ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Tarih


Türk destanı üzerine incelemeler


Türk destanı üzerine incelemeler

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Tarih Forumunda Bulunan Türk destanı üzerine incelemeler Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Türk destanı üzerine incelemeler TÜRK DESTANI ÜZERİNE İNCELEMELER: 1 TÜRK DESTANI Geçmişteki büyük olayların, savaşların, kahramanlıkların şiirleşmiş şekli oları millî ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 05 Aralık 2014, 21:16   #1
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart Türk destanı üzerine incelemeler

Türk destanı üzerine incelemeler

TÜRK DESTANI ÜZERİNE İNCELEMELER: 1

TÜRK DESTANI

Geçmişteki büyük olayların, savaşların, kahramanlıkların şiirleşmiş şekli oları millî destana mâlik bulunmak millet için bir talihtir. Her millet bu talihe erişememiştir. Geçmiş zamanı, tüller arkasından görülen belirsiz görüntüler gibi gösterip bizi büyük karanlıktan kurta-ran, bir soyun geleceği hakkındaki ümitlerini hayâl meyâl belirten, bir milletin yüksek edebiyatının tohumlarını taşıyan millî destan, millî ha-zinenin en yüksek değerli mücevherlerinden birisidir. Fakat bu mücevherin tam değerini bulabilmesi için yüksek bir sanatçını elinde, yıllarca işlenmesi, şekillendirilmesi gerektir. Bu işin en mükemmel örneği olarak İran destanı ile onu işleyip "Şehname" haline koyan Firdevsi gösterilir.

Biz, büyük parçalar halinde, çoğu birbirinin devamı olan destanlara mâlik bahtiyar milletinden birisiyiz. Talihsizliğimiz, şimdiye kadar, içi-mizden, bu destan parçalarını birleştirip işleyecek büyük bir sanatçı-nın çıkmamış olmasıdır.

Bir millî destan o kadar mühim bir millî kuvvettir ki, bazan, bir milleti yaşattığı veya dirilttiği görülür. Firdevsî: "Farsça ile Acem milletini dirilttim!" demekle haklıdır. Arap istilâsı ile yıkılıp bütün millî varlığını kaybeden ve hattâ eski ırkî özellikleri bile kalmayan İran son devirde-ki siyâsî istiklâlinden önce, Firdevsî'nin yarattığı "Şehname" sayesin-de mânevî-rûhî istiklâlini kazanmıştı. Fars dili ve Fars millî ruhu yalnız "Şehname" sayesinde yaşadı demek pek mübalâğa olmasa gerektir. Millî destanın millî hayattaki rolünü kavrayan bazı küçük milletlerin kendilerine millî destan uydurmaya kalktıkları bile görülmüştür.

Acaba, Türk destanı nasıl bir destandır? Hangi zamanları, hangi kah-ramanları, hangi düşünceleri ve karakterleri anlatıyor? Yunan destânı ile kıyaslandığı zaman, onlarınkinin daha çok efsânelerle dolu bulun-masına karşılık, bizimkinin tarihî olduğu, hemen dikkati çeker. Belki bu da, Türklerin mübalâğadan kaçan millî karakterlerin bir sonucudur.

Dünyanın ve insanların yaratılışı hakkındaki parça ile Altay Türklerinin pek mahallî kalmış bazı destan parçaları bir yana bırakılırsa, Türk destanına, bir nevi halk tarihi demek mümkündür. Fakat efsânevî olanlardaki şiiriyet ile tarihî olanlarınki hamasilik, manzum ve mensur büyük bir Türk destanı yaratacak olan sanatçı için baha biçilmez değerli unsurlardır.

Türk tarihinin hamasî ve lirik bir yankısı olan millî destanlarımız, bize, Milâttan önceki VII. Yüzyılın kırıntılarını bile getirmektedir. Fakat ne yazık ki bu büyük destanın mâhiyetini ve onun baş kahramanı olan Alp Er Tunga’yı ancak Îran kaynaklarındaki şeklinden öğrenebiliyoruz. Bu destanın Türkçesinden yalnız bir ağıt kalmıştır ki, o da, Milâttan son-raki XI. Yüzyılda kâğıda geçirilmiş ve orijinalliğini kaybetmiştir.

Firdevsî, İranlıların "Afrâsiyâb" dedikleri Türk kahramanından "Şehna-me" de uzun uzadıya bahsetmiştir. Onu, yenilmiş ve kötü bir tip ola-rak göstermiş, hattâ "Şehnâme"nin Türkler üzerindeki tesiri dolayısıy-la, Selçuklar ve Osmanlılar devrindeki Türk edebiyatında Afrâsiyâb, kötülüğün timsâli hâline gelmiştir.

