ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Tarih


Milli Saraylar


Milli Saraylar

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Tarih Forumunda Bulunan Milli Saraylar Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Milli Saraylar İmparatorluğun yönetim merkezi ve padişahın konut, konaklama, konuklarını ağırlama yeri olarak inşa edilen ve İstanbul’un tarihsel dokusu içinde ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 05 Aralık 2014, 22:01   #1
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart Milli Saraylar

Milli Saraylar

İmparatorluğun yönetim merkezi ve padişahın konut, konaklama, konuklarını ağırlama yeri olarak inşa edilen ve İstanbul’un tarihsel dokusu içinde yerlerini alan saray, köşk ve kasırlarımız; dönemin kültür, sanat ve saray yaşamındaki batılılaşmaya yönelik değişiklikleri yansıtan son örnekleri oluşturmaktadır.

Cumhuriyet’in ilanından dört ay sonra, 3 Mart 1924 tarihinde çıkartılan 431 sayılı Yasa ile Halifelik kaldırılmış, padişahın sarayları ve her türlü emlakı ile mefruşatı bu Yasa’nın 8, 9, 10. Maddeleri ile millete devredilmiştir. 18 Ocak 1925 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile de Dolmabahçe ve Beylerbeyi Sarayları, Milli Saraylar adı altında korunmak üzere, kurulacak Milli Saraylar Müdürlüğü yönetimine bırakılmıştır. Aynı yıl içinde Yıldız-Şale, Aynalıkavak ve Küçüksu Kasrı, 1930’da Yalova Atatürk Köşkleri, 1966’da Ihlamur Kasrı, 1981’de Maslak Kasırları bu Müdürlüğe bağlanmıştır. 2919 sayılı TBMM Genel Sekreterliği Teşkilat Yasası ile Daire Başkanlığı konumuna getirilen Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na 1988 yılında Florya Atatürk Deniz Köşkü, 1991 yılında Filizli Köşk, 1994 yılında da Yıldız Porselen ve Hereke İpekli Dokuma Halı Fabrikaları bağlanmıştır.

Günümüzde tüm bu saray, köşk ve kasırlar; birer müze-saray olarak ziyarete açık tutulmakta, çevrelerinin özenle düzenlenmesiyle hem kültür ve tanıtım hizmetlerine hem de yerli-yabancı ziyaretçilere yönelik etkinliklere ve tarihsel ortamlarda dinlenme alanlarına kavuşturulmuş bulunmaktadır. Öte yandan gerek mimari özellikleri gerekse süsleme ve döşeme unsurlarıyla tüm bu yapılar; oluşturulan seksiyonlardaki uzmanlar ve mimarlar tarafından çağdaş yöntemler ışığında envantere geçirilmekte, kurumun kendi bünyesindeki çeşitli atölyelerde, konusunda deneyimli ve eğitimli ustalar tarafından restorasyon ve konservasyon altına alınmaktadır. Yapılan çalışmalar ve sonuçlarıysa, Milli Saraylar Kültür-Tanıtım Merkezi’nce hazırlanan bilimsel nitelikli dergi, kitap ve çeşitli yayınlarla yerli-yabancı araştırmacı ve ziyaretçilere duyurulmakta ve tanıtılmaktadır.

