ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Tarih


Batı Trakya Türk Tarihi


Batı Trakya Türk Tarihi

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Tarih Forumunda Bulunan Batı Trakya Türk Tarihi Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Batı Trakya Türk Tarihi Batı Trakya, MÖ.2000 yıllarından beri üzerinde yaşanılan bir bölgedir.Bölgenin en eski halkı,Hint-Avrupa kökenli bir halk olan ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 27 Aralık 2014, 21:32   #1
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart Batı Trakya Türk Tarihi

Batı Trakya Türk Tarihi

Batı Trakya, MÖ.2000 yıllarından beri üzerinde yaşanılan bir bölgedir.Bölgenin en eski halkı,Hint-Avrupa kökenli bir halk olan Trak'lardır.MÖ:7.yüzyıldan itibaren bu bölge sırasıyla Pers,Yunan ve Makedonya uygarlıklarının egemenliğinde yaşamış,bundan sonra MÖ:335 yılına kadar Trakya Krallığı hüküm sürmüştür. Daha sonra Batı Trakya,Roma ve Bizans imparatorluklarının egemenliği altında yaşamıştır.Osmanlı devleti bölgeyi 1354 yılında fethetmiş ve burada 559 yıl hüküm sürmüştür.Ancak bölgede Türk varlığının,Balkanlara MÖ 2.yüzyılda ulaşan istik Türklerinin ve Ortaasya'dan batıya göç eden kavimlerin gelişiyle başladığı bilinmektedir. Hun Türkleri MS 4. yüzyılda Avar Türkleri 5.yüzyılda,peçenekler 9.yüzyılda ve Kuman Türkleri II.yüzyılda buraya yerleşmişlerdir.Batı Trakya'daki bu Türk kavimleri Osmanlıların Balkanları fethi sırasında faydalı olmuşlardır.Hatta Balkanlarda konuşulan Slav dilinde "yardımcı"anl***** gelen"pomaga"veya"pomagadiç"kelimelerinden gelişen pomak ismi,Balkanların fethi sırasında Osmanlı Türkleri tarafından Kuman Türklerine verilen isimdir. yurtlarından ayrılıp batıya yönelen Hunlar,MS 4. asrın ortalarında Alan ülkesini ele geçirerek Doğu Gotlar'ı hakimiyetleri altına aldılar.Daha sonra Tuna'yı aşarak Trakya'ya kadar ilerlediler.Hun hükümdarı Rua zamanında Doğu Roma'yı haraca bağlayan Hunlar,Atilla'nın Bizanslılarla yaptığı savaşlarda Singudunun(Belgrad),Naisus(Niş),Philippopolis (Filibe) gibi 70 kadar Bizans şehrini topraklarına dahil ettiler.453'de Atilla'nın ölümünden sonra Avrupa'da kalan Hunların bir kısmı sonradan gelen Avarlar'a katılmış,diğer bir kısmı da Slav ve Germenlerle karışmışlardır.Ancak şu kadarını belirmek lazım gelirse Keltler İllirler ve Traklar,buralara Hunlardan da önce gelip yerleşmişlerdir.Hunların batıya gittikleri yolu izleyen Avar Türkleri,Batı Rusya ve bugünkü Polanya'nın Pripet,Dinyeper ve Dinyester bataklıklarında yaşayan Slavları da önlerine katarak Balkanlara inmişler,böylece Balkanların büyük ölçüde Slavlaşmasına sebep olmuşlardır. Daha sonra bölge,Türk soyundan olan Bulgarlar ve Macarların istilalarına maruz kalmış,Bulgarlar XX.yüzyılda batıda Morova suyuna,Sıbistan'a;Güneyde ise Makedonya'ya kadar uzanan topraklarda siyasi varlık göstermişlerdir.Macarlar ise MS 896'dan itibaren peçenek Türklerinin gitmesiyle Tuna ve Tisan'ın suladığı ovalara yerleşerek,Bizanslılarla,diğer Türk boylarına karşı ittifak halinde yaşamışlardır. Türklerin Oğuz kolundan olan Peçenekler Bizans'a karşı yaptıkları savaşlarda defalarca Tuna'yı geçmişler,Makedonya'ya,hatta sırbistan ve Bosna-Hersek'e,kadar gelmişlerdir.Ancak XII.asırlarda benliklerini yitirmeye başlamış ve bir müddet sonra da tamamiyle Macarlaşarak silinmişlerdir.Aynı yüzyıllarda Kumanlar(Kıpçaklar) da Doğu Avrupa'da devlet kurmuşlardır. Bulgar Türkleri,Hristiyanlığı kabul edip Bizans Ortodoks Kilisesi'ne tabi olduktan sonra,zamanla Slavlaşmışlar ve X.asırda lisanlarını tamamen unutmuşlardır.Macarlar ise,Bulgar Türklerinin akibetine uğramamak için Hristiyanlığın katolik mezhebini kabul ederek,Kuman (Kıpçak) Türkleri ve diğer türk kabilelerine karışmışlardır. "Kuman-Peçenek"Türk Fderastonu'nun M.1091'de yıkılmasından sonra,Trakya ile Rodoplar,Makedonya ve Bulgaristan'ın dağlık bölgelerinde kalmış olan Kumanlar,Osmanlı Türklerinin Balkanları fethetmelerine kadar,"Şaman"dinine mensup olarak yaşamışlardır.20 Ağustos 1389 M.(791 H.)tarihinde meydana gelen Birinci Kosava Savaşı'nı müteakip kendi arzularıyla islamiyeti kabul etmişlerdir.

