ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Tarih


Osmanlı Devletinde Otağ


Osmanlı Devletinde Otağ

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Tarih Forumunda Bulunan Osmanlı Devletinde Otağ Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Osmanlı Devletinde Otağ Otağ Padişahlara ve beylere mahsus büyük süslü çadır. Otağ Orta Asya Türk devletlerinde bir azamet Müslüman-Türk devletlerinde ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 24 Aralık 2014, 15:45   #1
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart Osmanlı Devletinde Otağ

Osmanlı Devletinde Otağ

Otağ

Padişahlara ve beylere mahsus büyük süslü çadır.
Otağ Orta Asya Türk devletlerinde bir azamet Müslüman-Türk devletlerinde ise bayrak ve tuğla beraber hakimiyet alâmeti olarak telakki edilmiştir. Çin kaynaklarına göre eski Türklerde bayraksız otağ otağsız bayrak olmazdı. Uygurlarda hakan çadırlarına “Bayraklı otağ” denilirdi. Bundan hakanın çadırının aynı zamanda savaş karargâhı olduğu düşünülebilir.

Otağlar renkleriyle de sahibinin devlet içindeki mertebesini belirtirdi. Göktürk ve Uygur hakanlarının çadırları “Altın otağ” olarak adlandırılırdı. Otağlar ayrıca üzerlerini örten keçenin rengine göre ak boz kızıl kara gibi isimler de alırlardı. Hakanın hareminin bulunduğu çadır daima beyaz renkli olurdu. Oğuz Han'ın çadırı kaynaklara göre her direği altın varakla kaplı ve üzeri yakut safir zümrüt ve firuze ile süslenmiştir. Otağlar bir ev büyüklüğünde olup içerisi perdelerle odalara ayrılmıştı ve bir evde bulunması gereken bölümler mevcuttu. Altınordu Devleti'nde hakana ait çadır beyaz renkte ve uzaktan bir tepeyi andırırdı. Divanhanesinin zemini ipek halı döşeli ve ortada hakanın oturacağı kıymetli taşlarla süslü taht bulunurdu.

Türk hakanlarının çadırları kubbeli olur ve gök kubbenin yeryüzündeki bir modeli olarak telakki edilirdi. Eski Türk devlet teşkilâtına göre gökkubbe altında devlet çadır kubbesi altında ise ailenin mahremiyeti bulunurdu. Eskilerden beri halk arasında kullanılan “çadırını başına yıkmak” deyimiyle devletin veya ailenin yıkılmasının kastedilmesi çadırın Türk kültüründeki manâsını açıklamaktadır.

Hakan otağı maiyet otağları ve diğer kişilerin çadırlarının savaş ve sulh zamanında belirli bir kurulma düzeni vardı. Bu düzen asırlarca bozulmadan devam etti. Kırgızlarda ortaya hakan çadırı kurulur etrafı çitle çevrilir ve diğer çadırlar bu çitin dışına kurulurdu. Göktürk ve Uygurlarda ise ortada hakan çadırı bulunur diğer çadırlar rütbeye göre çadırın etrafında halka şeklinde dizilirdi.

Otağ-ı hümâyûn ise Osmanlı Devleti'nde padişaha mahsus çadırlardır. Çetr-i hümâyûn veya renginden dolayı kızıl çadır olarak da kaynaklarda geçmektedir. Türk sanatının en parlak numunelerinden olan otağ-ı hümâyûnlar Orta Asya’dan beri gelen çadır an’anesinin en mükemmel hâlini almış şekilleridir.

Otağ-ı hümâyûn birbirine geçilebilen birkaç çadırdan meydana gelirdi. Asıl otağ-ı hümâyûn yedi direkli olup birbirleriyle bağlantılı bu çadırlar grubunun cepheden üç kubbeli bir görünüşü vardı. Bu üç kubbenin biri padişahın dinlenme ve arz odası olan divanhâne diğeri hamam odası üçüncü kubbenin altı ise hazîne-i hümâyûnun muhafaza edildiği kısımdı. Otağ-ı hümâyûn savaş meydanında veya konak yerindeki yerleşmede merkez noktasını teşkil ederdi. Sefer süresinde otağın muhafazası sipahi ve silâhtar bölüklerinin vazifesiydi. Otağ-ı hümâyûnun çevresindeki birinci sırada altı bölük askerlerinin çadırları ikinci sırada yeniçerilerin çadırları bulunurdu.