Aynalı Kavak Kasrı
Üç yüzyıl boyunca Haliç kıyılarını süsleyen ve günümüzde Aynalıkavak Kasrı adıyla tanınan yapı, Osmanlı İmparatorluğu Döneminde "Ayanalıkavak Sarayı"; ya da "Tersane Sarayı"; olarak bilinen yapılar grubundan günümüze ulaşabilen tek örnektir.
İstanbul’u tanıtan tarihsel kaynaklardan, yörenin Bizans Döneminde de imparatorlara ait bir dinlenme yeri olduğu anlaşılmaktadır. Haliç kıyılarından Okmeydanı ve Kasımpaşa sırtlarına doğru gelişen bu büyük bağ ve koruya; İstanbul’un fethinden sonra, Fatih Sultan Mehmet’ten başlayarak padişahlar da ilgi göstermiş ve Osmanlı İmparatorluk Tersanesi’nin Kasımpaşa’da kurulup gelişmeye başlamasıyla birlikte yöreye "Tersane Has Bahçesi"; adı verilmiştir.
Buradaki yapılaşmaların tarihi, Sultan I. Ahmed Dönemine (1603-1617) dek inmektedir. Tarihsel süreç içinde çeşitli padişahların yaptırdığı kasırlarla gelişen ve "Tersane Sarayı"; olarak anılan bu yapılar topluluğu; 17. yüzyıldan başlayarak "Aynalıkavak Sarayı"; olarak da adlandırılmıştır.
Saray bütünü içinde yer alan ve Sultan III. Ahmed Döneminde (1703-1730) yaptırıldığı sanılan Aynalıkavak Kasrı, Sultan III. Selim Döneminde (1789-1807) yeniden düzenlenmiş ve bugünkü görünümünü kazanmıştır. Yapı; Divanhanesi, Beste Odası ve bu mekânların pencerelerini dolanan Yesarî’nin talik hattı ile yazılmış, Kasrı ve III. Selim’i öven, dönemin tanınmış şairleri Şeyh Galib ve Enderunî Fazıl’a ait şiirleriyle 18. yüzyıl mimarlık örnekleri arasında özel bir yer almaktadır.
Deniz cephesinde iki, kara cephesinde tek katlı kütlesiyle Osmanlı klasik mimarlığının son ve ilginç yapılarından biri olan Kasır; süsleme açısından da çağının beğenisini yansıtmakta, özellikle besteci Sultan III. Selim Dönemi kültürünün pek çok öğesini bünyesinde barındırmaktadır. Öyle ki, bu kültürün başlıca simgeleri olan sedir ve sedirimsi kanepe, mangal kandil gibi mobilyalarla döşeli olan odalar, bugün yok olmuş bir yaşam biçiminin görünümlerini sergilemektedir. Günümüzde bir müze-saray olarak ziyarete açık tutulan Aynalıkavak Kasrı’nın zemin katı, Sultan III. Selim’in besteci özelliği de göz önünde tutularak, Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan görsel kaynaklar ve kimi kurum ve kişilerin armağan ettiği çalgıların bir araya getirilmesiyle "Türk Çalgıları Sergisi"; mekânına dönüştürülmüştür. Kasrın bahçesindeyse, özellikle yaz aylarında konuklara yönelik kafeterya hizmetleri, klasik Türk Sanat Müziği örneklerinin seslendirildiği Aynalıkavak Konserleri ile ulusal ve uluslararası nitelikte resepsiyonlar verilmektedir.

