ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Tarih


Uygurların Kente Yerleşmesi ve İdik Kut Şehri Hoço


Uygurların Kente Yerleşmesi ve İdik Kut Şehri Hoço

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Tarih Forumunda Bulunan Uygurların Kente Yerleşmesi ve İdik Kut Şehri Hoço Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Uygurların Kente Yerleşmesi ve İdik Kut Şehri Hoço GİRİŞ Bu çalışma, yerleşik hayata ilk geçtiği genel kabul şeklini almış olan ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 20 Kasım 2014, 19:26   #1
Durumu:
Çevrimdışı
Liich
Üye
Liich - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Keyifli
Üyelik tarihi: 14 Kasım 2014
Yaş: 24
Mesajlar: 7.850
Konular: 4856
Beğenilen: 1368
Beğendiği: 1252
www.forumsevgisi.com
Standart Uygurların Kente Yerleşmesi ve İdik Kut Şehri Hoço

Uygurların Kente Yerleşmesi ve İdik Kut Şehri Hoço

GİRİŞ


Bu çalışma, yerleşik hayata ilk geçtiği genel kabul şeklini almış olan Uygurlar’ın kente yerleşmesi ve kurdukları kentlerle ilgili analizler yapmaya yöneliktir. Arkeoloji, mimarlık ve türkoloji çalışmalarından derlenmiş verilerin siyasal ve toplumsal açıdan değerlendirilmesi yapılacaktır.

Çalışmanın temel sorusu, göçebe ekonomik yapı içerisinde bulunan Uygurlar’ın kente yerleştikten sonra toplumsal yapılanışlarının yaşadığı değişim (var ise), nasıl değerlendirilmesi gerektiğidir.

Bu soruyu cevaplayabilmek için, öncelikle kısaca Uygur siyasi ve sosyal tarihi üzerinde durulacak, ardından yerleşik Uygur kültürü hakkında veriler sıralanacak, sonrasında da Uygurlar’ın kurduğu kentler, özellikle de başkentlerinden birisi olan Hoço hakkında bilgiler sunulacaktır. Bütün bu veriler, gündemimizdeki soruya yönelik olarak değerlendirmelerle paralel şekilde ortaya konulacaktır. Sonuç olarak, eldeki bilgilere dayanarak genel bir değerlendirme ile yukarıdaki soruya cevap bulmaya calışılacaktır.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 20 Kasım 2014, 19:27   #2
Durumu:
Çevrimdışı
Liich
Üye
Liich - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Keyifli
Üyelik tarihi: 14 Kasım 2014
Yaş: 24
Mesajlar: 7.850
Konular: 4856
Beğenilen: 1368
Beğendiği: 1252
www.forumsevgisi.com
Standart

1. UYGURLAR’IN KISA TARİHİ


1.1. Uygur Adı
Türklerin Orta-Asya’da kurdukları devletlerin en belirgin özelliği oymaklar federasyonu tarzında örgütlenmeleridir. Uygurlar da bu federasyonun üyesi olmuş oymaklardan biridir. Uygurlar için kullanılmış olan Dokuz Oğuz, On Uygur gibi adlar da bu durumun bir göstergesidir.

Uygurlar, M.Ö. 3. yüzyıldan beri bilinen ve değişik adlarla anılan bir topluluktur. Töles Nehri kenarında yaşayan Uygurlar’a, buraya atfen Töles boyları denilmiştir. Ayrıca Çin kaynakları, kendi telaffuzlarına uygun biçimde değiştirerek değişik adlarla bu topluluktan söz etmektedir. Divanül-Lügat it -Türk’te Kaşgarlı Mahmut’un “aç olmayan” anlamını verdiği Uygur kelimesine, Rıza Nur’un Türk Tarihi adlı kitabında “uygar, munis, muti, medeni” gibi karşılıklar yazdığı aktarılmaktadır. Çince’de Uygurlar’a ad olarak kullanılan sözlerin “şahin süratiyle saldıran” demek olduğu da bilinmektedir.[1][1]



