ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Kütüphane > Kültür - Sanat > Türk Tarihi


Ergenekon Destanı


Ergenekon Destanı

Kültür - Sanat Kategorisinde ve Türk Tarihi Forumunda Bulunan Ergenekon Destanı Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Ergenekon Destanı Ergenekon Destanı "Büyük Türk Destanından bir parçadır. Türk kavimlerinden Göktürkler'i mevzu alır. Göktürkler'in menşeini açıklamak ister. Ergenekon Destanı'nın ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 27 Temmuz 2015, 11:51   #1
Durumu:
Çevrimdışı
ForumSevgisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
none
Üyelik tarihi: 14 Temmuz 2015
Mesajlar: 8.944
Konular: 8563
Beğenilen: 0
Beğendiği: 0
www.forumsevgisi.com
Standart Ergenekon Destanı

Ergenekon Destanı

Ergenekon Destanı "Büyük Türk Destanından bir parçadır. Türk kavimlerinden Göktürkler'i mevzu alır. Göktürkler'in menşeini açıklamak ister. Ergenekon Destanı'nın özeti şöyledir:

Türk illerinde Göktürkler'e itaat etmeyen bir yer yoktu. Bunu kıskanan yabancı kavimler birleşerek Göktürkler'in üzerine yürüdüler. Maksatları öç almaktı. Göktürkler çadırlarını sürülerini bir yere topladılar. Çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün vuruştular. Göktürkler üstün geldi.


Bu yenilgiden sonra yabancı kavimlerin hanları ve beyleri av yerinde toplanıp konuştular.


"Göktürkler'e hile yapmazsak akıbet işimiz yaman olur" dediler.


Tan ağarınca baskına uğramış gibi ağırlıklarını bırakıp kaçtılar.


Göktürkler "Bunların vuruşma güçleri bitti kaçıyorlar" deyip arkalarından yetiştiler.


Düşman Göktürkler'i görünce birden döndü. Vuruşma sonunda düşman Göktürkler'i gafil avlayıp yendi. Göktürkler'i öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını ve mallarını öylesine yağmaladı ki bir ev kurtulmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdi. Küçükleri kul edindi. Her düşman birini alıp gitti.



Göktürkler'in başında İl Han vardı. Çocukları çoktu. Fakat bu uğursuz vuruşmada bir tanesi hariç hepsi öldü. Kayı adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Han'ın Dokuz-Oğuz adlı bir de yeğeni vardı. Kayı ile Dokuz-Oğuz düşmana tutsak olmuşlardı. Fakat on gün sonra bir gece ikisi de kadınları ile beraber atlara atlayıp kaçtılar. Göktürk yurduna geldiler. Burada düşmandan kaçıp gelen çok deve at öküz ve koyun buldular. "Dört taraftaki illerin hepsi bize düşman. Gereği odur ki dağların içinde insan yolu düşmez bir yer izleyip oturalım" dediler. Dağa doğru sürülerini alıp göç ettiler.


Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine bir yoldu ki bir deve veya bir at güçlükle yürürdü. Ayağını yanlış bassa yuvarlanıp parça parça olurdu. Göktürkler'in vardıkları yerde akarsular kaynaklar türlü bitkiler meyveler ağaçlar ve avlar vardı. Böyle bir yeri görünce ulu Tanrı'ya şükrettiler. Hayvanlarının kışın etini yediler; yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye "Ergenekon" adını koydular.


İki Göktürk prensinin Ergenekon'da çocukları çoğaldı. Kayı Han'ın çok çocuğu oldu. Dokuz-Oğuz Han'ın daha az oldu. Çok yıllar bu iki Hanın çocukları Ergenekon'da kaldılar. Pek çoğaldılar.


Dört yüzyıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki Ergenekon'a sığışamaz oldular. Buna bir çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki "Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasından yol izleyip bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında her kim bize dost olursa onunla görüşelim. Düşmanla vuruşalım".


Kurultay bu kararı alınca Göktürkler Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar bulamadılar.


