ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Tarih


Osmanlı Devletinde Müderris


Osmanlı Devletinde Müderris

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Tarih Forumunda Bulunan Osmanlı Devletinde Müderris Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Osmanlı Devletinde Müderris Osmanlı Devletinde Müderris Medreselerde ders veren öğretim üyesi profesör. Arapçada “ders” mastarından gelen müderris kelimesi ders veren ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 24 Aralık 2014, 15:49   #1
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart Osmanlı Devletinde Müderris

Osmanlı Devletinde Müderris

Osmanlı Devletinde Müderris

Medreselerde ders veren öğretim üyesi profesör.
Arapçada “ders” mastarından gelen müderris kelimesi ders veren öğretmen ve ders vermeye yetkili ilim sahibi kimse manâsındadır. Tarihte devrin mektep ve medreselerinde eğitim ve öğrenimini tamamlayıp icazet (diploma) aldıktan sonra medreselerde ve camilerde din ve fen ilimlerini ders vererek öğretenlere müderris adı verilmiş; makamlarına da müderrislik denilmiştir. Müderris tabiri daha ziyade onuncu asırdan sonra yaygınlaşmıştır.

Devlet adamları yanında halktan da medrese kuranlar oldu. Onuncu asırdan itibâren Mâverâünnehir ve Bağdat başta olmak üzere bütün İslâm âlemine yayılan medreselerde muhtaç talebenin geçimi sağlandı ve hocalara ücret verildi. Büyük Selçukluları takiben medreselerin kurulması Türkiye Selçukluları Anadolu Beylikleri ve Osmanlı Devleti'nde de artarak devam etti.

Osmanlı Devletinde medreseyi bitiren talebe için ilmiye sınıfı dahilinde iki meslek vardı. Bir kimse ya kadılık mesleğini seçer veya müderrislik için mülâzemete başlardı. Kadılık mesleğini seçen en küçük kaza merkezlerinden birinde görev alırken müderrislik yoluna giren de en düşük gündelikli medreseye tayin olunurdu. Tabii ki kadılığın “naiplik” devresi olduğu gibi müderrisliğin de “mülâzemet” dönemi vardı. Her iki dalda da ilmiye mensupları gayret ve başarılarına göre yükselerek daha üst payeler elde ederlerdi.

Medreseler okutulan kitaplara ve bahsedilen ilim dallarına göre kendi aralarında sıralanırken kaza merkezleri de nüfuslarına göre sınıflandırılırdı. En yüksek pâyeli medreseler Sahn-ı Semân medreseleriydi. Bu medrese müderrislerinin dereceleri de en yüksek dereceydi. “Mevleviyet kadılıkları” denilen İstanbul Bursa Kahire gibi kadılıklara da en üst pâyeye sahip kadılar tayin edilirdi. Müderrisler ve kadılar bu seviyede eşit payelere sahip olurlardı. Bunların ikisinden en bilgili ve kabiliyetlisi Anadolu kazaskeri olurdu.

Müderrisler okuttukları derslerden herhangi bir konu üzerinde öğrencilerine münazara yaptırırlar sonunda iki taraf arasında hakem olup görüşlerini söylerlerdi. Danişmendler arasından ve en liyakatli olanlardan seçilen yardımcılarına “Muîd” denirdi. Muîdler hem müderrisin derslerini tekrarlar hem de danişmendlerin disipliniyle meşgul olurlardı. Sahn-ı Semân muîdleri ayrıca Tetimme medreselerinde ders verirlerdi.

Müderris tayininde vücut zihin ve karakter özelliklerine bakılır; simasının sempatik akıllı kültürlü anlayışlı adaletli iffetli cömert ve gözü gönlü tok olmasına dikkat edilirdi. Bunun yanında hâl hareket ve huy güzelliğiyle talebelerine örnek olması arzu edilirdi.

Zamanın en ehil kimseleri arasından seçilen müderrisler dersi talebelerinin anlayacakları seviyede tutarlardı. Bilmediği şeyler hakkında soru sorulduğu zaman tereddütsüz “bilmiyorum” demekten çekinmezlerdi. Talebesinin kendi kendine iş yapabilecek bir şahsiyet olarak yetişmesine çalışırlardı. Aç ve susuzken tasalı öfkeli üzüntülü veya sıkıntılı zamanlarda ders vermezlerdi. Talebelerine eşit muâmele ederler iltimas ve ayırım yapmazlardı.

