ForumSevgisi.Com

  ForumSevgisi.Com > ForumSevgimiz Eğitim Bölümü > Türkçemiz Ve Diğer Dersler > Türkçe - Edebiyat


Pratik Dil Bilgisi Notları


Pratik Dil Bilgisi Notları

Türkçemiz Ve Diğer Dersler Kategorisinde ve Türkçe - Edebiyat Forumunda Bulunan Pratik Dil Bilgisi Notları Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Pratik Dil Bilgisi Notları 1.Sözcüğün türü, görevi, işlevi, çeşidi sorulursa sözcüğün isim mi, zarf mı, sıfat mı,zamir mi ,edat mı… ...

Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
LinkBack Seçenekler Stil

Okunmamış 04 Kasım 2014, 01:40   #1
Durumu:
Çevrimdışı
Cate
Üye
Cate - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Acimasiz
Üyelik tarihi: 26 Ekim 2014
Şehir: -sen gittin herkes ölmeye başladı
Mesajlar: 4.582
Konular: 2467
Beğenilen: 227
Beğendiği: 168
www.forumsevgisi.com
Standart Pratik Dil Bilgisi Notları

Pratik Dil Bilgisi Notları

1.Sözcüğün türü, görevi, işlevi, çeşidi sorulursa sözcüğün isim
mi, zarf mı, sıfat mı,zamir mi ,edat mı… olduğuna
bakılacağını;
2.Sıfatların isimleri, zarfların genellikle fiilleri nitelediğini
(güzel kız: sıfat ; güzel konuş:zarf );
3.Sıfatların mutlaka ilgili olduğu isimden önce gelmesi
gerektiğini ( kötü insan: sıfat);
4.Niteleme sıfatlarının önündeki isim düşerse sıfatın adlaşmış
sıfat olduğunu ( kötülerle arkadaşlıkyapmayın:adlaşmış sıfat)
5.Yüklemi ekeylem almış fiilimsiden oluşan cümlelerin isim
cümlesi olduğunu (Tek amacım, sizleri gelecekte iyi yerlerde
görmektir.)
6.İsmin –e , -de ,-den hal ekleriyle biten öğelerin genellikle
dolaylı tümleç olduğunu, ismin –i haliyle biten öğenin her
zaman belirtili nesne olduğunu, 3. tekil iyelik ekiyle ( -(s) i)
biten öğenin özne olduğunu ( yoldagördüm: dt ) (bahçeyi
gezdim: b.n) (babası geldi: öz.);
7. –den ekiyle biten öğe cümleye bir sebep anlamı katarsa o
öğenin zarf tümleci olduğunu (hastalandığındangelemedi:zt);
8.-de ve –den çekim eklerinin sıfat tamlaması kurduklarında
yapım eki özelliğini kazandığını (sıradan insanlar ,candan
arkadaşım, gözde öğrenci: önündeki isme “nasıl” sorusunu
yöneltebiliyoruz öyleyse altı çizili ekler sıfat yapmıştır ve bu
yüzden artık yapım ekidir.);
9.İyelik eklerinin bir ismin sonuna gelerek onun kime ait
olduğunu bildirdiğini, iyelik eklerini daha kolay bulabilmek için
ismin başına “benim, senin, onun, bizim,sizin,onların”
getirebileceğimizi (kitabım, yavrusu…);
10.İyelik eki almış bir isimin başında iyelik zamiri
(benim,senin,onun…) kullanılmamışsa bunların
tamamının “tamlayanı düşmüş isim tamlaması” olduğunu
(pantolonum,annesi…) ;
11. Her – im ekinin aynı ek olmadığını
(* telefonum nerede? :1.tekil iyelik eki “benim telefonum”,
*çok iyiyim: ekfiilin geniş zamanı ;çünkü isme gelmiş ve onu
yüklem yapmıştır,
*bizim çocuklarımız: tamlayan eki,
*ölümden korkma: fiilden isim yapım eki
*yanına geleceğim:Şahıs ekidir, bütün şahıs ekleri mutlaka kip
ekinden sonra gelir);
12.İsim (ad) tamlamalarında ilk sözcüğe tamlayan ikinci
sözcüğe tamlanan dendiğini (yüreğinin sesi ) ;
tamlayan t.nan
13. İsim tamlamalarında tamlayanla tamlananların yer
değiştirebileceğini
(içini gıdıklıyordu bütün erkeklerin);
tamlanan tamlayan
14.Belirtili isim tamlamalarında her iki unsurun da ek aldığını