Beylerbeyi Sarayı
Beylerbeyi ve çevresinin yerleşim alanı olarak kullanılması tarihte oldukça gerilere, Bizans dönemine kadar gitmektedir. 18. yüzyılda yaşamış olan ünlü gezgin İnciciyan’a göre, Büyük Kontstantinus’un diktirdiği bir haçtan dolayı Bizans döneminde "İstavroz Bahçeleri"; adıyla anılan yöre, Osmanlılar döneminde Padişahların Has Bahçeleri’nden biri olarak kullanılmıştır. Yine İnciciyan’a göre buraya "Beylerbeyi"; adının verilişi, 16. yüzyılda Beylerbeyi Mehmed Paşa’nın burada bulunan köşkünden kaynaklanmaktadır.
Çeşitli dönemlerde padişahların ilgisini çeken Beylerbeyi, yaptırılan kimi köşk ve kasırlarla yazlık olarak kullanılan bir niteliğe kavuşmuş, 1829 yılında Sultan II. Mahmud’un yaptırdığı ahşap Sahil Sarayı ile yeni bir hareket kazanmıştır.
Bugünkü Beylerbeyi Sarayı, Sultan Abdülaziz tarafından II. Mahmud’un ahşap Sahil Sarayı yıktırılarak 1861-1865 yılları arasında, dönemin tanınmış mimarı Serkis Balyan’a yaptırılmıştır. Saray genellikle yaz aylarında, özellikle de yabancı devlet başkalarının ağırlanmasında kullanılmıştır. Sırp Prensi, Karadağ Kralı, İran Şahı, Fransız İmparatoriçesi Eugeniyebunlardan bazılarıdır. Sultan II. Abdülhamid de 1918 yılında, ömrünün son altı yılını geçirdiği bu sarayda ölmüştür.
Çeşitli Batı üsluplarının Doğu üsluplarıyla kaynaştırıldığı sarayın iç mimarlığı, kullanım özellikleri açısından bir orta sofaya açılan köşe odalarından oluşan geleneksel Türk evi planına benzerlikler gösterir. Harem ve Selâmlık olarak iki ana bölümden oluşan sarayda Selâmlık, donatım ve süsleme açısından Harem’den daha zengin tutulmuştur. Bodrum katı mutfak ve depo olarak kullanılan bir bölümü üç katlı olan sarayda 3 giriş, 6 salon ve 26 oda bulunmaktadır. Rutubete ve sıcağa karşı döşemeleri, orjinalleri Mısır’dan getirtilen hasırlarla kaplanmıştır. Çoğunluğu Hereke yapımı büyük boyutlu halı ve kilimleri, Bohemya kristal avizeleri, Fransız saatleri, Çin, Japon, Fransız Yıldız vazoları görülmeye değer sanat yapılarının yalnızca bir bölümüdür.
Boğaziçi’nin Anadolu kıyısında özel konumuyla dikkati çeken Beylerbeyi Sarayı’nı son dönem Osmanlı Sarayları’ndan ayıran yönlerinden birini de, yamaçlara doğru setler biçiminde yükselen ve bu yüzden "Set Bahçeleri"; adıyla anılan bahçeleri, bu bahçelerde bulunan köşkler ve eski saraylardan kalan büyük havuz oluşturmaktadır. Üst set bahçesinde bulunan havuzun çevresinde yer alan Sarı Köşk, saltanat atlarının barındığı devrinin en ilginç örneğini yaşatan Ahır Köşk ve eski saraydan kalan selsebilli Mermer Köşk, Osmanlı saray mimarlığının günümüze gelen önemli yapılarını oluşturmaktadır.
Batı ile ilişkilerin güçlendiği bir dönemde yapılan Beylerbeyi Sarayı’nın en ilginç yanı, Set Bahçeleri’nin altından geçen tarihsel Tünel’dir. Tünelin ortasında yer alan çeşmenin yazıtında, Sultan II. Mahmud’un adı geçmekte ve yapının tarihlendirilmesinde önemli bir ip ucu oluşturmaktadır. Üst set bahçesindeki büyük havuz ve Mermer Köşk gibi II. Mahmud Dönemi’nden (1808-1839) kalan bu tünel, kıyı yolunun işlevini sürdürmesini sağlarken, aynı zamanda yüksek duvarların ötesi ile bahçelerin bağlantısını da kurmaktadır.
Yapılan onarımlarla birlikte Beylerbeyi Sarayı, döneminin özgün bir yazlık sarayı olarak "Boğaziçi Kültürü"; içinde yerini almış durumdadır. Bahçelerinde ve tarihsel Tünel içinde oluşturulan kafeterya ve satış reyonlarıyla müze-saray olarak konuklara çağdaş düzeyde hizmetler sunulmakta, bu reyonlarda Kültür-Tanıtım Merkezi’nce hazırlanan tanıtıcı nitelikte kitap, kartpostal ve poster gibi yayınların yanısıra çeşitli türde hediyelik eşya satışı yapılmaktadır. Öte yandan önceden belirlenen ve alınan izinlere bağlı olarak saray ulusal ve uluslararası nitelikte resepsiyonlar düzenlenebilmekte, böylelikle geleneksel saray atmosferinin günümüz insanının tanıtabildiği bir ortam oluşmaktadır.

