ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Kütüphane > Kültür - Sanat > Türk Tarihi


Oğuz kağan


Oğuz kağan

Kültür - Sanat Kategorisinde ve Türk Tarihi Forumunda Bulunan Oğuz kağan Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Oğuz kağan Madem ki ben kağanınız oldum ordumuzun kargıları demirden bir orman gökyüzü otağımız ve güneş tuğumuz olacaktır... Oğuz Kağan ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 27 Temmuz 2015, 11:14   #1
Durumu:
Çevrimdışı
ForumSevgisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 14 Temmuz 2015
Mesajlar: 8.944
Konular: 8563
Beğenilen: 0
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Oğuz kağan

Oğuz kağan

Madem ki ben kağanınız oldum
ordumuzun kargıları demirden bir orman
gökyüzü otağımız ve güneş tuğumuz olacaktır...

Oğuz Kağan Destanı Hun Türklerinin destanıdır. Fakat bu destanın bugün elimizde bulunan parçası İslâmiyet'ten sonra 13. yüzyılda Uygur Türkçe'siyle yazıya geçirilmiştir. Aslında destan çok uzundu. Bugün "Dede Korkut Hikâyeleri" diye bildiğimiz yazılar o destanın İslâmi geleneğe adapte edilmiş bölümlerinden başka bir şey değildir. Aşağıda bugünkü Türkçe ile sunacağımız ve apayrı bir bölüm olarak yazıya geçmiş parça İslâmiyet'ten sonra yazılmış olmasına rağmen orijinalliğini oldukça korumuştur. Oğuz Destanı'nın bu ayrı bölümünün bugün tek bir yazma nüshası vardır o da Paris'teki "Bibliothegue Naionale"dedir. Bu kütüphanenin "Türkçe Eserler" seksiyonunda 1001 numara ile kayıtlı bulunuyor.

Bu yazma günümüz Türkçesine Reşid Rahmeti Arat tarafından çevrildi ve 1936'da yayınlandı. Daha sonra 1970 yılında Millî Eğitim Bakanlığı'nın "1000 Temel Eser" dizisindeMuharrem Ergin'in açıklayıcı önsözü ile Uygurca metin de eklenerek tekrar yayınlandı.

Destanın kahramanı Oğuz Kağan'ın Asya Hunlarının en büyük en ünlü kağanı olan Mete (Motun) olduğunda birçok tarihçi birleşiyor. Belki bu destan Mete'den evvel de vardı. Mete'nin ünü kahramanlıkları ve hayatının Oğuz Kağan'ın hayatına benzemesi Oğuz Kağan'ın aslında Mete olacağını düşündürmüştür.

Türkler İslâmiyet'ten önce de sonra da Oğuz Kağan'ı ata saymışlardır. Tarih Hunlar'dan Osmanlılara kadar bütün Türklerin Horasan Azerbaycan Irak Anadolu BalkanlarKırım Ukrayna Kuzey Afrika'da devlet kurmuş Türk topluluklarının hep aynı Hun-Oğuz birliğinin torunları olduğunu gösteriyor.

Oğuz Kağan'ın annesi Ay Kağan idi. Destan Ay Kağan'ın Oğuz'u doğurduğu günden başlıyor ve Oğuz Kağan'ın yaşlanıp büyük Türk ilini oğullarına paylaştırması ile sona eriyor. Fakat tekrar edelim: Bu destanın sadece bir bölümüdür. Başından ortasından ve sonundan eksiklikler çoktur. Umarız bir gün tam metin bulunur.




Minyatürdeki Oğuz : Türk milletinin ilk ve büyük hakanı OĞUZ HAN'ı gösteren bir minyatür.

Oğuz Kağan Destanı

...Günlerden bir gün Ay Kağan'ın gözü parladı doğum sancıları başladı ve bir erkek çocuk doğurdu. Bu çocuğun yüzü gök gibi parlaktı. Ağzı ateş kızılı gözleri ela saçları ve kaşları kara idi. Perilerden daha güzeldi.

Bu çocuk anasının göğsünden bir defa süt içti bir daha içmedi. Çiğ et aş ve şarap istedi. Dile gelmeye başladı. Kırk gün sonra büyüdü yürüdü oynadı. Ayağı öküz ayağı gibi (kuvvetli) beli kurt beli gibi (ince) omuzları samur omuzu gibi göğsü ayı vücudu gibi (kuvvetli) ve bütün vücudu tüylü idi. Yılkı güder ata biner av avlardı. Günlerdengecelerden sonra yiğit (delikanlı) oldu.

