ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Tarih


Enver paşa'nın şehadeti


Enver paşa'nın şehadeti

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Tarih Forumunda Bulunan Enver paşa'nın şehadeti Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Enver paşa'nın şehadeti Türk tarihinin zaman içindeki akış sürecinde yetişmiş ender kahramanlarımızdan biri olan Enver Paşa'nın şehadeti de hiç şüphesiz, ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 20 Kasım 2014, 19:32   #1
Durumu:
Çevrimdışı
Liich
Üye
Liich - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Keyifli
Üyelik tarihi: 14 Kasım 2014
Yaş: 24
Mesajlar: 7.850
Konular: 4856
Beğenilen: 1368
Beğendiği: 1252
www.forumsevgisi.com
Standart Enver paşa'nın şehadeti

Enver paşa'nın şehadeti

Türk tarihinin zaman içindeki akış sürecinde
yetişmiş ender kahramanlarımızdan biri olan Enver Paşa'nın şehadeti de hiç
şüphesiz, nesillere örnek bir ulviyet ve yücelik taşır.
Bunun detaylarını;
Paşanın Türkistan Savaşı'nda, başından sonuna kadar yanında bulunan Türkistanlı
mücahit Abdullah Receb Baysun'un Türkistan Millî Hareketleri adlı kitabında şu
şekilde açıkça görüyoruz.

Temmuz'un son günleri, karargâh Âbıdere
köyünün şirin bağları arasında... Henüz olmaya başlayan üzümleri güneş,
sıcaklığıyla olgunlaştırmağa çalışıyor... Günlerce devam eden muharebeli
yolculuğun yorgunluğu burada geçirilecek... Dinlenilecek...
Hazırlanılacak...Yine ümit dolu göğüsler, düşmanın mermilerine açılacak...Kurban
Bayramı da yaklaşıyor...

Ağustosun 3. günü, Perşembe... Paşa'nın en
neşeli günlerinden biri... Ailesinden aldığı ikinci mektup; iki gün sonra
gelecek bayramdan, daha evvel neşe getirmişti. Hayatının birer parçası olan
yavrularından ve ailesinden bu ses, hiçbir sevince benzemiyordu.

Devletmend Beyin; bayram namazını beraber kılmak için, Paşayı
arkadaşlarıyla beraber Havâlin civarında olan karargâhına davetini, Paşa
memnuniyetle kabul etti.
1922 Ağustosunun 4. Perşembe günü kılınacak olan
bayram namazına yetişmek için, 30 kişilik bir grup gün doğmadan yola çıktı...

Enver Paşa ile beraber bayram namazını kılmak arzusuyla gelen kalabalık
bir halkla birleşen bu grubu, askerleriyle Devletmend Bey karşıladı.Ulu
ağaçların gölgeleri altında uyuyan suyun kenarında çaylar içildi. Devletmend
Beyin takdim ettiği Tartuk'u, Enver Paşa, büyük bir memnuniyetle kabul etti.
Türkistan'da, Emir ve Hanlara halk tarafından verilen hediyelere Tartuk denir.
Paşaya verilen bu Tartuk da altın ve gümüş işlemeli bir cübbe ve bir sarıktan
ibaretti.

Büyük bir cemaatla namaza duruldu. Allahü Ekber sesleri;
göklerin sonsuzluklarından, yerlerin esrarı arasına iniyordu... Namaz bitti,
tebrikler yapıldı. Buz gibi köpüklü kımızlar içilerek yemekler yendi. Çok neşeli
bir gün geçti. Akşam oldu. Dönülüyor... Paşanın yasaklamasına rağmen, kalabalık
bir halk, yarı yola kadar uğurladı...Yolda Paşanın yüzünde, solan günün hüznünü
andıran izler belirmeye başladı... Gece saat 10.. Paşanın yanında toplanmıştık.
Bir hayli konuşuldu. Gelecek bayram namazı inşallah Buhara'da kılarız;
temennisinde bulunan Paşaya teşekkürler ediyorduk.

Çekilen bu yurt
hasretinden kendine hiçbir pay ayırmadan, bunu hafifletecek hikâyeler
anlatıyordu. Fakat; halinde bir başkalık vardı. Yüzünde, gözlerinde bambaşka bir
yasın derin gölgeleri göze çarpıyordu. Gece ilerlemişti. Kalktık... Paşa'nın,
bir şey söylemek istediği anlaşılıyordu. Soramıyorduk... Nihayet gülerek:

"Size verecek bir bayram hediyesi bulamadım. Arkadaşlığımızı belirten
birkaç satır yazı yazsanız, mühürlesem. Günün birinde, size, beni hatırlatacak
olan bu yazıların, millî mücadele arkadaşlığımızın da birer hatırası olacağını
düşündüm." dedi...