Türk destanlarına şöyle bir bakmak bile, onlardaki bediî ve hamasî un-surları görmeye yeter. Kadın güzelliği, kadının ilham verişi ve vefâ-lılığı, kahramanlıkta ölçüsüzlük, iyiliğin her zaman kazanışı, atın insa-na sadık bir yoldaş olması, gafletin her zaman ceza görmesi, namu-sun ve şerefin hayattan üstün tutulması Türk destanlarında belli başlı unsurlardır.

Dünyanın yaratılışı hakkındaki destana bakınız. Hiç bir şey yokken yalnız Tanrı ve ebedî su var. Bu yalnızlıktan sıkılan Tanrı, ne yapayım diye düşünürken sudan beyaz bir kadın
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 05 Aralık 2014, 21:16   #2
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart

çıkıyor ve ne yapayım diye düşünen Tanrı'ya "yarat!" diye ilham ve-rerek suda kayboluyor. Tanrı, bu ilham üzerine şeytanı, yeri ve insan-ları yaratıyor.

Yine Dokuz Oğuz'ların türeyişleri hakkındaki destanı hatırlayınız: "Hun imparatorlarından birisinin o kadar güzel iki kızı vardır ki, bunlar hiçbir insana verilemez, ancak Tanrı'nın eşi olabilirler diye düşünüyor. Bu düşünce ile yurdun yüksek bir yerinde bir kule yaptırıp kızları oraya koyuyor ve onları eş olarak alması için Tanrı'ya yalvardıktan sonra gi-diyor. Bir zaman sonra kulenin dibine yerleşen ve durmadan haykıran bir kurt, kızların dikkatini çekiyor. Tanrı, bir kurt şeklinde kendisini göstermiştir diyerek ona eş oluyorlar. Ve Dokuz Oğuz'lar bu evlenme-den türkülerini kurt ulumasını andırır şekilde seslerini titreterek söylü-yorlar."

İptidaî toplumlarda türlü şekiller gösteren bediîlik, görülüyor ki, Dokuz Oğuz Türklerinde pek şairane bir hâl almıştır. Totemizmin veya eski bozkurt hanedanının hâtırası olan "kurt babadan türeyiş" yanında be-diî unsur olarak "dünya güzeli iki kız kardeşten doğuş" motifi herhalde birçok tarihî-destânî eserlere, operalara konu olacak güçtedir.

Bugün, Türk destanı hakkındaki bilgimizin tam olmadığı muhakkaktır. Anadolu'da yer yer önemli destan parçalarının halk ağzında yaşamak-ta olduğunu gösterecek deliller vardır. Bu delillerden biri, son yıllarda halk bilgisi araştırmaları sırasında elde edilen bazı yeni Dede Korkut varyantları, diğeri de Baki Arık tarafından yayınlanan "Adananın Fet-hi" adlı küçük bir kitaptır. Adananın fethinin Adana Türkleri arasında yaşayan hâtırasının yayınlanması, bize, diğer şehirlerimizin de böyle fetih destanları olabileceğini düşündürdü. Anadolulu bazı aydınlarla yaptığımız konuşmalar, hiç olmazsa bazı şehirlerimizde böyle destan-lar olduğunu, halk arasında söylenen ve yaşlılar azaldıkça yavaş ya-vaş unutulan bu destanların gecikmeden kâğıda geçirilmezse, kaybo-lup gideceklerini de bize öğretmiş bulunuyor.

Türk destanının, bundan başka meseleleri de vardır. Bunlardan birisi de, yayınlanmış ve hattâ kesin şekillerini almış destan parçaları üze-rinde yetkililerin ortak kanaat ve sonuca varmamış olmalarıdır. Mese-lâ "Battal Gazi" destanı, Türk destanı mıdır, yoksa Türkçeye çevrilmiş veya adapte edilmiş bir Arap destanı mıdır? "Köroğlu" destanı VII. Yüzyıla âit bir Gök Türk destan parçası mıdır, yoksa XVI. Yüzyıla âit bir Anadolu destanı mıdır? "Manas" destanı X. Yüzyıla âit bir Karahanlı destanı mıdır, yoksa XVII. Yüzyıla âit bir Kırgız destanı mı?

Görülüyor ki, bunlar, küçümsenecek meseleler değildir. Bunlar hallo-lunmadıkça destan parçalarını birleştirip bir sanat anıtı meydana ge-tirmek imkânsızdır. Millî tarihimizi bir sisteme bağlamak için uzun bir hazırlanma gerektiği gibi, millî destanımızı kesin bir şekle sokmak, şüpheli taraflarını aydınlatmak, bize âit olanlarını alıp olmayanları at-mak için de yine yorucu bir çalışmaya ihtiyaç vardır.

