ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Tarih


Osmanlı Devletinde Kanunname


Osmanlı Devletinde Kanunname

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Tarih Forumunda Bulunan Osmanlı Devletinde Kanunname Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Osmanlı Devletinde Kanunname Kanunname İdarî malî cezaî ve çeşitli sahalarda görülen lüzum üzerine padişahların emir ve fermanlarıyla vaz' edilen (konulan) ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 24 Aralık 2014, 16:05   #1
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart Osmanlı Devletinde Kanunname

Osmanlı Devletinde Kanunname

Kanunname

İdarî malî cezaî ve çeşitli sahalarda görülen lüzum üzerine padişahların emir ve fermanlarıyla vaz' edilen (konulan) kanun ve nizamları ihtiva eden mecmua. Kanunnâmeler daha önceki padişahlar tarafından konulan kanun ve nizamların aynen veya hülasa edilerek toplanmak suretiyle de meydana getirilirdi.
Bütün İslâm devletlerinde hükümde birinci derecede esas kaynak; kitap sünnet icmâ ve kıyas ile bunlara bağlı delillerin teşkil ettiği İslâm hukukudur. Hicrî dördüncü asra kadar müctehidler temel kaynaklarda hükmü açıkça bulunmayan meseleleri kendi içtihatlarına göre hallediyorlardı. Bu asırdan itibaren yalnız dört büyük müctehidin içtihat ve usulleri kaydedilmiş fıkıh ve usûl-i fıkıh kitapları yazılmıştır. Bundan sonra sorulan sualler bu kitaplara göre cevaplandırılmıştır. Zamanla âlimlerin fıkıh kitaplarına göre verdikleri cevaplar derlenerek fetva kitapları yazılmıştır.

Bunların yanında sultan tarafından emir ferman ve kanunnameler de çıkarılmıştır. Bunlar meydana gelen hâdiseleri halleden hükümler mahiyetindedir. Padişahların bu nevi hüküm verme hususunda mesnetleri dayanakları yine İslâm hukukudur. İslâm hukuku lüzum görüldüğünde padişaha hüküm vermek selâhiyeti vermiştir. Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîfte ulülemre itaat emredilmiştir. Bu sebeple padişahlar zaman zaman kamu yararını ve devlet işlerinin düzenli yürütülmesini dikkate alarak hukakun çeşitli mevzularına ait kanunlar koymuşlardır.

Nitekim pazardaki bac vergisinin miktarı timarlı sipahilerin hak ve vazifeleri kıyafet ve sikke meseleleri padişahın emir ve fermanları ile tanzim edilmiştir. Bu düzenlemelerde muhitlerin dine muhalif olmayan örf ve âdetleri de önemli rol oynamıştır. Bu husus emir ve fermanları bir araya toplayan kanunnâme mecmualarının baş tarafındaki; “Yüce İslâm kanununa uygunluğu görülüp şimdi bile geçerli kanun ve İslâmî meseledir” ibaresinden de açıkça anlaşılmaktadır. Kemalpaşazâde’nin bir fetvasındaki; “Şer’an câiz değildir ve hem men olunmuştur. Cânib-i sultandan” ifadesi İslâm hukuku ile kanunnâmeler arasındaki uygunluğu gösterir. Osmanlı için böyle bir uygunluk mecburîdir. Çünkü devletin temeli İslâmı yaşama ve yayma gayesi üzerine kurulmuştur.

Osmanlı padişahlarının İslâm hukukunun dışında olan örfe dayanarak yaptığı düzenlemeleri İslâm hukukunun dışında görmek ve Osmanlının İslâm hukukundan ayrı bir de örfî hukuk tatbik ettiğini söylemek mümkün değildir. Çünkü İslâm esaslarına muhalif olmayan her tasarruf dinîdir ve dine uygundur. Bunun içindir ki Osmanlılarda hâkim mevkiinde olan kadılar fıkıh ve fetva kitapları yanında padişah tarafından çıkarılan emir ferman ve kanunnâmelere de hükümde kaynak olarak müracaat etmişlerdir.