ve tamlanana “neyin, kimin” sorularını yöneltebildiğimizi
(bahçenin kapısı :neyin kapısı)
belirtisiz isim tamlamalarında sadece tamlananın 3.tekil kişi
iyelik eki aldığını tamlayanın hiçbir ek almadığını ve hem daha
kolay bulabilmek hem de sıfat tamlamalarıyla karıştırmamak
için tamlanana “ne” sorusunu sorduğumuzu (bahçe kapısı :
ne kapısı?);
15.Belirtili ad tamlamalarında araya sıfatların girebileceğini
ya da tamlayanın sıfatlarla nitelenebileceğini (Sütçü İmam’ın
kahraman torunları );
16. –İn tamlayan ekinin yerine bazen –den ekinin de
kullanılabileceğini (aşağıdakilerden hangisi…);
17.Takısız isim tamlamalarında iki unsurun da ek almadığını
tamlananın neye benzediğini ya da neyden yapıldığını, ayrıca
sıfat tamlamalarıyla karıştırmamak için araya “den” ya
da “gibi” getirmemiz gerektiğini (altın (dan) yüzük ,ipek
(gibi) saç )
Takısız isim tamlamalarıyla niteleme sıfatlarını birbiriyle
karıştırmayın, niteleme sıfatlarının arasına “gibi” “den”
getiremezsiniz. (yorgun adam :sıfat tamlaması );
18.Bir sıfatın birden çok adı niteleyebileceğini (yeni ev ve
araba );
19.Bir ismin birden çok sıfatının olabileceğini (zeki, çalışkan,
dürüst , bir öğrenciydi);
20.Kurallı birleşik sıfatların , -lı, -li eki almış sıfat
tamlamalarının ismi nitelemesiyle ve sıfat tamlamasında isimle
sıfatın yer değiştirmesi ve isme getirilen 3. t.k. iyelik ekini
almış söz grubunun ismi nitelemesiyle oluştuğunu (uzun saç:
sf. Tm. ~ uzun saçlı erkek : birleşik sıfat ; bozuk yol: sf. Tm.
~ yolu bozuk köy :birleşik sıfat );
21.Belirtisiz isim tamlamalarının da sıfat olarak
kullanılabileceğini (altın sarısı saç );
22. Zamirlerle de isim tamlaması kurulabileceğini (benim
üniversitelerim, senin dünyan, kendi insanlarımız, kimin nesi)
23. Geçişli fiillerin yani neyi, kimi sorularını yöneltebildiğimiz
fiillerin kılış fiili (atmak, delmek, açmak), Bir hareket
bildiren, geçişsiz olan ve hareketin kişinin kendi isteğiyle
gerçekleştiğini ifade eden fiillere durum fiili (yürümek, güldü,
oturmuş)
Bir hareket bildirmeyen, eylemin kişinin kendi isteği dışında
gerçekleştiğini ifade eden ve geçişsiz olan fiillere oluş fiili
(kararmak, sararmak,solmak,büyümek)dendiğini ;
24.Fiil kiplerinin haber kipleri (-di, -miş,-yor, -ecek , -ar,-
mez) ve dilek kipleri (-ayım, -alım, -a ,-malı, emir ekleri)
olmak üzere ikiye ayrıldığını ;
25.Basit zamanlı fiillerin tek ;birleşik zamanlı fiillerin iki kip
eki aldığını (gelmiş: basit zamanlı ~ gelmişti:birleşik zamanlı)
26.Bir fiil birleşik zamanlı ise orada mutlaka bir ekfiilin
olduğunu (çalışmalıymışım ~çalışmalı imişim);
27.Bir cümlede eğer isim soylu bir sözcük yüklem olmuşsa
orada mutlaka bir ekfiilin olduğunu (sınıf temizmiş, her şeyim
sensin, bu yaptıklarım senin içindi, o da iyidir.);
28. Fiil çatısı denince, fiillerin özne ve nesneye göre aldığı
durumun sorulduğunu;
29.Öznesine göre fiil çatısının etken,edilgen,dönüşlü,işteş
olarak dört grupta incelendiğini;
30.Bir fiilin edilgen olabilmesi için mutlaka –l ,-n çatı eklerini
alması gerektiğini ve öznesinin (eylemi yapanın) belli olmaması
gerektiğini (Sokaklar temizle-n-di) (kim tarafından
temizlendi? Cevap yok)
31.Bir fiil edilgen çatılı ise öznesi mutlaka sözde öznedir.