Osmanlı Türklerinin Batı Trakya'yı fethi;
Türklerin güneyden Rumeli'ye geçişleri,ilk olarak Osmanlılardan önce,Aydınoğlu Umur Bey tarafından gerçekleştirilmiştir.Bizans İmparatorluğu tacı için,III.Andranikos'un ölümü üzerine başlayan çekişmeden büyük demostik (İmparatordan sonra gelen kara ordu komutanı) Kantakuzen'e yardım etmek üzere donanmasıyle Rumeli'ye geçti. Umur Bey,1344'yılına kadar Kantakuzen'e yardım etti.Ancak,bu tarihten sonra Kantakuzen,Umur Bey'in de tavsiyesine u***** Osmanlı padişahı Orhan Gazi'ye kendisine yardım etmesi için başvurdu.Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa,kumandasındaki 20.000 kişilik Türk kuvvetlerini Rumeli'ye geçirdi.Bu kuvvetler Edirne'nin geri alınması için Kantakuzen'e yardım etmişler,geri dönüşlerinde Çimpe (Çimpi) Kalesi'ne bir miktar kuvvet bırakmışlardır.Daha sonra Gelibolu şehir ve limanını alarak Rumeli'de yerleşmek için bir köprübaşı elde etmiş oldular. Osmanlı Türklerinin Gelibolu'ya yerleşmeleri,Avrupalıların dikkatlerini çektiysede,Balkanların durumunun karışık olması Türklerin işini kolaylaştırdı.Malkara,Tekirdağ ve Bolayır alındıktan sonra,Avrupa devletleri ve Bizans tarafından yapılacak bir müdahale ihtimali de göz önüne alınarak Anadolu'dan bu bölgeye Türk ve Arap göçmenleri getirilmiş,Gelibolu ve Marmara sahillerine yerleştirilmişlerdir. Süleyman Paşa'nın ve Orhan Bey'in vefatlarıyla,şehzade Murat Bey'in Bursa'ya dönüşü,Rumeli'deki fetih hareketlerini büyük ölçüde aksatmış,Bizanslılar ileri bir yürüyüşle Malkara ve Çorlu'yu geri aldıkları gibi ,Marmara sahillerini de elde etmeye çalışmışlardır.Osmanlı Padişahı'nın başlarında olmadığı bir anda Rumeli'deki kuvvetlere kumanda eden Lala Şahin Paşa,Hacı ilbey ve Evranos Beyler,Bizanslılara karşı şiddetle mukavemet ederek,Rumeli'de çıkması muhtemel bir paniği önlemişlerdir. I.Murat Anadolu'da işleri yoluna koyup,Balkanlarda tekrar fetihlere başladığı sırada,buralardaki siyasi durum,Osmanlı ilerlemesini kolaylaştıracak vaziyette idi.Sırp hükümdarı Duşa'nın ölümünden sonra Sırbistan prensleri birbirleriyle mücadele ederken,Bulgarlar ve Rumlar da dahili mücadele içerisindeydiler.Latinler ise yukarıda saydığımız unsurlarla daimi anlaşmazlık halindeydiler.Kuzeyde Macar Kralı Büyük Layoş'un,güneyde Venediklilerin Katolikliği,Ortodoks Balkanlara zorla kabul ettirme teşebbüslerini,bu bölgenin yerli halkı benimsemiyordu.Bu durum ,adalet ve vicdan hürriyetine büyük bir titizlik göstern Osmanlıların yerli halkın sempatisini kazanmasına sebep olmuş ve fethi kolaylaştırmıştır. Daima ilerleyen ve ilk önce bir uç beyliği olarak kurulan Osmanlı devleti, I.Murat'tan itibaren düzenli ordularla ve Lala Şahin Paşa,Evranos Bey,Hayreddin Paşa gibi değerli kumandanlar sayesinde,Ferecik'ten başla*****,Gümülcine,İskeçe,Drama,Kavala,Serez ve Karaferya kasabalarınıda eline geçirerek Batı Trakya'nın tamamını fethetmiştir (1363-1374).Batı Trakya'ya 1363 yılından önce de Anadolu'dan bazı Müslüman Türk boylarının gelip yerleştiğini biliyoruz.Gümülcine Kırmahalle Camii'nin içinde bizzat gördüğümüz (581 H./1185 M.) tarihli bir kabir taşı bulunmaktadır.Bu bölgenin fethinden önce şu veya bu sebeple oraya giden Türklerin bölgede yaşadıklarını göstermektedir.Daha sonra kademe kademe Balakan yarım adasının tamamı fethedilmiş Mora'nın alınması kesin olarak gerçekleşip,Yunanistan'ın Osmanlı topraklarına katılmasıyla fetih hareketleri, Osmanlıların takip ettikleri kademeli fetih politikasıyla 16. asra kadar sürmüştür. Osmanlılar,Balkanlarda feth ettikleri topraklara Anadolu'dan Türk oymakları getiriyor,bu topraklardaki şehir ve kasabalara yerleştiriyorlardı.Osmanlı döneminde Rumeli'de büyük iskan politikaları izlenmiştir.İlk iskan faaliyeti Sultan Orhan zamanında yapılmış,Karesi halkından bir grup göçebe1357'de Gelibolu çevresine ve daha sonra da Hayrabolu'ya yerleştirilmiştir.Daha sonra I.Murat devrinde, Saruhan bölgesindeki yörükler Serez bölgesine yerleştirilmiş,ayrıca 1400'yılında Menemen ovasında bulunan yörükler Filibe'ye sürülmüşlerdir.Teselya'nın fethinden sonra buraya da önemli sayıda yörük kavimleri yerleştirilmiş,Osmanlıların Yenişehir olarak adlandırdıkları bugünkü Larissa şehri kurulmuştur.Ayrıca,Tanrıdağı (Karagöz) yörükleri 1453 ile 1642 arasında Demirhisar,Kelmeriye,Drama,Kavala,Sarışaban,Çağlay ık,Yenice-i Karasu, Gümülcine, Eğrican, Dimetoka, Ferecik ile Doğu Trakya ve Bulgaristan'a,Selanik yörükleri Makedonya ve Teselya'ya;Ofçabolu yörükleri Manastır,Kosova,Bulgaristan ve Dobruca'ya;Vize yörükleri Doğu Trakya ile Dimetoka ve Hasköy'de iskan edilmişlerdir.Bu oymakların Rumali'de çoğalmaları ve geniş alanlara yayılmaları,Osmanlı Devletinin bu bölgede yaşayan halka yönelik kanun ve nizamnameler çıkarmasına sebep olmuştur.Osmanlı Devleti buralardaki yerli aristokrasiyi kendi askeri sınıfı içerisine alamaya çalışmış,Ortodoks Metropolit ve piskoposlarına tımar tahsis etmiş,önemli manstırların imtiyazlarını onaylamış,birçok şehirlerin eski imtiyaz ve vergi muafiyetlerini devam ettirmiştir.Osmanlıların Balkanlardaki fetihleri sırasında yerli halkın Osmanlı idaresini tercih etmesi,bu fetihleri kolaylaştıran bir faktör olmuştur.