1.2. Uygur Devleti’nin Doğuşu
Uygurlar, iki kere devlet kurmuşlardır. Daha doğrusu iki ayrı devlet olarak varlık göstermişlerdir. Uygurlar ilk olarak 745 yılında Ötüken’deki Göktürk Devleti’ni yıkarak egemenliklerini ilan ederler. Bu dönemde başkent, töreye uygun olarak Orhun bölgesinde Kara-Balasagun (Ordu-Balık) kentidir. Bögü Kağan (759-779) 762 yılında Tibet’e yaptığı bir akından dönerken Çin başkentinde ağırlanır. Ülkesine dönerken, yanında 4 tane Mani rahibi getirir. Bundan sonra Maniheizm Uygurlar’ın devlet dini olmuştur.[2][2] Uygurlar, bu dönemde Mani dininin siyasi koruyucusu durumuna gelmişlerdir. O derece ki, Taoist Çin yönetimine uygulanan baskı ile, Çin başkentinde bile Mani manastır ve mabetleri yaptırmışlardır. 840 yılında Kırgız saldırıları sonucu Uygur Devleti’nin dağılmasını izleyen dönemde Çin bütün Maniheist mabetlerini kapatmıştır. Din adamlarına sivil hayata geçmeleri çağrısı yapıp direnenleri de öldürmüştür.[3][3] Uygurlar’ın Maniheizmi seçmeleriyle ilgili bir yorum da, Orta-Asya’da Budizm’in yaygınlaşması üzerine, Çin’de hayli yaygın olan Budizm’den farklılaşmak kaygısından kaynaklandığı yolundadır.[4][4] Bu görüşe göre, Budist Türkler’in Çin kültürü içinde erimeleri söz konusuydu ve çare dinde farklılaşmakta bulunmuştu.



1.3. MANİHEİZM VE UYGURLAR
Maniheizm, Mezopotamya’da doğmuş Mani (277-316) adlı bir Zerdüşt rahibinin, Zerdüşlük’te reform çabasının ürünü olarak doğmuştur. En belirgin özelliği, zulmet-nur ayrılığına dayanan düalist doktrinidir. Çok geniş bir coğrafyaya (Asya içlerinden Kuzey Afrika’ya kadar) yayılmışsa da zaman içinde diğer dinler karşısında tutunamayarak yok olmuştur.[5][5] Hıristiyan dünyasında patristik düşüncenin önemli filozoflarından Augustinus (354-430) önceleri bir maniheisttir. Tanrı Devleti-Yeryüzü Devleti karşıtlığında bu dinin izleri görülmektedir.[6][6] Maniheizm’e göre yalnız akşam yemeği yenilir. Bu tek öğünde de ancak sebze yenilebilir. Et ve diğer hayvan ürünü gıdalar, süt bile dinen yasaktır. Uygurlar’ın günlük yaşantısına zıt olan bu inançlar, onların göçebe dinamizmini köreltmiştir. Çünkü bu din, şehirli ve tüccar bir halk olan Soğdlar üzerinden Uygurlar’a ulaşmıştı. Soğdlar’ın uzun menzilli ticarete dayalı hayat tarzına uygundu.[7][7] Göçebe ve yağmacı bir toplum olan Uygurlar, ticaretin egemen olduğu yerleşik yaşama geçiş sürecine girerler.[8][8] Bu süreç Uygur Devleti’nin özellikle ikinci devresinde etkileriyle kendisini ortaya çıkaracaktır.



1.4. Uygur Devleti
Kırgız akınları karşısında 840 yılında Orhun (Ötüken) bölgesinden çıkartılan Uygurlar kollar halinde göç ederler. Bu göç, yoğun olarak zaten kendi egemenliklerinde olan iki bölgeye doğru gerçekleşir. Doğuda Kansu bölgesine ve batıda Turfan bölgesine. Bunlar dışındaki göç kolları gittikleri yerlerde erimişlerdir. Kansu bölgesine gidenlere Sarı Uygurlar adı verilmiştir. Kansu, Budizmin yaygın olduğu bir coğrafya parçasıdır. Sarı Uygurlar’ın da Budist oldukları gözlenir. Turfan bölgesine gelenler ise Maniheizm’i korurlar. Ötüken’deki son kağanın yeğeni Mengli’yi kendilerine kağan seçerler ve 856 yılında yeniden devlet olarak ortaya çıkarlar. Bu devletin vurgulanması gereken özelliği, Ötüken’deki “Bozkır Devleti” niteliğinin dışına çıkıp ticaret ve dostluğa dayalı komşuluk ilişkileriyle varolmasıdır.[9][9] Halbuki Ötüken’deki Uygur Devleti, bozkır kültür çevresinin gerektirdiği şekilde gevşek ve dağınık oymaklar birliği durumundadır. Çoban, yağmacı üretim ilişkilerinin egemen olduğu bir siyasal birlikti.[10][10] Sarı Uygurlar, 911 yılında Turfan bölgesine de egemen olurlar. Bundan sonra birleşik Uygur Devleti’nin resmi dini Budizm olur. Devletin başkentleri Turfan bölgesindedir. Başkentleri, çünkü Uygurlar bu dönemde bozkır kültür ögelerinden olan yazlık ve kışlık başkent geleneğini sürdürmüşlerdir. Başbalık yazlık, Hoço kışlık başkent olarak kullanılmıştır. Bu devlet, 1209 yılında Cengiz’in egemenliğine girerek tarih sahnesinden çekilir. Zaten 1206 yılından itibaren Hıtay Devleti’nin vasalı[11][11] durumundadır.[12][12] Sarı Uygurlar’ın başa geçmesi ile birlikte, Ötüken’den beri süregelen bir gelenek, Aşina soylu kağanın varlığı ortadan kalkmıştır.

