ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Tarih


Feodalizmin Başlangıçları


Feodalizmin Başlangıçları

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Tarih Forumunda Bulunan Feodalizmin Başlangıçları Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Feodalizmin Başlangıçları Kuzey barbarlarının kendiliklerinden Hıristiyanlığa geçmeleriyle terbiye edilmeleri, bir dereceye dek de olsa, Avrupa kurumlarının Macarların, Vikinglerin ve Arapların ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 28 Aralık 2014, 21:16   #1
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart Feodalizmin Başlangıçları

Feodalizmin Başlangıçları

Kuzey barbarlarının kendiliklerinden Hıristiyanlığa geçmeleriyle terbiye edilmeleri, bir dereceye dek de olsa, Avrupa kurumlarının Macarların, Vikinglerin ve Arapların yağma akınları karşısında kazandıkları artan etkinliklerinin ürünüydü. Doğuda Bizans İmparatorluğu, çok önceleri İranlıların öncülüğünü yaptığı gibi, yapısını değiştirdi. Toprak sahibi prenslerin çevrelerinde, devletin sınırları boyunca komşu topraklardan gelecek her tür saldırıya karşı, bulundukları yerleri savunmaya hazır bekleyen ağır silahlı süvari birliklerini besleyen feodal bir sistem gelişti. Bu değişiklikle göze alınan tehlike gerçekten büyüktü.

Örneğin en sonunda Bulgar İmparatorluğu karşısında ağır basmayı başarabilen ve sınırlarını Tuna’ya ve Fırat’ın yukarı kavşaklarına dek genişletebilen, Bizans fatihlerinin en büyüğü imparator II. Basileios (İ.S. 976-1025 arasında yönetti) başkaldıran feodal beyler tarafından iki kez neredeyse tahtından ediliyordu. Ayrıca kırsal bölgelerde büyük savaşçı-toprak sahiplerinin ortaya çıkışı, toplumun bütününde görülen kent egemenliğinin temelini kazdı. Bizans deniz gücünün Akdeniz’de Arap çapullarının başıboş kalmasına yol açan sönüşünün nedeni belki de buydu.

Batıda merkezi yönetim dağıldı. Şarlman’ın İmparatorluğunun, kendini Viking ve Macar saldırılarına karşı savunmaya hiç de yetenekli olmadığı görüldü. Askeri ve siyasal önderlik kaba, fakat becerikli yerel beylerin ve kendilerini ağır zırhlı süvariler gibi donatmış olan eli silahlı adamların (şövalyelerin) eline geçti. Ancak Batının şövalyeleri, dünyanın öteki bölgelerindeki ağır zırhlı süvarilerden çok önemli bir noktada ayrıldılar.

Görünüşe bakılırsa, bu tür pahalı silahlanmanın Uzakbatı’ya ilk girdiği tarihlerde yani Şarlman (İ.S. 714-741 arasında yönetti) çağında, Frank şövalyeleri tümüyle yeni savaş taktikleri uyguluyorlardı. Franklar, İran ve Bizans ağır süvarileri gibi düşman birliklerine ok atmak yerine, uzun mızraklarla saldırmayı seçtiler. Mızraklarını ileriye doğru tutarak, atlarının koşabileceği en büyük hızla dört nala düşmana saldırabildiler, böylece herhangi bir askeri dizilişi dağıtabilecek kadar büyük güç yaratabildiler.

Bu yeni savaş taktiğinin ortaya konuşunda baş rolü, üzengiler oynadı. Çarpışma sırasında tüm bedenin öne doğru uzanmasına olanak veren üzengiler üzerinde dikilinmezse, sarsıntı biniciyi kepaze edercesine atının üzerinden deviriyordu. Üzengilerin nerede bulunduğu ve nasıl yayıldığı, ne yazık ki hiç bilinmiyor. Bununla birlikte, sekizinci yüzyılın başlarında Frankların, hiçbir yerde benzeriyle karşılaşılmayan adam adama savaş biçimini ortaya koymak üzere, üzengileri, zırhı, iyi atları ve ağır mızrağı bir araya getirdikleri kesin görünüyor.

Bu yeni savaşçılar, sayıca çok az oldukları sürece barbar akınlarını durdurabilecek durumda değillerdi. Öte yandan, büyük ve ivedi bir yerel savunma gereksinimi vardı. Bu koşulların sonucu olarak, bir yandan kralın ya da öteki kamu yetkililerinin (dükün, kontun) yaptığı yasal toprak bağışlarıyla, öbür yandan el koyarak ve resmi olmayan anlaşmalar yaparak, gittikçe daha fazla tarımsal alan bu şövalyeleri beslemek için ayrıldı.