O çağda o yerde bir ulu orman vardı. Bu ormanda dereler gözeler çoktu. Buraya gelen avlar uçan kuşlar da çoktu. Ormanın içinde bir de büyük bir canavar vardı: Yılkılarıinsanları yiyen çok büyük yaman bir canavar! (metinde gergedan olarak geçiyor). Bu canavar halkı ağır bir eziyetle ezmiş sindirmişti.

Oğuz Kağan çok cesur yiğitti. Bu canavarı avlamak istedi ve günlerden bir gün ava çıktı. Kargı yay ok kılıç kalkanla atlandı (ve canavarı bulmak için ormana gitti).

(Önce) bir geyik yakaladı. Onu söğüt çubukları ile bir ağaca bağlayarak bırakıp gitti. Sabahleyin tan ağarırken yine geldi. Gördü ki canavar geyiği kapmış.

(Oğuz Kağan bu defa) bir ayı yakaladı. Onu altın kemeri ile ağaca bağladı ve gitti. Ertesi sabah tan ağaran çağda yine geldi. Gördü ki canavar ayıyı da almış götürmüş.

(Bu defa) o ağacın dibinde kendisi durdu. Canavar gelip başı ile Oğuz'un kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile canavarın başına vurarak onu öldürdü. Kılıçla başını keserek alıp gitti.

Tekrar (aynı yere) geldiği zaman gördü ki bir sungur (aladoğan) canavarın içerisini (iç organlarını) yemektedir. Yay ile ok ile sunguru öldürdü başını kesti. Ondan sonra dedi ki: Canavar geyiği yedi ayıyı yedi kargım onu öldürdü. Çünkü kargım demirdendi. Canavarı sungur yedi yay ve okum onu öldürdü. Çünkü okum bakırdandı.

Gene günlerden bir gün Oğuz Kağan bir yerde Tanrı'ya yalvarmakta idi. Karanlık bastı ve gökten bir gök (mavi) ışık düştü. Güneşten aydan daha parlak bir ışıktı. Oğuz Kağan (bu ışığa doğru) yürüdü. Gördü ki ışığın ortasında bir kız oturuyor. Çok güzel bir kız. Başında ateşli ve parlak bir beni yardı. Altın kazık (demir kazık yıldızı) gibiydi. Öyle güzel bir kızdı ki gülse mavi gök gülüyor ağlasa mavi gök de ağlıyordu.

Oğuz Kağan onu görünce usu (aklı) gitti. Onu sevdi ve aldı. Onunla yattı ve dileği oldu. Kız hamile kaldı.

Günlerden gecelerden sonra (kızın gözleri) parladı. Üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gün ikincisine Ay üçüncüsüne de Yıldız adını koydular.

Gene bir gün Oğuz Kağan ava gitti. Önünde bir göl ortasında bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda bir kız vardı. Yalnız oturuyordu. Çok görümlü (güzel) kızdı. Gözü gökten daha gök (mavi) idi. Saçları dere gibi dalgalı dişleri inci gibiydi. O kadar güzeldi ki yeryüzü insanları onu görse "Ay ay ah ah ölüyoruz!" diye sütten kımız olurlardı.

Oğuz Kağan onu gördükte usu (aklı) gitti yüreğine od düştü. Onu sevdi aldı. Onunla yattı dileği oldu. Kız dölboğa (hamile) kaldı.

Günler ve gecelerden sonra (bu hatunun da) gözleri parladı ve üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gök ikincisine Dağ üçüncüsüne Deniz adını koydular.

Ondan sonra Oğuz Kağan büyük bir toy verdi. Halka yarlıg gönderdi. Çağırılan halk birbirine danıştı ve geldi. Oğuz Kağan kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. Türlü yemekler türlü şaraplar tatlılar kımızlar yediler ve içtiler.

Toydan sonra Oğuz Kağan beğlere ve halka yarlıg verdi. Dedi ki:

Ben sizlere oldum kağan
Alalım yay ile kalkan
Nişan olsun bize buyan
Bozkurt olsun bize uran
Demir kargı olsun orman
Av yerinde yürüsün kulan
Daha deniz daha müren
Güneş tuğ olsun gök kurıkan.

Gene ondan sonra Oğuz Kağan dört yöne yarlıg yolladı. Bildiriler bildirdi ve elçilerine verip gönderdi. Bu bildiriler şöyle yazılmıştı:

"Ben Uygurlar'ın kağanıyım yerin dört bucağının kağanı olsam gerektir. Sizlerden baş eğmenizi istiyorum. Kim benim ağzıma bakarsa (ağzımdan çıkan emirlere uyarsa)hediyelerini kabul eder onu dost bilirim. Kim baş eğmezse gazaba gelirim onu düşman tutar çeri çıkarıp baskın yapar ve astırırım yok ederim!"