Yerleşik kültürün belirgin olarak gözlendiği bu dönemin yaşandığı coğrafya ticaret yollarının kesişme noktasındadır. Bu çalışmada kışlık başkent olarak kullanılan Hoço ve çevresine ağırlık verilecektir.



1.5. Dinler ve Kut Anlayışı
Din değişiklikleri ile niçin bu kadar yakından ilgilendiğimizi ve konumuzla bağlantısını da belirterek yerleşiklik konusunu incelemeye başlayabiliriz.

Yalnızca kağan adlarına baktığımızda, iktidarın kökeni ile ilgili anlayış ve din arasındaki ilişkiye dair bulgular elde ederiz. Kağanların adlarında alp, bilge sıfatlarıyla birlikte sürekli bulunan “Kut Bulmuş” terimi bizce önemlidir. Bu niteleme, iktidarın meşruluğunun ancak kendisine “kut” verilmiş olmak ile gerçekleşeceğini vurgulamaktadır. Devamlı olarak “kut”un verildiği kaynakda belirtilmektedir. Din değişikliği, işte bu noktada gözle görülür bir hal almaktadır. Kutsallık kaynağının, din değişikliğine paralel olarak farklılaştığı ortaya çıkar. Yalnızca Uygur kağanlarının adlarından örneklerle bu değişimi gözleyebiliriz. Kendisine “kut” verildiğinde Türkler’in geleneksel inancını benimsemiş olan ve Uygurlar’ı Maniheizme taşıyan kağan olan Bögü’nün adında eski kutsallık tanımı korunur: Tengride Bolmış İl Tutmuş Alp Bilge Kağan. Ondan sonraki maniheist kağanlarda Tengri yerini Ay Tengri terimlerine bırakır. İşte bir örnek: Ay Tengride Kut Bulmış Külüg Kağan. Uygur Devleti’nin ikinci döneminde, Budizm devlet dini olunca kağan adındaki kutsallık vurgusunda bir değişim daha gerçekleşir. Örneğin 947 yılında iktidarda olan kağanın adı şöyledir: Gün Ay Tengride Kut Bulmış Ulug Kut Ornanmış Alpın Erdemin İl Tutmuş Alp Arslan Kutlug Kül Bilge Kagan.

Burada gördüğümüz gibi, dinler değişmekle birlikte, “kut”un kaynağı değişse bile, merkezi niteliği siyasal iktidar açısından değişikliğe uğramıyor. Bu tespitimiz, yerleşiklik döneminde, iktidarın mekana uygulanmasında yapacağımız değerlendirmeleri bir temele dayandırmamızı sağlayacak.
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 20 Kasım 2014, 19:28   #3
Durumu:
Çevrimdışı
Liich
Üye
Liich - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Keyifli
Üyelik tarihi: 14 Kasım 2014
Yaş: 24
Mesajlar: 7.850
Konular: 4856
Beğenilen: 1368
Beğendiği: 1252
www.forumsevgisi.com
Standart

2. YERLEŞİK UYGUR KÜLTÜRÜ


2.1. Yerleşik Kültüre İlişkin Eski Veriler
Uygur kentleri üzerine eğilmeden önce, yerleşik bir uygarlık oluşturan bu toplumun göçerlikten vazgeçmesinin birden bire mi gerçekleştiği sorusunu cevaplandıracağız. Bununla bağlantılı iki soru daha gündemimize giriyor. 1-Bozkır kültür çevresinde yerleşik kültüre ait ögeler var mıdır? 2- Yerleşik kültürün gelişmesi ile göçebelik ortadan kalkmış mıdır?