Batı Trakya'da Osmanlı gücünün zayıflaması:
Kanuni Sultan Süleyman devrinde zirveye ulaşan Osmanlı Devleti, 16.asır sonlarında gerilemeye başlamış ve 17. y.y.'da "Köprülülerin" idaresinde son kalkınma hamlesini yaptıktan sonra ,1682 yılında başlayan harpte Avusturya ve müttefiklerine yenilerek,Karlofça barış antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştı (24 Recep 110 H./ 26 Ocak 1699 M. ).Osmanlı Devleti için bir dönüm noktası sayılan bu antlaşmayla,Avusturya,Venedik,Lehistan ve Rusya'ya ilk defa olarak büyük bir toprak parçası terkedilmiş;böylece Osmanlı askeri gücünün düşman karşısında zayıfladığı ortaya çıkmıştır.Osmanlı Devletinin zayıflamasından istifade etmek isteyen Rusya,Çar I.Petro'dan itibaren sıcak denizlere inmek amacıyla Balkanlarda askeri harekata başlamıştır.1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Osmanlı Devletindeki Ortodoksların himayesini ele alarak Karadeniz'den Ege'ya kadar olan bölgelerde etkisini arttırmıştı.Bu tarihten itibaren 18. yüzyıl sonuna kadar meydana gelen gelişmeler,Rusya'nın Osmanlı Devleti karşısındaki tehdit ve baskısının daha da artmasına sebep olmuştur. 1789 Fransız ihtilali ile güçlenen milliyetçilik fikirlerinin Osmanlı Devletinde yayılmasıyla çıkan Sırp (1804-1817 )ve Yunan (1815-1830 ) isyanları,1814'te Etniki Eterya Derneğinin kurulmasıyla başlayan Yunan bağımsızlık hareketi,Osmanlı'nın ,bölge siyaseti içindeki zayıflamam sürecini hızlandırmıştı.Yunanlıların 1821-1829 yılları arsında Osmanlı Devletine karşı giriştikleri mücadelede Rusya,Yunanlıları desteklemiş,Fransa ve İngiltere'de Rusya'nın Yunanistan üzerinde tek başına hak sahibi olmasını engellemek için yine Yunanistan'ın yanında yer almışlardı.Rusya'nın, 1806-1812 yılları arsında yürüttüğü savaş sonucunda imzalanan Bükreş Antlaşmasıyla Eflak-Boğdan ve Beserabya'yı işgalinden sonra,Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yapılan 1828-29 savaşı neticesinde imzalanan Edirne Antlaşmasıyla (14 Eylül 1829 ) Sırbistan ve Eflak-Boğdan'a geniş ölçüde muhtariyet verilmişti.Aynı yıl içinde daha önce,İngiltere,Fransa ve Rusya arasında Londra'da imzalanan bir protokolle Yunanistan'ın bağımsızlığı öngörülmüş,bu karar yine Edirne Antlaşmasıyla Osmanlı Devletine kabul ettirilmişti.Edirne Muahedesi Yunanistan'a istiklal kazandırmışsa da Rusya'ya hiç bir fayda sağlamamıştı.Bu yüzden Türk düşmanlığını milli bir siyaset haline getiren Ruslar,Balkan milletlerini tahrikle Osmanlı Devletinin başına çeşitli gaileler çıkartmaktan geri kalmıyorlardı.Bu hareketler sebebiyle 1853 yılında çıkarılan "Kırım Harbi"nde İngiliz ve Fransızlar da Osmanlı yanında yer almalarıyle Ruslar feci bir mağlubiyete uğramışlar ve 1856'da imzalanan"Paris Muahedenamesi"yle,iki tarafın da Karadenizde tersane kurması ve donanma bulundurması yasaklanmıştı.Bu gelişmeler yanında Rumeli'de çıkan isyanlar,Rusya ve Avrupa devletlerinin müdahaleleri ve bölge halklarının Osmanlı idaresine bağlılıklarının azalması,Rumeli'de ve dolayısıyla Batı Trakya'daki Türk varlığının gerilemeye başlamasında bir dönüm noktası olarak kabul edilebilecek olan 1877-78 Osmanlı-Rus savaşını hazırlayan unsurlar olmuştur. "93 Harbi"olarak da anılan 1877,1878 Osmalı-Rus savaşında yaşanan yenilgi,Balkanlarda yaşayan Türkler ve hatta bütün bölge halkı için,çatışmalar,yağmalar,toplu katliamlarla dolu acı bir kaderin başlangici olarak görülebilir.Çünkü bu yenilgiden sonra Rus askerlerinin ve Bulgar çeteçilerin, daha sonraki tarihlerde Yunanlıların,Sırpların ve Osmanlı'nın çöküşünden yararlanarak Balkanlar üzerinde hak iddia eden bütün güçlerin oyunlarıyla bu bölge artık,huzursuzluk ve baskılar altında durmak bilmeyen bir mücadele ve çaresizlik içinde yaşanan bir yıkılma sürecine girmiş oluyordu. Ayestefanos Antlaşması sonrasında Osmanlı Devleti'nin elinden çıkan topraklarda Rusların ve Bulgarların idaresi altında kalmış olan Türkler,Ayastefanos Antlaşmasını tanımadıklarını belirten eylemlere ve ayaklanmalara başladılar.Antlaşmanın imzalanmasından kırk gün sonra,Rodop sıradağlarının kuzeyinde,Çirmen yakınlarında, Türklerle Kazak süvarileri arasında ilk silahlı çarpışmalar meydana geldi.Bundan sonra ayaklanmalar,bütün Doğu Rumeli ve Rodop'larda birçok yere yayıldı.Rodop dağlarına sığınan Türkler,önce Rus orduları Başkomutanı Grandük Nikola'ya başvurmuş,yapılan zulümlere bir son verilmesini istemişler,ancak bu müracaatler dikkate alınmamıştı.Süleyman Paşa komutasındaki Türk kolordusu mensupları,Rus kuvvetleri tarafından yenildikten sonra, arta kalan Osmanlı askerlerini de aralarına alıp ellerine geçirdikleri birkaç topla kendilerini müdafaaya devam etmişlerdir.Rus kuvvetleri,Bulgar çeteleriyle birlikte ayaklanmaları bastırmaya çalışmış,arazinin elverişsiz olması nedeniyle başarılı olamamıştır.Türklerin ayaklanmaları ve mücadeleleri,Ruslar için büyük bir problem haline gelmiştir. Bu mücadeleler devam ederken,Türklerin ileri gelenleri de yardım elde etmek amacıyla Babıali'ye başvurularda bulunuyorlardı.Türklerin milletvekilleri Abdullah Efendi ve Hacı Halil Efendi tarafından derlenen ve Trakya'lı milletvekilleriyle köy meclis üyelerinin imzalarını taşıyan bir muhtıra,Padişah II.Abdülhamid'e ve İngiltere'nin İstanbul Sefiri Layard'a gönderilmiş,muhtırada; "Rusya'nın Rumeli'ye tecavüzünden beri Ruslar ve onlara öncülük eden Bulgarlar , Türklere türlü eza ve cefalarda bulunmuşlar....akıl ve hayale sığmayacak,insanlığa yakışmayacak hareketlerde bulunmuşlardır." denilmişti.Rodop Türkleri'nin Osmanlı hakimiyetinden hiçbir ülkenin hakimiyetine girmeyeceklerini,Rus ve Bulgar ordularına karşı kanlarının son damlasına kadar