(Orkun, 31. Sayı, 4 Mayıs 1951)
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 05 Aralık 2014, 21:16   #3
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart

TÜRK DESTANI ÜZERİNE İNCELEMELER: 2

TÜRK DESTANI ÜZERİNDE ÇALIŞANLAR

Benim bildiğime göre, Türk destanı üzerinde ilk çalışan Türk, Ziya Gök-alp tır. Gökalp, iyi bir şâir olmamakla beraber, Türk destanının bazı parçalarını sâde ve özlü bir dille nazma çekmiş ve bununla ilmî değil, yalnız millî ve terbiyevî bir gaye gütmüştür. Fakat Gökalp'in çocuklar için yazdığı ve aslına göre az çok değiştirdiği manzum masallar ve destanlar, gerçekte çocukların anlayabileceği manzumeler değildir. Bu alandaki ilk denemeleri sembolik mâhiyette olduğundan, ancak belirli kültürü olan aydınların anlayabileceği parçalardır.

Gökalp'in, vaktiyle, ilkokul çocukları için çıkan "Çocuk Dünyası" adlı haftalık dergiden "Türk Tufanı"; başlığı ile yazdığı bir manzume, Oğuz Destanının değiştirilmiş bir şeklidir. Bu destanın aslındaki Karahan, Oğuz Han'ın babası olduğu halde, Gökalp, onu yabancı bir düşman hâ-line sokmuş ve Karahan kelimesi, Türkleri basan karanın bir sembolü hâline getirilmiştir. Bu manzume, "Çocuk Dünyası’nın 30 Mayıs 1329 (=1913) tarihli sayısında çıktığına göre, Gökalp, o zaman 37 yaşında idi ve Türkoloji bakımından henüz olgunlaşmamıştı. O, yalnız, Balkan Savaşının felâketle biten günlerinde, geçmişten kuvvet almak ve ge-lecek için ümitli bulunmak gayesiyle bu manzumeyi yazmıştı. Nitekim 58 beyitlik manzumenin son mısraları bunu açıkça göstermektedir;

Gerçek yalan içinde,

Budur kalan içinde;

Türk'ü kara basmışken

Oğuz, onu bu dertten

Kurtardı, verdi necat!

Başladı yeni hayat;

Şimdi bizi al bastı;

Camilere haç astı,

Koptu kızıl kıyamet,

Yeni güne alâmet;

Eğer bugün Tanrıdan

İsteyerek kol ve kan,

Çıkarmazsak bir Oğuz,

Bilelim: artık yoğuz...

Gökalp'in Birinci Dünya Savaşı sırasında çıkan "Kızılelma" adlı şiir ki-tabında da Türk destanının az çok işlenmiş parçaları vardır. "Alageyik" ve "Ergenekon" adlı parçalar tamamen veya kısmen Türk destanın-dan alınmıştır. Hece vezninin yedilisi ile yazılan
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 05 Aralık 2014, 21:16   #4
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart

"Alageyik" manzumesi Gök Türklere ait Ergenekon Destanı’nın olduk-ça değiştirilmiş bir şeklidir. Gökalp, burada Türkçesinin kudretini en güzel şekilde isbât eden bir nazımadır:

Açtım bir elmas oda,

Dev şahını uykuda

Gördüm, kestim başını,

Dedim: Ey ifrit, hani

Nerde dünya güzeli?

Dedi: "Elinde eli!"

Döndüm, baktım bir Kırgız

Elbiseli güzel kız

Durmuş bakar yanımda,

Şimşek çaktı canımda!

Bu manzumenin Ergenekon Destânı’ndan alındığını gösteren parçası son mısralarıdır:

Geçtik nice dağ, kaya,

Geldik Demirkapı'ya.

Kapanması çok yıldı,

"Açıl!, dedim, açıldı.

Yol verince gizli yurt,

Aldı bizi bir bozkurt,

Kaf Dağından geçirdi,

Türkeli'ne getirdi.

Hecenin sekizlisiyle yazılan "Ergenekon" manzumesi ise şekil bakı-mından olduğu gibi muhtevası bakımından da hem destan, hem de ta-rihtir. İlk dörtlüklerinde Oğuz Destânı'nın malûm olan Îslâmî şeklini ve Ergenekon Destanı'nı anlatır, Gökalp bu kısımları belli ki Ebülgâzi Ba-hadur Han’ın "Türk Şeceresi" adlı eserinden almıştır. Daha sonraki dörtlükler ise Türk tarihinin bir özü halindedir.