Orta Asya bozkır kültür çevresinde Uygurlar’ı önceleyen Hunlar ve Göktürkler göçebe toplumlardır. Ama köy ve kasabalarda tarımla uğraşıldığı da bilinmektedir. Bu dönemden kalma sulama kanalları, yerleşimin varlığı için önemli bir kanıt olarak karşımızdadır. Arap akınlarının, Maveraünnehir’den ileriye, Türkistan’a yönelişi sırasında, kaleyle çevrili Türk kentlerinin varlığı ortaya çıkıyor. Yine Arap kaynakları 6.yüzyıldan itibaren Türk kale kentlerinden söz etmektedirler.[13][13]

Türkler’in Uygurlar’dan önce de yerleşik yaşamı bildikleriyle ilgili bir başka kanıt da Ergenekon Destanı’ndan çıkarılabilir. Bu destanda yerleşik bir toplumun, nüfus artışı ve coğrafi sorunlar nedeniyle göç edişi anlatılmaktadır. Bu toplumun göç öncesinde madencilik, tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları da anlatılanlar arasındadır.[14][14] Çin kaynaklarında, Göktürkler’in bir savaş tazminatı olarak Çin’den tohumluk ve tarım aletleri aldıkları kaydedilmiştir.

Sovyet arkeolog Nusov’un Göktürk kent yerleşimi ile ilgili verdiği bilgilere göre, yazlık başkent konumundaki Suyab’da halkın konutları, prensin oturduğu yerin çevresinde kurulmaktadır. Kent halkı tarım, ticaret ve el sanatlarıyla uğraşırlar. Sur ya da iki-üç sıra tümsekle çevrilmiş kentin yakınında göçebe kabileler oturmaktadır.[15][15] Macar Türkolog Ligeti de bu yerleşim yerleri konusunda bilgi veriyor: “İç Asya’nın her yerinde açılan şehir örenlerinin, eğer onlar göçebelerin oturdukları yerlerse, ne kadar birörnek oldukları dikkate değer. Bu şehirlerin planlarını gözden geçirdiğimiz zaman hepsinde de bir göçebe çadır-karargahının askeri intizamını görürüz. Ve gerçekten bir yere yerleşmiş olan göçebelerin şehirleri taştan yapılmış birer çadır-karargahlardır.”[16][16] Kentlerin bu benzerliğini kültürel ortaklığın yansıması olarak değerlendirmek, tarihsel açıdan doğru bir yaklaşımdır. Bunun yanında iklim, ekonomik ve toplumsal şartlar da bu benzerlikte rol oynamaktadır.[17][17] Bütün bunlara ek olarak ideolojik anlayışın etkisini de kabul etmek gerektiğini düşünüyorum. Türklerde ortaklığını yukarıda gördüğümüz kut anlayışı, mekanda da kendini hissettirmektedir.

Göktürkler’in gelişmiş ve Hunlar’ın taslak düzeyinde birer alfabesinin varlığını, yazının yerleşik uygarlığın bir kanıtı olduğunu düşünerek değerlendirmek doğru olur. Bunun sonucu olarak, bozkır kültürünün toplumlarında yaygın yaşam biçiminin göçebelik olduğunu kabul etmekle birlikte, tümünün göçebe olmadığını söyleyebiliriz.[18][18]

Bu noktada Türkçe’deki iki kelimeyi vurgulamak yerinde olacaktır: Orda ve balık. Bozkırın gevşek siyasal birliği içindeki boyların beyleri, askeri düzen içinde Hakan’a bağlıdır. Her beyin yurdu ve göç alanı bellidir. Beyler, “orda”larda yaşarlar. Orda, çadırlar ve otağdan meydana gelmiş büyük bir karargahtır. Bey, burada ailesi, nökerleri (yoldaş), uşakları, çobanları ile birlikte oturur.[19][19] Türkler’in birçok kentinin adında yer alan “balık” sözü, bir yoruma göre balçıktan yapılmış sıva ve tuğla anlamındadır. Divanil-Lügat it -Türk de bu yoruma zemin hazırlar. Balık diye anılan yerlerin surla çevrili kentler olduğu da hesaba katılırsa, bu yorumun doğruluğu güçlenmektedir.[20][20]