mücadelelerini sürdüreceklerini belirten Türk ileri gelenleri,Osmanlı Padişahından silah ve cephane istemiş ve bu cephanenin Rodop Türklerinin savaşı kazanmalarına yardımcı olacağını bildirmiştir.Ancak Padişah Rodop Türklerinin bu isteklerine karşı hiç bir yardımda bulunamamıştır.Rodop Türkleri ise mücadeleyi daha düzenli bir şekle dönüştürmüştür,Osmanlı tarihinde ilk Türk Muvakkat Hükümeti'ni kurarak mücadelelerini siyasi bir organizasyon içinde sürdürmüşlerdir. Bu hükümet,bir kaynağa göre 16 Mayıs 1878, diğer bir kaynağa göre ise 4 Mart 1878 tarihinde,Sultanyeri kazasının karatarla köyünde kurulmuştur.Hükümetin dört kişilik bir kurucular heyeti (Ahmet Ağa Timirski,Hacı İsmail Efendi,Hidayet Paşa ve Kara Yusuf Çavuş ) ve otuz kişilik bir temsilciler meclisi bulunuyordu.Aşağı yukarı dört milyon Türkün yaşadığı bir bölgenin hükümeti durumundaydı. Rodop Muvakkat Türk hükümeti Bulgar istilalarına karşı sekiz sene süreyle çetin bir savaş vermiş,Balkanları savunmuş olan Süleyman Paşa ve Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa ordularının,silah ve diğer mühimmatından yararlanmışlardır.Rus ve Bulgar istila saldırılarına karşı Rodopları başarıyla savunan Türk kuvvetlerinin sayısı,değişik kaynaklarda çok farklı olarak gösterilmiştir.Herhalde eli silah tutan bütün Türkler gerektiğinde savaşa katıldıklarına göre,zaman zaman,çeşitli sahalarda kullanılan bütün Türk kuvvetlerinin sayısı onbinle yirmi,yirmi beş bin arasında tahmin edilebilir. Osmanlı Devleti,birçok çephede uğramış olduğu ağır yenilgilerden sonra,Doğu Rumeli'de Türklerin yürüttükleri savunmayı destekleyecek durumda değildi.Tamamen bölge Türkleri tarafından verilen bu mücadele sırasında,Rodop Türkleri ,artan yağma,cinayet,soygun gibi eylemlerin önüne geçebilmek için direniyorlardı.Silahlı milis kuvvetleri,gerilla saldılarıyla işgalci kuvvetlere ağır darbeler vuruyor,daha sonra dağlara sığınıyorlardı.Rodop kahramanlarının başında bulunan Kara Yusuf Çavuş ile Hidayet Paşa (İngiliz asıllı Sinclair) ilk günlerde uyum içinde olmuş fakat sonraları Hidayet Paşa'nın ayrılmasıyla Rodop kuvvetleri ikiye bölünmüştü.Mücadelenin kritik bir safhasında meydana gelen bir olay karşısında Rodop Türkleri yine bir baş altında birleşmişlerdir.Bu mücadeleler sürerken Rodop dağları Bulgaristan'ın Filibe ve Kırcaali ovalarıyla Batı Trakya arasında bir sınır oluşturmaktaydı.Bulgaristan'ın kuzeyinden ve Romanya'daki Osmanlı hakimiyetindeki bölgelerden göç eden Türkler Rodoplarla bu dağların güneyindeki Gümülcine,iskeçe ve diğer illere sığınmışlardır.Rodop Türklerinin milisleri savaşırlarken,bu göçler de devam etmiştir.Halk Bulgar ve Rus idaresinin tüm çağrılarına rağmen silahlarını teslim etmemiş,milis kuvvetlerine katılmıştır. Rodop Muvakkat Türk hükümeti bu mücadeleyi sürdürürken bir tarftan da Osmanlıların desteğini sağlamaya çalışıyordu.Ancak Osmanlı Devleti'nden yardım alamayan Rodop Türkleri,güçlerin tükenmesi sonunda,yenilgiye uğradılar.Yenilgide,aynı dönemde bölgede başgösteren kolera salgının da payı olduğu,durumu daha da güçleştirdiği düşünülebilir. O tarihlerde yıkılan köylerin harabeleri bugün Batı Trakya'da görülebilmektedir. Batı Trakya ve Rodoplar'daki bu Türk ayaklanması Avrupa devletlerinin de dikkatini çekmiş ve Ayastefanos Antlaşması'nı değiştiren 13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması'yla Şarki Rumeli imtiyazlı vilayetinin kurulmasında hiç şüphesiz etkili olmuştur.Bu vilayetin kurulmasıyla bir dereceye kadar rahatlayan Türkler vilayetin 1885'te Bulgaristan'a ilhakından sonra yeniden ayaklanmışlar ve sonunda Osmanlı Devleti'ne katılmaya muvaffak olmuşlardır.Balkan Harbi sonunda Batı Trakya Bükreş Muahedenamesi'yle (10 Ağustos 1913 ) Bulgaristan'a bırakıldı.Türkler üzerindeki Bulgar baskısı günden güne arttı.Bunun üzerine Edirne'ye çekilmiş olan Türk akıncı müferzelerinden umum çeteler kumandanı Eşref Kuşçubaşı 116 kişilik bir gönüllü grubu ile Batı Trakya'ya girdi ve Bulgarlar'a karşı oradaki Türkler'i organize etti.Eşref Kuşçubaşı ve 116 kişilik grubu 15-19 Ağustos 1913 tarihlerinde Batı Trakya içlerine doğru ilerleyerek karşılaştığı Bulgar çeteleri ve askeri birliklerini yenmiş,Koşukavak,Kırcaali ve Mestanlı kazalarını ele geçirmiş,ve buralarda hükümet reisleri tayin ederek asayişi sağlamıştır.Ancak harekat,Sol Cenah Erkan-Harbiye Reisi Kaymakam Enver Bey'in,Eşref Bey'e telgrafla verdiği şu emirle durduruldu:"Koşukavak'tan daha ileri gitmenize muvafakat edilmiyor."Fakat üst makamların müfrezenin olduğu yerde durması için verdiği bu emir,kesin bir ifade taşımıyor,ve müfrezenin esas amiri olan Enver Bey'in şahsi fikrini belirtmediğinden,müfrezenin bundan sonraki hareketi için açık bir kapı bırakıyordu.Bunun üzerine Eşref Bey,bu üç kazadan daha da ileriye gidebilmek,yani bütün Batı Trakya'yı işgal edebilmek için yeni kuvvetler sağlamak ve Enver Bey ile bizzat görüşmek için 22 Ağustos'ta Ortaköy'e gitmiş ve burada Enver Bey ile yaptığı görüşmede,bütün Batı Trakya'nın işgali üzerinde karara varılmıştır.Bundan sonra,Batı Trakya'daki işgal hareketinin yeni bir merhalesi başlamış oluyordu.Enver Bey-Eşref Bey görüşmesinden hemen sonra Batı Trakya'ya geçen gönüllü subay ve erler,31 Ağustos 1913'te Gümülcine,1 Eylül 1913'te ise İskeçe'yi işgal ettiler.Bundan hemen sonra,Meriç'in batısında,Sofulu ve Fereçik civarlarında,Bulgar kuvvetleriyle Türk kuvvetleri arasında 22-23 Eylül tarihlerinde sert ve kanlı çarpışmalar oldu.Bu çarpışmalar neticesinde Bulgarlar,Yunan işgalinde bulunan Dedeağaç'a sığınmak zorunda kaldılar.Böylece Türk kuvvetlerinin Batı Trakya'daki işgal sahası genişlemiş oluyordu.

