ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Tarih


Türkler ve Abbasi Hilafeti


Türkler ve Abbasi Hilafeti

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Tarih Forumunda Bulunan Türkler ve Abbasi Hilafeti Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Türkler ve Abbasi Hilafeti TÜRKLER VE ABBASÎ HİLAFETİ İKİNCİ ABBASÎ ASRINA YENİ BİR BAKIŞ Fârûk ‘Umer Fevzî Çev. Sait UYLAŞ ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 05 Aralık 2014, 21:29   #1
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart Türkler ve Abbasi Hilafeti

Türkler ve Abbasi Hilafeti

TÜRKLER VE ABBASÎ HİLAFETİ
İKİNCİ ABBASÎ ASRINA YENİ BİR BAKIŞ
Fârûk ‘Umer Fevzî
Çev. Sait UYLAŞ

Özet: Bu makalede bir Arap tarihçisi gözüyle İkinci Abbasî Asrında Türk-Arap ilişkileri, Türklerin Abbasî Devletindeki nüfûzu ve Abbasî ordusuna katılmaları anlatılmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Abbasî halifeliği, Türkler, Mutasım, Mütevekkil.
Giriş :
Arap-İslâm tarihi, geçen yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’da yayılmış ve bazen kasıtlı, bazen de kasıtsız olarak Arap dünyamıza nakledilmiş olan çarpıtılmış bir takım kavramların sıkıntısını çekmektedir. Nitekim İkinci Abbasî Asrının, Türk Nüfûzu Asrı olarak isimlendirilmesi, Türk teriminin Abbasî ordusunun bütün birliklerini kapsayacak şekilde genelleştirilmesi ve bu Türklerin mülk edinilmiş rakîk kölelerden sayılması bu kavramlardandır. Bu varsayımlardan hareketle yeni tarihçiler, İkinci Abbasî Asrında hilafetin çözülmesine yol açan bütün felaketleri Türklerin siyasete müdahalesine bağladılar.
Bu yanlış çıkarıma yeni tarihçileri iten sebep, sadece körü körüne Avrupalı şarkiyatçılardan nakille değil, belki de yirminci yüzyılda meydana gelen yeni olgulara ve özellikle Türkleştirme politikaları nedeniyle birinci dünya savaşı öncesi ve sonrasında Türk-Arap ilişkilerinde meydana gelen kopmalara dayanır . Böylece tarihçiler, İslâm Hilafetine Türklerin yaptıklarını yazmak ve ortaçağ Türklerinin, Araplar ve onların soylarına karşı politikalarında çağımız Türklerinden farklı olmadıklarını ispat etmek için, kalemlerini özgür bıraktılar.
Bu çarpıtılmış manzarayı ortaya koymaya yardımcı olacak bir üçüncü sebep daha ekleyebiliriz ki, bu da bazı raviler ve tarihçilerin Turkî terimini Maveraunnehir ülkelerindeki doğu bölgeleri sakinleri hakkında genellediklerinde karışıklığa yol açmalarıdır. Yeni tarihçiler de, derin bir araştırmaya tabi tutmadan onlardan kaynaklanan bu genellemeyi nakletmişlerdir.
Bize göre Türk teriminin Haytallılar, Harezmliler, Curcân, Sicistan ve Horasan halkı için genellenmesi doğru değildir. Yine bölgeleri Sâsânî İmparatorluğunun geleneksel sınırları dışında kalan tüm milletlerin Türk diye isimlendirilmesi hatalıdır. İkinci Abbasî Asrında ordunun Türk Ordusu olarak isimlendirilmesi de doğru değildir. Zira Türk askerler orduda azınlığı oluşturmaktaydılar. Son olarak bu askerlerin rakîk (köle) sayılması da yanlıştır. Çünkü çoğu böyle değildi.