Gene o çağda sağ yanda Altın Kağan denen bir kağan vardı. Bu Altın Kağan Oğuz Kağan'a elçi gönderdi. Pek çok altın gümüş yakut taşlar pek çok mücevher yollayarak bunları Oğuz Kağan'a saygı ile sundu. Onun emirlerini dinledi ve iyi vergilerle dostluğunu sağladı.

Sol yanda Urum denen bir kağan vardı. Bu kağanın çerileri çok çok balıgları (şehirleri) çok çok idi. Bu Urum kağanı Oğuz Kağan'ın yarlığını (buyruğunu) dinlemezdi. "Ben onun sözünü tutmam" derdi.

Oğuz Kağan gazaba gelerek onun üzerine yürümek istedi. Tuğlarını kaldırıp askeriyle onun üzerine yürüdü.

Kırk gün sonra Muz Dağ (Buz Dağ) denen dağın eteğine geldi. Burada çadırını kurdurdu ve uyudu.

Ertesi gün tan ağarırken Oğuz Kağan'ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi. O ışıktan gök tüylü gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. O kurt Oğuz Kâğan'a dedi ki "Ey ey Oğuz! Sen Urum üzerine yürümek istiyorsun ey ey Oğuz ben de senin önünde yürümek İstiyorum!"

Ondan sonra Oğuz Kağan çadırını durdurdu ve gitti. Gördü ki çerinin önünde gök tüylü gök yeleli büyük bir erkek kurt yürümekte ve kurdun ardı sıra ordu ilerlemektedir.

Gök tüylü gök yeleli bu büyük kurt bir nice gün gittikten sonra durdu. Oğuz dahi çerisi ile durdu. Burada İtil Müren denen bir deniz vardı. Bu itil Müren'in yanında bir kara dağ önünde vuruşgu (vuruşma çarpışma) oldu. Okla kargı ile kılıçla vuruştular.

Çerilerin arasında vurulan çok oldu. Halkın gönüllerinde kaygı çok oldu. Tutuşma ve vuruşma öyle yaman oldu ki İtil Müren'in suyu zencefre gibi kıpkızıl oldu. Oğuz Kağan yendi. Urum Kağan kaçtı.

Oğuz Kağan Urum Kağan'ın kağanlığını ve halkını aldı. Ordusuna canlı cansız pek çok ganimet düştü.

Urum Kağan'ın bir kardeşi vardı. Adı Uruz Beğ idi. Bu Uruz Beğ oğlunu dağ başında derin ırmak arasında iyi tahkim edilmiş bir şehre yolladı. Dedi ki: "Şehri korumak gereksen şehri iyi sakla (koru) vuruşgulardan sonra bize gel."

Oğuz Kağan bu şehre yürüdü. Uruz Beğ'in oğlu ona çok çok altın gümüş yolladı. Dedi ki: "Ey Oğuz Kağan sen benim kağanımsın. Babam bana bu şehri verdi ye 'şehri korumak gerek şehri benim için sakla ve vuruşgulardan sonra gel' dedi. "Babam sana kızdı ise bu benim suçum olur mu? Ben senin buyruğunu yerine getirmeye hazırım. Bizim kut'umuz (devletimiz mutluluğumuz) senin kut'un olmuş. Bizim uruğumuz (soyumuz) senin ağacının yemişindendir. Tanrı sana yer verip buyurmuştur. Ben sana başımı kut'umu (devletimi) veriyorum. Sana vergi verir dostluktan çıkmam" dedi.

Oğuz Kağan yiğidin sözlerini güzel gördü sevindi ve: "Bana çok altın yollamışsın şehri iyi saklamışsın (korumuşsun)" dedi. Onun için ona Saklap adını koydu ve dostluk gösterdi.

Ondan sonra Oğuz Kağan çeri ile gene İtil denen ırmağa-geldi İtil büyük ırmaktır. Oğuz Kağan onu gördü ve "İtil suyunu nasıl geçeriz?" dedi.

Çeri arasında iyi bir beğ vardı. Adı Uluğ Ordu Beğ idi. Akıllı bir erdi. Gördü ki bu yerde çok çok ağaç var. O ağaçları kesti üzerlerine yatıp geçti.

Oğuz Kağan sevindi güldü ve: "Sen burada beğ ol senin adın Kıpçak (oyulmuş ağaç) olsun" dedi.