Garbi Trakya Hükümeti;
Garbi Trakya Hükümeti Muvakkatesi ve daha sonra Garbi Trakya Hükümeti Müstakilesi,Batı Trakya'nın tarihinde,ortaya çıkışı ve yok oluşu bakımından önemli ve ibret verici bir tarihi vakadır.Gümülcine'nin ele geçirilmesinden sonra burada,Hoca Salih Efendi başkanlığında Garbi Trakya Hükümeti Muvakkatesi kurulmuş,bir de,Salih Hoca'dan başka Raif ve Halit Bey'lerle daha eski bazı memurlardan kurulu bir Garbi Trakya Muvakkat Hükümet Heyeti meydana getirilmişti.Garbi Trakya Hükümeti Muvakkatesi'nin üstünde Garbi Trakya Hükümeti İcraiyesi,bunun başında ise,aynı zamanda Erkan-ı Harbiyei Umumiye Reisi vazifesini görmekte olan Süleyman Askeri Bey bulunmaktaydı.Hükümette yetkiler başta Süleyman Askeri Bey'in,ondan sonra da Eşref Kuşçubaşı ile kardeşi Hacı Sami Bey'in elindeydi.Garbi Trakya Hükümeti Muvakkatesi'nin bayrağı çekilmiş,posta pulu bastırılmış,bütün hükümet teşkilatı faaliyete geçmişti.Zorla dinleri değiştirilmiş olan üç yüz bin Türk'ün tekrar müslümanlığa dönmeleri için din adamlarından meydana gelen heyetler kurularak çeşitli bölgelere gönderilmişti.Süleyman Askeri Bey emrinde bir mülazım olarak Batı Trakya'daki akınlara katılan Fuat Balkan anılarında,köy meydanlarına Bulgarlar tarafından asılmış çanların indirildiğini,işkence ile zorla hıristiyan yapılan Türklerin yeniden kelime-i şehadet getirerek müslümanlığa döndüklerini anlatır.

58 Günlük Batı Trakya Türk Devleti;
Garbi Trakya Hükümeti Muvakkatesi'nin kurulması,gerek Sofya'da,gerekse İstanbul'da endişeye uyandırmıştı.Batı Trakya'daki bu gelişmeleri başından beri olumlu karşılamayan Başkumandanlık Vekaleti,yabancı teşebbüslerin de etkisiyle,Batı Trakya'ya gitmiş olanların memlekete dönmelerini emretti. Buna karşılık olarak, Eşref Bey tarafından Babıali'ye,sabık 10.kolordu kumandanı Hurşit Paşa'ya ve Erkan-ı Harp kaymakamı Enver Bey'e birer sureti gönderilmek üzere verilen 25 Eylül 1913 tarihli cevapta şöyle deniliyordu; "...bu günden itibaren Garbi Trakya Hükümet-i Muvakkatesi altındaki çalışmamızı Hükümet-i Müstakileye tebdil ve ilan,maalesef rabıta-i maddiyemizi Hükümet-i Osmaniyemizden kesmiş olduğumuzu ilana mecbur oluyoruz...Merkezimiz Gümülcine Şehridir.Dedeağaç,İskeçe,Eğridere,Darıdere,Kırcaal i,Koşukavak Şehirlerini ve diğer kaza ve nahiyelerini idare etmekteyiz.Hükümetimiz tam teşkilatla kurulmuştur. ... Kuvvetlerimize ilhak ve hükümetimize iltica eden bazı efrad ve zabıtanın iadeleri Hükümet-i Osmaniye'ce talep edilmekte ise de huku-ı düvel kaidelerine istinaden arz olunur ki Garbi Trakya hükümetiyle Osmanlı Devlet-i Aliyye'sinin yekdiğeriyle muahedelenmiş bu gibi iade-i mücrimin ve bahusus da siyasi mücrimler hakkında bir anlaşma bulunmadığından bu hususun da nazar-ı mütalaeden uzak bulundurulmaması istirham olunur. ... Garbi Trakya Hükümet-i Müstakilesi Riyaseti Eşref." Garbi Trakya hükümet-i Müstakilesi'nin kuruluşu,Batı Trakya'daki halka da yine 25 Eylül 1913 tarihli bir beyannameyle duyuruldu.Bu beyannamede; "...İşte bugünden itibaren muvakkat olarak tevkil eylediğimiz hükümet-i muvakkatemiz Garbi Trakya Hükümeti Müstakilesi n***** tahvil ve ilanı istiklal eylediğimizi bilcümle hükümetlere ve alem-i insaniyete ilan eylemekle fahr-u şeref duyduğumuz ilan olunur..." Müstakil hükümet,kuruluşunu yabancı devletlere de şöyle duyurmuştur; "...Allah'ımıza dayanarak ve benliğimize güvenerek bu günden itibaren islamı,Hıristiyanı,Türk'ü,Bulgar'ı,aynı hukuka malik olmak şartıyle Garbi Trakya Hükümeti Müstakilesi'ni ilan eylemiş olduk." Batı Trakya'nın yöneticileri,o güne kadar işgal edilmemiş olan ve Yunanlıların elinde bulunan Dedeağaç'ı da almaları gerektiğine inanıyorlardı.Bükreş görüşmelerinde Yunanlılar,Bulgarların idaresi altında kalacak olan Rumlara yapılmasını istedikleri muamele hakkında Bulgarlarla anlaşamamışlar, 8-17 Eylül 1913 tarihlerinde İstanbul'da yapılan Osmanlı-Bulgar barış görüşmeleri sırasında bir Osmanlı-Bulgar yakınlaşmasını baltalamak amacıyla,Dedeağaç şehrini ve limanını Batı Trakya hükümetine teslim etmişlerdir.Bundan sonra Yunanlılar,Batı Trakya hükümetiyle temas kurarak Batı Trakya-Yunan sınırı olarak Mesta-Karasu'yu kabule hazır olduklarını ,Bulgarlara karşı kullanılmak üzere Batı Trakya halkına silah ve mühimmat vereceklerini bildirmişlerdir.Gerçekte Yunanlılar bu vaatlerini tutmamış,tersine Batı Trakya üzerinde akeri tedbirler almışlardır.Dedeağaç'ın Garbi Trakya Hükümeti Muvakkatesi'ne geçmesi,hükümetin önemli ve zengin bir ticaret limanına sahip olması demekti.Bu,Garbi Trakya Hükümeti Muvakkatesi'nden,Garbi Trakya Hükümeti Müstakilesi'ne geçiş sırasında,yeşil,beyaz,siyah renklerden meydana gelen ay yıldızlı bayrağın törenle,Gümülcine,İskeçe,ve Batı Trakya'nın diğer yerleriyle beraber Dedeağaç'ta da resmi binalara çekilmesini müökün kılmış, o zamana kadar Garbi Trakya Hükümeti İcraiyesi reisi ve Erekanı Harbiye-i Umumiye Reisi olan Süleyman Askeri Bey,Garbi Trakya Kuvayı Milliye Kumandanı sıfatıyla,Batı Trakya'nın savunması ve Bulgar çetelerinin kovulmasından sorumlu kumandan olarak görev almıştır. Dedeağaç'ın teslim alınmasından sonra hükümet, Samuel Karaso adlı bir museviye resmi Batı Trakya ajansını kurdurmuş, Türkçe ve Fransızca olarak Independant adlı bir gazete çıkarmaya başlamıştı.Maalesef Batı Trakya'da büyük ümitlerle kurulan bu ilk müstakil Türk hükümeti,Bulgarların eline teslim edilerek son bulmuştur. Müstakil hükümetin bayrağı Batı Trakya'nın şehirlerinde dalgalanırken,İstanbul'da Osmanlı Hükümeti ile Bulgar yöneticiler arasında yeni sınırlar üzerinde müzakereler yapılıyordu.Müzakerelerin sonucunda İstanbul Antlaşması olarak bilinen Osmanlı--Bulgar Antlaşması, 29 Eylül 1913'te imzalandı.Yeni sınır, kuzeyde Karadeniz'den, Revza nehrinin ağzından başlayıp Kırklareli'nin kuzeyinde eski sınırdan 50 km.,Edirne'nin kuzeyinde ise 30 km. genişliğinde bir toprak şeridini,Edirne'nin hemen batısında ise 10-15 km.lik yerleri ve Cisri Mustafapaşa'yı Bulgarlara bırakarak Meriç'e iniyor; Mustafapaşa'nın doğusunda Meriç'i geçerek,bu nehrin batısında 25-30 km. genişliğinde bir bölgeyi Osmanlı Devleti'ne bırakarak Sofulu'nun kuzeyinde Meriç'e vardıktan sonra,Ege denizi'ne kadar Meriç boyunca uzanıyordu.