İlk Osmanlı kanunnâmeleri kanun tekniği ve bünye hususiyetleri bakımından mücerret ve umumî bazı hükümlerin sistemli bir tarzda tasnif ve tertipleri suretiyle meydana gelmiş değildi. Bunlar daha ziyade muayyen zaman ve mekânlarda ortaya çıkan hâdiselerle ilgili emir ve fermanlardan ibaretti. Ayrıca bütün Osmanlı memleketlerine mahsus umumî kanunlar olmayıp her yerin örf ve âdetlerine göre düzenlenmiş hususî kanunlardı. Zaten Osmanlı Devleti'nde idarî malî mevzuatta bölgelere göre her biri ayrı bir teşkilât ve nizamla idare edilen ve çeşitli imtiyaz ve muafiyetlere sahip bulunan zümreler vardı. Bunlara ve vakıflar şeklinde idarî-malî bir takım muhtariyetlere ve her biri kendi hususî statüsüne göre idare edilen teşekküllere hükmeden bir ülkede umumî bir teşkilât ve idare kanunu tertip etmeye ve bunu herkesin eline vermeye imkân yoktu. Bu sebeple Osmanlıların İslâmiyet'e uygun olmak şartıyla meselâ Macaristan’da fethedilen memleketler ile Adalar'da Mısır’da Âzerbaycan’da veya doğu vilayetlerinde hemen fetihten sonra uyulacak kanunlar kaleme alınırken o memleketlerde öteden beri geçerli örf ve âdetler ile birlikte bir kısım eski nizam ve kanunların da değiştirilmedikleri dikkati çekmektedir. Bilhassa bir kısım Türk-İslâm devletlerinden fethedilen ülkelerde bazen eski kanunların hiç değiştirilmeden aynen ve eski isimleri ile muhafaza ve tatbik edildiği sadece sonradan sokulmuş ve İslâmiyet'e aykırı bid’atlerin ayıklanarak atıldığı görülmektedir.

Denilebilir ki Osmanlılar fethettikleri memleketlerdeki örf ve âdetler ile halkın alışık olduğu vergi şekillerine uzun müddet riayet etmişler ancak lüzum duyuldukça onları yavaş yavaş tadil ve ıslah etmek suretiyle bütün ülke için umumî ve müşterek bir nizama doğru yükselmek imkânını bulmuşlardır. Yine bu siyaset sayesinde hakimiyetleri altına aldıkları ülke halkının gönlünü fethetmişler ve onları İslâmiyet'e daha kolay ısındırmışlardır.

İlk zamanlarda emir ve fermanlar çıkarmak suretiyle mahalline gönderilen kanunlar Fatih Sultan Mehmed zamanında Kanunnâme-i Âl-i Osman adıyla tedvin edilmiştir (derlenmiştir). Nitekim Kanunnâme’nin hemen başında yer alan; “Bu kanunnâme atam ve dedem kânûnudur ve benüm dahî kânunumdur” ifadesi bunun açık delilidir. Fatih kanunnâmesi üç kısımdan teşekkül etmekteydi. Birinci kısım devlet ileri gelenlerinin teşrifattaki yerlerine padişaha kimlerin arzda bulunabileceklerine kadıların mertebelerine; ikinci kısım saltanat işlerinin tertibine yani dîvân hasoda teşkilâtına ve saray hizmetkârlarının bayramlaşma merasimlerine; üçüncü kısım ise suçlar ve karşılıkları ile mansıp sahiplerinin gelirlerine dair bilgileri ihtiva ediyordu. Son kısımda ayrıca gayrimüslim devletlerin verecekleri yıllık vergiler ile devlet görevlileri ve hanedan mensuplarına dair lakap örnekleri bulunmaktadır.

Diğer taraftan arazi ile ilgili kanunnâmeler umumî nüfus ve arazi tahrir defterlerinin baş kısmında yer alıyordu. Burada Osmanlı Devletinde yazıldığı yöre ile ilgili toprak işçiliğinin organizasyon şekilleri toprakların ve o toprağı işleyen reâyânın hukukî statüleri vergi sistemleri ve çiftçileri ilgilendiren çeşitli vergilerin önem ve mahiyeti belirtilmekteydi.