O zaman bir demirci dedi ki "Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat madene benzer. Şunun demirini eritsek belki dağ bize geçit verirdi". Göktürkler varıp demircinin gösterdiği dağ parçasını gördüler. Demircinin tedbirini de beğendiler. Dağın geniş yerine bir kat odun bir kat kömür dizdiler. Dağın üstünü altını yanını yönünü böylece odun ve kömürle doldurduktan sonra yetmiş deriden büyük körükler yapıp yetmiş yere koydular. Odun-kömürü ateşleyip körüklemeye başladılar


Tanrı'nın gücü ve inayeti ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eridi akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak kadar yol oldu. O kutsal yılın kutsal ayının kutsal gününün kutsal saatini bekleyip bu yoldan Ergenekon'dan çıkmaya başladılar. Bu kutsal gün ondan sonra Göktürkler'de bayram oldu. Her yıl o gün gelince büyük tören yapılır; bir parça demir alınıp ateşte kızdırılır. Bu demiri Önce Göktürk Ham kıskaçla tutup örse koyar çekiçle döver.

Ondan sonra Türk beyleri de böyle yapıp bu günü kutlarlar.


Ergenekon'dan çıkınca Göktürkler'in ulu hakanı Kayı Han soyundan Börteçine bütün illere elçiler gönderdi; Göktürkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Tâ ki eskisi gibi bütün iller Göktürkler'in buyruğu altına girer.


Ergenekon Destanı Büyük Türk Destanı'nın bir parçasıdır. Kök-Türkler çağını konu alır. Ergenekon Destanı'nın Türk destanlarının içinde ayrı ve seçkin bir yeri olup en büyük Türk destanlarından biridir. Ergenekon Destanı'nın Türk toplum yaşamında yüzyıllarca etkisi olduğu gibi bugün bile Anadolu'nun dağlık köylerinde birtakım gelenek ve göreneklerde etkisi görülmektedir.

Ergenekon Destanı Bozkurt Destanı'nın ana çizgileri üzerine kurulmuş olup bu destanın serbestçe genişletilmiş biçimidir diyebiliriz. Daha doğrusu Bozkurt Destanı ile kaynağını belirleyen Türk soyu Ergenekon Destanı ile de gelişip güçlenmesini yayılış ve büyüyüş dönemlerini anlatmıştır.

Çin tarihlerinin de yazmış olduğu Bozkurt Destanı'nın bittiği yerde Ergenekon Destanı başlar. Bozkurt Efsanesi'nin devamı Ergenekon Destanı'dır. Ergenekon DestanıCengiz Han çağında moğollaştırılmıştır. Ancak bu efsanenin kökleri ve ana motifleri açıkça Kök Türkler ile ilgilidir.

Kök Türk Devleti MS 6.yy.dan itibaren bir cihan imparatorluğu olmuş ve 200 yıl yaşamıştır. Böyle büyük ve güçlü bir devletin ilkel Moğollar'dan bir efsane alıp kökenlerini ona dayandırması mümkün değildir. Ayrıca Ergenekon Destanı'nın ana motiflerinden biri Demirci'dir. Destanda demirci dağda demir madeni bulur ve Türkler bu demir madenini eriterek Bozkurt'un önderliğinde Ergenekon'dan çıkarlar. Unutmamak gerekir ki Göktürkler'in ataları da demirci idiler. Onlar en iyi çelikleri işler başka devletlere silah olarak satarlardı. Göktürkler'in ataları demir cevherleriyle dolu dağların eteklerinde türemişler demirleri eriterek yeryüzüne çıkmışlardı. Sonradan kendilerinin de demirci olmaları bundan ileri gelmektedir.

Göktürkler'in temel toprakları olan Altay ve Sayan dağları zengin demir madenlerinin bulunduğu bir yerdi. Burada çıkan demirin yüksek cevherli olması ve Türkler tarafından mükemmel bir biçimde işlenmesi çağın Türk savaş endüstrisinin en önemli özelliği idi. Göktürkler çağında Türkler'in işlettikleri demir ocakları ve dökümevleri bulunmuştur. Göktürkler demirden ürettikleri kılıç kargı bıçak gibi savaş araçlarının yanında yine demirden saban kürek orak gibi tarım araçlarını yapmakta da usta idiler. OysaGöktürklerden tam beş yüzyıl sonra yine Türklerle birlikte olmak üzere bir devlet kuran Moğollar demirciliği bilmezlerdi.