(çaylar içi-l-di ) (çaylar:sözde öznedir)
32.Bir fiilin dönüşlü olabilmesi için –l, -n çatı eklerinden
birini alması, öznenin belli olması ve kendi kendine olma anlamı
vermesi gerektiğini (kadın aynanın karşısında süsle-n-di )
(kadın: gerçek özne)
33.Bir fiilin işteş çatılı olabilmesi için “–iş” çatı ekini
mutlaka alması , öznenin en az iki kişi olması ve eylemin
birlikte ya da karşılıklı yapılma anlamı vermesi gerektiğini
(çocuklar döv-üş-tü :karşılıklı ~ kadınlar gül-üş-tü: birlikte);
34.Etken fiillerin öznesinin belli olduğunu yani öznesinin
gerçek olduğunu ve –l , -n ,-ş çatı eklerinden birinialmaması
gerektiğini ( çocukları dövdü)
35.Fiillerin nesnesine göre “geçişli, geçişsiz, oldurgan,
ettirgen” olduğunu,
36.Bir fiillin başına “onu” zamirini getirebiliyorsak o fiilin
geçişli, getiremiyorsak geçişsiz olduğunu (“ sevdi” geçişli bir
fiildir; çünkü “onu sevdi” diyebiliriz.) (“oturdu” geçişsiz bir
fiildir çünkü “onu oturdu” diyemiyoruz.yani geçişliler nesne
alabilirken geçişsizler alamıyor);
37.Geçişsiz bir fiilin –r , -t ,-tır ekleriyle geçişli
yapılabileceğini ve geçişsizken geçişli yapılan bu fiillere
oldurgan fiil dendiğini (adamı öl-dür-dü)
38.Geçişli fiillerin –t, -tır, -r ekleriyle yeniden geçişli
yapılarak geçişlilik derecesinin artırılabileceğini ve bu tür
fiillere “ettirgen” çatılı fiiller dendiğini(Bir de kitap al-dır-
dı. );
39. Sıfat fiil ,zarf fiilve isimfiil eklerinin üçüne birden fiilimsi
(eylemsi) dendiğini (sıfatfiil ekleri:an-ası-mez-ar-dik – ecek
-miş)
(zarffiil ekleri:-arak, -ıp ,-madan, -ınca, -dıkça ,-dığında…)
(isinfiil ekler:- ma ,-ış ,-mak) ;
40. Her -acak, -mez , -ar ,-miş eklerinin sıfat fiil
olmadığını,sıfatfiil olabilmesi için genellikle sıfat tamlaması
kurması gerektiğini, söz konusu ekler eğer temel cümlede fiili
yüklem yapmışsa zaman ekleri olduğunu ( geçmiş günleri yad
ettik :sıfat fiil eki) (günler ne çabuk geçmiş:geçmiş zaman
eki)
41.Bir cümlede kaç tane fiilimsi varsa o kadar yan cümle
olduğunu (bir gülüşün ölmem için yetecek: iki fiilimsi eki
olduğu için iki yan cümle vardır.);
42.Bir cümlede eğer fiilimsi varsa o cümlenin girişik birleşik
bir cümle olduğunu ve cümle yapısına göre sorulursa önce
şıklarda fiilimsi olup olmadığına bakacağımızı
(gülerek yanıma geldi :girişik birleşik bir cümledir;
çünkü –erek fiilimsisi ekini almıştır );
43. Birleşik fiillerin iki fiilin birleşmesinden ( öpüver ,
bakakaldı, yapabildi…), bir isimle bir yardımcı fiilin
birleşmesinden ( mutlu olmak, fark etmek, emretmek, etkili
kılmak…) ya da deyimin cümlede yüklem olmasıyla (baltayı taşa
vurdu) oluştuğunu ;
44.Fiil kipinde anlam kaymasının bir zaman ekinin ya da dilek
kipinin bir başka zaman eki ya da dilek kipi yerine kullanılması