Uygurlar’ın 840 yılından sonra geldikleri bölgede yerleşikliğe geçtikleri genel kabul görmektedir. Göçebe nitelikte bir toplumu yerleşikliğe yönelten ne gibi gerekçeler vardır. Türkdoğan, iki neden öne sürüyor: 1) Bölgenin verimli toprakları olması ve 2) Maniheizme bağlandıktan sonra yaptıkları mabetlerin çevresine toplanmaları.[21][21] Belki bunlardan daha etkili bir neden de, bölgenin coğrafi konumunda gizlidir. Çünkü Turfan bölgesi, ünlü ve zengin İpek Yolu ile Çinli budistlerin Hindistan’a varan hac yolunun kavşak noktasındadır. Uygurlar, Maniheizmi benimsedikten sonra, uzun menzilli ticaretle uğraşan Soğdlular’ın etkisiyle daha yoğun şekilde ticaret yapmaya da başlamışlardı. Turfan bölgesinin yukarıdaki özelliği, Uygurlar’daki ticaret eğiliminin kuvvetlenmesine yol açmıştır. Tabii, din etkisinin yerleşimi özendirici yanını vurgulamak gereklidir. Bunun kanıtı olarak, Turfan’a gelindikten sonraki dönemlerde de göçebe Uygurlar’ın varlığı ve bunların hala eski dinlerini sürdürüyor olmaları sunulabilir.[22][22] Coğrafi olarak göçebeliğe uygun yaylaların da bulunduğunu ve 10. yüzyıl sonlarında bile Çinliler tarafından gezi notlarında göçebelerden söz edildiğini belirttikten sonra,[23][23] Budizm ve Maniheizmin bütün halka yaygınlaşamadığını söyleyebiliriz. Çünkü bu dinler göçebe yaşam biçimi ile bağdaşmayacak ilkelere dayanmakta idiler. Ancak Çin kaynaklarının bize ulaştırdığı bilgilere göre, kentlere rengini veren baskın kültür bu dinlere dayalıdır. Bu da, bize, kentli Uygurlar’ın yeni dinleri kabul etmiş olduğunu göstermektedir.[24][24] Ligeti de benzer gözlemleri paylaşır, maniheist ve budist mabetlerinin kentlerde birlikte bulunduğunu yazar. Hatta bunlar arasında yaşanan gerilime de değinir.[25][25]

Göçebe ve yerleşik ögelerin bir arada bulunduğu Uygur toplumunda “kır-kent çatışması”ndan söz etmek mümkün değildir. Çünkü bu iki üretim biçiminin birbiriyle öyle bir ortaklığı var ki, o toplumsal yapılanış için ancak işbirliği ile sürekliliklerini koruyabilirler. Bu birlikteliği, biyolojinin bir terimi ile mutualizm olarak adlandırabiliriz.[26][26] Ticarete yöneldiklerini belirttiğimiz Uygurlar’ın, tarım ürünleri (özellikle meyveler), maden ve kıymetli taşları işlemedeki ustalıkları ve el sanatları ürünleri yanında önemli bir mal listesi göçebe üretimin sonucu elde edilebilmektedir. Bunların başında da at ve koyun gelmektedir. Bu iki yaşam biçiminin birlikte sürdürülmesinin Türk tarihinin ilginç yönlerinden olduğu, yazarlar tarafından da dile getirilmiştir.[27][27] Dolayısıyla, Uygurlar’da İbn Haldun tarafından kavramsallaştırılan bedevi hazari diyalektiği de söz konusu değildir. Herşeyin ötesinde Uygurlar için yerleşik ve göçebe ögeler arasında bir gerilimin olduğunu söyleyebilmek tarihsel olarak imkansızdır. Zira böyle bir gerilim olsa idi, her türlü ayrıntıyı kaydeden Çin kaynaklarında kendini mutlaka gösterdi.