Çırağan Sarayı

İlk Çırağan Sarayları


Nevşehirli Damad İbrahim Paşa'nın Çırağan Yalısı

Çırağan Sarayı'nın bulunduğu alan, Boğaziçi'nde bağ ve bahçelerinin güzellikleriyle tanınmış ve her dönemde padişahların, hanımsultanların, sadrazamların ilgi odağı olmuştur. XVII. yüzyıl başlarında "Kazancıoğlu Bahçesi" ismi ile anılan bu yerde saltanata ait ilk yapı IV. Murad'ın kızı Kaya Sultan'ın yalısıdır. Bu dönemdeki yapı ile ilgili olarak herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Kaya Sultan'ın ölümünden sonra (1659) III. Ahmed Devrine kadar özellikle IV. Mehmed ve II. Mustafa'nın uzun süreler Edirne'de oturumları İstanbul'un ihmaline sebep olmuştur. birçok köşk ve kasrın harap olduğu bu süre içerisinde Kaya Sultan Yalısı'nın da aynı akibete uğradığı anlaşılıyor.

Sultan III. Ahmed dönemiyle birlikte, İstanbul'da yaygınlaşan eğlence âlemlerinin en gözde mekanlarından biri olma niteliğini taşıyacak olan Çırağan ; XVIII. yüzyıl başlarından itibaren yaklaşık iki yüzyıl boyunca isminden sıkça bahsedilen ve birbiri ardısıra inşa edilen yapılar topluluğu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Lâle Devri'nin önde gelen devlet adamlarından Nevşehirli İbrahim Paşa, III. Ahmed'in kızı Fatma Sultan ile evlendiğinde, Kaya Sultan Yalısı'nın bulunduğu alanda yeni bir yalı yaptırır. 1719'da tamamlanan yapı Marmara Adası'nın en nadide mermerleri ile süslenmişti. İnşa çalışmaları sona ermesi üzerine Sultan III. Ahmed'in de katılımıyla sık sık gerçekleştirilen ziyafetler, düzenlenen eğlenceler ve geceleri yapılan "Çerağan Safaları" nedeniyle yapı "Çerağan Yalısı" adıyla anılmağa başlanır.

Sultan III. Ahmed'in Patrona Halil isyanıyla tahttan indirilmesinden sonra (1730) Fatma Sultan, vefatına kadar Çırağan'da oturur. İbrahim Paşa'nın Çırağan Yalısı hakkında dönemin İngiltere elçisi Edward Wortley Montague'nin eşi Lady Mary Wortley Montague Avrupa'da bulunan dostlarına şunları yazmaktadır. "Size burayı tasvir etmek istiyorum. Saray deniz kenarında bulunabilecek mevkilerin en güzelinde. Mevkie ağaçlık bir tepe hakim... Kapıcı sekiz yüz odadan fazla dedi. Bu kadar bulunduğuna emin değilim, odaları saymadım... Hamam daireleri kadar zevkimi hiçbir şey okşamadı. Karşılıklı iki hamam var. İkisi de aynı tarzda yapılmış. Kurnalar, çeşmeler, tabanlar hep beyaz mermerden. Tavanlar yaldızlı, duvarlar çini kaplı... Bahçeler de ihtişamca saraylardan geri değil, yeşil kameriyeler, ağaçlar ve havuzlar var. Hepsi garip bir âhenk teşkil ediyor."