Fakat Gökalp, manzumelerini dâima telkin maksadı ile yazdığı için, bunun sonunda da okuyuculara bir ders vermeyi ihmâl etmemiştir:

Kırım, Kazan heder oldu!

Tuna, Kafkas beter oldu!

Türkistan 'da neler oldu,

İşitmedi kulağımız.

Yurt girince yâd eline

Ergenekon oldu yine.

Çıkmaz mı bir Börteçine?

Nurlanmaz mı çırağımız?
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 05 Aralık 2014, 21:16   #5
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart

Gökalp, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra, 1339 (=1923) da, çocuklar için yayınladığı manzum ve mensur masallardan meydana gelen "Altın Işık" adlı kitapta da, bazı Türk destan parçalarını nazma almıştır. "Al-tın Işık" taki parçalar Dede Korkut'tan alınmıştır. Hecenin 4+4+3 vez-niyle yazılan "Deli Dumrul" masalı, aslına çok uygun ve yine sâde, güzel Türkçe iledir. Yine Dede Korkut'taki "Tepegöz" parçasının naz-ma çekilmiş sekli olan "Arslan Basat" adlı uzun parça ise, nazım tek-niği ve sanat bakımından, diğer manzumelerinden daha az başarılıdır.

Ziya Gökalp, çeşitli millî ve toplum görevlerinin ele alınmadığı veya iyi görülmediği bir devirde yetişmiş milliyetçi bir aydın olduğu ve bundan büyük bir ızdırap duyduğu için, ihmâl edilenlerin hepsini birden yap-maya kalkmış, bu yüzden yaptıklarının bir kısmı eksik veya yarım kal-mıştır. Türk destanını yazmak hususundaki teşebbüsü de böyledir. Bununla beraber birçok alanlarda olduğu gibi, bu sahada da ilk çığırı açmış olması, onun büyük şereflerinden birisidir.

***

Gökalp’tan sonra Türk destanı ile uğraşan fikir adamlarından birisi de Hilmi Ziya Ülken’dir. 1340–1341 (=1924–1925) yıllarında yalnız 12 sa-yı olarak çıkan ve Anadoluculuk fikrini yaymaya uğraşan aylık Anadolu dergisinde, Türk destanı üzerinde çalışmalarının ürünlerini yayınla-mıştır. Hilmi Ziya Ülken’in, o sıralarda lise öğretmeni olduğunu sanı-yorum. Anadoluculuk inancının fikriyatını yapan ve millî tarihimizin a-dı, konusu, milletimizin adı, Anadolu coğrafyası, millî bayram, Anado-lu kadınlığı, Anadolu edebiyatı gibi sırf Anadolu'ya ait şeylerle uğra-şan, hattâ milletimizin adını Anadolu milleti, devleti de Anadolu cum-huriyeti diye adlandıran ve hepsi de genç olan bu grup arasında Hilmi Ziya, Türk destanı ile uğraşan tek kişidir.

***

O, bu konu ile iki yönden uğraşmıştır: Hem bazı destan parçalarını uzun manzumeler halinde yazmış, hem de destanı ilmî bir konu olarak ele alıp nasıl teşekkül ettiğini göstermiştir.

Hilmi Ziya’ya, manzumelerinde başarı göstermiştir denemez. Çünkü zaten şâir değildi. "Anadolu Örfü ve Destanlar" adı ile yayınladığı ve destanı ilmî olarak ele aldığı iki makalesinde de fazla başarılı değildir. Çünkü o zaman kendisi pek genç, ele aldığı konu da bizim için yeni ve el değmemiş gibi idi. Bundan başka Hilmi Ziya, Anadolu dergisinin prensibine uyarak, işe, Anadoluculuk ön fikriyle başlamış bulunuyor-du. Bu ön fikrin, onu, bazı tarihî gerçekleri görmekten alıkoyduğu muhakkaktır.

Bununla beraber, destanlar hakkında vardığı sonuç ve verdiği hüküm doğrudur: "Galip veya mağlûp, zengin veya fakir bütün milletlerin mefkûresini gösteren, istikâmetlerini tâyin eden destanlardır."

