ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Tarih


Babailer İsyanı (Aleviliğin tarihsel altyapısı)


Babailer İsyanı (Aleviliğin tarihsel altyapısı)

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Tarih Forumunda Bulunan Babailer İsyanı (Aleviliğin tarihsel altyapısı) Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Babailer İsyanı (Aleviliğin tarihsel altyapısı) Babailer İsyanı (Aleviliğin tarihsel altyapısı) 1. Yönetenler Heterodoks şeyhler ve dervişler. Anadoluya vuku bulan derviş ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 05 Aralık 2014, 22:02   #1
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart Babailer İsyanı (Aleviliğin tarihsel altyapısı)

Babailer İsyanı (Aleviliğin tarihsel altyapısı)

Babailer İsyanı (Aleviliğin tarihsel altyapısı)


1. Yönetenler Heterodoks şeyhler ve dervişler.
Anadoluya vuku bulan derviş göçleri:
Babaîler isyanının üzerinde geliştiği sosyal tabanın ikinci önemli öğesi, isyanın hazırlanmasından propaganda safhasının yürütülmesine, teşkilâtlanmasından yönetilmesine kadar bütün aşamalarında birinci derecede rol alan heterodoks derviş zümreleridir. Bu derviş zümreleri, yukarıda kısaca sözü edilen iki büyük göç dalgası ile Selçuklu Anadolusu'na geldiler. Zaten bu iki dalgadan sonradır ki, Anadolu'da tasavvufun temelleri atılmıştır.

Aşağıda görüleceği gibi, bu dervişler esasında, görünürde değişik tarikatlara mensup olmalarına rağmen, temelde aynı tasavvuf anlayışından kaynaklanan benzer ve ortak birçok görüşleri paylaşıyorlardı. Bu şahıslar için Anadolu, Moğol istilâsından kaçtıktan sonra hem sükûnet ve emniyet bulmayı ümid ettikleri bir memleket, hem de kendi dînî fikirlerini rahatça yayabilecek gayet elverişli bir ortamdı.

Mâverâünnehr'in, Hârezm'in, Horasan ve öteki memleketlerin gelişmiş kültür çevrelerinden gelen şeyhler ve dervişler tabiatıyla şehirlerde yerleşmeyi uygun buluyorlardı. Çoğunluğu Vahdet-i Vücud mektebi, Şihâbeddîn Sühreverdî mensupları, Necmeddîn Kübrâ taraftarları olan bu kimseler, görüldüğü gibi çok değişik bir takım tasavvuf mekteplerini temsil ediyorlardı. Onlar kendi tasavvuf sistemlerini daha çok yüksek bürokratlar ve aydın tabakalar arasında yayıyorlardı. Yüksek zümreye hitap eden bu tasavvuf mektepleri incelendiğinde, iki ana guruba ayrıldıkları görülür: Ahlâkçı ve faal karakteriyle hemen dikkati çeken ilki, Anadolu'da bütün devirlerin en ünlü mutasavvıflarından biri olan Muhyiddîn-i Arabî (öl. 1241) ve evlâtlığı Sadreddîn-i Konevî (öl. 1274) ile müritleri tarafından temsil olunmuştur. Birincisine taban tabana zıt ruhu, daha müsamahacı ve estetik karakteriyle kendini gösteren ikincisi ise, temsilcilerini, Kübrevîlik ve Sühreverdîlik diye anılan iki büyük tarikatın mensupları arasında bulmuştur.

