğin tek bir tarzı vardır: Gevezelik.


Kepazeliğin hakim olduğu şartlarda tek bir gerçekleşme dikkati çeker: "Örtbas gayreti".

Gevezelik, bu gayretin yöntemi olarak ortaya serilir. "Aklı başında insan" kepazeliğin hatlarını ifade eder. Kepazeliğin/rezilliğin münazara sözcüleri ise o örtbas gayretinin üstlenicileridirler. Onlara bu yüzden "birey" denir...
Eskiden diyar ülkesinde "aklı başında insan" bir elin parmağı sayısına henüz düşmemiş iken kepazeliği "münazara"ya konu edebilmek bu kadar kolay değildi, hatta imkansızdı.
Yine aynı son 30 yıl... Ve bu yıllarda yedirilmiş pastanın "tüketicileri". Elbette gevezelik edeceklerdir. Çünkü bu sayede biyolojik fonksiyonlarının idamesi ve ihyası mümkün oluyor...
Bence bu gerçeklik alanında en dikkati çeken vasıf, ne tüketim/tüketici tipindeki sıradanlıkların aynı çuvalda meydana getirdikleri "kepazelik", ne de zamanın bu şekilde kaybedilmiş olması. Benim en çok dikkatimi çeken, hep o iğrenç övgü/pohpohlama karışımı "savunma" oluyor.

Yani, "pozitiflik/yapıcılık/yaşama sevinci/hayata iyimser bakmak" dedikleri o yutturmacaların tamamı. Tepsiyi pozitifliğe çevirmeleri gerekiyor, çünkü tezgahın -böyle- devam edebilmesi için bunun böyle olması gerektiğinin alenen idrakindeler. Bu yüzden "tiyatro" tam gaz devam ediyor.
Aslına bakılırsa bu "sıradanlıkların pozitiflikleri" koskoca Avrupa Kültürünü dahi tüketmekte. Yani, Avrupa ürettiğinin farkında olmasına rağmen, kendisinin tüketildiğinin farkında değil. Çünkü modern sıradanlıkların doğrudan "tiyatro" mahiyetli defanslarında senaryo, kelimenin tam anlamıyla "gevelezelik/lafazanlık"tan ibaret.

Felsefe, varolanın farkında. Çünkü onun/o varolanın aynen böyle varolmaya devam etmesini net şekilde hem beyan eden, hem de bunu iradeleyen "bir başka gerçeklik" var.

Mesela,
"Bizim oğlan/bizim kız doğdu bir defa amcası. O var artık..." diyen bir dil.
Fakat bundan beteri, o dilin biraz üzerinden ve halen bakmakta olan adî/sıradan ve fakat ta retinasının sarı beneğine kadar "aktör" gözleri...
( Bu iradede en acı olan ise, aynı düşkün münazarasının "Tanrı da bizim yanımızda" demeye getiren kesimleri...).

Son zamanda TV başta olmak üzere münasip yerlerde (!) "görücüye/flirt´e" çıkartılan "Uçan Araba" fasaryası, bana "felsefe/sanat komşuluk veya içiçeliği" hakkında ilginç ve fakat aslında hep içinde olduğum tenkid odalarının kapılarını bir kez daha açıverdi.
Çünkü ortada ne magnetik levitation ve ne de 10 bin °C´a dayanabilen bir malzeme var. Ve birileri "uçan araba"yı çayıra sürüyor. Bu tesadüf değil.

Bu yeni nesil yutturma kepazelik, benim kendimce "tabî eğim" dediğim şeyi izah ediyor: Hayat denen belanın içinde Leonardo (elbette

"Titanic"in ...ırlama Leonardo´su değil, Vinci´inin dâhi Leonardo´su) "uçabilmek" uğrunda bütün ömrünü adamıştı. Halbuki, 500 yıl sonra adına "birey" denen ...ergelelerden tombalalık biri/birileri "uçan araba" diye ortalığa çıkıverir. Bu, koskoca batı havacılık/gökyüzü kültürü karşısında, bir 3. dünya dönme holdinginin ağasının oğlunun/torununun uçan halıyı pozitivist/yapıcı münazaraya konu edivermesinden farksız bir durumdur: "Amcası, bizim oğlan/kız mühendis çıktı. Zümrüd-ü Heron´u onlar yapıp çıkarmışlar maşallah. Paşa da onları çok tutuyormuş". Ve her zamanki 3. dünya el/ayak/alın teri düzmeceleri...