Buna göre,daha önce Türk kuvvetlerince işgal edilmiş olan Mustafapaşa Bulgarlara,Karaağaç ve Dimetoka Osmanlı Devleti'ne kalıyordu.Böylece Batı Trakya,tamamen Bulgarlara kalıyordu.Antlaşmanın Batı Trakya ile ilgili hükümleri şöyleydi;
1. İlan edilecek umumi af,Batı Trakya için de geçerli olacaktır.Bulgar hükümeti tarafından yapılacak ilandan ilandan iki hafta sonra umumi aftan faydalanma hakkı kalmayacaktır.
2. Her iki tarafın elinde bulunup diğer tarafa geçecek yerler,imzadan sonra on günde askerden boşaltılacak ve bundan sonraki onbeş gün içinde diğer taraf memurlarına verilecektir.İmzadan sonraki üç hafta içinde,iki taraf,ordularını dağıtacaktır. "
Buna göre Batı Trakya hükümeti ve bu işte çalışanların da,giriştikleri kurtarma işinden vaz geçerek,en geç 25 Ekim 1913 gününe kadar Batı Trakya'yı Bulgarlara teslim etmeleri gerekiyordu.Bu sonuç,tabiatıyla bütün Batı Trakya'da büyk üzüntüyle karşılanmıştı.Batı Trakya hükümetini ve halkı,Bulgarlara karşı silahlı direnişten vazgeçirmek ve yatıştırmak için İstanbul muhafızı Albay Cemal (Cemal Paşa) Ekim 1913 başlarında Dedeağaç,Gümülcine ve İskeçe'ye giderek Batı Trakya'nın Bulgarlara teslimini sağladı.Batı Trakya hükümetinin ileri gelenleri,Süleyman Askeri,Eşraf Kuşçubaşı ve diğer subaylar İstanbul'a döndüler.Sadece birkaç subay,Türklerle Bulgarlar arasındaki anlaşmazlıkları gidermek için Batı Trakya'da kaldılar.Bunlardan biri olan Üsteğmen Fuat (Balkan) hatıralarında,kendisinin de bu vazife ile İskeçe'de kaldığını ve İskeçe ve havalisini Bulgarlara teslim ettiğini,bir müddet sonra muhtelif yerlerde kalmış bulunan beş zabiti de Bulgarların çeşitli bahanelerle sınırdışı ettiğini anlatmaktadır.Bağımsız Batı Trakya hükümetinin sonu ve bölgenin Bulgarlara teslimi,Cemal Kutay'ın hatıralarında ise şu sözlerle dile getirilmektedir;
" Eşref Bey'in ,Dedeağaç'ta vazifelendirdiği bir Fransız tebası vasıtasıyla temin ettiği terzi Rum kızına ilk örneğini hazırlattı bayrağın siyah kısmı matemi,ay yıldız Türklüğü, yeşil İslam'ı,beyaz ise girişilen işten yüz akıyla çıkma hasretini temsil ediyordu. Türk evlerinin, şevk ve ümitle binlercesini dikerek,resmi,hususi bütün yapılara çekilmiş olan bayrağın indirilmesi çok hazin oldu.Ağlamayan yoktu !.. Ümit kısa sürmüştü. "
Babıali'nin Batı Trakya'yı feda etmesine sebep olarak ileri sürülen faktörler arasında, Bulgarlarla barış imzalanmazsa Rusların Anadolu'nun doğusunu işgal edeceklerine dair korkular; hazinenin para sıkıntısı ve Maliye Bakanı Cavit Bey'in Fransızlardan borç alabilmek için Bulgarlarla barış meselesinin çözülmesi konusunda Osmanlı hükümetine baskı yapması; Enver Bey'in o sıralarda apandisitten hasta oluşu ve Batı Trakya işleriyle ilgilenemeyişi, sayılabilir.Batı Trakya'nın tesliminden sonra Türk milislerin ellerindeki silahlar, ileride yine Batı Trakya davası için kullanılmak ümidiyle emniyetli ellerde saklandı. 1.Dünya savaşı sırasında 30 Temmuz 1915 tarihinde Yüzbaşı Fuat Balkan'ın sevk ve idaresinde Drama'da Batı Trakya Kurtuluş Komitesi kuruldu.Daha sonra Fuat Balkan'ın İstanbul'a çağrılması üzerine 27 Eylül 1917'de Kavala'dan İstanbul'a hareket etmesiyle bu teşebbüs de başarısız kaldı.Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından sonra (30 Ekim 1918), 10 Kasım 1918'de İstanbul'da bulunan Batı Trakyalılar'ın düzenlediği bir kongre kararıyla Batı Trakya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu.Bu cemiyet, itilaf devletleri adına Fransız kuvvetlerinin Batı Trakya'yı işgali (15 Ekim1919) sıralarında faaliyetini sürdürdü ve merkezini Gümülcine'ye nakletti.Batı Trakya'nın Yunanlılar tarfından işgali günlerinde de (22 Mayıs 1920) Gümülcine'nin kuzeyinde Hemetli'de Türkler Batı Trakya Hükümetini kurdular (27 Mayıs 1920).Peştreli Tevfik Bey'in başkanlığında kurulan bu Hükümet bölgenin Yunanlılar'ın eline geçmesiyle dağıldı.Batı Trakya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Batı Trakya'yı üç ana bölge halinde ayırmıştı.Bunlardan Yunanistan Batı Trakyası Drama,Kavala, Sarışaban,Pravişte,Serez,Zeleva ve Demirhisar Kazalarından;Bulgaristan Batı Trakyası Kırcaali,Koşukavak,Ortaköy,Gümülcine Platosu,Darıdere,Paşmaklı,Ropçoz,Nevrekop ve Razlık kazalarından;Batı Trakya olarak nitelenen kısım ise Gümülcine,Dedeağaç,Sofulu ve İskeçe kazalarından meydana gelmekteydi.Bu bölgelerde mevcut toplam nüfüs aşağıdaki tabloda ğörüldüğü şekildeydi;
BatıTrakya Bulgaristan Batıtrakyası Yunanistan Batıtrakyası TOPLAM Türk 129.120 333.321 285.187 747.628 Yunan 33.910 10.720 65.411 110.041 Bulgar 26.266 50.967 33.508 110.741 Yahudi 1480 134 3581 5195 Ermeni 923 - 966 1889