Halkın eşya ve yiyecek fiyatlarının tespit ve teftişi hususlarını tayin eden ihtisab kanunnâmeleri ise padişahın emri üzerine alâkalı zümre temsilcilerinin katılmasıyla mahallinde yapılan tetkiklere ve esnafın âdet ve nizamlarını tespit için vaktiyle verilmiş fermanlara dayanarak düzenlenmiştir. Kanunnâmede alışverişlerle alâkalı olarak narhın herkesi ilgilendirmesi sebebiyle ferman çıkmadıkça fiyatların yükselip düşürülemeyeceği üzerinde durulmaktadır. Narh söz konusu edilirken sadece tayin edilen fiyattan satmak değil bunun yanında kalitenin de bozulmaması lazım geldiği hususuna dikkat çekilmekte; fiyata riayet etmekle beraber; sanatına hile katan gramajı düşüren veya özellikle ekmeği çiğ çıkaranların affedilmeyip cezalandırılmaları istenmektedir. Bilhassa halkın huzur içinde yaşayabilmesini temin eden şartlardan birinin çarşı pazarın intizamına bağlı bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Bu yüzdendir ki Osmanlılar çok önem verdikleri narh müessesesinin kontrolünü sadrazamın vazifeleri arasına almışlardır.

Fatih Sultan Mehmed İkinci Bayezid ve Yavuz Sultan Selim Han zamanlarında düzenlenen kanunnâmeler Kanunî Sultan Süleyman zamanında en mükemmel şeklini almıştır. Bu kanunnâme de Fatih Kanunnâmesi gibi üç bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde ceza kanunları genişletilmiş ve sistematik bir şekilde düzenlenmiştir. İkinci bölüm sipahilerin yükümlülüklerine ve sipahilerle ilgili kanunlara yer vermiş sipahilerin reâyâ üzerindeki haklarıyla onlardan alacakları vergiler has ve timar arazilerinden alınan baçlar yayalarla müsellemlere ilişkin kanunlar da bu bölümde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise reâyânın hak ve görevleriyle toprakların kullanımına dair hükümler ve askerlik vazifesi yapan reâyânın özel kanunları vardır.

Bu kanunnâmelerin yanında zamanın padişahının emirleri ve muhtelif kanunların bir araya getirilmesi suretiyle teşkil olunan kanunnâmeler de görülmektedir. Ancak bu kanunnâmeler tatbikatta müracaat edilen asıl kanun metinleri olmaktan uzaktır. Bunlar devlet dairelerinde tatbik edilmek üzere resmen tanzim edilmiş bir kanunlar mecellesinin aslı olmayıp Osmanlı devlet teşkilâtı hakkında umumî bir fikir vermeye yarayacak derlemelerden ibarettir. Ancak bazen bunlar bir kanunnâme sureti de olabilmektedir.

Bu arada bazı kanunnâmeler de asıl metni teşkil eden hükümlerin fetva şeklinde birer misal ile izah edildiği de görülmektedir. Bunlar arasında bilhassa Şeyhülislâm Ebüssuud Efendi'ye ait olup mîrî arazi rejiminin esaslarını tespit ve izah eden fetvalar çok önemlidir.

Padişahlar bu kanunları düzenlerken mutlak olarak dîvân üyeleri ile istişâre etmişlerdir. Ayrıca şeyhülislâmın da tasdikinden geçirilmiştir.

Bu durum devletin zayıfladığı ve dış baskılarla ilan edilen Tanzimat Fermanı'na kadar düzenli bir şekilde devam etmiştir. Tanzimat'tan sonra Osmanlı ülkesindeki ecnebî davalarının şer’î mahkemelerde görülmesine karşı çıkılınca batılı devletlerin baskısı ile yabancıların davalarının halledilmesinde esas olmak üzere bazı tadiller de yapılmıştır. Hattâ bunun için Avrupaî kanunların tercüme edilmesini teklif edenler olmuştur. Cevdet Paşa ve taraftarları bu kanunların Osmanlı Devletinin bünyesine uymadığını söyleyince kabul gören bu fikir neticesinde devrin âlimlerinden müteşekkil bir heyet; Metn-i Metîn ve Arazi Kanunnâmesi'ni (bilâhare Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye’yi) hazırlamıştır. Bunların yanında 1840 ve 1850-51 tarihli ceza kanunları İslâm hukukuna uygun olarak hazırlanan kanunlar grubunu teşkil eder. Bununla beraber 1850 tarihli Ticaret Kanunnâmesi 1858 tarihli Ceza Kanunnâme-i Hümâyûnu gibi kanunlar ise batılı kanunların değiştirilmesi ile hazırlanmışlardır.
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
devletinde, kanunname, osmanli

Seçenekler
Stil


Saat: 22:14

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,