ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Türkçe - Edebiyat


Fransız Edebiyatı


Fransız Edebiyatı

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Türkçe - Edebiyat Forumunda Bulunan Fransız Edebiyatı Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Fransız Edebiyatı FRANSIZ EDEBİYATI Fransız yazarlarca Fransızca yazılmış olan düzyazı ve şiirleri kapsar. Fransız dili, İÖ 50 yıllarında Keltler’i yenerek ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 08 Aralık 2014, 19:19   #1
Durumu:
Çevrimdışı
User
Güneş teninde güzel.
User - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kaygili
Üyelik tarihi: 02 Aralık 2014
Şehir: İstanbul
Mesajlar: 9.308
Konular: 8078
Beğenilen: 727
Beğendiği: 562
www.forumsevgisi.com
Standart Fransız Edebiyatı

Fransız Edebiyatı

FRANSIZ EDEBİYATI
Fransız yazarlarca Fransızca yazılmış olan düzyazı ve şiirleri kapsar.
Fransız dili, İÖ 50 yıllarında Keltler’i yenerek fetihlerini tamamlayıp Galya’ya yerleşen Roma askerlerinin konuştuğu sıradan Latince’nin yüzyıllar boyunca evrimleşmesiyle oluşmuştur. Romalılar İS 5. yüzyıla kadar Galya’da kaldılar. O tarihte Vizigotlar, Franklar ve Almanca konuşan öteki kavimlerin saldırısına uğrayarak yerlerinden sürüldüler. Aradan geçen yüzyıllarda Latince bir hayli değişime uğramıştı. Yeni gelen Germen kavimleri, istila etmiş oldukları yerlerde konuşulan bu dili kendi dillerinden sözcüklerle zenginleştirdiler. Franklar Galya’ya Fransa adını verdiler. Galya’da konuştukları dil bugün Eski Fransızca olarak bilinen dildir.
Arı Latince ise Fransa’da olduğu gibi Avrupa’daki öbür Hıristiyan kiliselerinde de kullanılmaktaydı. Rahiplerden ve din görevlilerinden başka okuma yazma bilen pek yoktu. 8. yüzyılda büyük Frank Kralı Şarlman kilise görevlilerinin eğitimine ve öğrenimine destek oldu. Fransa’da ilk edebiyat ürünleri Latince yazıldı. 12. yüzyıla kadar gerek resmi yazışmalarda, gerek edebiyatta hep Latince kullanıldı. Fransız edebiyatı doğmadan önce jongleur adı verilen gezgin halk ozanları diyar diyar dolaşarak ezberlerindeki uyaklı öyküleri gittikleri yerlerde anlatırlardı. Ayrıca hokkabazlık ve akrobasi numaralarıyla da halkı eğlendirirlerdi. JongleurTer gerçek Fransız edebiyatının ortaya çıkmasından sonra da halktan ilgi gördüler.