Bugün Batı Trakya olarak bilinen bölgede ise Gümülcine'de 59.967 Türk, 8834 Rum ve 9997 Bulgar: Dedeağaç'ta 11.744 Türk, 4800 Rum ve 10.227 Bulgar; Sofulu'da 14.736 Türk,11.542 Rum ve 5490 Bulgar; İskeçe'de 42.671 Türk, 8728 Rum ve 552 Bulgar nüfus yer almaktaydı.Fransız kuvvetlerinin bölgeden çekilmesinden sonra Batı Trakya Yunanistan'ın eline geçti.24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması'yla Batı Trakya Türkleri'nin statüleri yeniden belirlendi ve bugüne kadar da bu statü geçerliliğini muhafaza etti.Lozan Antlaşması'ndan önce Yunanistan'daki müslüman azınlıklarla ilgili olarak 2 Şubat 1830 Londra Protokolü,24 Mayıs 1881 İstanbul Milletlerarası Sözleşmesi,1-14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ve 3 numaralı protokol ile 10 Ağustos 1920 tarihli Yunan Sevri gibi antlaşmalar yapılmıştı.Lozan Antlaşması'yla bu Antlaşmalar tamamen yürülükten kalkmamış,hatta 10 Ağustos 1920 tarihli Yunan Sevri, Lozan'da ek bir protokolle bazı değişikliklere uğra***** geçerli sayılmıştır.Lozan Konferansı sırasında 30 Ocak 1923'te imzalanan sözleşme ile Türkiye ve Yunanistan arasında mecburi nüfus mübadelesi yapıldı,fakat Batı Trakya Türkleri ile İstanbul Rumaları "établi" (yerleşik) kabul edilerek bu mübadeleden istisna edildiler.Bu sözleşmeye göre Türk ve Yunan temsilcilerinin de dahil olduğu bir karma komisyon kuruldu ve Ekim 1923'ten itibaren çalışmalarına başladı.Komisyonun çalışmaya başlaması ve mübadele işlerinin ele alınması ile birlikte Türkiye ve Yunanistan temsilcileri arasında "yerleşik" deyiminin kapsamı konusunda görüş ayrılığı çıktı.Anlaşmazlık iki ülke arsındaki siyasi münasebetlere etki edince 1 Aralık 1926'da Türkiye ile Yunanistan arasında bir anlaşma imzalandı.Bu anlaşma ile mübadele konusunda birçok mesele çözümlendi.Ancak yine birtakım anlaşmazlıklar çıktı ve Türk -Yunan münasebetleri gerginleşti.Nihayet 10 Haziran 1930'da imzalanan anlaşmayla yerleşme tarihleri ve dogum tarihleri ne olursa olsun İstanbul Rumaları ile Batı Trakya türkleri'nin hepsi yerleşik deyiminin kapsamı içine alındı.Böylece Batı Trakya Türkleri'nin tam***** yerleşik belgesi verildi.
Lozan Anlaşması'yla Batı Trakya'da Yunan vatandaşı olarak Yunan idaresinde yaşamaya bırakılan,fakat bazı imtiyazlara sahip olan 129.120 kişilik Türk cemaatinin hakları,antlaşmanın "Azınlıkların Himayesi" başlığını taşıyan birinci kısmının 3. faslında belirtilmekte ve garanti altına alınmaktadır.Söz konusu bölümün 37-45. maddeleri özetle Türk toplumuna din ve ırk farkı gözetmeksizin her türlü vatandaşlık hakkının tanınmasını,kendilerine ait özel çeşitli kültürel ve dini mahiyette eğitim müesseseleri kurup idare edebileceklerini,kendi dilleriyle eğitim yapabileceklerini ve kendi dillerini mahkemede dahi kullanabileceklerini,dinlerini öğrenip uygulayabileceklerini,Türk cemaatinin mabed,mezarlık,vakıf ve diğer kuruluşların her türlü himayeyi göreceğini ve benzeri hükümleri ihtiva etmektedir.Ayrıca bu antlaşmanın hükümlerinin anayasa ve bütün kanunların üzerinde olacağı,bunlara aykırı kanun çıkarılamayacağı de hükme bağlanmıştır.Lozan Antlaşması'yla birlikte imzalanan16 numaralı ek protokolle Yunan Sevri yürürlüğe konulmuştur.Yunanistan'da azınlıkların himayesine dair Serv'de 10 Ağostos 1920 tarihinde imzalanan ve Yunan Sevri denilen bu muahede ile Yunanistan'da yaşayan bütün müslüman -Türk cemaatinin hakları korunmaktadır.Yunan Sevri'nin 14.maddesinde de Yunanistan'daki müslüman Türkler'in kişi ve aile hukuku konularında kendi örf ve adetlerini,kendi hukuk sistemlerini uygulamakta serbest olacakları,vakıflarının ve dini kuruluşlarının tam bir şekilde tanınacağını,korunacağını ve yenilerinin de kurulabileceğini hükme bağlamaktadır. Bugün Batı Trakya'da Türkler'e ait 241 ilkokul,iki orta-lise ve iki de imam-hatip lisesi benzeri medrese bulunmaktadır.Ancak medreselerin son yıllardaki eğitim seviyesi düşmüştür.Batı Trakya Türkleri'nin eğitim müesseseleri özel azınlık okulu statüsünde olup velilerden oluşan encümenler tarfından idare edilmektedir.Türkiye ile Yunanistan arasında 20 Nisan 1951'de imzalanan kültür antlaşması ve buna istinaden 1968'de imzalanan Ankara ve Atina protokolleriyle Batı Trakya Türkleri'nin eğitim müesseseleri Türkiye'den gönderilen formasyonlu öğretmenlere kavuşmuş ve okul kitapları da Türkiye'den gönderilmeye başlanmıştır.Ancak gerek öğretmenlerin zamanında yerine ulaşmaları,gerekse ders kitaplarının dağıtımı konusunda çeşitli engellemelerle karşılaşılmaktadır.Bugün Türkçe okutulan derslerin sayısı da azaltılmıştır.Halbuki Lozan Antlaşması'na göre Yunan dili hariç bütün derslerin Türkçe okultulması gerekmektedir.Liselerde Türkçe okutulan derslerin yıl sonu imtihanları 1984-1985 ders yılından beri Yunanca yapılmaktadır.1969'da faaliyete başlayan özel Selanik Pedagoji Akademisi,ilkokullara öğretmen yetiştiren Gümülcine ve Şahin medreseleri mezunlarını almakta ve bunları azınlık statüsüne aykırı bir uygulamyla üç yıllık Yunanca eğitimden sonra öğretmen olarak mezun etmektedir.İdarenin öğretmen tayinine karışmaması gerekirken bazı Türk ilkokullarına gönderilen öğretmenlerin veliler tarafından istenmemesi sonucunda söz konusu okullar kapanmış ve öğrenciler eğitimden mahrum kalmışlardır.Şu sıralarda Türk yerleşim bölgelerine Yunan ortaokulları açılmakta ve yöredeki ilkokul mezunu Türk çocuklarının bu okullara gönderilmesi Yunan makamlarınca mecbur tutulmaktadır.