Müderrislerin idareciler ve halk arasında yüksek itibarları vardı. Başlarına tülbentle sarılmış büyük sarıklar giyerler ucunu iki omuzları arasından aşağı sarkıtırlardı. Daha çok beyaz cübbe giyerler elbiselerinin temiz ve düzgün olmasına çok dikkat ederlerdi.

Müderrislerin derecelerinin ilerlemesi Fatih devrinde beşer akçe ile sağlanırken On altıncı asırda otuzlu pâyesine kadar beşer akçe ondan sonra onar akçe ile olurdu. Bir müderris bazen sahip olduğu akçe ile yine o seviyedeki diğer bir medreseye tayin edilirdi. Bir müderrisin bulunduğu seviyeden üst pâyedeki bir medreseye terakki etmesinde (ilerlemesinde) birden fazla istekli bulunursa aralarında imtihan açılırdı. İmtihanlar Rumeli ve Anadolu kazaskerleri huzurunda ve çoğunlukla İstanbul’da Zeyrek Ayasofya ve Vefa camilerinde yazılı ve sözlü olarak yapılırdı. Yazılı imtihan için bir risale (tez) hazırlanır mülâkatta umumiyetle muteber bir fıkıh kitabı olan Hidâye’nin bölümlerinden okutulup sorular sorulur ve üstün görülen seçilirdi. Fatih’in Sahn-ı Semânına talip olanlar ise “Üç fenden” yani fıkıhtan Sâdeddîn Teftazânî’nin Telvîh adlı eserinden ve kelâmdan Kâdı Adûdüddîn-i Îcî’nin (Mekâvıf) belâgatta Sekkâkî’nin Miftâh’ul-Ulûm adlı eserinden imtihan olurlardı.

Hiçbir müderris şart-ı vâkıf hilâfına (işin ehli olmadan) medreseye tayin edilmezdi ve vakfiyede müderrise yevmiye kaç akçe tespit edilmişse ondan aşağısı verilmezdi. Ancak medresenin pâyesi yükseltilerek müderrise daha yüksek bir yevmiye verilebilirdi. Bu durumda yükselen yevmiye vakfın geliri müsaitse ondan değilse başka vakıfların zevâidinden (gider fazlasından) veya devlet hazinesinden sağlanırdı.

Osmanlı medreselerindeki görevli müderrisler aldıkları son akçe üzerinden tekaüde (emekliye) ayrılırlardı.

Osmanlı Devletinde başta padişah ve devlet adamları ilim sahiplerine (âlimlere salihlere velilere) karşı büyük bir saygı ve hürmet duyuyordu. Çünkü âlimler Kur’ân-ı kerimde ve Hadîs-i şerîflerde övülmüşlerdi. Bu saygı ve anlayış devam ettiği müddetçe devlet ve millet gelişip güçlendi yükselmeye devam etti. İlim adamları da âlimliğin şeref ve haysiyetini ayağa düşürecek hareketlerden sakındılar ve devlet adamlarına gereğinden fazla ve yersiz iltifatlarda bulunmadılar. Ancak vazifeleri icabı ihtiyaç kadar onlarla birlikte oldular. Diğer zamanlarda onlardan uzak durmayı ve ilimle meşgul olmayı tercih ettiler.

Medrese ve müderrisler insanı dünyanın esiri yapmadan onun fatihi ve sahibi yapma vazîfesini gördüler. Osmanlı da bu temeller üzerinde din ve devlet adamlarını en mükemmel bir şekilde yetiştirdi. Ferdî kabiliyete göre ferdî öğretim yapmayı hedef alan plân ve programlardan daha mükemmel bir metod geliştirerek tatbik etti. Bugünkü modern pedagojinin de tavsiye ettiği bir tarzda sınıf geçme yerine ders geçme yolunun seçilerek mezuniyeti yıllara değil kabiliyet ve çalışkanlığa bağladı. Dolayısıyla medreselerde okuma süresi hoca (müderris) ve talebelerinin gayretine bağlı olarak uzayıp kısaldı. Zeki ve çalışkan bir talebe tahsilini çabuk tamamlayıp kısa zamanda mezun olmuş ancak devlet memuru olabilmesi için belli bir yaş aranmıştır. Medreselerde umumi derslerin yapıldığı sınıflarda talebe sayısı yirmiyi geçmemiştir. Bu durum derslerin tekrarlarla karşılıklı soru ve cevaplarla daha iyi anlaşılma imkânını hazırlamış ve talebeye ufuklar açmıştır.

Üniversite reformu ile de müderris unvânı kaldırıldı.
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
devletinde, muderris, osmanli

Seçenekler
Stil


Saat: 11:33

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,