Ortaçağ
Fransızca ilk edebiyat ürünü, 878′de yazılmış olan ve bir azizin yaşamının anlatıldığı Sainte Eulalius’tur. Bunu 10. ve 11. yüzyıllarda yazıldığı bilinen iki azizin yaşamöyküsü izlemiş, Fransız halkının özelliklerini ve ruhunu yansıtan yapıtlar 12. yüzyılda chanson de geste (“kahramanlık şarkısı”) ile doğmuştur.
Bu şarkılar çeşitli Fransız kahramanlarının eylemlerini dile getiriyordu. Bunlar Şarlman’ı, Sarazenler’e karşı girişilen savaşları, Haçlı Seferleri’ni ve Fransız derebeylerini konu alan yiğitlik destanlarıydı. Yazılmazdan önce bestelenir ve çalgı eşliğinde söylenirdi. İçlerinde en eskisi ve ünlüsü La Chanson de Roland’dır (11.-12. yüzyıl; “Roland’ın Şarkısı”).
Bu destanların yazıldığı dönemde lirik şarkılar söyleyen gezgin şarkıcılar ortaya çıktı. Fransa’nın güneyinde, Provence yöresinde troubadour (trubadur) adı verilen bu şarkıcılar jongleur’ler gibi halkı eğlendirmeyi amaçlıyorlardı. Kuzey Fransa’da ise soylu feodal beylerden profesyonel eğlendiricilere kadar, toplumsal sınıfların çok farklı kesimlerinden üzerineydi. Bir genç kızın, birbirini seven iki gencin ya da mutsuz bir âşığın acılarını anlatmanın ayrı ayrı kalıpları vardı. Bunlardan romans adı verilen daha uzun öyküler doğdu. Hepsi de cesur bir erkeğin, bir kahramanın nasıl davranması gerektiğini anlatıyordu. 12. yüzyıldan kalma ünlü romansların çoğu Chretien de Troyes’nın kaleminden çıkmıştır. Fransa ile İngiltere arasındaki siyasal bağlar dolayısıyla bu romansların bir bölümü İngiliz öykülerinden alınmış olmakla birlikte bir hayli değişime uğramıştır. Örneğin Chretien, Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri’ne ilişkin romanslar da yazmıştır (bak. ARTHUR). BU dönemde aşk ve serüven konulu kısa şiirler de yazıldı. İçlerinde en güzelleri Marie de France’ınkilerdir. Bunlardan “Lanval”, bir peri kızının yoksul bir şövalyeye olan gizli aşkını ve onu tılsımıyla nasıl zengin ettiğini anlatır. 12. yüzyılda başlayan bir başka edebiyat türü de insanların zayıf yanlarını alaya alan, güldürme amacıyla yazılmış fabllerdi. Bunlar dinsel ve ahlaksal değerleri de alaya alıyor, rahiplerin ikiyüzlülüğüyle dalga geçiyordu. Zamanla iyiden iyiye din karşıtı bir içerik kazandılar. Fabllerde hayvanlar insanları temsil eder, bu yolla toplumsal taşlamalar ve yergiler dile getirilirdi (bak. FABL).
İlk oyunlar Latince yazılmış ve kiliselerde oynanmıştır. Halk, kilisenin Latince’yle sürdürülen törenlerini izlemekte güçlük çektiği için bunlar basitleştirilerek oyunlaştırıldı. Daha sonra oyuncular rollerini ezbere okumaya başladılar ve oyunların süresi uzadı. Bunların çoğu İncil’deki öykülerden uyarlanıyordu. Bir zaman sonra oyunlar kilise yerine kasaba alanlarında düzenlenmeye başlandı.
Latince’nin yerini Fransızca’nın almasıyla halktan kimseler de oyunlarda rol almaya başladılar. İncil’den kişileri ya da azizleri konu alan bu oyunlara, Tarı’nın insanlarca anlaşılmazlığı anlamında, mucize ya da gizem oyunları deniyordu. Çok uzun olanlar birkaç gün sürebiliyordu. Dekorlar ve kostümler son derece görkemliydi.
Ortaçağ şairlerinden François Villon konularını gerçek yaşamdan alan olağanüstü güzellikte şiirler yazmıştır.