Çırağan Yalısı hakkında bilgi veren diğer bir kaynak, 1740 ve 1741 yıllarında Avusturya Sefareti'nin askeri maiyyetinde bulunmuş olan Gudenus'un tanım ve krokisidir. Gudenus, sefire verilen ziyafetler münasebetiyle yapıyı görmüş, isim vermeden birtakım bilgiler vermiş ve bir de krokisini çıkarmıştır. 14 Eylül 1740 günü gerçekleşen ziyafette yalı hakkında şu bilgileri vermektedir. "Köşkteki altın ve gümüş kakmalı alaca renkler bizce yadırganabilir görünür ise de, hiç rahatsız edici değildir. Beyaz mermerlerle döşeli olan zeminin ortasında, yine beyaz mermerden dört köşeli bir su teknesi vardır. Burada camiye benzeyen bir cisimde (fıskiye taşı) 15 pirinç lüleden yukarıya doğru su fışkırmaktadır. Sular teknenin kenarına pirinçten yapılmış çiçeklerden geçerek hoş bir biçimde boşalmaktadır. Teknenin fazla suları, çevresinde fırdolayı yer almış olan pirinç çörtenler aracılığıyla döşemede bulunan bir açık oluğa akmaktadır. Bu oluk bahçede bulunan büyük havuza kadar uzatılmıştır. Balık sırtı şeklinde oyulmuş olan oluk, kabartma balık tasvirleri ile süslenmiştir."

Gudenus, 17 Ekim 1740 tarihli ziyafetle ilgili olarak da şu bilgileri vermektedir: "Girişte saz, uzakta mehter çalıyordu. Her zamanki gibi kahve, tatlılar, tütsüler ve tütün ikram edildi. Ev sahibi büyükelçiye bütün binaları bir aşağı bir yukarı gezdirdikten sonra , İstanbul tarafında bulunan ve bize daha evvelden Yeniçeri Ağası'nı ziyaretimiz esnasında gösterilmiş olan bir Hünkâr Sarayı'na kadar götürdü. Hünkara ait bütün odalar, hamamlar hatta Harem Dairesi bile Büyükelçilik maiyetine açık tutuldu. Bu nadir fırsatı kullanarak, bu binanın planını çizdim."

Lady Montague ve Gudenus'un verdikleri bilgiler, bu ilk Çırağan Yalısı'na ait eldeki en eski ve ayrıntılı bilgiler olarak görülmekteydi. Ancak Patrona Halil isyanından sonra öldürülen Damad İbrahim Paşa'nın mal varlığı ile ilgili olarak düzenlenen muhallefat defterlerinden birinde Çırağan Yalısı ile ilgili olarak geniş bilgiler yer almaktadır.

1 Temmuz 1731 tarihli deftere göre Damad İbrahim Paşa'nın yaptırmış olduğu yalı küçük bir saray niteliği taşımaktaydı. Topkapı Sarayı teşkilat yapısı içerisinde yer alan unsurların birçoğu bu yalıda da bulunmaktaydı. Padişahın vaktinin büyük bir kısmını burada geçirmesi böyle bir yapılanmaya gidişte en önemli etken olmuştur.

Yalı üç sofalı büyük bir kasır ve ondan bağımsız olarak inşa edilmiş birkaç küçük köşkten oluşmaktaydı. Büyük kasrın içerisinde: Harem Dairesi, yeni ve eski olmak üzere iki hamam, biri denize diğeri bahçeye bakan iki Mabeyn Odası, Hasoda Dairesi, denize bakan Divanhâne Sofası, Sultan Odası, Başkadın Odası, Darüsaâde Odası, Silahtar Ağa Odası, Mehterler Odası, Harem Ağaları Odası, Câmeşûy (çamaşırcı) Usta Odası gibi bölümler bulunmaktaydı.