(Orkun, 30. Sayı, 27 Nisan 1951)
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 05 Aralık 2014, 21:16   #6
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart

TÜRK DESTANI ÜZERİNE İNCELEMELER: 3

TÜRK DESTANINI SINIFLANDIRMAK TECRÜBESİ

Ziyâ Gökalp ve Hilmi Ziyadan sonra, Türk destanı üzerindeki çalışma-lar daha ilmî ve daha metotlu olmuştur. Başka milletlerin destanları hakkındaki eserleri inceleyerek, Türk destanını ilmî şekilde sınıflan-dıran ilk Türk, Prof. Zeki Velidi Togan’dır. Türk tarihi üzerindeki derin bilgi ve ihtisası malûm bulunan ve Türkistan'ın batı ucu demek olan Başkurdistan'da doğan, bütün Orta Asya'yı ilmî ve siyâsî sebeplerle dolaşan Zeki Velidi Togan, Türklerin henüz destanı devirde yaşayan boyları arasında da dolaşmanın verdiği yetkiyle, millî destanlar üze-rinde ciddiyetle durmuş ve bunu yaparken yalnız destanı işlemekle kalmayarak eski destanlar vasıtasıyla tarihin bazı karanlık noktalarını aydınlatmasını da bilmiştir.

Prof. Zeki Velidi Togan’ın Türk destanı üzerindeki ilk mühim yazıları "Atsız Mecmua" da çıkmıştır. Bu derginin mayıs, haziran, temmuz ve eylül 1931 tarihinde çıkan 1., 1., 3. ve 5. sayılarında "Türk Millî Desta-nının Tasnifi" başlığıyla dört makale yayınlayarak, millî destan üzerine dikkati çekmiş ve bu destanın nasıl işlenmesi gerektiğini göstermiştir.

Zeki Velidi Togan'a göre; "Millî destanlar, tarihî vakaları tasvirden zi-yâde, milletin yüksek millî duygularını İnikâs ettiren, tamamiyle ve-yahut az çok tarihe müstenit bir ideal âlemi gösteren halk edebiyat eserlerinden ibarettir."

Millî destânın meydana gelmesi için üç merhale lâzımdır.

1- Destanı ruhlu bir milletin çeşitli devirlerdeki maceralı hayatını halk şâirleri ufak parçalar hâlinde söyler.

2- Milletin bütününü ilgilendiren bir hâdise, bu çeşitli destan parçala-rını bir mihver etrafında toplar.

3- Sonunda, millette büyük bir medenî hareket olur ve o sırada çıkan aydın bir halk şâiri, bu parçaları toplayarak millî destanı yaratır (Yu-nan, Fars ve Fin destanları böyle meydana gelmiştir.)

Prof. Zeki Velidi Togan'a göre, Türkler, ikinci devri birkaç kere geçir-mişlerdir. "Bütün Türk milletinin mefkûresini ve düşüncelerini bir yere toplayan destanlar bütün Türk milletini birleştiren Oğuz (Hun-Kun) ve Çengiz vekâyii gibi hâdiseler dolayısıyla husule gelmiş, fakat üçüncü devreye girmeyip büyük bir halk şâiri tarafından tespit edilerek mun-tazam millî destan şeklini alamamış ve üfûl edip gitmiştir. Bizde bu büyük destanların ancak enkazı vardır."

Acaba, bu eski büyük destanların "enkazı" yeni başta düzenlenebilir mi? Destan zamanı geçmiş değil midir?

Zeki Velidi Togan, Avrupa için geçmiş olan destan devrinin Türkler için de geçmiş olduğunu kabul etmekle beraber, Avrupa'da çıkacağını da-ha o zaman (yani 1921 de) haber verdiği uzun çarpışmada, eski millî destanların Türk ve Çin gibi milletlerin işine yarayacağını söylemekten de geri kalmamıştır. Ona göre, bugünkü durum ve şartlar, eski Türk destanlarım sınıflandırmaya ve bunları millî terbiyeye esas edinmeye elverişli olmakla beraber, geçmişimizi anlayış hususunda aramızda birlik bulunmayışı da önemli bir engeldir.

Prof. Zeki Velidi Togan, Fâtih Sultan Mehmed zamanına kadar Türkiye-'de yaşayan Çağatay hayranlığının (ve bunun sonucu olan manevî Türk birliğinin), Mısır ve Suriye
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 05 Aralık 2014, 21:16   #7
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart

müverrihleri tarafından yapılan propaganda ile kaybolduğunu ve ye-rini Çengiz ve Temir düşmanlığına bıraktığını söyler. Yine ona göre Safevîlerin Şiîlik propagandası ve İranlılık gayreti de millî tarih anlayışı ile Türk destanının baltalanmasına sebep olan hareketlerden birisidir? Bunları ortaya koyduktan sonra, Türk destanının ana çizgilerine geçen Zeki Velidi Togan bu destanı şöyle özetliyor.