Rönesans
İngiltere ile Fransa arasındaki Yüz Yıl Savaşları (1337-1453) sırasında Fransa’da birtakım değişiklikler olmuş, edebiyat ve öteki sanat dallarında bir kısırlık ve yozlaşma baş göstermişti. Ama 16. yüzyılın başlarında iyiye doğru bir gidiş gözlenmeye başladı. Okumuş yazmış, bilgili kimseler Eski Yunan ve Latin edebiyatını, bilim ve kültürünü yeniden keşfettiler. Yeni topraklar bulundu; batılılar bu denizaşırı ülkelere giderek yerleştiler, onları sömürgeleştirerek zenginleştiler. Baskı makinesinin icadı yazılı metinlerin yayılmasını kolaylaştırdı. Kilise bu yüzden halkın desteğini ve saygısını büyük ölçüde yitirdi. Bu gelişmeler Rönesans’ın, yani “yeniden doğuş”un başlangıcıydı (bak. RÖNESANS). Avrupa’nın öbür ülkeleri gibi Fransa da bu çağda baş gösteren gelişmelerde etkin bir rol aldı. Başlangıçta Fransız şairleri şiirde bir yenilik yaratamadılar. Gerek düşünce, gerek biçim açısından Eski Yunan ve Roma’ya bağlı kaldılar. Clement Marot eski biçimlere bağlı kalmakla birlikte, Fransızca’nın duru ve anlaşılabilir bir dil olması için çaba gösterdi. Pierre de Ronsard ise eskiye titizlikle sadık kalınması gerektiğini savunuyordu. Daha da ileri giderek, Fransızca’ya Latince ve Yunanca sözcükler katmayı denedi. Uzun destan şiiri Franciade, Virjil’in Aeneis’i örnek alınarak yazılmıştır (bak. AENEIS; VİRJİL).
Rönesans’tan önce düzyazıyla yazılmış pek az öykü vardı. Rönesans çeşitli edebiyat türlerinin geliştirildiği ve denendiği bir dönem oldu. 16. yüzyılın ilk yarısında düzyazı alanındaki ilk önemli yapıtlar François Rabelais’nin Pantagruel’i (1532) ve iki ciltlik Gargantua’sıdır (1534). Güldürücü, düşündürücü ve bilimsel nitelikleriyle Gargantua ve Pantagruel Fransız toplumundan bir kesiti yansıttığı gibi, yazarının iç dünyasını da okura açar (bak. RABELAİS, FRANÇOİS).
Rabelais nasıl Rönesans’ın ilk dönem sözcüsü ise, Michel de Montaigne de son dönem sözcüsü oldu. İnsan kendi dünyasını yaratır diyen Montaigne bilginin yararını pek fazla önemsemedi. Ona göre kişinin yaşamı kavrayabilmesi için her şeyden önce kendini tanıması gerekiyordu. Deneme türündeki yazıları pek çok yazarca örnek alınmıştır (bak. DENEME).
Rönesans döneminde tiyatro açısından bir değişiklik olmadı. Halk 16. yüzyılın ortalarına kadar eski türdeki ortaçağ oyunlarını izlemeyi sürdürdü.