Bunun sonucunda, 1000 yıllarının biraz öncesinde, Batı Avrupa’nın çoğu köyleri mızraklı, atlı, zırhlı ve hayvansı bir azgınlıkla gözü dönmüş profesyonel savaşçılarının denetimi altına girmişti. Böylece doğan şövalye sınıfı, yalnızca saldırıları püskürtme değil, aynı zamanda Batı Hıristiyan dünyasının sınırları ötesindeki tüm ülkelere karşı saldırgan bir tutumu benimseme yeteneğine sahip olduğunu kısa zamanda gösterdi.

Şövalye sınıfının doğuşunun yanı sıra, iki temel değişiklik daha Avrupa toplumunun doğmakta olan ortaçağ düzenine yeni bir boyut ve güç kazandırdı. Bunlardan birincisi, daha önce (Bkz. s. 350) sözünü ettiğimiz ağır tahta sabanın yayılışıydı. Böyle bir sabana dayanan tarım, Avrupa’yı gerçekten korkulur bir ülke durumuna getirmeye yetecek sayıda şövalyenin beslenebilmesi için gerekli ekonomik desteği sağladı. İkincisi, Avrupa’nın kuzey denizlerinde ticaretin gelişmesiydi. Çapulculuk, artık güvenilir olmaktan çıkarken, korsanlar ve deniz uğruları (deniz hırsızları), ticaretin daha büyük kârlar sağlayabileceğini çok geçmeden kavradılar.

Gezgin tacir takımları, denizciler ve ara sıra korsanlığa çıkan kişiler, çoğu kez iletişim ve liman olanaklarının elverişli olduğu yerlerde, az çok sürekli merkezlere yerleşmeyi uygun buldular. Kuzey Avrupa’da, daha sonra ortaçağ kasaba yaşamına yol açacak çekirdek böyle oluştu. İlk Avrupa kasabalarının halkının, kasaba işlerini kendilerinin yönetmeleri ve kendilerini dışarıdan gelenlere karşı savunmaları göreneği, Batı uygarlığının ilerdeki gelişmesi bakımından çok önemliydi. Bu, öteki uygarlıkların, üst sınıftan olanlara saygı göstermeyi, toprak sahiplerine ve memurlara karşı kibar davranmayı alışkanlık edinen kasaba halklarına göre, Kuzeybatı Avrupa orta sınıflarının, çok farklı, kendilerini daha fazla ortaya koyan bir yaşam biçimine sahip olmalarına yol açtı.

Şövalyeliğin, ağır sabanın ve saldırgan denmese bile kendini pek ahlakla bağımlı saymayan bir tacir halkın bir araya gelmesi, Uzakbatı’ya, hem yeni hem de çağdışı herhangi bir uygarlığınkinden farklı yerel kurumlar ve teknikler sağladı.

Avrupa tarihinin “Karanlık Çağ”ı, bu alanda aslında çok verimli bir çağdı. Yeldeğirmenlerinin ve su değirmenlerinin yapılmasıyla yeni mekanik güç kaynakları sağlandı. Bunlar yeni buluşlar değildi. İlk yeldeğirmenlerinin, bir çemberi döndürerek Budist bodhisattva’lara yakarı göndermek için Orta Asya’da yapıldığı söylenir. Su değirmenleri, Roma halkına buğday öğütmek için üçüncü yüzyılda Tiber Irmağı üzerinde kurulmuştu. Avrupalılar daha çok sayıda değirmen kurdular ve bunların yapılarım, bir zamanlar insan ya da hayvan kas gücüyle yapılan işlerin mekanik yollarla yapılabilmesini sağlayacak biçimde geliştirdiler.

Bir başka önemli gelişme, atın boğazını sıkıp soluğunu daraltmaksızın ağır yükleri çekme yolunda olanca gücünü kullanabilmesine olanak veren hamudun bulunması oldu. Daha önceleri at, kesinlikle yalnızca askeri amaçlar için kullanılırken, hamut ve -atın gevrek tırnaklarının sert yüzeylerde çatlamasını engelleyen- nal, Avrupa köylülerinin atları işe koşmalarına olanak verdi. At, çeki hayvanı olarak kullanılabilecek başlıca seçenek olan öküzün, hemen hemen iki katı hızla yol aldığı için, tarla sürmede ve öteki işlerde kullanılması, bir kişinin aynı zaman süresi içinde öküzle yapabildiğinin iki katı kadar iş çıkarmasını sağladı.
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
baslangiclari, feodalizmin

Seçenekler
Stil


Saat: 15:56

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,