Dişi kurt tarafından beslenen ilk Türklerin yurdu Isıg Göl yakınlarındaki Azık Art dağlarıdır. Türk'ün dört oğlu oluyor ve bunlardan Tüng tuzu keşfediyor. Onun oğlu Alp Er Tunga ise Türk hükümdar sülâlelerinin kurucusu oluyor. Bunun neslinden Alanca Kara Han, âhûdan mis elde etmesini bulup ticareti kuruyor, ok ve yay ile av avlamasını icâd edi-yor. Alanca Kara Han'dan sonra memleket Türk ve Oğuz veya Moğol ve Tatar diye ikiye ayrılıyor. Moğol neslinden Kara Han'ın oğlu Oğuz Han (veya Oğuz Ata), büyük fetihler yapıyor. Veziri Ulug Türk de aklın, tedbirin temsilcisi sayılıyor. Oğuz Han'dan sonra oğlu Gün Han hü-kümdarlığa geçiyor ve onun da Irkıl Hoca adındaki veziri nâm salıyor. Gün Han’dan sonra her biri 75–125 yıl hüküm süren dokuz hükümdar daha geçiyor ve hükümdarlık Oğuz sülalesinden, Buğra Han sülâlesine geçiyor. Karahanlıların destana geçmiş şekli olan Buğra Han'dan son-ra olağanüstü bir doğuşla dünyaya gelen Çengiz Han başa geçiyor. Çengiz'in neslinden gelen birkaç pâdişâhtan sonra Temir, Toktamış ve Edüge parçaları destanı tamamlıyor.

Zeki Velidi Togan, üzerinde fazla çalışmadığı için batı Türklerinin, yâni Türkiyelilerle Azerbaycanlıların destanları hakkında çok söz söyleme-miş, yalnız, Anadolu'da yayılan Battal Gazi ve Dânişmend Gazi des-tanlarının Türk destanı değil, İslâmi destanlar olduklarını söylemekle yetinmiştir.

Seyit Battal Gazi hikâyesi, konusunu Anadolu'daki İslâm-Bizans kav-galarından almış olmakla beraber, bu kavgaların Selçuklular değil, daha önceki Araplar devrini dile getirdiği ve kahramanları hep Arapça adlar taşıyanlar olduğu için, gerçekten de, bir Türk destanı gibi görül-memektedir. Her ne kadar Fuad Köprülü Türk Edebiyatı Tarihi'nde bunu Anadolu Türk destanlarının ilki diye göstermiş ve Anadolu'daki İslâm-Bizans çarpışmaları sırasında Emevî ve bilhassa Abbasî ordula-rındaki Türk unsuru arasında doğmuş olabileceğini ileri sürmüşse de, masal unsuru ile çok karışmış olan Battal Gazi hikâyesinin diğer Türk destânlarındaki umumî karakteri göstermediği muhakkaktır. Anadolu-'da ilk önce Araplarla Rumlar, sonra Türklerle Rumlar arasında yüzyıl-larca süren dinî savaşları aksettirmiş olması bakımından bunun öteki Türk destanlarından ayrıldığı düşünülebilirse de, böyle bir düşünce ve itiraz pek de yerinde olamaz. Çünkü Müslüman olmayan Gürcü ve Abazalar ile yapılan savaşların hâtırasını saklayan Dede Korkut hikâ-yeleri de dinî bir karakter taşıdığı halde millî unsurdan bir şey kaybet-miş değildir. Öyle sanıyorum ki, batı Türklerinin, yâni Türkiye, Irak, Azerbaycan Türklerinin ilk destânî ürünleri de bu Dede Korkut hikâye-leridir.

Kökünü Türkistan'da ve hattâ kısmen Gök Türkler çağından aldığı belli olmakla beraber Doğu Anadolu'da yerlileşmiş, değişmiş ve olgunlaş-mış olan bu hikâyeler Battal Gazi ile kıyaslanamayacak kadar millî ve destânî karakter taşımaktadır. Bugün yalnız Anadolu Türkleri arasında bilinen ve destânî mahiyet taşıyan hikâyeleri doğrudan doğruya Ana-dolu Türklerinin destanı saymakta isabet olamayacağını sanıyorum. Bunların başka milletlerden Türklere geçmiş olması ve Türklerde ya-şadığı hâlde eski sahiplerince unutulmuş bulunması pek mümkündür. Nitekim Alp Er Tunga destanı da Türklerin malı olduğu halde onlar ara-sında hemen hemen unutulmuş, fakat bizden alınan zengin parçaları Firdevsî tarafından Şehname’ye sokularak İranlılara mal edilmiştir.