Memnuniyetle kabul ederek yanından
çıktık...
Geleceği görmeyen insan aczi içinde; Paşanın bu bambaşka hâlini
birbirimize de soruyor, iki ihtimal arasında dolaşıyorduk.
1- Yurt ve aile
hasretini kamçılayan bayramın gelişi...
2- Millî Hareket'in son günlerdeki
beklenmeyen olayları... bütün bunlar Paşanın neşesini kırmış olabilirdi.

Arkadaşlarımızdan Nafi Bey, Paşanın istediği kâğıtları hemen kâtiplerden
Ömer Efendiye yazdırdı. Mühürlemek için Paşaya götürdü. Gelen kâğıtların altına,
Paşanın resmî mühründen başka, İstanbul Harbiye Mektebinde talebe iken 1300
tarihinde yaptırdığı hususî mührünü de bastığını gördük.Şehadet Günü: 5 Ağustos
1922 Cuma Sabahı.
Karargâh derin bir sessizlik içinde. Gecenin karanlığını,
doğan güneşin, bahtımızı karartacağını bilmiyoruz.

Alışkanlığı üzerine
erken kalkan Paşa, askerlerin geniş bir yerde toplanmalarını emretti. Askerin
bayramını tebrik edecek, harçlıklar dağıtacaktı. Saat altı... İleri karakoldan
bir silâh atıldı. Bu, baskın hareketini bildiren bir parola idi.Askerlerin
yanına gitmek için atına binen Paşa; hemen dönerek bazı emirler verdi, yirmi
kadar askeriyle, silâhın atıldığı tarafa koştu. Rusların bu gibi taarruzları
günlük işlerden olduğu için, pek ehemmiyet verilmemişti.Rus askerleri gittikçe
çoğalıyor... Bu taarruz, günlük taarruza benzemiyor. Harp büyüyor. Bu ciddiyeti
anlayan Paşa; derhal bütün kumandanların ve askerlerin harbe iştirakini emretti.

Faruk, Danyal, Boribetaş ve sair kumandanlar hep vazife
başında... Harp şiddetlendi...

Ruslar; bayram namazında baskın yaparak
millî mücadele kumandanlarını, bilhassa Paşayı harpsiz esir etmeyi ve şu suretle
gururlarına dokunan, tahammüllerini tüketen bu millî mücadele dâvasının ortadan
kalkmasını tasarlamışlar...Paşanın, bayram namazını yanlışlıkla bir gün evvel
kılması, bu plânın tatbikini suya düşürmüş olduğundan; Ruslar, Moskova'nın
aylardan beri büyük ehemmiyetle hazırladıkları bu hücuma geçmişlerdi.
Türkistan'ın her tarafında olan mücahitlerin üzerine, aynı günde hücum eden
Ruslar emellerine yine kavuşamadılar.

Ateş her tarafı sardı. Paşa,
yanında Hüseyin Nafiz, Eş Murad, Kerim Beylerle Müslümankul (Rayef) ve askerler
olduğu halde ilerledi. Karşı tepede düşman ile aralarında beş altı metre mesafe
kalınca, Paşa kılıcını çekiyor. Rusların üzerine atılıyor. Askerlere de hücum
diye bağıran Paşa; birkaç Rusu öldürüyor. Harp, şiddetleniyor...

Çok
şiddetli olan bu ilerleyiş, düşmanı şaşırtıyor. Mitralyöz başında olan Rus
askerleri teslim diye bağırarak ellerini yukarıya kaldırıyorlar. Fakat, arka
saftaki Rus takviyeli mitralyözleri hemen çok şiddetli ateşe başlıyor.

Atı ile ateş içinde koşan Paşanın; kalbine amansız bir kurşun
giriyor.
Paşa; ALLAH!.. diyerek atından düşüyor.

Ateşin şiddetinden
yanına gidilemiyor. Ruslar, işledikleri cinayetin farkında bile değiller.Şehadet
haberi, her tarafı bir yıldırım süratiyle sarıyor.Rusların ikinci bir kolu ile
harp etmekte olan Devletmend Bey, bu kara haberi duyunca bir an şuurunu
kaybediyor.
- Ne? Enver Paşa mı? Enver Paşa mı? Şehit mi oldu? Eyvah!..