Yine ilerlediler. Ondan sonra Oğuz Kağan gök tüylü gök yeleli erkek kurdu tekrar gördü. Gök Kurt Oğuz Kâğan'a dedi ki:

"Şimdi sen çeri ile burada atlan atlanıp halkı ve beğlerini götür ben önden yürüyüp sana yol göstereceğim."

Tan ağardığında Oğuz Kağan gördü ki erkek kurt çerinin önünde yürümektedir. Sevindi ilerledi.

Oğuz Kağan bir alaca aygır ata binerdi. Bu aygır atı çok severdi. Yolda bu aygır gözden yitip kaçtı. Burada büyük bir dağ vardı. Bu dağın üstünde de don ve buz vardı. Dağın başı soğuktan ap-aktı. Onun için adı "Buz Dağ"dır Oğuz Kağan'ın atı işte bu Buz Dağ'ın içine kaçtı. Oğuz Kağan çok üzüldü.

Çeri arasında kahraman bir er beğ vardı. Ne Tanrı'dan ne şeytandan korkardı. Yürüyüşe soğuğa dayanıklı bir erdi. O beğ dağa girdi yürüdü. Dokuz gün sonra Oğuz Kâğan'a aygır atı getirdi. Buz Dağ çok soğuk olduğundan o beğin vücudu karla kaplanmıştı. Ap aktı. Oğuz Kağan sevinçle güldü. Dedi ki: "Sen buradaki beğlere baş ol senin adın ebediyen Karluk olsun."

Böyle dedi ve ileri gitti.

Yolda giderken büyük bir ev gördü. Bu evin (sarayın) duvarları altından pencereleri gümüşten çatısı demirdendi. Kapalı idi ve açkısı (anahtarı) yoktu.

Çeride pek becerikli bir er vardı. Adı Tömürdü Kagul idi. Oğuz Kağan ona yarlıg (emir) verdi: "Sen burada kal ve çatıyı aç (Kal aç) açtıktan sonra orduya gel" dedi. Bundan dolayı ona Kalaç (Kal aç) adını koydu ve ilerledi.

Gene bir gün gök tüylü gök yeleli erkek kurt yürümedi durdu. Oğuz Kağan da durdu ve çadırını kurdu. Burası tarlasız çorak bir yerdi. Buraya "Çürçet" diyorlardı. Büyük bir yurt idi. Atları çok öküzleri ve buzağıları çok altın ve gümüşleri çok cevahirleri çok çoktu.

Burada Çürçet Kağan'la halkı Oğuz Kağan'a karşı geldiler. Vuruş-tokuş (vuruşma-çarpışma) başladı. Oklarla kılıçlarla vuruştular. Oğuz Kağan üstün geldi ve Çürçet kağanını öldürdü başını kesti ve Çürçet halkını kendisine bağladı. Vuruşgudan sonra Oğuz Kağan'ın çerisine nökerlerine (maiyetine) ve halkına öyle çok ganimet düştü ki yüklemek ve götürmek için at katır ve öküz az geldi.

Oğuz Kağan'ın çerisinde akıllı iyi becerikli bir er vardı. Adı Barmaklıg Coşun Billig idi. Bu becerikli kişi bir kağnı yaptı. Kağnı üzerine cansız malları yükledi baş tarafına canlı malları koştu. Çektiler gittiler. Oğuz Kağan'ın nökerleri ve halkı hepsi bunu gördüler ve şaştılar. Onlar da kağnı yaptılar. Bunlar kağnı yürümekte iken kanga! kanga! diye bağırıyorlardı. Onun için onlara Kanga adını koydular.

Oğuz Kağan kağnıları gördü güldü ve (o becerikli erine): "Kanga kanga ile cansızı canlı yürütsün Kangaluğ sana ad olsun bunu da kağnı belirtsin" dedi gitti.

Ondan sonra gene bu gök tüylü gök yeleli kurt ile Sindu (Sind Hind) Tangut dahi Şam yönlerine atlanıp gitti. Çok vuruşgudan çok tokuşlardan (vuruşma ve çarpışmalardan) sonra oraları aldı ve kendi yurduna kattı. Hepsini yendi bastı.

Yine söz dışında kalmasın ve belli olsun ki güneyde Barkan denen bir yer vardır. Ulu varlıklı bir yurttur. Çok sıcak bir yerdir. Burada çok avlar çok kuşlar vardır. Altınıgümüşü mücevherleri çoktur. Halkının yüzleri kapkaradır.