Klasik Dönem
17. yüzyıl, Fransız edebiyatının klasik dönemi olarak bilinir. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, bu dönem yazarlarının Yunan ve Latin klasiklerinden esinlenmeleri, ikincisi de bu yazarların yapıtlarının kendilerinden sonraki kuşaklarca örnek alınan klasikler değerinde olmalarıdır. Bu dönemde duygudan çok akla seslenen, duru ve akılcı bir anlatımı benimseyen Fransız yazarlar Fransa dışındaki ülkelerin edebiyatını da etkilediler.
17. yüzyıl yazarları Fransız krallarına ve saray çevresine çok yakındılar. Sarayın görgü ve davranış kuralları yazarların üslubunu etkiliyordu. Yazardan beklenen incelik, sağduyu ve dil birliği idi. Bu dönemde yazarlar ile okurlar Salon adı verilen çeşitli toplantı yerlerinde bir araya gelirlerdi. Bir grup Fransız yazar 1635′te Fransız Akademisi’ni kurdu. Akademi üyelerinin çabalarıyla Fransızca o denli duru, hoş ve seçkin bir dil oldu ki, Avrupa’da dönemin tüm aydınlarınca benimsendi. Bir bilim adamı ve filozof olan René Descartes ilk dönem klasik yazarları büyük ölçüde etkiledi (bak. DESCARTES. RENÉ). Aklını İyi Kullanmak ve Bilimlerde Doğruyu Bulmak İçin Metot Üzerine Konuşma’da (Discours de la méthode pour bien conduire sa raison et chercher la vérité dans les sciences; 1637) kanıtlanmamış hiçbir şeyin gerçek olamayacağını, sorunların basamak basamak çözümlenmesi ve her basamağın belli bir sıra izlemesi gerektiğini savundu.
Bu dönemde büyük şairler yetişmedi. Bunun nedeni, belli beğeni kalıplarının duyguların içtenlikle dışa vurulmasını engellemiş olması olabilir. Biçimsel kalıplara bağlı şairlerden François de Malherbe, klasik şiir alanında hem ilk, hem de en yetkin olma özelliğini taşır. Bu dönemde şiir Jean de la Fontaine ile doruğa ulaştı. La Fontaine eski öyküleri duyarlı, canlı ve neşeli bir üslupla hayvan masallarına dönüştürdü (bak. LA FONTAINE. JEAN DE). Şiirin gösteremediği gelişme ise tiyatro alanında gözlendi. Le Cid (1637) traj edişiyle Pierre Corneille Fransız tiyatrosunun görkemli yüzyılını başlattı. Corneille, Yunan ve Latinler’i taklit etmeksizin, Fransız dünyasını konu aldı. Başkaları dış dünya ile ilgilenirken, o insan zihnine ilgi duydu. Oyunlarının insan doğasına ışık tutması ve sağlam bir dramatik kurgusu olması kalıcılıklarım sağlamıştır. Molière olarak bilinen Jean Baptiste Poquelin, Fransa’nın en ünlü komedi yazarıdır (bak. MOLIÈRE). Rabelais gibi Molière de yaşamı dengeli ve duyarlı bir biçimde yansıtmayı başardı. Talihsizlikler ve yıkımlar karşısında gülebilmenin ne denli zor olduğunu bilen Molière, izleyicisini tam da bu gibi durumlarda kahkahalarla güldürebiliyordu. Molière’in de konusu insandı. En beğenilen oyunları arasında Tartuffe (Tartuffe, ou l’imposteur; 1664), Cimri (l’Avare; 1668) ve Hastalık Hastası’m (le Malade imaginaire; 1673) sayabiliriz.
Molière’in komedileri ün kazanırken, konularını Yunan trajedisinden, özellikle Öripides’ten, tarihten ve İncil’den alan Jean Racine klasik geleneğe bağlı olarak trajediler yazıyordu (bak. ÖRİPİDES; RACINE, JEAN). Racine saray çevresi için yazdı ve onların davranış kurallarının dışına çıkmadı. İnsanı çok yakından tanıması ve güzellik ile gerçekliği uyum içinde sunmadaki başarısı yazar olarak büyük ün kazanmasında etkili oldu. Phèdre (1677) ve Athalie (1691) Racine’in en ünlü oyunlarıdır.
İlk romanın yazılışı da bu döneme rastlar. Bu, Marie de La Fayette’in bir başyapıt olan tek romanı Prenses de Clèves’dir (la Princesse de Clèves; 1678). Bu yapıt ilk ciddi tarihsel roman olma özelliğini de taşır.
17. yüzyıl yazarlarının hepsi edebiyatta uygulanan katı kuralcılığı ve akılcılığı benimsemedi. O dönemde uzun, düş ürünü serüvenler çok tutuluyordu. Yüzyılın sonuna doğru birçok peri masalı yazıldı. Charles Perrault’ nun “Çizmeli Kedi”, “Uyuyan Güzel”, “Kırmızı Şapkalı Kız”, “Kaz Ana” ve “Kül Kedisi” gibi birbirinden güzel masallarının ilk basımları bu yıllarda yapıldı. Ne var ki, bunlardan daha önemlisi, Perrault’nun eskileri taklit eden çağdaş yazarlara, bu tutumlarından ötürü saldırısıydı. Klasik yazarları savunan Jean de La Bruyère Karakterler (les Caractères; 1688) adlı yapıtında çağının yapmacıklığını, zevk ve sefaya düşkünlüğünü sergilerken, Eski Yunan toplumunun erdemlerini dile getirdi. İnsan düşüncesinin zaman içinde olgunlaştığını savunan Perrault ve Fontenelle gibi yazarlar da eskilere öykünmenin bir yararı olmayacağını ve yeni yapıtların daha üstün olduğunu öne sürdüler. Perrault, yazarların aklı mutlaklaştırarak, klasik Yunan ve Latin yazarların yöntemlerini sıkı sıkıya izlemelerinin, ilerlemeyi ve gelişmeyi önleyeceği düşüncesindeydi. Perrault’nun eleştirileri, klasiklerin izinden giden ve gitmeyen yazarlar arasında daha uzun yıllar sürecek ve 18. yüzyılda yeni bir anlayışa yol açacak bir çekişmenin başlangıcıydı.