olduğunu ( Sabahları yürüyorum (yürürüm) ,Nasrettin hoca
eşeğe ters biner (binmiş) );
45.Yapım eki almamış sözcüklerin basit (geldi,
çaylar ,seviyorum..), yapım eki almış sözcüklerin türemiş
( taşlık, ışık, sevgi…) olduğunu ;
46.Yapım eklerinin sözcüğün anlamını ve türünü değiştirdiğini
(uç-ak , göz-lük, çiz-gi );
47.Çekim eklerinin sözcüğün anlamını ve türünü
değiştirmediğini, adlara gelen çekim eklerinin durum
ekleri,iyelik ekleri, çoğul eki, tamlayan eki ; fiile gelen çekim
eklerinin ise kip ve şahıs ekleri olduğunu;
48.İkili kökün (ortak kök, kökteş) anlam değişikliği olmadan
hem isim ,hem fiil kökü olarak kullanılabilen kökler olduğunu
(Boya aldım :isim) (evi boyamış: fiil ), “Ortak köklü”
sözcüklerle “sesteş, eşsesli” sözcüklerin farklı olduğunu,
sesteş sözcükler arasındaki ses benzerliğinin tesadüfi
olduğunu ve aralarında hiçbir anlamsal bağ olmadığını oysa
ortak köklü sözcüklerde anlamsal bağ olduğunu ( Gül: “Gül.”
dedi bülbüle: Bu cümlede geçen ilk “gül” sözcüğü isimdir,
ikincisi ise fiildir; dikkat ettiyseniz aralarında hiçbir anlamsal
bağ yok, öyleyse bunlar sesteş) ;
Deste deste para: ikileme sıfat görevindedir);
49.Cümle öğelerine ayrılırken önce yüklemin tam ve doğru
olarak bulunması ve hemen ardından yükleme “kim ,ne”
sorularını yönelterek öznenin bulunması gerektiğini, özne
bulunmadan nesnenin bulunmaması gerektiğini;
50.Cümlenin öğeleri bulunurken isim tamlamalarının, sıfat
tamlamalarının, deyimlerin, ikilemelerin, birleşik sözcüklerin
bölünemeyeceğini ;
51. Anlatım bozukluğu sorularında ;
a) Cümlenin dil bilgisi kurallarına uygun olup olmadığına,
b)Ortak öğelerden kaynaklanan bir yanlışlığın olup olmadığına,
c)Tamlama yanlışlarına,
d)Yan cümlenin yüklemi ile asıl yüklemin çatı uyumuna,
e)Sözcüğün cümlede doğru yerde kullanılıp kullanılmadığına,
f)Bir sözcüğün yanlış anlamda kullanılıp kullanılmadığına,
g)Sözcükler ya da düşünceler arasındaki anlam çelişkisine,
h)Cümlenin duru, akıcı, açık olup olmadığına ve gereksiz
sözcük olup olmadığına ,
i)Özne- yüklem uyumuna bakılacağını ;
52.Duru cümlenin içinde gereksiz sözcük bulunmayan cümle
olduğunu
53.Akıcı cümlenin kolay okunur, anlaşılır bir cümle olduğunu
54.Yalın cümlenin söz sanatlarından arınmış cümle olduğunu
55.Ara sözlerin iki virgül, iki kısa çizgi ya da iki parantez
arasında söylenen açıklama niteliğinde bir söz olduğunu ve ara
sözün cümleden çıkartıldığında cümlenin anlamının
bozulmadığını (Ayşe ,evin en büyük olanı, dün gelin oldu.);
56.Ara sözün görevi sorulduğunda aslında cümlenin hangi
öğesini oluşturduğunun sorulduğu (Yukarıdaki cümlede ara söz
özne görevindedir.);
57.Eksiltili cümlenin yüklemi söylenmemiş cümle olduğunu
(Karşımıza birdenbire çıkıveren bir deniz…);
58.Cümlenin kuruluşuna (dizilişine) göre ya kurallı (düz) ya da