Seferde veya padişah başka bir yere gideceği zaman otağ-ı hümâyûn iki takım olarak tertip edilirdi. Padişah bir konak yerindeyken ikinci otağ bir sonraki konakta hazır edilirdi. Bir sonraki konak yerine hareket eden otağ-ı hümâyûnun bakımı ve muhafazası sipahi bölüklerinden bir subayın emri altında yapılırdı.

Otağ-ı hümâyûnun sefere hazırlanması yeniçeri ağasının kontrolünde “otakçıbaşı” tarafından yapılırdı. Sefer tuğlarının dikilmesinden sonra rikab ağaları İstanbul’da bulunan dergâhların şeyhleriyle birlikte Sultanahmed meydanındaki çadır mehterleri ocağında bulunan otağ-ı hümâyûnu dua ve ilâhilerle kaldırıp Bâbüssaâde önüne getirirler burada önceden dikilmiş tuğlarla birlikte yine dua ve tekbirlerle alıp sayıları 400-700 arasındaki çadır mehterleri alayıyla sefer Anadolu yönünde ise Üsküdar Doğancılar meydanına; Avrupa yönünde ise Davutpaşa sahrasına kurarlardı. Böylelikle bütün İstanbul halkı seferin nereye olduğunu anlardı. Otağın konak mahallinin en güzel manzaralı yerine kurulmasına itina edilirdi. Yerin seçilmesi konakçıbaşının vazifesiydi. Konakçıbaşının rütbesi beylerbeyi sancak beyi veya kapıcıbaşı payesinde idi. Muharebe meydanına gelindiğinde otağ-ı hümâyûnun kurulması esnasında orduda bulunan toplar ve yeniçerilerin tüfekleriyle üç defa ateş ederek selamlamaları âdetti. Sefer müddetince mehterhâne tarafından ikindi nevbeti vurulurken otağın giriş kapısının perdesi açık tutulur. Burada konakçı ve otakçı nöbet tutarlardı ve nevbet vurulması bittikten sonra mehterhânenin yaptığı duaya katılırlardı.

Padişah otağları pamuk ipliğinden dokunmuş kumaşlarla yapılır ve kırmızı renkte olurdu. Şehzade vezir ve beylerbeyleri de kırmızı çadır kurabilirlerdi. Ancak esas kırmızı çadır padişahlara mahsustu.

Nemçe (Avusturya) Seferi esnâsında Kanunî Sultan Süleyman’ın çadırı kaynaklarda şöyle tasvir edilir: “Çeşit çeşit boyalarla sanatkârâne bir tarzda nakışlarla süslenmiş yüksek divanhâneli çadırlardan meydana gelmiş otağın zemini o zamana kadar görülmemiş tarzda dokunmuş ipek halılar ve kilimlerle döşenmişti.”

Padişahlar sefere bizzat gitmezlerse otağlarını sefere memur olan serdâr-ı ekreme verirlerdi. Zigetvar Seferi esnasında Kanunî Sultan Süleyman’ın otağı olan çadır Sultan Üçüncü Murad tarafından sefere giden sadrazam ve serdâr-ı ekrem Sinan Paşaya verilmiş daha sonra da aynı otağ Satırcı Mehmed Paşa tarafından Macaristan Seferi esnasında kullanılmıştı.

Otağ-ı hümâyûnların dikilmesi ise otağ-geren-ı hassa denilen sanatkârların vazifesiydi. Bunlar dört bölük olan çadır mehterlerinden ayrı yedi kişiydiler. Ayrıca hayme-dûzân (çadır dikiciler) nakış-dûzân (nakışçılar) gibi sanatkârlar da otağ imalinde çalışırlardı.
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
devletinde, osmanli, otag

Seçenekler
Stil


Saat: 13:35

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,