Türk Teriminin Anlamı:
Raviler ve tarihçiler, Türk terimini Arapların hükmettiği Sâsânî Devleti sınırları dışındaki doğu bölgeleri halkları için kullandılar ve bu terim Türkler ve başka diğer milletleri de kapsadı. Daha sonra gelen ilk Abbasî dönemi tarihçileri bu Türklerin yerleri konusunda ayrılığa düştüler. Taberî ve Yakûbî onları barbar, dinsiz ve acem olarak algıladı . İbnu’l-Esîr, Harezmliler ve Ferganalılar gibi, geldikleri bölgenin yerini güçlendiren daha açık bir ıstılah kullandı. Câhiz ise, Abbasî hilafetine doğudan gelenlerin tümünü Horasanlılar olarak niteledi. Horasanlılar ile Türkleri ayıran ayracın yerleşiklik olduğunu öngördü. Horasanlılar yerleşik medenîler iken, Türkler göçebe bedevîlerdi .
Kuşkusuz Câhiz’in bu gözlemleri üzerinde önemle durmak gerekir... Câhiz, İslâm’dan ve Arap kültüründen etkilenmiş, İslâm toplumunun çemberine giren, Horasan’da ve Maveraunnehir’deki yerleşik Türk ve Türk olmayan unsurlar ile göçebe Türk ve Türk olmayan Abbasî hilafetinin orduda kullandığı unsurların arasını ayırt edip, bu göçebe Türkler ile diğer göçebeler arasında bir ilişki kurmaya çalışır. Türk göçebeler ile diğer göçebelerin oluşturduğu bu iki gurubun, Abbasî devletine tehdit oluşturan başlıca iki özellikte ortak olduklarını düşünür. Bu özelliklerin birincisi; göçebelik, sert mizaçlılık ve cesaret, ikincisi ise tehlikeye açık olmadır. Turkî ve Horasânî ıstılahlarının bölgesel temel üzerine yerleştirilmesi ve ilk tarihçiler tarafından daha önce ikisinin arasının açıkça ayrılmamış olması, oryantalistlerin yaydığı ve yeni tarihçilerin de kabul ettiği ‘İkinci Abbasî Asrını Türk Nüfuzu Asrı olarak gören’ söz konusu çarpıtılmış görüntüyü çürütmektedir.
İslâm Devletinde Türk Varlığı
Geleneksel düşünce, Türkleri kullanan ilk kişinin Abbasî halifesi el-Mu‘tasım olduğu yönündedir. Gerçekte bu düşünce yanlıştır. Zira Türkler İslâm toplumunda Abbasî döneminden önce bulunmuşlardı ve el-Mu‘tasım yeni bir şey ortaya koymuş değildi. Sadece kendinden önceki halifelerin er-Reşîd’den itibaren, belki de bu dönemden daha önce takip ettikleri politikayı izledi.
Bazı araştırmacılar Türklerin Abbasî ayaklanmasında ve Abbasîlerin yönetimi ele geçirmelerinde rol oynadıklarını ortaya attılar . Türkler, Abbasî Devletinin kuruluşundan sonra gerek fert ve gerek guruplar hâlinde saray hizmetlerinde, muhafızlıkta ve yönetimde bulundular. Abbasî Devletine geliş yolları ise şunlardır:
1- Savaş: Türklerin ve doğu bölgeleri sakinlerinin bir bölümü fetihçi Arapların elinde geldiler.
2- Göç: Sürekli olarak doğu bölgesi sakinlerinin İslâm devleti sınırları içine göçü devam etti ve yavaş yavaş Müslüman Arap toplumunun çemberi ve kültürel değerleri içinde eridiler.
3- Dinî tebliğ: Çok sayıda Türk ve Türk olmayan doğu bölgeleri sakinleri, İslâm’a girdiler ve birçok nedenlerden dolayı onun ilkelerini kabul ettiler.
4- Askerlik: Halifeler asker olmak isteyenlerin isimlerini kaydetmek ve ordu saflarına katılmalarını sağlamak için buyruklar gönderiyorlardı.
5- Alış veriş: Horasan ve Mâverâunnehir tüccarları köle getiriyorlar ve onları Abbasî devleti sınırları içinde satıyorlardı. Ne var ki ordudaki kölelerin sayısı çok az idi. Çünkü onların çoğu evlerde özel hizmette kullanılmaktaydı.
6- Türk ve diğer milletlerden köleler Horasan ve Mâverâunnehir bölgesine ait senelik verginin bir bölümü olarak Bağdat’a gönderiliyorlardı. Ne var ki bunların sayısı ne çok, ne de düzenli idi.