18. Yüzyıl
18. yüzyılın başlarında edebiyatta yeni bir eğilim ortaya çıktı. Aydınlanma Çağı yazarları yapıtlarının biçim ve güzelliğine önem verecek yerde, düşüncelerini yaymayı ve okurlarına bilgi vermeyi yeğliyorlardı (bak. AYDINLANMA ÇAĞI). Fransa’da toplumsal koşullar çok ağırdı. Yazarlar, bunu dile getirmek isterken, düşüncelerinden ötürü cezalandırılmaktan çekmiyorlardı. Bu yüzden örtülü bir anlatım yolu seçtiler. Alain-René Lesage, Gii Blas de Santillane’ın Maceraları (Histoire de Gii Blas de Santillane; 1715-35) adlı romanında Fransa’yı eleştiriyor, ama olayın başka bir ülkede geçtiği izlenimini veriyordu. Toplumun alt kesimlerinden gelen ve bir serüven atmosferi içinde kurulu düzenin eleştirisini yapan bir kahramanın öyküsü olan Gii Blas ilk gerçekçi Fransız romanı idi ve Cervantes gibi İspanyol yazarların başlattığı pikaresk geleneğinin bir uzantısıydı (bak. CERVANTES SAAVEDRA. MIGUEL DE). Aydınlanma Çağı’nın önde gelen kişilerinden, Encyclopédie’nin yayımcısı ve yazarı Denis Diderot da kişisel deneyimlerine dayanan denemeler yazdı. Öykü ve romanları ise ölümünden sonra yayımlandı. Yazdığı sanat eleştirileriyle sonradan ilk büyük sanat eleştirmeni olarak nitelendirildi. Baron de Montesquieu İran Mektupları’nda (Lettres persanes; 1721) Fransa ile alay ederken, mektupların İranlı bir gezgin tarafından yazılmış olduğunu öne sürdü.
Bu dönemin önde gelen temsilcisi François-Marie Arouet, edebiyat dünyasındaki adıyla Voltaire şair, tarihçi, öykü yazarı, tiyatrocu ve hepsinin ötesinde cahillik ve haksızlıklara karşı çıkan yılmaz bir savaşçıydı. Ülkesindeki insanların haksızlıkları görmesi için elinden geleni yapmaktan geri durmadı. En tanınmış yapıtı olan Candide (1759), düşüncelerini açıklamakta keskin zekâsını ne büyük bir ustalıkla kullandığını gösterir. 18. yüzyılda tiyatro da toplumsal eleştiri araçlarından biri oldu. Lesage ve Jean-François Regnard, insanları ve davranışlarını eleştiren komediler yazdılar. Bu dönemin en yetenekli oyun yazarı Pierre Caron de Beaumarchais’dir. Sevil Berberi (le Barbier de Séville; 1775), Figaro nun Düğünü (le Mariage de Figaro; 1784) en ünlü yapıtlarıdır. Voltaire gibi Beaumarchais de insanların otorite ve geleneğe bağlılıklarını ve saygılarını kırmaya çalışarak, 1789′da tüm Avrupa’yı sarsacak olan Fransız Devrimi için halkın adım adım hazırlanmasına yardımcı oldu.