Bahçe içerisinde Kafesli Köşk, Küçük Başkadın Köşkü, Hünkâr Köşkü ve üç sofalı, şadırvanlı Çerâğan Köşkü yer almaktaydı. Yalının ilk çekirdeğini bu köşkün oluşturduğu ve daha sonra isminin bütün yalıyı ifade etmek için kullanıldığı anlaşılıyor. Ayrıca yine bahçe içerisinde büyük bir kameriye ve limonluk ile birlikte 128 çınar ağacının mevcut olduğu belirtilmektedir.

Yalı içerisinde kullanılan mobilyalar arasında; Mardin işi yeşil saçaklı sarı makadlar (divan), Bursa ve Bilecik yastıkları, Hint basmasından yer minderleri, kılabdanlı sarı astarlı al çuha kapı perdeleri, duvarlara çekilen Mardin işi zar perdeler, sedef işlemeli iskemleler, şamdanlar, Kütahya çinisinden lale saksılar, Acem kaliçeleri ve duvarlarda çalar saatler ile talik besmeleler ve hilye-i şerifler sıralanmaktadır. Damad İbrahim Paşa'nın Çırağan'a bitişik "Gülşen-âbâd" isimli bir yalısının daha olduğunu aynı defterden öğrenmekteyiz.

Sultan III. Ahmed'in damadı ile birlikte sürdüğü zevk ve eğlence dolu yılların bir isyanla sona ermesi üzerine tahta çıkan Sultan I. Mahmud'un devrinde Çırağan'ın resmi bazı ziyafetlere ve görüşmelere tahsis edildiği anlaşılıyor. Sadrazam Hacı Ahmed Paşa ve daha sonra Hekimoğlu Ali Paşa, Avusturya ve Fransa gibi devletlerin elçilerine burada ziyafetler verirler. Bu dönemde yalı bir anlamda devlet konukevi niteliğine bürünmüştür.

1741 yılında Çırağan Yalısı'nın Beşiktaş Mevlevi-hanesi'ne bakan mahalli ve büyük Camlı Köşkü'nün Mimarbaşı Mustafa Efendi tarafından tamiratı gerçekleştirilir. Bu tamirattan sonra yapı uzun süre bakımsız kalmıştır.

Sultan III. Mustafa 1767'de Çırağan'ı Şeyhülislam İbrahim Efendi'ye vermiş ise de , İbrahim Efendi yalıda çok uzun süreli oturmaz. 1774 tarihli bir mezad kaimesiyle yapı satışa çıkarılır. Sultan III. Selim'in kız kardeşi Beyhan Sultan tarafından alınan yalı, 1791-1795 yılları arasında Yorgo Kalfa'ya ihmale uğramış halinden dolayı birkaç defa tamir ettirilir.

Sultan III. Selim çok sevdiği Beyhan Sultan'ı ziyaretleri esnasında yalının bulunduğu alanın güzelliğine hayran olur ve gönülden bağlı bulunduğu Beşiktaş Mevlevihanesi'ne de yakın olması nedeniyle kız kardeşinden Çırağan'ı satın alır. Sadrazam Yusuf Paşa, yalının yıktırılarak yerine yeni ve büyük bir sahilsaray yaptırma planını padişaha takdim eder ise de , memleketin içinde bulunduğu sorunlar nedeniyle bu öneri Sultan III. Selim tarafından doğru bulunmaz. Sadece bir mabeyn dairesi yapımına karar verilir.

1802 yılı sonlarına doğru inşaasına başlanan mabeyn dairesi için Eğriboz Sancağı Mutassarrıfı Mehmed Paşa'dan neft yağı, Kocaeli Sancağı Mutasarrıfı Tahir Paşa'dan çeşitli cins ve ebatlarda ağaç sütunlar ve kereste göndermesini istenir. İnşaat tamamlandıktan sonra Sultan, yazlarının büyük çoğunluğunu burada geçirir. III. Selim ile birlikte Çırağan yeniden Osmanlı Sultanları için gözde bir mekan haline gelir.
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
milli, saraylar

Seçenekler
Stil


Saat: 10:56

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,