2.2. Uygur Kültür Çevresinin Oluşumu ve Etkileri
“Maniheizmin Uygurlar’ca benimsenmesiyle birlikte Göktürk alfabesi yerine Soğd yazısı benimsenmiştir. Sonra Budizmin yayılmasıyla Uygurlar’ın yerleşik kültüre geçtikleri söylenmelidir. Bu dinlerin kitaplarının Uygurca’ya çevrilmesiyle başlayan çalışma, Uygur edebiyatını doğurmuştur.”[28][28] Yani Uygurlar, benimsedikleri dinlerin siyasal koruması yanısıra kültürel canlılığı açısından da önemli katkıları gerçekleştirmişlerdir.

Uygurların ilişki içinde bulundukları Çin’den öğrendikleri maddi uygarlık ürünlerini geliştirdikleri bilinen bir gerçektir. Çinliler bile kalıp baskı yöntemini kullandıkları halde, Uygurlar hareketli harflerle baskı yöntemleri geliştirmişlerdir.

Uygur kültürü, ticaret yollarında olduğu gibi, kültürler arası etkileşimin kesişme noktasında olgunlaşmıştır. Yerleşiklik döneminde yoğunlaşan ana etki merkezleri şunlardır: 1- Çin, 2- Hindistan- Gandhara, 3- İran. Bu üç etki ile bozkır kültür birikimi Uygur kültür ve sanatını oluştururlar.[29][29] Kentli Uygur kültürüne ve onun en dikkate değer ürünü olan mimarlık alanında ilk ve en kalıcı dış etki bir İranlı ulus olan Soğdlardan gelmiştir. Uygur yazısı da, Soğd alfabesinin bir uyarlaması ile oluşturulmuştur.[30][30] Çin etkisini daha çok teknik alanda gözlüyoruz, kağıt yapımı ve baskı gibi işlerin öğrenilmesi gibi. Mimaride İran kökenli bu etkiyle birlikte, Gandhara yoluyla gelen Greko-budist üslubunun da katkıları olduğu göz ardı edilemeyecek kadar yoğundur. Bilindiği gibi, Greko-budist sanatı, İskender imparatorluğunun İran’a egemen olmasından sonra Yunan sanatının yerli sanatlarla kurduğu ilişkinin ürünü olarak ortaya çıkmıştır.[31][31] Mimari ve sanatta göçebe kültürünün etkisi sürekli olarak belirgin şekilde kendini gösterir. “Çadır şeklindeki künbedler, halı motiflerini hatırlatan sırlı tuğladan mozayikler” göçebe sanatının, kent sanatı üzerine etkisinin göstergesidir. Belirtilmesi gereken bir başka nokta da Orta Asya’nın sanatlara verdiği temel malzeme topraktır. Bu da yapılarda kerpiç ya da tuğlanın kullanılmasını zorunlu kılıyordu.[32][32] Mimaride ve genel olarak sanatlarda Uygur üslubu 9. yüzyıldan itibaren kendini gösterir, 10.-12. yüzyıllarda tam olgunluk ürünlerini yaratır.[33][33]

Uygurlar, Maniheizmi benimsemelerinden itibaren resim öğrenmişler ve özellikle Türkler olmak üzere bu sanatı çevresindekilere öğretmişlerdir.[34][34] Resim sanatı, kitaplardaki minyatürler ile Müslüman Türkler’de devam edegelmiştir. Duvar resimleri, özellikle dini yapıların tamamlayıcı unsuru olmuştur. Mabet duvarları Buda, rahipler, binayı yaptıran tüccar, prens veya prenses portreleri, cennet tasvirleri ve prandhi (Buda’ya hediye sunma töreni) sahneleri ile süslenmiştir.[35][35] Bu resimlerde özellikle dikkat çekici yön, realist karakterin egemenliğidir.[36][36] Uygur kentlerinde, “buyan” adı verilen, beyler ve hatunlar tarafından kurulmuş vakıfların düzenlilik ve canlılık açısından katkıları türkologların vurguladıkları bir konudur. Dini yapıların yapım ve onarım giderleri ile din adamlarının geçimi bu yolla sağlanıyor olmalıdır.[37][37]