Lozan Antlaşması'na göre (md.39) Batı Trakya'da yaşayan Türkler'in her yerde ana dilleri Türkçe'yi kullanabilecekleri hükme bağlanmış olduğu halde bugün resmi dairelerde Türkçe konuşanların işleri görülmemektedir.1920'lerden itibaren faaliyet gösteren Gümülcine Türk Gençleri birliği,İskeçe Türk Birliği ve Batı Trakya Türk Öğretmenleri Birliği dernekleri,adlarındaki "Türk" kelimesinden dolayı,29 Kasım 1983'te Rodop Valisi Apostolos Papadimitru tarafından kapatılmaları hususunda bidayet mahkemesinde dava açıldı.Mahkeme valinin isteği doğrultusunda 23 Şubat 1984 tarihinde Gümülcine'deki derneği kapatma kararı aldı.İstinaf mahkemesine yapılan itirazlar 9 Aralık 1986'da reddedildi ve karar Yunan Yargıtayı'nca da 2 Ekim 1987 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girdi.Buna rağmen söz konusu dernekler bugün de faaliyetlerini sürdürmektedirler.Yine aynı tarihlerde Yunan hükümet sözcüsünün Batı Trakya'da Türk olmadığını söylemeye kalkışması Batı Trakya Türkleri'nin tepkisine yol açmış,29 Ocak 1988 tarihinde Gümülcine olayları meydana gelmiştir.1971'de İskeçe'deki tarihi Tabakhane Camii'nin park yapma gerekçesiyle yıktırılmasından sonra yakın yıllarda camilere yönelik saldırılar,kundaklamalar,kabristan ve mezarlıkların park ve yeşil saha içine alınıp tahrip edilmesi gibi olaylar giderek artış göstermiştir.Batı Trakya Türkleri'nin cemaat idare heyetleri,1913 Atina Antlaşması'na dayanılarak 1920 yılında çıkarılan kanuna göre Türkler tarafından seçilmekteydi.Bu heyetlerin görevi Türk vakıflarını ve şehirlerdeki ilkokulları idare etmekti. Faaliyetleri de müftüler tarafından denetlenirdi.Türk toplumunun temsil organı durumundaki cemaat yönetimlerinin statüsünü değiştirmek maksadıyla Yunan yönetimi zaman zaman isim değişikliği mübadelesinde bulunmuştur.1951'de heyetin adı İslam Cemaatlerine Ait Servetleri İdare Komisyonu olmuş,1967'de ise Müslüman Emlakini Tedvire Memur Heyet adını almıştır.Ayrıca 1967'de çıkarılan bir kanunla seçimle iş başına gelenler uzaklaştırılmış ve tayinle yeni heyetler oluşturulmuştur.Bugüne kadar görevleri devam eden bu heyetler Türk vakflarını muhafaza edememiştir.Gümülcine vilayetindeki heyet vakıfları koruyabilmişse de yönetimin çıkardığı güçlükler karşısında 8 Ağustos 1989'da istifa etmiştir.Yunanistan yönetimi,Türkler'in uygulanmasını istedikleri 1920 tarihli kanuna karşılık 1980'de başka bir kanun çıkarmıştır.bu kanuna göre Türk vakıfları küçük birimlere ayrılmakta,müftülerin elinde olan denetim hakkı valiya verilmektedir.Türkler bu kanunu kabul etmediklerinden Yunan yönetimi de bugüne kadar bütün çabalara rağmen bunu uygulama alanına koyamamıştır.Türkler'in kişi ve aile hukuku konularında kadılık (hakimlik) yapan ve dini liderleri olan müftülerin de milletlerarası antlaşmalara ve 1920'de çıkarılan kanuna göre Türkler tarafından seçilmesi gerekirken 1985'te vefat eden Gümülcine müftüsünün yerine Yunan yönetimince doğrudan bir müftü tayin edilmesi kabul edilemez bir müdahele olarak nitelendirilmektedir.Dini müesseselere yapılan bu tür müdahaleler Türkler'in hak arama mücadelesini başlatmıştır.
Bugün Batı Trakya Türkleri'ne inşaat ve tamir izni verilmemekte,gayri menkul satın almalarına müsaede edilmemektedir.Arazileri de çeşitli sebeplerle kamulaştırılmaktadır.Mayıs 1978'de Gümülcine'nin Yahyabeyli,Vakıf, Kafkasköy ve Ambar köylerinde 4000 dönümlük ekim alanı sanayi sitesi yapmak için,1980'de Gümülcine'nin kuzeybatısında Yaka tarlaları olarak bilinen 3000 dönümlük tarla Trakya Dimokritos Üniversitesi için,gene Gümülcine'nin kuzeyinde 4300 dönüm arazi askeri bölge için kamulaştırılmıştır.1984'te Gümülcine'nin Karacaoğlan,Ircan,Sirkeli ve Kozlukebir nahiyelerine bağlı 8000 dönümlük bir arazi açık hava hapishanesi için kamulaştırılmıştır.Ayrıca 1982'de İskeçe'nin İnhanlı köyü arazisi Türkler'den alınıp Rumlar'a verilmeye çalışılmış ve Türkler'e ait topraklar Rumlar'a dağıtılmak istenmiştir.Yunan vatandaşlık yasasının 19.maddesine göre Batı Trakya Türkleri vatandaşlıktan kolayca çıkarılabilmekteydiler.Çünkü bu yasaya göre Rum asıllı olmayan Yunan vadandaşları Yunanistan dışında ikamet ettikleri takdirde İçişleri Bakanlığı'nın kararıyla vatandaşlıktan çıkarılabiliyordu.(Fakat en sonunda Yunanistan bu yasayı yürürlükten kaldırılmıştır.Bu yasa yürürlükte iken birçok Türk ,Yunan vatandaşlığından listeler halinde silinmişlerdir.)
Günümüzde Batı Trakya Türkleri, milletlerarası ve Türkiye ile Yunanistan arasındaki antlaşmaların sağladığı haklarının Yunan idaresince ihlal edilmesi üzerine haklarının iadesi için mücadelelerini sürdürmektedirler.
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
bati, tarihi, trakya, turk

Seçenekler
Stil


Saat: 06:38

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,