Hicret yoluyla İslâm devletine giren Türk ve doğu bölgeleri sakinleri; işte onlar asker olmayı kabul ettiler ve ordu saflarına katıldılar. Bu yüzden halife onları ordunun liderleri ve komutanları olarak atadı ve şereflendirdi. Onlar da Abbasî halifesine velâ (dostluk-sadakat) bağıyla bağlandılar ve onun mevâlîsi (koruyucusu-dostu) oldular. İşte bu Velâ’u’l-istina‘(Emir Sadakati) diye isimlendirilmiştir.

Abbasî Hilafeti ve Türkler:
Tarihi rivayetlerimiz, Halife Mansûr döneminden itibaren saraylarda ve muhafızlıkta Türk ve doğu bölgeleri insanlarının bulunduğuna işaret etmektedir. Daha önce de değindiğimiz gibi onlardan bazıları yıllık verginin bir bölümü olarak Taberistan’a gönderiliyorlardı .
Bir başka rivayete göre, Halife Mansûr’un, kılıç kullanmaları, mükemmel bir şekilde ok atmaları ve savaş konusundaki eğitimleri nedeniyle gilmânından övünç duymuş olması, onlara verdiği özel önemin bir işaretiydi.
Se‘âlîbî, Mansûr’un Türkleri ilk kullanan halife olduğunu rivayet eder. Âmilî’de, Mansûr’un Haccâc b. Erta’e en-Nah‘î el-Kûfî’yi el-Mehdî ile birlikte Horasan’a gönderdiği ve ona yetmiş memluk verdiği kaydedilmektedir .
Taberî’de, Ya‘kubî’de, Cahşiyârî’de İbn Fakîh’de, İbn Bedrûn’da geçen başka birçok rivayet, halifenin mevâlisinin ve komutanlarının isimlerinin sonunda Turkî lakabının olduğunu teyit eder . Örneğin Beşşâr et-Turkî, Mubârek et-Turkî, Şâkir el-Kâid et-Turkî, Ferec el-Hâdim et-Turkî vs... Hiç şüphesiz bu rivayetler bir defa daha tarihçilerin, doğudan gelenlerin tümünü kapsayacak şekilde bu lakabı umumileştirdiklerini gösterir.
Türkler Abbasîlere karşı yürütülen hareketleri ortadan kaldırmada önemli rol oynadılar. Halife b. Hayyât, Halife Mehdi zamanında Abdusselam el-Yeşkûrî komutasındaki Türk askerinin harici direnişini kırmada önemli rol oynadıklarına değinir. Zira söz konusu isyanda "Hariciler oklarını yağdırmışlar Türkler ise onları darmadağın etmiştir";. el-Câhiz, Hârûnurreşîd döneminde Velîd b. Tarîf b. eş-Şârî’nin Arap yarımadasındaki direnişinin bitirilmesinde Türk askerinin oynadığı role işaret etmektedir.
İsyancılar Türk askerinin önemini, cesaretini savaşçı yeteneklerini kavramışlar ve hatta Rafi‘b. Leys Horasan’da, Harûnurreşîd hilafetine karşı ayaklandığında onlardan faydalanmıştı. Bunda anlaşılmayacak bir durum yoktur. Çünkü Türkler daha önce de Emevîler’e karşı Hârut b. Sureyc el-Murciî gibi başka isyancılara da yardım etmişlerdi.
Türklerin ve diğer doğu bölgeleri sakinlerinin, Abbasî devleti sınırları içine akımı devam etmiştir. Makrîzî, el-Me’mûn’un Türkleri hizmetine aldığına ve Türklerden bir gulâmı yüz bine satın aldığına değinir . Nitekim Buhara valisi, el-Me’mûn’a Türk gulâmlar hediye etmiştir ve Tolun’da bunlardan biridir . Zaten el-Me’mûn’un, el-Emîn’e karşı mücadelesinde zafere ulaşması için Türkleri yanına çekmesi gerekiyordu. Ne var ki sadece Türkler el-Me’mûn’un yardımcısı değillerdi. Bu bakımdan bazılarının ileri sürdüğü gibi onun zaferinin belli bir ırkın zaferi sayılması mümkün değildir .