Olgunluk dönemi Uygur kültür çevresinde yaygın din olan Budizm, daha sonra Moğollar’a Uygurlar tarafından öğretilecektir. Moğollar, Cengiz İmparatorluğu zamanında Uygurlar’ın diniyle birlikte, dilini de resmi işlemler (özellikle diplomasi) için benimsemişlerdir.[38][38] Uygurlar, egemenlikleri altına girdikleri Hıtay ve Moğol devletlerini doğrudan doğruya saraylarından etkilemişlerdir. Hanların oğullarını Uygur bilgeleri eğitmişler, Türk devlet şemasını bu devletlere uygulamışlar, diplomatik rolleri Uygurlar üstlenmişlerdir.[39][39] Cengiz’in sarayında kılık kıyafete bile Uygur tarzının yerleştiği yaygın olarak anlatılmaktadır. İlk müslüman Türk devleti olan Karahanlılar’ın Uygurlar’a komşu ve önceleri onların vasalı oldukları da belirtilince, etkilerinin kültürel birikimin ötesinde, siyasal egemenliğin bir yansıması niteliği taşıdığını ayrıca anlatmaya gerek kalmıyor. Bu etkilerinden dolayı Uygurlar, tarihte oynadıkları rolleri gereği “Uygarlık Profesörleri” olarak adlandırılmışlardır.[40][40]
Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 20 Kasım 2014, 19:28   #4
Durumu:
Çevrimdışı
Liich
Üye
Liich - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Keyifli
Üyelik tarihi: 14 Kasım 2014
Yaş: 24
Mesajlar: 7.850
Konular: 4856
Beğenilen: 1368
Beğendiği: 1252
www.forumsevgisi.com
Standart

3. UYGUR KENTİ VE BAŞKENT HOÇO


3.1. Uygur Kentinin Özellikleri
Turfan bölgesinde kurulan Uygur Devleti, tüccar ve kentli bir halka dayanıyordu. Göçebelikten yerleşikliğe geçiş eğiliminin güçlendiği dönem, Uygurlar’ın kültürel olgunluk dönemi (10. yüzyıl) ile çakışıyor. Uygur halkı, yerleşime eski kentlere oturarak geçtikleri gibi, kendilerinin kurduğu kentlere de yerleşmişlerdir.

Uygur kentlerinin genel özelliklerinin aynı olduğu söylenebilir: Kerpiçten sur ile çevrilmiş kareye yakın bir dörtgen olan kentin dışında da hendeklerle sur tahkim edilmiştir. Kalenin çevreyle bağlantı kuran yollara açılan kapıları, dört yanında en az birer tanedir.

Uygur kağanı, eski geleneği sürdürerek her yaz Başbalık’ta oturur. Kışlık başkent ise Hoço’dur ki, buraya İranlılar “Çinançkath” yani Çinli kenti derlerdi.[41][41] Gerçekten Hoço, eski bir Çin kentidir. Eski kaynaklarda adı Kao-çang olarak Çince’deki şekliyle geçerken, Moğollar devrinde Hou-chou (Ateş Kenti) denilmiştir. Hoço’nun dağlarının renginin kırmızı oluşu bu adın verilmesine neden olmuş. Kent, Türk el yazmalarında Kara-Hoca adıyla anılır. Bu kentin bir de ünvanı vardır: İdik Kut şehri. İdik Kut, Uygur kağanlarının ünvanıdır. Batı dillerine bu terim, “kutsal haşmet” olarak aktarılmıştır. Hoço’nun başkent olması dolayısıyla, İdik Kut’un Şehri olarak da söz edilir.[42][42] Hoço ve Kao-çang, Kara-Hoca adının Çince’deki iki biçimine karşılık geldiği görülmektedir.[43][43]

Alman arkeolog Grünwedel tarafından ortaya çıkarılan plana göre Hoço, kareye yakın surla çevrilmiş bir kale kenttir. Yapı malzemelerinin türü gereği, bazı bölümlerinin harabesi bile kalmamıştır.[44][44] Hoço’yu koruyan surlar, kerpiç ve taştan yapılmış ve kimi yerlerde sırlı tuğlalar kullanılarak süslenmiştir. Surlara aralıklara kubbeli kuleler yerleştirilmiştir.[45][45] İslam kaynaklarında, Uygur başkentinin orta büyüklükte bir şehir olduğu yazılmaktadır.[46][46] Ticari etkinlik bakımından benzetilerek “Çöl Pompeisi” de denilen Hoço’nun 2 metre yükseklikteki surlarının uzunluğu yaklaşık 10 km kadardır.[47][47]
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
hoco, idik, kente, kut, sehri, uygurlarin, yerlesmesi

Seçenekler
Stil


Saat: 23:00

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,