Prof. Zeki Velidi Togan’ın Dânişmend Gazi destanını da Türk destanı saymamasına gelince: Ben burada değerli bilginin fikrine katılmı-yorum. Çünkü Battal Gâzi'nin Araplar arasında yaşamış, tarihî bir aslı olduğu halde, Dânişmend Gazi, bilindiği gibi, XI. Yüzyıldaki Anadolu Türk kahramanlarından birisidir. Destanı da destan olduğu kadar po-püler bir halk tarihinden başka bir şey değildir. Dânişmend Gazi desta-nının da, eski karakteristik Türk destanlarına çok benzemediği muhak-kaktır. Zannımca bunun sebebi, bu hikâyenin destânlaşacak kadar bir sözlü devre geçirmeden kâğıda çekilmiş olmasıdır. Bu iddiayı kuvvet-lendirecek başka örneklerini de Osmanlı tarihinin başlangıcında görü-yoruz: Ertuğrul Gazi’nin, çarpışan iki orduya rastlayıp yenilmek üzere olana yardımı, Kur'an karşısında sabaha kadar ayakta durması, Os-man Gâzi'nin meşhur rüyası ve bu rüyadan sonra Ede Balı'nın kızı ile evlenmesi, Rumeli'ye sallar ile geçiş vesaire hep tarihî birer aslı bulu-nan fakat destanlaşmanın bütün safhalarını tamamlamadan kâğıda geçirildiği için tarihle masal arasında kalan hâdiselerdir.

Âşıkpaşaoğlu, Oruç Beğ gibi Osmanlı tarihlerinde ilk Osmanlılara âit olayların büyük bir kısmını bozulmuş, yanlış tespit edilmiş tarih say-mak mümkün olduğu gibi destan saymak da mümkündür. Tıpkı Şehna-menin bazı parçalarının tarihe uyması gibi...

O halde, Prof. Zeki Velidi'nin ihmal ettiği batı Türkleri destanını sınıf-landırmak gerekirse, bunu şimdilik Dede Korkut, Dânişmend Gazi, A-dana Fethi ve ilk Osmanlılara âit parçalar olmak üzere sıralamak ve Köroğlu'nu da -aslı Türkistan'a âit olsa bile- Dânişmend Gazi destanın-dan sonra veya Osmanlılardan önceye getirmek üzere bu işin uzman-larına bırakmak gerekir.

(Orkun, 32. Sayı, 11 Mayıs 1951)
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 05 Aralık 2014, 21:17   #8
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart

TÜRK DESTANI ÜZERİNDE İNCELEMELER:4

TÜRK DESTANINI NAZMA ÇEKME TEŞEBBÜSÜ

a) Uğuz Kağan Destanı

Yakın yıllarda, Türk destanını manzum olarak yazmak teşebbüslerine de rastlandı. Bu teşebbüsler, ilk defa Ziya Gökalp’ın denediği gibi kü-çük parçalar hâlinde değil, Türk destanının büyük parçaları veya bütü-nü üzerinde yapılmıştır. Millî destanı bu şekilde nazma çekmeye çalı-şanlar Dr. Rızâ Nur ile Basri Gocul’dur.

Millî hükümetin ilk maarif vekili olan Dr. Rızâ Nur, yirmi yılı gurbette geçen maceralı hayatında pek çok eser vermiş ve Türklüğe hizmet et-mek için çeşitli konulara temas etmek lüzumunu duymuştu.

Bunlar arasında Uğuz Kağan Destanı1 adını taşıyanı merhumun son eseridir ve diğer birçokları gibi sadece Türklüğe hizmet gayesiyle kaleme alınmıştır.

Dr. Rızâ Nur, Türk destanını baştan sona kadar bir bütün olarak yazmak teşebbüsüne girmemişse de, ele aldığı Uğuz Kağan Destanını öteki Türk destanlarından parçalarla zenginleştirmiş ve 6100 mısrayı aşan büyük bir eser meydana getirmiştir. Eserine 1 Kasım 1937'de İskenderiye'de başlamıştır. Bitiriş tarihi ise 1 Kasım 1939 dur. Rızâ Nur, destanına yazdığı "önünç" te şöyle demektedir:

"Bir milletin destanı, masalları nice asırlar sonra toplanır, tanzim edi-lir. Ben de birçok asır sonra Türk destanını yazmak hevesine düştüm. Türk tarihini tetkikim esnasında bunlardan topladım. Uğuznâmeye e-sâs yaptım. Topladıklarımı Paris'te 1932 yılında nesir ve iskelet hâlin-de tespit ettim. Bu esâsa göre şiir olarak süsleyerek yazacaktım. O tarihten 1936 yılı başına kadar diğer eserlerimin işini bitirip de bu des-tana başlayamadım. Hepsi bu tarihte bitti, lâkin başım çok yorgun düştü. Uzunca dinlenmek lâzımdı Başka türlü çalışmak mümkün olma-yacaktı.