kuralsız (devrik) olduğunu, yüklemi sondaysa kurallı, sonda
değilse devrik olduğunu (Yarın size geleceğim :kurallı)
(Yarın geleceğim size :devrik)
59. Bir cümlenin yükleminde, “-me, -ma, -mez, -maz, -sız, -
siz ekleri ya da “yok” , “değil” sözcükler varsa o cümlenin
olumsuz bir cümle olduğunu ;
60.Sözcüklerin yanlış yazılmasının , sözcüklere getirilen
eklerin yanlış olmasının yazım yanlışı olduğunu ;
61.Özel isimlerin hepsinin büyük harfle başlaması
gerektiği ;aksi taktirde bir yazım yanlışlığı yapılmış olacağını
(Yaban, Milliyet gazetesi, Karabaş, Meydan Mahallesi ,Kenan)
62. “f,s,t,k,ç,ş,h,p” sert ünsüzleriyle biten bir
sözcüğe “c,d,g” yumuşak ünsüzüyle başlayan bir ek
getirildiğinde bu ünsüzler eğer “ç , t ,k” ye dönüştürülmezse
orada bir yazım yanlışı yapılmış olacağını ve bu dönüşümden
sonraki ses olayına ünsüz benzeşmesi (sertleşmesi) dendiğini
(kitapcı :yanlı ~kitapçı: doğru ve aynı zamanda bir ünsüz
benzeşmesi vardır)
63. “p,ç,t,k” sert ünsüzlerle biten kelimelere ünlüyle
başlayan bir ek getirildiğinde bu ünsüzlerin yumuşadığını buna
da ünsüz yumuşaması dendiğini ,özel isimlerde bu
yumuşamanın olmadığını ( ağaç –ı ~ ağacı , Zonguldak’ı )
64. Özel adlara , sayılara, kısaltmalara getirilen çekim
eklerinin kesme işaretiyle ayrılması gerektiğini ;aksi taktirde
bir yazım yanlışlığı yapılmış olacağını
(Ayşe’yi ,TDK’nin,5’te)
65. Bağlaç olan “de ,da” nın ayrı
yazıldığını ,kesinlikle “te,ta” biçimi olmadığını, cümleden
çıkartıp cümleyi yeniden okuduğumuzda cümlenin yapısının
bozulmadığını (Sana kitap da alacağım.) ;
66. Özel isimden sonra gelen “de ,da” bağlacının kesinlikle
kesme işaretiyle ayrılmayacağını( sizinle Ahmet de gelecekti.);
67. “ki”nin çekimli bir fiilden sonra geliyorsa bağlaç olduğunu
ve mutlaka ayrı yazılması gerektiğini (duydum ki unutmuşsun
gözlerimin rengini)
68. “ki” eklendiği isimi sıfat yapmışsa yani önündeki isme
“ hangi” sorusunu yöneltebiliyorsak o -ki’nin sıfat yapan
“-ki” olduğunu, sıfat yapan –ki’lerin genellikle –“da ,-de”
ekinden sonra geldiğini ve bitişik yazıldığını (duvardaki resim:
hangi resim ; üzerindeki elbise :hangi elbise? );
69. “ki” eğer bir ismin yerini tutmuşsa ve “ki” den
sonra “ler” çokluk ekini getirebiliyorsak o “ki”nin ilgi
zamiri olduğunu ve bitişik yazılması gerektiğini (Seninki
geliyor ~ Seninkiler geliyor );
70. “mi” soru edatının her zaman ayrı yazıldığını ,hangi
ögeden sonra geliyorsa o ögeyi buldurmaya yönelik olduğunu
,- ma ,-me olumsuzluk ekinin darlaşmış biçimiyle
karıştırmamak gerektiğini (Siz mi geleceksiniz? :soru ekidir ve
özneden sonra geldiği için özneyi buldurmaya yöneliktir.)
(Beni niçin dinlemiyor? :Burada –me olumsuzluk ekinin
darlaşmış biçimidir ve bitişik yazılmalıdır.)