İşte bu yerin kağanı Masar denen bir kağandı. Oğuz Kağan onun üstüne atlandı çok yaman bir vuruşgu oldu. Oğuz Kağan yendi Masar Kağan kaçtı. Oğuz onu hükmü altına aldı yurdunu ele geçirdi gitti. Oğuz Kağan'ın dostları çok sevindiler düşmanları çok kaygılandılar. Oğuz Kağan sayılamayacak çok nesneler yılkılar aldı. (Sonra) yurdununevinin yoluna düştü döndü.

Gene söylenmeden kalmasın ve belli olsun ki Oğuz Kağan'ın yanında ak sakallı ak saçlı uzun akıllı (tecrübeli) yaşlı bir kişi vardı. Anlayışlı doğru bir insandı. Oğuz Kağan'ın tüşimeli (veziri danışmanı) idi. Adı (unvanı) Uluğ Türk (Ulu Türk) idi.

İşte bu Ulu Türk günlerden bir gün düşünde bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Bu altın yay gündoğusundan ta günbatısına dek uzanmıştı. Üç gümüş ok da güneye doğru gidiyordu. Uykudan sonra düşte gördüğünü Oğuz Kağan'a anlattı ve dedi ki: "Ey kağanım senin ömrün hoş olsun ey kağanım sana dirlik hoş olsun Gök Tanrı düşümde ne verdiyse gerçek olsun. Tanrı bütün dünyayı senin uruğuna (nesline soyuna) bağışlasın!"

Oğuz Kağan Ulu Türk'ün sözünü beğendi. Onun öğüdünü dinledi ve öğüdüne uydu.

Ondan sonra ertesi gün büyük ve küçük oğullarını çağırttı ve dedi ki:

"Ey oğullarım benim gönlüm av diliyor (ama) kocamış olduğum için cesaretim yoktur
Gün Ay Yıldız! Tan yönüne sizler varın! Gök Dağ Deniz! Tün yönüne sizler varın!"

Ondan sonra (oğulların) üçü tan (doğu) tarafına üçü de tün (batı) tarafına vardılar. Gün Ay Yıldız çok avlar çok kuşlar avladıktan sonra yolda bir altın yay buldular. Bunu alıp babalarına verdiler. Oğuz Kağan sevindi güldü yayı üçe böldü ve dedi ki:

"Ey büyük oğullarım yay sizlerin olsun yay gibi okları göğe kadar atın!"

Gök Dağ Deniz de çok avlar çok kuşlar avladıktan sonra yolda üç gümüş ok buldular. Bunları aldılar ve babalarına verdiler. Oğuz Kağan sevindi güldü ve okları üçe böldü. Dedi ki:

"Ey küçük oğullarım oklar sizin olsun. Yay oku attı. Sizler oklar gibi olun!"

Uygur Türkçesi

13. yüzyılda Uygur yazısı ve Uygur Türkçesi'yle yazıya geçirilmiş olan Oğuz Kağan destanını daha önce de belirttiğimiz gibi Reşid Rahmeti Arat bugünkü Türkçeye aynı anlatışla kelime eksiltmeden ve katmadan çevirmişti. Daha sonra bu destan Muharrem Ergin ve Nihat Sami Banarlı'nın çok güzel önsöz ve açıklamalarıyla da yayınlanmıştır.

Bu destanın hem üslûbu hem de 13. yüzyıl Uygurcası hakkında bir fikir vermek için son bölümünü aşağıya aynen alıyoruz. Öyle sanıyoruz ki orijinal ifadesini ilk defa görenler de 13. yüzyıl Türkçesini fazla zorlanmadan anlayabileceklerdir:

...Ong yakıda kırık kulaç ıgaçnı tiktürdi. Anung basıda bir altun taguk koydı; adagıda bir koyun bağladı. Çong yakıda kırık kulaç ıgaçnı tiktürdi. Anung basıda bir kümüş taguk koydı; adagıda bir kara koyunnı bağladı. Ong yakda buzuklar oltırdı. Çong yakda üç oklar olturdı. Kırık kün kırık keçe aşadılar içdiler; sevinç tapdılar.

Andın song Oğuz Kağan ogullarıga yurtın eliştürüp birdi. Takı tedi kim:

Ay oğullar kop men aşdum
Uruşgular kop men kördüm;
Çıda birle ok kop atdum
Aygır birle kop yürüdüm;
Düşmanlarnı ıglagurdum
Dostlarumnı men küldürdüm
Kök Tengrige men ötedim;
Senlerge bire men yurdum.
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
kagan, oguz

Seçenekler
Stil


Saat: 09:02

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,