Cengiz Han zamanında Moğollar'a elçi olarak gönderilen Çin'deki Sung sülalesinin generali Men Hung yazmış olduğu ''Meng-Ta Pei-lu'' adlı ünlü seyahatnamesindeMoğollar'ın Cengiz Han'dan önce maden işlemeyi bilmediklerini ok uçlarını bile kemikten yaptıklarını Moğollar'a demir silahların Uygur Türkleri'nden geldiğini anlatmaktadır. Zaten Moğollar demirciliği Uygur Türkleri'nden öğrenmişlerdir. Aslında demircilik o çağın Moğol düşüncesine göre büyücülere özgü korkunç bir sanattı. Ayrıca BozkurtTürkler'in kutsal hayvanıdır. Moğollar'ın kutsal hayvanı köpektir.





Ergenekon Destanı'nda Türkler Ergenekon ovasından çıkmak istediklerinde yol bulamazlar. Çare olarak da dağların demir madeni içeren bölümlerini eritip bir geçenek açmayı düşünürler. Demir madenini eritmek için dağların çevresine odun-kömür dizilir ve yetmiş deriden yetmiş körük yapılıp yetmiş yere konulur. Yedi ve yetmiş sayılarıdokuz ve katları ile birlikte Türkler'in mitolojik sayılarındandır. Moğollar'ın mitolojik sayıları ise altı ve altmıştır. Destanda altmış yerine yetmiş sayısına yer verilmesi bu efsanenin Moğolca bir metinden öğrenilmemiş olduğunu Türkler'e ait olduğunu gösterir.

Mağaralar Türk mitolojisinde ve Türk halk düşüncesinde önemli bir yer tutarlar. Bu yalnızca Göktürk efsanelerinde Bozkurt ve Ergenekon destanlarında değil Anadolu'daki masallarda da böyledir. Göktürk efsanelerinin Bozkurt ve Ergenekon destanlarındaki motiflerin ufak değişikliklere uğramış örneklerini Anadolu efsanelerinde de bulabiliriz. Hatta islami hikayelerde bile:

Bir Anadolu efsanesinde Muhammed Hanefi (Hz. Ali'nin Hz. Fatma'dan sonra evlendiği ve bu evlilikten olan dört çocuğundan biridir. Diğer Çocukları; ise Ümmü GülsümZeynep ve Kasım'dır) önüne çıkan bir geyiği kovalar. Geyik bir mağaradan içeri girer. Muhammed Hanefi de geyiğin arkasından mağaraya girer. Mağaradan geçerek büyük bir ovaya varır ve burada Mine Hatun'la karşılaşır. Dikkat edilirse bu Anadolu efsanesindeki mağara Bozkurt'un hayatta kalan tek Türk gencini götürdüğü mağaranın ve mağaradan çıkılan ova da yine Bozkurt Destanı'ndaki kurdun yaşayan tek Türk gencini mağaradan geçerek götürdüğü ovanın aynısıdır. Ayrıca yine bu ova Ergenekon Destanı'ndaki Kayı ile Tokuz Oguz'un yurt tuttukları ovanın aynısıdır.

Altay Türkleri'nin efsanelerinde de Bozkurt ve Ergenekon destanlarının izlerini görmek mümkündür. Bir Altay efsanesinde bir bahadır avlanırken karşısına çıkan geyiği kovalamağa başlar. En sonunda bir Bakır-Dağ'ın önüne gelirler. Baştan başa bakırdan yapılmış olan dağ birden açılır ve geyik açılan delikten içeri girer. Genç bahadır da geyiği izler. Az sonra geyik kaybolur. Efsanenin devamında bahadır türlü canavarla iyi yürekli yaşlı kişilerle çok güzel kızlarla karşılaşır. Bu Altay efsanesinde de aynı mağara ve mağaradan geçilerek ulaşılan ova motifleri vardır ve bu Altay efsanesi Muhammed Hanefi'nin efsanesine belirgin bir biçimde benzemektedir. Altay masal ve efsanelerinde bu tür öykülerin daha mitolojik biçimde olanları da vardır.