Artık Enver Paşa yok mu? diyerek kılıcını çekiyor. Askerlerine: Haydi
İntikam!.. İntikam!.. Bu intikamı almak, bize farz oldu; feryadıyla mahşeri
andıran harbin içine atılıyor. 10 dakika sonra Devletmend Bey de şehit oluyor.

Harp yavaşlıyor. Mücahitlerin susmasını bir zafer diye kabul eden Ruslar
da susuyor.
Enver Paşa; bu büyük kahramanın cesedi Rusların eline düştü diye,
çok üzülüyoruz. İki katlı felâketin altında eziliyoruz.

Ümit güneşimiz
sönmüş, karanlıklar içinde kalmıştık. Yer gök ağlıyor.
Kaybolan, sade bir
insan değil; milyonlarca Türkün ümidi, istiklâli, zaferi, tarihi
idi.
Kendimizden geçmiş, şaşkın, bitkin bir hâldeyiz... Ne olacak? Ne
yapacağız?

Çegen Tepesi'ne geçmek için, suyu çekilmiş olan dereye doğru
inmeye başladık. İniyoruz, indik, çıkıyoruz... Bir Rus kolu, dere kenarından
ateş ettiyse de hiçbir zarar veremedi. Yalnız, birkaç dakika evvel Paşayı
sırtında taşıyan Derviş adındaki at gelen bir kurşunla öldü...

Çegen
Tepesi'nin ayağında, Devletmend Bey'in köyünde toplanıldı. Başsız kalan bu
mukaddes topluluğun kumandası geçici olarak Danyal Bey'e verildi.

Sabahleyin ihtiyar bir köy imamı geldi. Dereyipayân'da, Enver Paşa'nın
cesedini gördüğünü haber verdi.Bu haberi, bir müjde saydık. Hemen koştuk...
Baktık ki, Rusların götürdüğünü zannettiğimiz şehit Paşa, burada yatıyor. Paşayı
tanımayan Ruslar, üzerindeki elbise ve çizmelerini alıp gitmişler.

Paşa'nın yerde yatan cesedini âdeta göz yaşlarımızla yıkadık. Üzerine
bayrak örterek, etrafına nöbetçiler konuldu.Kumandanlar derhal toplandı. Kabir
yeri ve cenaze merasimi tespit edildi. Şehadet haberi dalgalar hâlinde her
tarafa yayılıverdi. Bu kara haberi duyan kadın, erkek yollara dökülmüşler,
inleye, ağlaya Çegen'e doğru geliyorlar. Çok kısa bir zamanda Çegen'de 25.000
den fazla insan toplandı. Bu kara habere inanmayan birçok insanlar, hakikati
gözleriyle gördükleri hâlde, acaba doğru mu diye birbirlerine soruyorlardı.
Halk, bir sel hâlinde...

Ceset, tabuta kondu... Hafızların tekbir
sesleri, okunan mersiyeler, halkın feryatları, yeri göğü inletiyordu. 30.000
kişinin elleri üzerinde, gök kubbenin altında şerefle sallandığını görmek
istediği sevgili bayrağına sarılı olan tabutu ağır ağır ebediyet
yolunda...
Paşa'nın ölüm acısına tahammül edemeyerek ateşin içine dalan
Belcivan Kumandanı Devletmend Bey'in tabutu ile Paşa'nın tabutu yan yana...

Pınarı gölgeleyen iri ceviz ağacına yaklaşıyoruz. Acılar daha
derinleşiyor. Ahıret yolcularının âkıbetleri burada...Yaklaştıkça kalplere çöken
acı ölçüsüz, ifadesiz bir şekilde taşıyor... Bayılanlar var... Ellerimiz üstünde
taşıdığımız bu kumandanı, toprağın karanlıklarına terk etmek istemiyoruz...
Namazları kılınıyor. 30.000 kişinin acı sükûtunu haykıran (ALLAHÜ EKBER) sesi,
varlığın sırrına erişemeyen insan aczini feryat ediyor.
İmam Efendi'nin
yaptığı merasim esnasında birçok bayılanlar oldu... Bunların arasında kumandan
Faruk Bey'in de birdenbire yere düştüğünü gördük...