Tabiî olarak eski İran hikmetinin damgasını taşıyan bu iki tarikat, faaliyetlerini Orta Anadolu'nun Konya, Kayseri, Tokat ve Amasya gibi önemli kültür merkezlerinde icra ediyordu. Necmeddîn Râzî (Dâye) (öl. 1256), Bahâeddîn Veled (öl. 1228) ve halifesi Burhâneddîn Muhakkık-ı Tirmizî (öl. 1240) ve müritleri tarafından temsil edilen Kübrevîlik, aynı zamanda bir kalender olan Evhadeddîn-i Kirmanı (öl. 1237) ve taraftarlarınca benimsenen Sühreverdîlik, çağın Anadolu'sunun önemli yerleşme merkezlerindeki halkın dînî hayatında hiç de ihmal edilmeyecek bir üstünlük elde etmişlerdi. Nihayet, yukarıda, sözü edilen bu ahlâkçı ve estetikçi iki mektebin karşılaşması, XIII. yüzyılın ikinci yarısında meşhur Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (öl. 1273) tarafından ortaya konacak" olan bağdaştırmacı (syncretiste) bir tasavvuf sistemi ortaya çıkardı ve daha ileriki tarihlerde bir tarikat haline gelerek Osmanlı İmparatorluğunun en büyük ve en nüfuzlu tasavvufî teşkilatlarından birini teşkil edecek olan Mevlevîlik'in temellerini attı.

Tasavvuf, XIII. yüzyıl Anadolu'sunda, göçebe ve yarı göçebe çevrelerde de kuvvetli temsilciler buldu. Bozkırlarda göçebe, yarı göçebe bir hayat süren Türkmenler'le birlikte bulunan ve eski kam-ozanlara benzeyen babalar, medrese menşe'li fakihlerin öğrettiklerinden daha basit ve sade bir İslâmiyet anlayışı yayıyorlar ve bu arada Anadolu'nun şartlarına uygun bir halk tasavvufunu da oluşturuyorlardı. Bu yüzden Türkmen babalarının telkin ettiği Müslümanlık, bu çevrelerde münhasıran sade ve hurafelere yatkın bir sûfîlik biçiminde görüntüleniyordu. Bu bir çeşit halk İslâmı idi ve bu halk İslâmı, daha ileride tartışacağımız üzere, Sünnî nitelik taşımaktan çok, heterodoks bir niteliğe sahipti. Çünkü bu babaların hitap ettiği Türkmen boyları, henüz sathî bir şekilde İslâmlaşmış olduklarından, eski şaman inançlarını ve atalarıyla ilgili bir takım kültleri muhafaza etmekteydiler. Şehirli İran kültürünün her türlü etkisinden beride kalan ve türkçe konuşan bu ahali, abdal, baba veya dede unvanlarını taşıyan söz konusu bu şahsiyetlerin vaazlarını heyecanla dinliyor ve söylediklerini uyguluyorlardı. Bu unvanları taşıyan muhtelif heterodoks gruplara mensup olan bu göçmen halk mutasavvıfları ayrıca, mensubu bulundukları cezbeci sûfî mektebin vatanı olan, Horasan bölgesine nisbetle, Horasan Erenleri şeklinde daha genel bir unvanla da anılıyorlardı. Halk sûfîliğinin geleneksel yazılı metinlerinde bu terimin, söz konusu bütün dervişlerin Anadolu'ya Horasan'dan göçtüğünü ima eder bir anlamda kullanıldığını biliyoruz. Nitekim çoğu evliya menâkıbnâmesinde Anadolu'ya göç ettiğinden söz edilen her derviş, hangi tarikate mensup olursa olsun, mutlaka Horasan'dan göçme, yani Horasan Erenleri'nden idi. Böylece esasında bu terimin coğrafî anlamda anlaşılmaması gerektiği görülüyor. Nitekim bugün artık Horasan Erenleri teriminin, IX. yüzyıldan itibaren Horasan'da meydana çıkan Melâmetîlik dediğimiz büyük bir tasavvuf anlayışının etkilediği muhtelif heterodoks tarikatlare mensup ve Asya'nın değişik mıntakalarından gelen dervişleri ifade ettiğini çok daha iyi biliyoruz.