Bu modern oldu bitti önünde, -aynı zamanda "sistematik havacılık kültürü"nün bu 3. dünya diyarının paşa/rektör yeğeni ...ergelelerine "pilotluk" olarak rejim zembilinden düşürülmüş oldu bittileriyle de savaşmış bir otodidaktik oluşum itibarıyla- bu defa, batının havacılık/gökyüzü meslektarlıklarından dahi utanmış bulundum. Hani, o, kursa gelen adamın ne kadar havacı olduğunu veya havacılığın ne olduğunu değil, "FAA´nin sınavını geçebilecek mi geçemeyecek mi?" sorusunu kafaya takmış DVD hocası tipleri gibi...
Yani, Wright´lardan tutun da ta Cessna gibisinden bir sivil havacılık devine kadar koca bir alem karşısında "uçan araba gevezeliği"nde tam anlamıyla, işte o, beceriksiz/birikimsiz çöp adam/kadınların pozitifliklerini görüyorum. Kutsal kaseye tam anlamıyla "pozitif normallikler" içinden boşalıvermişlerin zürriyetleri...

Gerçek şu ki, sivil havacılık devleri, o Cessna 182´leri dahi satabilmek için
onca yıl boyunca "çulsuz filozof" yerine, o "iki ayaklı seri imalat pozitiflik çöplükleri"ne ihtiyaç duymakla nasıl da büyük bir hata etmiş olduklarını bu "uçan araba" faslında anlamak zorunda kalacaklar.
Evet, felsefeyi hayata satanların hepsi de -teknik- hata yaptılar. Yapmaları/üretmeleri gereken şey SR-71 veya Cessna 182 değildi. İşte o uçan araba "kepazeliği". Satışın en iyisi/eşek yükü olanı budur. En baştan onu yapmalıydılar. Böyle yapmış olsalardı, yani, hayatın arzu ettiği pozisyonları tercih etmiş olsalardı(!) bu onlar için çok daha pozitif olmuş olacaktı...

Dediğim gibi, bu "uçan araba" olayı, "felsefe ve sanat" başlığına çok güzel oturuyor. Aslında bu motif 60´lardan beri hep olmuştu. Yaklaşık olarak her on yılda bir böyle birşeyler ortalığa atılmıştır. Fakat genellikle, aile arabasına doluşmuş aşiretin arkasında treylere istif edilmiş halde. Şu ana kadar bunların hiçbiri ciddiye alınmamıştı. Fakat verimsiz olduklarından değil, o yıllarda, -mesela- yol ortasında şişeden su içip gezmek henüz "normal" kefesine çıkamamış olduğu için...
Birilerinin "Uçan araba" diye ortalığa çıkabilmeleri için, onların bu fırsatçılıklarına "yuh artık" diyebilecek kadar aklı başında insanın kalmamasının "normal" hale gelmesini beklemeleri gerekiyordu. Asıl şart ne otoyol, ne konstruksiyon veya ne de uygun motordur. Asıl şart buydu...

Mesela, muazzam ABD havacılık alemi, "laz havacılığı"nın bu USA versiyonunu ne kadar ciddiye alır bilemem. Fakat bu olayın "insan yaratıcılığı" ve onun komşusu durumundaki felsefî bütün karşısında tam anlamıyla bir regresyon, hatta bir "ensest" olduğundan hiç şüphem yok.
Bunun ardında elbette işte o hayat farelerinin canlılıklarını idame ettirebilmek ve bunu da aşıp, bol para yapabilmek yolunda her şeye adîce başvurup enselerini bir an önce kalınlaştırma uyanıklıkları bulunuyor.