Asya Büyük Hun Devleti'nde bizzat Hun hakanının başkanlık ettiği törenler vardır. Bu törenlerden en önemlisinde devletin ileri gelenleri toplanarak Ata Mağarası'na giderler ve orada hakanın başkanlığında dini törenler yapılır atalara saygı gösterilir. Aynı törenler Göktürk Devleti'nde de yapılagelmiştir. Bu adı geçen Ata Mağarası Bozkurt'un Türk gencini düşmandan kaçırıp sakladığı ve Ergenekon'a ulaştırdığı mağaradır. Ancak bugün bu mağaranın yeri bilinmiyor. Tabgaçlar da kayaları mağara biçiminde oyarlar ve burada yere göğe ata ruhlarına kurban sunarlardı. Bu kurban töreninden sonra da çevreye kayın ağaçları dikilir o bölgede kutsal bir orman oluşturulurdu. Asıl önemli olan nokta ise bütün milletçe bunlara inanılması ve devletin de bu efsaneye saygı göstermesidir. Ayrıca Aybek üd-Devâdârî'nin anlattığı Türkler'in kökenine ilişkin ''Ay Ata Efsanesi''nde de mağara ve mağarada türeme motifi vardır. Bu efsanede de Türkler'in ilk atası olan Ay Ata bir mağarada meydana gelir. Ay Ata Efsanesi'ndeki mağara ilk ataya bir ana rahmi görevi görmüştür.

Ergenekon Destan'ı Türkler'in yüzyıllarca çift sürerek av avlayarak maden işleyerek yaşayıp çoğaldıkları etrafı aşılmaz dağlarla çevrili kutsal toprakların öyküsüdür. Ergenekon Destanı'nın önemli bir çizgisi Türkler'in demircilik geleneğidir. Maden işlemek demirden ve en iyi çelikten silahlar yapmak Eski Türkler'in doğal sanatı ve övüncü idi. Ergenekon Destanı'nda Türkler demirden bir dağı eritmiş ve bunu yapan kahramanlarını da ölümsüzleştirmişlerdir.

Ergenekon Destanı ilk kez Cengiz Han'ın kurmuş olduğu Türk-Moğol Devleti'nin tarihçisi Reşideddin tarafından saptanmıştır. Reşideddin ''Câmi üt-Tevârih'' adlı eserinde Ergenekon Destanı ile ilgili geniş bilgiler vermektedir. Fakat Reşideddin -yukarıda da değinildiği gibi- bir Türk destanı olan Ergenekon Destanı'nı moğollaştırmıştır (Ergenekon Destanı'nın nasıl moğollaştırıldığı hakkında Prof.Dr.Bahaeddin Ögel'in Türk Mitolojisi [1.cilt 59-71. sayfalar] adlı yapıtında geniş bilgiler vardır).

Ergenekon Destanı Hıve hanı Ebulgazi Bahadır Han'ın 17.yy.da yazmış bulunduğu ''Şecere-Türk'' (Türkler'in Soy Kütüğü) adlı esere de kaydedilmiştir.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu Kurtuluş Savaşında'ki Anadolu'yu Ergenekon'a benzeterek aynı adı taşıyan bir kitap yazmıştır.

Ergenekon Destanı'nda Bozkurt öteki Türk destanlarında da olduğu gibi ön planda ve baş roldedir. Bu kez Türkler'e yol göstericilik kılavuzluk yapmaktadır.

Bir rivayete göre Türkler Ergenekon'dan 9 Martta çıkmışlardır. Başka bir rivayet ise bu tarihi 21 Mart (Nevruz Bayramı) olarak verir. Öyle anlaşılıyor ki Ergenekon'dan çıkış işlemleri 9 Martta başlamış 21 Martta da tamamlanmıştır.
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
destani, ergenekon

Seçenekler
Stil


Saat: 02:11

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,