Çağın resmî kaynakları, yani vekayinâmeler ise, bu geleneksel sûfî kaynaklarının tam aksine, Melâmetiyye akımına mensup bu göçmen halk sûfîlerini nitelemek için, onların Sünnîlikle bağdaşmayan inançlar taşıdıklarını, yani heterodoks kesime mensup olduklarını vurgulamak maksadıyla Haricî ve Rafızî şeklinde iki terim kullanırlar. Bu terimler, aralarında hiç bir fark gözetilmeksizin bütün heterodoks eğilimli şeyhler ve dervişleri toptan ifade etmek için kullanılıyordu.

İşte muhtelif menşe'li bu dervişler, kendilerince münasip gördükleri yerlere aileleri, müridleri, ve hattâ bazan kabileleri ile yerleşiyor ve zaviyeler açıyorlardı. Burada bugüne kadar bu heterodoks dervişlerin çoğunun sahip bulunduğu, gözden kaçan ve üzerinde pek durulmayan bir özelliği vurgulamak gerekiyor. Bu özellik bilhassa Babaîler isyanının organizasyonunu, yayılışını ve kapsamını anlamak bakımından bizim için son derece önem arzetmektedir, ki o da bu şeyhlerin, tıpkı Orta Asya'da bazı şamanlar gibi, aynı zamanda kabile şefleri olmalarıdır. Yani bunlar, mensubu bulundukları kabilenin hem şefi, hem de dînî reisleri idiler. Her biri geniş ailelere başkanlık ediyorlardı. İleride göreceğimiz gibi, Baba İlyas, Hacı Bektaş-ı Velî, Emirci Sultan ve daha bir çokları böyle idiler. Son bir takım araştırmalar bu noktayı daha belirgin olarak ortaya koymuşlardır. Bu keyfiyet, Türkmen babalarının, o kadar kalabalık kitleleri nasıl olup da kolayca harekete geçirebildiklerindeki sırrı ortaya koyuyor. Çünkü bu şeyhler, mensubu bulundukları kabileler üstündeki nüfuzlarını bu hem dünyevî, hem de dînî konumlarına borçlu idiler.

İşte aynı zamanda birer kabile şefi olan bu şeyhler, açtıkları zaviyelerde, çevrelerindeki hayatın bütün maddî ve manevî yönleriyle meşgul oluyorlardı. Zaviyeleri, devlet tarafından resmen tescil edilmiş vakıf arazileri üzerinde bulunuyordu. Yeni fethedilen boş arazilerin iskânını temin için devlet onlara ayrıca vergi muafiyeti gibi önemli bir imtiyaz da tanıyordu. Bazı kaynaklarda bilhassa I. Alâeddîn Keykubâd'ın göçmen dervişlere gösterdiği yakınlığa dair kayıtlar vardır.
Böylece şehir ve kasabalarda, köylerde veya elverişli bir arazide zaviye açarak oraya yerleşen ve tesis edilen vakıflara tasarruf eden şeyhler zaman içinde büyük, zengin ve mahallî bir güç haline gelen aileler oluşturuyorlardı. İşte bu şekildedir ki XIII. yüzyılın sonlarında, Anadolu'nun birçok mıntakalarında maddî ve ma¬nevî kudrete sahip yüzlerce şeyh ailesi ortaya çıktı. Bunların pek çoğu, Selçuklular ve Beylikler dönemlerini aşıp bütün Osmanlı asırları boyunca da var¬lıklarını koruyarak günümüze ulaştılar. Böylece Osmanlı hanedanından bile hem daha eski, hem de daha uzun ömürlü oldular.

İşte XIII. yüzyıl ortalarında, Baba Resul isyanına tekaddüm eden yıllarda, sözünü ettiğimiz bu heterodoks şeyh ve dervişlerin başlıca dört ana tarikata bağlı olduklarını görüyoruz.

ALINTIDIR.
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
aleviligin, altyapisi, babailer, isyani, tarihsel

Seçenekler
Stil


Saat: 07:52

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,