"Uçan araba", bu temel ve ne mal olduğunu şu 3. dünya çiftliğinin/yan sanayiinin geçen 30 yılında seri imal edilmiş ve de o kadar yıl içinde çok iyi teşhis ettiğimiz normalitelerinin denizaşırı tezahürüdür. Havacılık ve gökyüzü kültürünün sadece şişmanların içinde (!) kelle taşımaktan ibaret kalmayıp,

"sivil havacılık"ın bütün hatlarıyla zirve yaptığı devasa aleminde, o alemin adına "otorite" demeyi hakkıyla hakeden sayısız simalarının gözünün içine baka baka bu şeyi peydahlayıp ortaya sürebilmiş olmaları inanılmaz.
Felsefî teşhis ve tenkidi ortaya sürmek için elbette konunun art/science dayanaklarını da dile getirmek gerekiyor:

Bu, Vinci´li Leonardo´dan, -mesela- Paul Moller´e kadar uzun bir hikaye. TV yıllarında havacılığın mazisi aslında yeterince ifade edildi. Zaten biz de o dökümün eşliğinde büyüdük. Fakat yine mesela bilgisayar, ya devraldığı misyonda yetersiz kaldı, ya da konunun maddî yönündeki güç/malzeme zeminlerinin uğradığı atalet yüzünden gelinen tıkanıklıklar bu oldu bittilere fırsat vermiş oldu. Yani, herzaman olduğu gibi, birileri, "işte havacılık dedikleri bu kadar birşey, esas olan çiftleşip çoğalmaktır siz buna devam edin" demeye getirdiler/getiriyorlar...
Bu atalatte kendimce teşhis ettiğim düğüm noktalarını şu foruma aktarmış olduğum pekçok pakette ifade etmiştim. Mesela, yahudilerin 1945´te "Alman havacılık ve gökyüzü kültürü"nü devralmaları ardından, 1950 ve 60´lar, havacılığın yükseliş dönemi olarak kabul görmüştü.

Halbuki bugün işin içyüzünün hiç de öyle olmadığı, AngloSakson/yahudi dünyasının, aslında, "azalan verimler tarlasını" köküne kadar kullanmaktan öteye geçmemiş oldukları net bir şekilde ortaya çıktı. Bugün birileri, aklı başında (benim deyimimle, "aklını kaçırmamış") insanın karşısına pervane veya jet motoru gibi "gübreden mahvolmuş tarla" komedileri ile çıkmamalılar. İşte bu "uçan araba" kepazeliği, çoktan kurutulmuş o tarladan sinekyağı/para çıkartabilme uyanıklığıdır.
Halbuki olan şey şu: Hayatın "yahudi krallar/modern sürü ahalisi uyumu" şeklindeki 1945 sonrası uyum sözleşmesi, yüksek havacılık ve gökyüzü kültürü bakımından ortaya hiçbirşey koyabilmiş değildir.

Leonardo Da Vinci´nin "ilahi bela"dan (yeryüzünden) kurtulabilmek adına, insan yaratıcılığının en derin dinamiklerinden istifade ederek meydana getirdiği "helikopter projesi", Wright´ların "pervane"yi geliştirmeleri veya jet motorunu icat etmiş birinin o çocuksu heyecanla onca uçağın kanadına/kuyruğuna jet motoru takıp bunları uçurtması... Bunların hepsi de o arkaik hazzın, yani, "çocuksu havacılık ruhu"nun oyunları olarak mazur görülebilir. Fakat, 1945 gibi bir zamanda bütün dünyayı devraldıktan sonrasında, taş üstüne taş koymak yerine, o zamana kadar gelmiş (gelebilmiş) yüksek insan birikiminin topyekun mirasını, o altın külçelerini, dolar tomarlarını ya da elmas torbalarını kalınlaştırmada sonuna kadar sömürmüş ve de bununla da yetinmeyip, bu sömürüde otlak olarak kullanılmış ülke çiftliklerinin seri imalat sürülerini de "pozitivist" kukla setleri olarak aklı başında insanın önüne sürmüş ...eytanlar... Bu "uçan araba" lazlığının hesabının en başta onlara sorulması gerekiyor...