Romantizm
Voltaire’den sonra 18. yüzydın en önemli yazarı Jean-Jacques Rousseau’dur (bak. ROUSSEAU, JEAN-JACQUES). İnsanda doğal olarak var olan iyiliğin karmaşık toplumsal koşullar yüzünden yok olup gittiğini savunan Rousseau doğaya dönmeyi öneriyordu. 1762′de yazdığı Toplum Sözleşmesinde (du Contrat social) tüm yurttaşlarının eşit haklara ve eşit olanaklara sahip olacağı bir ülkeden söz eder. Böyle bir demokrasi önerisi, o dönemde ABD Anayasası‘nı hazırlayanları çok etkilemişti. Akıl ve sağduyuyu yeterli bulmayan Rousseau Romantizm çağını açtı. Bu akım, yazarların ve sanatçıların duygularını diledikleri gibi ve diledikleri yoldan açıklamalarını temel alıyordu (bak. ROMANTİZM).
Romantik Akım’ın gelişmesine katkıda bulunan iki yazar, Bernardin de Saint-Pierre ve Francois René Chateaubriand’dır. Saint-Pierre Poi ve Virjini (Paul et Virginie; 1787) adlı yapıtında biri kız, biri erkek iki Fransız çocuğun doğanın saflığı ve güzelliği içinde yetişmelerini anlattı. Chateaubriand ise Amerikan doğasının yabanıl güzelliklerini ustalıkla betimledi. René (1802) adlı yapıtı romantik edebiyatın örnek bir ürünüdür.
Fransa’da devrimden ve Napolyon Savaşlarından sonra okuma yazma ve genel eğitim yaygınlaştı. Okuyanların sayısındaki artış, Fransız edebiyatında verimli bir döneme girilmesine yol açtı. Bir önceki yüzyılın gelenekselleşmiş klasik akılcılık ve sağduyu akımları önemini yitirmişti. Bir grup yeni yazar Romantizm Akımı’nı benimsedi. Şair oyun yazarı ve romancı Victor Hugo bu akımın öncüsüydü (bak. HUGO, VICTOR). Geniş bir hayal gücü olan Victor Hugo çocuklara, aileye, doğaya, sevgiye ve ölüme, kısaca insan yaşamına ilişkin ne varsa tümüne ilgi duyuyordu. Günümüzde Notre Dame’ın Kamburu (Notre Dame de Paris; 1831), Sefiller (les Misérables; 1862) ve Fransız Devrimi’ni anlatan 1793 Devrimi (Quatre-vingt-treize; 1873) adlı romanları ile tanınır. Bu romanlar insanlığın acılarını, sevinçlerini ve yazarın yaşadığı dönemin toplumsal ve siyasal çalkantılarını yansıtır.
Klasik tiyatroda bir oyunun baş kişisi tüm insanlığı temsil ederken, Romantik tiyatro çağdaş toplumun yanlış değerlendirdiği, genellikle yalnız ve anlaşılmamış insanı odaklaştırdı. Bu dönemden günümüze sadece, oynanmaktan çok okunmak için yazılmış bazı oyunlar kaldı.
Armandine Lucie Aurore Dupin, bir kadın olarak kendini edebiyat dünyasına kabul ettirmenin zorluğundan ötürü, George Sand takma adını kullandı (bak. SAND. GEORGE). Kadınların özgürlüğü, özgür ve eşit bir toplumun gerçekleşmesi için siyasete atıldı. George Sand Romantik dönem Fransız yazarlarının en verimlilerindendir. Romanlarının konuları kendi yaşamından kaynaklanır. Sand’a göre, bir sanat yapıtı yaşanan gerçekliği dile getirmekten çok, olması gerekenin peşine düşmelidir. Lelia (1833), Consuelo (1842), Histoire de ma vie (1854; “Yaşamımın Öyküsü”) yapıtlarından sadece birkaçıdır.
Tarih duygusunun güçlendiği devrimler döneminde Jules Michelet, François Guizot ve Alexis de Tocqueville edebi değeri olan tarih yapıtları yayımladılar.
Alexandre Dumas (Baba), Romantik tiyatro oyunları yazdı (bak. DUMAS. ALEXANDRE). Asıl ününü ise Fransız tarihinden esinlenerek yazdığı Üç Silahşörler (les Trois mousquetaires; 1844) ve Monte Kristo Kontu’yla (le Comte de Monte-Cristo; 1845) kazandı. Bunlar günümüzde de hâlâ zevkle okunan etkileyici macera romanlarıdır. Oğlu Alexandre Dumas da nitelikli oyun ve romanlar yazdı. Prosper Mérimée’nin romanları üslup açısından Alexandre Dumas’nınkilere benzerse de, Mérimée entrikaya daha az yer verir ve anlatımı daha sadedir. Ünlü romanı Carmen (1847) fırtınalı bir sevda öyküsüdür.
Romantik dönemin öteki önemli yazarları Alfred de Musset, Alphonse de Lamartine ve Alfred de Vigny’dir. Her biri kendine özgü arayışlar içinde sevgi, sanat, doğa ve ölüme ilişkin yapıtlar yarattılar. Théophile Gautier lirik şiire yeni bir yön verdi.
________________
Umut bitti,limanı değil gezegeni verin ateşe.

imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
edebiyati, fransiz

Seçenekler
Stil


Saat: 00:36

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,