Dinî merasim
bitti... Paşa'dan ebediyen ayrılacağımız an gelmişti. Fanileri, ebediyete
götüren mezarlara tabutlar yavaş yavaş iniyor. Üzerlerine inen her toprak
parçası Türkistan tarihine çöken bir matem, sonsuz bir elemdi.

Cesedi
toprağa, ruhu da kalplere gömülen Enver Paşa'nın mezarı Türkistan halkı için
mukaddes bir ziyaretgâh oldu... Günlerce bu kabir etrafında Kur'an okundu.

Kumandanlardan Halil ve Paşa'nın özel hizmetlerinde bulunan Mirza
Muhiddin Beyler de şehit Paşa'nın tabanca ve kanlı çamaşırlarını Afganistan'da
bulunan Osman Hoca ve Sami Beylere gönderdiler. Paşa'nın tabancası, o zaman
Afgan Harbiye Nazırı olan Nadir Han'a Bedehşan'da takdim ediliyor. Sultan
adındaki atı da isteği üzerine Miralay Ali Rıza Beye veriliyor.

Afganistan'da hususi murahhası olarak bulunan Bartınlı Muhiddin, Halil
ve Mirza Muhiddin Beyler de, Paşanın çamaşırlarını ailesine vermek üzere
İstanbul'a hareket ediyorlar.

KİŞİLİĞİ

Enver Paşa hakkında
yaşadığı dönemden bugüne kadar pek çok yorum yapılmış, her yönüyle inceden
inceye işlenmiştir. Enver Paşa adlı eseriyle bu konuda inceleme yapan Şevket
Süreyya Aydemir, Enver Paşa'yı 1908-1914 arası döneme bakarak "1908'in Hürriyet
Kahramanı Binbaşı Enver Bey, işte bu kısa devrede Enver Paşa, daha doğrusu
imparatorluğun tek söz sahibi olan, genç, inançlı, ve hırslı, daha doğrusu hem
kaderci hem de kaderini yaratan adam olarak sahnededir." şeklinde tanımlar.

Enver Paşa için söylenebileceklerin başında, onun duygusal ve aceleci
bir kişiliğe sahip olduğudur. Ama şu gerçeği de belirtmek gerekir: Enver Paşa
yetkili olduğu andan itibaren kimilerini de küstürerek bir çok subayı emekliye
ayırmış ve orduya genç ve dinamik bir ruh getirmiştir.

Gerek siyasi
hesaplaşmalar nedeniyle, gerekse yeniden yapılanma çalışmaları amacıyla yapılan
bu işlemde yaklaşık 2000 asker ordudan ayrılmıştı. Balkan savaşından yenik
çıkmış olan Osmanlı Ordusu, tüm imkansızlıklara karşın başarı ve inançla
mücadele etmiştir. Osmanlı Ordusu bütün bu olumsuz şartlara rağmen tam 4 yıl
boyunca 10 ayrı cephede aynı güçle savaşı sürdürmüştür.

Zaten bunun
içindir ki yorumcular Enver Paşa'yı Büyük Kumandan olmanın yanında, güçlü bir
ordu teşkilatçısı olarak değerlendirirler.Yaşadığı süre içinde ideallerini
gerçekleştiremeyen Enver Paşa, amaçları uğruna verdiği mücadelelerde gözle
görülür başarılar elde etmiştir.

Ancak Enver Paşa'nın fonksiyonu Türk
dünyasında tam olarak anlaşılamamıştır. O, Türklerin yeterince iyi
teşkilatlanması halinde bağımsızlıklarına kavuşabileceklerini tüm dünya önünde
ispat etmiş ve baskı altında yılmaya yüz tutmuş bir ırkın, içine atmak
mecburiyetinde kaldığı bağımsızlık ve özgürlük çığlıklarını gün yüzüne
çıkarmıştır.

Sosyologların da dediği gibi, eğer Enver Paşa olmasaydı,
belki de Türk topluluklar hiçbir zaman baş kaldırma ve isyan etmeyi akıllarına
getirmeyecekler, ilelebet baskı altında yaşamaya mahkum kalacaklardı. O büyük
komutan, Türkî halkların yoluna ışık tutan bir lider, bir bağımsızlık ve
hürriyet meşalesi olarak, tarihin tozlu yaprakları arasındaki yerini hak ederek
almayı başarmıştır.
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
enver, pasanin, sehadeti

Seçenekler
Stil


Saat: 10:24

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,