Halbuki havacılığın hakiki çizgisinde, yani, "gerçek sanat"ında cebelleşenler vardı, yok değildi. Fakat onlar bu kepazelik seli karşısında mahvolup, muhtemelen de kahrolmaktan kurtulamadılar.
Mesela, Burt Rutan gibi "yarım laz"lar herzaman olmuş olmalı. Burt Rutan, pervaneyi kuyruğa takmakla "büyük iş" yaptığını sanıyordu.

Rutan´ın 80´lerdeki kuyruklu oldu bittileri bana hiç de cazip gelmemişti. Şimdilerde şu 3. dünya çiftliğinde buranın eli kolu bağlı olduğundan "bunlar önlerine ne sürülse yerler" muamelesi gören bizler´inin önüne heron/meron olarak sürülen oldu bittiler de aslında tipik birer "kuyruktan Rutan" işidirler.
Fakat Rutan asıl yükselişini, son, "stratosfer prototipleri" ile yaptı. Onun bu çalışmalarında takdir edilmesi gereken husus, işin teknik yönleri değil, gökyüzü yolunda cebelleşen insanın önüne çıkartılan "pozitif yeryüzü takozları" ile olan savaşıdır. Bunu ta buralardan hissetmem hiç de zor değil.

Rutan, 80´lerdeki takıntılarını realize etmede muhtemelen asla bu derece zorlanmamıştı (enazından, populer/modern sürünün salak zekâsıyla, "bizden" diyerek biletlerine yumulduğu VirginAir´in ağasını safına alıncaya kadar. Ki, ağaların kazıkları da farklı olur...).
Fakat "havacılığın çileli yolu"nda benim bilincimdeki asıl insan "Paul Moller"dir:

80´ler boyunca bu aracın hayalleri, eminim ki, dünyanın/hayatın hangi kademesinde olmuş olurlarsa olsunlar, pekçoklarına ruh veriyordu. Fakat

Moller bu ve devamı prototipleriyle "sahtekar" durumuna düşmekten öteye gidemedi. Mesele, hayallerin suya düşmüş olmasından ziyade, hayat farelerinin, hayallerin suya düşmüş olmasından için için memnuniyet ve hatta orgazmik bir haz duymalarıdır. Felsefî bakımdan gerçek şu: Biz bu yeryüzünde o fare populasyonu yüzünden ve hâlâ debelenmekteyiz...
Herzaman olduğu gibi,

1- %10: "Haksızsın, değiştirememelisin/kurtulunamamalı" diyen azınlık,

2- %10: "Haklısın, bu bataklıktan ne yapıp edip kurtulunmalı" diyen azınlık
ve nihayet

3- %80: "Haklısın fakat değiştiremezsin" diyerek asıl pozitivist/sinsi iradesini bıyık altından beyan eden asıl hayat faresi populasyonu çoğunluğu...

Leonardo Da Vinci´den Moller´e kadar bütün gökyüzü ve havacılık insanları önündeki asıl engeller ne güç, ne de malzeme çıkmazıydı (Da Vinci, "güç" çıkmazını aşabilmek için "hidrolik/hidrolojik güç"ün peşine düşmüştü, Moller ise kanat/pervane saçmalığını aşabilmek için wankel motora ömrünü adadı).

Fakat herhalukarda "asıl engel", o "pozitivist/yeryüzü´cü hayat faresi populasyonu"dur. Bu uçan araba kepazeliği de elbette onlardan destek/talep görecek:

Amcası bizim oğlan/kız doğmakla kalmadı, büyüyüp koskocaman adam/karı
oldu. Şimdi ona "uçan araba" alacaz... (Böylelikle kınalı komunal kıçların çeyizlerinde son maddeyi artık otomobil kültürünün yüz karası 4x4 lüks arazi traktörleri değil, bu/uçan araba teşkil edecek)...
Trajik olan da o ki, Moller´in sayfalarına sanırım 4-5 yıldır hiç bakmamışım.