İç Savaş:
Emîn ve Me’mûn arasındaki iç savaştan itibaren Abbasî hilafetinin içine düştüğü şartlar, tarihçilerin Türk olarak isimlendirdiği Horasan’dan ve Mâverâunnehir bölgelerinden yeni göçebe unsurların kullanımına zemin hazırladı. Yerleşik hayat ve kısmi ekonomik büyüme, insanları sükunete, şehir hayatına ve refaha alıştırdı. Artık Irak halkı savaş ve mücadele işleriyle ilgilenmiyorlardı ve Abbasî hilafetinin savaşçı yeni bir unsur araştırması gerekiyordu ki, kaybettiklerini Mâverâunnehir bölgesinde, Türkistan ve Kafkaslarda buldular.
Suriye ve Mısır gibi diğer merkezi bölgeler hakkında; orada kurulan devletçikler bu bölgelerden değil, aksine bu bölgelerin dışından göçebe savaşçı unsurlara dayanıyordu diye söylenenlerin, Irak halkı hakkında söylenemeyeceği bir gerçeği yansıtır. İslâm’a giren ve Arap kültürünün ruhuyla dolan bu unsurlar, Suriye’nin ve Mısır’ın Bizanslılara, Haçlılara ve Moğollara karşı savunmasında önemli rol oynamışlardı.
Burada Arapların, onlarla birlikte harbe ve İslâm devletinin sınırlarını savunmaya katıldıklarında, Mâverâunnehir ve savaşçı Türkistan sakinlerinin gücünü ve fıtrî bahadırlıklarını bildiklerini vurgulamak gerekir. Velîd b. Abdulmelik ve Hişam dönemlerinde Emevî devleti, fethedilen yöre halklarına, müşriklere karşı bölgelerini savunmalarına ve hatta İslâm yurdunu genişletme çabalarına karşılık bir pay verme siyaseti güttü. Böylece fethedilen yöre halkları Emevî döneminin başlangıcındaki gibi artık orduya katılmaktan mahrum kalmayıp, aksine aşama aşama onların savunma ve saldırıya katılmalarına izin verildi. Hişam b. Abdulmelik onlara karşı hoşgörülü olmakta ve onlardan İslâm’dan dönenleri cezalandırmamaktaydı. Fıkıh alimleri buna karşı çıktıklarında ise onlara Türklerin İslâm’dan dönmelerinin onlarla İslâm otoritesi arasındaki ihtilaftan sonra ortaya çıktığını, böylece Türklerin Arap egemenliğine isyan edip aynı zamanda İslâm’dan da çıktıklarını gerekçe gösteriyordu. Bir başka ifadeyle onların dinden dönmeleri egemen güç ile alakalarına bağlanmaktaydı ve asli bir şey değildi. Bu yüzden Hişam siyasi irtidat ile akaidi irtidatı birbirinden ayırdı .
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
abbasi, hilafeti, turkler

Seçenekler
Stil


Saat: 10:38

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,