Bundan sonra bir taraftan eserlerimi bastırmakla, bir taraftan da ya-vaş yavaş bu destanı yazmakla ömrümü geçirmeye karar vermiştim. Dinlenirken bazı neşriyat da yaptım. Böylece 1937 yılı teşrinisanisinin ilk gününe geldim. Ben, bu destanı şiir olarak ve iyi yazabilmek için başım dinlenmiş, sıhhatim yolunda, gönlüm rahat ve cebimde para ol-sun dedim. Bugün de yine gurbetteyim. Yine elem içindeyim. Yine ka-fa yorgun, yine sıhhat bozuk, yine gönül üzgün ve perişan, yine para-nın benimle ünsiyetsizliği devamda. Baktım ki istediğim böyle bir de-vir bize gelmeyecek, bu zaten muhali istemekti. Artık bu tarihte yaz-maya başladım.

Dünyada ne kendim için, ne de bir başkası için hiç bir arzum, emelim yoktur. Arzum sâdece bu. Bakalım kaç yılda bitireceğim? Ölmeden bi-tirirsem gözüm arkada kalmayarak bu dünyadan giderim. Uzun yıl-lardan beri Türk için, mukaddes Türklük için canımın içinde bin naz ve sevgi ile beslediğim, gönlümün en kıymetli köşesinde aklı, fikri alan ve bütün varlığı kaplayıp tutan coşkun bir aşkın, tatlı, altın kanatlı sırrı gi-bi sakladığım bu hizmeti de görünceye kadar ölüm bana aman versin.

Bu destanı sırf Türkçe yazmak mümkündü. Gönlüm de böyle isterdi. Millî destanlar zaten böyle yazılır. Ancak böyle bir eseri bugün hiçbir Türkün anlayamayacağını düşünerek vazgeçtim. Millet anlamazsa yazmakta ne fayda var? Ve yine böyle bir destan için bir dilde kelime-ler uzun zamandan beri işlenmiş, billûrlaşmış, hazırlanmış bulunmlı-dır. Arap ve Acem kelimeleri Türkçeyi istilâ edip çıktıktan sonra Türk kelimeleri bu meziyetleri kaybetmişlerdir. Sırf Türkçe yazmak için Türkçe kelimeler yeniden işleninceye kadar beklemek lâzımdır. Demek henüz bunun vakti değil. Bununla beraber bugün mümkün en
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 05 Aralık 2014, 21:17   #9
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart

sâde dille yazdım. Bu eserde eski Türkçe kelimelerden de pek çok bu-lunacaktır. Ecnebi kelimeler hem pek az, hem de Türkçenin bünyesine girmiş, adapte olmuş kelimelerdir."

Rızâ Nur bundan sonra, bu destanı yazarken atalar türesine uyarak mesnevi tarzını kullanacağını, araya bazı mensur ufak parçalar koya-cağını söylüyor. Seçtiği vezin, hecenin on birlisidir. Fakat bunu 6+5 veya 4+4+3 duraklı olarak değil, serbest, yani duraksız olarak almış-tır. Rızâ Nur, bunun yeknesâklığı gidereceğini söylemekte ise de aksi-ne, eserin ahengini zayıflatmıştır. Destanın içinde bazan kullandığı daha küçük vezinler ise esere gerçekten çeşni vermiş ve bu küçük vezinli yerler daha başarılı olmuştur. Meselâ Uğuz’un kıyat'ı (yani ej-derhayı) öldürmesi üzerine orman perilerinin onu övmesi hiç de fena değildir:

Bu Uğuz Kağan,

Elinde çağan,

Duruşu hoştur,

Kolunda kalkan,

Cıdası hele,

Elinde yaman.

Bu Uğuz'dur, bu

Acunu yakan,

Hayran olur her

Uğuz'a bakan,

Kıyat geberdi,

Sevindi orman.

Yine bir başka yerde, Kanturalı adındaki bir kahramanın savaştan önce övünmesi de, başarılı bir nazım örneğidir:

Ben bir baturum,

Düşkünüm şana.

Ovalar, dağlar,

Bahçedir bana.

Sahiptir evim,

Gökten tavarıa.

Yemeğim vardır,

Susarım kana.

Yumuşak yatak,

Gelmez arslana.

Er dilerim ben,

Bugün düşmana.

Bir iş edeyim,

Ki cihan ana.
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
destani, incelemeler, turk, uzerine

Seçenekler
Stil


Saat: 07:45

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,