Şu yazı vesilesiyle baktığımda Moller 2003´teki 50bin$ ceza yediği sahtekarlık davası ardından kendi "uçan araba"sı için kolları sıvamış. Bu duruma gerçekten de üzüldüm. Çünkü bu, tek başına bir insanın 60´lardan düne kadar sürdürdüğü bir savaşta yenilgiyi kabullenmek zorunda kalması anlamına geliyordu. Herzaman olduğu gibi, fiziğe uymamak değil, "güçsüzlük" sebebiyle (İnsanın gücünü tüketen şey "fizik" olsaydı, ilk materyalist ben olurdum)

Sahne ne kadar da açık: O hayat yalakaları insan´ın karşısına geçer ve "sen aslında yel değirmenleriyle savaştın, şimdi gerçekleri görmüş oluyorsun" derler. "O sürü ve onun hem ağaları ve hem de soytarılarının insana -yeryüzünü- dayatmaları" işte böyle olur.
.........................
Sanat´ın ardındaki derin insanlık dinamikleri, tek başına sanatçının mesaiine terkedilemez. Bu böyle yapılırsa, sanatın ideolojisi, hayat farelerince istila edilir ve onların arzu ettikleri buğday ambarları ve onların uçan arabalarına kolayca çekilebilir (yani, sanatın ideolojisi de -tıpkı felsefe gibi- istila edilmiş olur). Böylelikle, bir zaman geldiğinde Beethoven rahatlıkla pozitif besteci,

Karajan da hümanist şef olarak yutturulabilir. Çünkü hayatın ...ergele meydanı kendi "tabî eğim"inden destek almaktadır...
Leonardo Da Vinci "heliopter"in ilk halini tasvir ederken o ideolojik olgunluğa sahip miydi? bilemiyorum. Art/Science sanatçılarının da büyük bir kısmının bu idealizmi insanın kelime ve kavramlarıyla dökebildiğinden şüpheliyim.

Zaten bunu Leonardo Da Vinci de kısmen ifade etmiştir. "Yazmakta yetersizim" şeklindeki ifadesini biyografi kitaplarına aktaranlar bu ifadedeki "asıl anlam"ı tefsirden tabi ki kaçarlar...
Kurtulmak istiyordu...
Mutlaka uçmalıydı...

Bütün savaşının ardında bu insaniyet vardı ( O günlerin Floransa´sında yahudiler tarafından "zanaat atelyesi" başlığı altında "oğlancı kerhanesi" olarak çalıştırılan tipik bataklıklarda ilk gençliğinin geçmiş olması dahi bundan sonra gelir...).
O yüzden "yahudi gibi yaşamak" varken, kendini "Medici Platonizmi"ne

adamaya çabaladı. Bunun için çok uğraştı. Fakat muhtemelen yahudi olması sebebiyle Rönesans Platonik panteonuna asla kabul edilmedi. Yani Roma´da bu yüzden tutunamadı (bunları "Leonardo´yu kazanmak" başlığı altında yazmış olmam gerektiği düşünülebilir. Fakat -bitti-den sonra yazmak yerine burası, yani "havacılık idealizmi" bakımından, daha uygun oldu).

Leonardo Da Vinci modernitenin bahsettiği "yabancılaşma"dan geçmemiş olsaydı helikopter hiç olmayacaktı.
Bu insaniyet böyle düşünelemez ise "proje" kavramına çıkılamaz. Halbuki modernite "proje" denildiğinde ne anlıyor?: Dubai petrol krolarının ya da tıpkı TTC (Torun Torba Cumhuriyeti)nde olduğu gibi, demokrasi maskesi takmış .
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Seçenekler
Stil


Saat: 15:13

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,