71.Büyük ünlü uyumuna “kalınlık –incelik uyumu” , küçük
ünlü uyumuna ise “düzlük –yuvarlaklık uyumu” dendiğini ;
72.İçinde cümleyi kuran kişinin yorumu ,beğenisi olmayan,
herkesçe kabul edilen yargıların “nesnel” ; kişinin kendi
beğenisini, yorumunu dile getiren ve kanıtlanamayan
yargılara ise “öznel” dendiğini (Dünyanın en uzun nehri Nil
nehridir :Nesnel ) (Nil’i seyretmeye doyum olmaz :öznel )
73.Bir sanatçının anlatım biçimiyle ilgili cümlelere üslup
cümlesi dendiğini (Yazar, bu romanında uzun cümleler
kullanmış, yöre insanının konuşma dilinden yararlanmıştır.);
74. “Dolaylı anlatım”la “dolaylama” nın farklı kavramlar
olduğunu;
75.Birinin cümlesini hiç değiştirmeden kendi cümlemiz içinde
aktarmaya “doğrudan anlatım” ,birinin sözünü kendi
cümlemiz içinde eriterek, az çok değiştirerek vermeye “dolaylı
anlatım” dendiğini (Öğretmenim:“Bu olmamış.”
dedi. :doğrudan anlatım) (Öğretmenim bunun olmadığını
söyledi.
(Dolaylı anlatım ),
76.Tek bir sözcükle anlatılabilecek bir sözcüğün birden çok
sözcükle anlatılmasına “dolaylama” dendiğini (Bu yıl bacasız
sanayinin yüzleri güldüreceği söyleniyor :Turizm kastedilmiş)
77.“İçin” edatının “-mek için” şeklinde
kullanıldığında “amaç- sonuç” ; “-dığı için” şeklinde
kullanıldığında “ neden – sonuç” bildirdiğini (seni görmek için
geldim: amaç-sonuç)
(çalışmadığı için kazanamadı: neden- sonuç);
78.Belgisiz zamir ve sıfatların iki sözcükten oluştuğu
durumlarda bitişik yazılması gerektiğini (birkaç insan, biraz
sevgi, birtakım medya…);
79. “Etmek, olmak” yardımcı fiilleriyle oluşmuş birleşik
fiillerde isim unsurunda bir ünlü düşmesi ya da ünsüz türemesi
olmuşsa bitişik, olmamışsa ayrı yazılması gerektiğini
(reddetmek ,emretmek ,terk etmek);
80.Birleşik fiillerde isim unsuru tek başına kullanılamıyorsa
düşüm olmasa dahi bitişik yazılması gerektiğini
(defetmek,defol, vazgeçmek …);
( Not: Bu yazıyı edebiyatogretmeni.net dışında başka bir
yerde okuyorsanız bilin ki edebiyatogretmeni.net’ten
alınmıştır.)
81.Ünlü daralması sorulunca önce –yor ekini arayacağımızı
kelimeden –yor’u çıkartınca daralma olup olmadığını
anlayabileceğimizi, daralma olabilmesi için mutlaka –yor
ekinin olması gerektiği ;ancak her –yor ekinin olduğu yerde
daralma olmayabileceğini (bekliyor ~ bekle-yor :ünlü daralması
var) ( seviyor ~sev-iyor :daralma yok );
82.Dilimizde sadece “de-” ve “-ye” fiillerinde -yor eki
olmadan da daralma olabileceğini. (diye ,yiyecek);
83.Virgül ve noktalı virgülden sonra gelen sözcüklerin –özel
isim değilse- küçük harfle, diğer noktalama işaretlerinden
sonra gelen sözcüklerin büyük harfle başlaması gerektiğini
(Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik;ancak çok
basit bir sanatı unuttuk:İnsanca yaşamayı…)
84.Sıfat ve isim tamlamalarında tamlayanla tamlananın
arasına virgül getirmenin bir noktalama yanlışlığı olduğunu;
85.-ip, -ıp, -up, -üp bağfiil (zarf fiil) ekini almış fiillerden
sonra virgül getirilemeyeceğini (kitaplarını alıp çıktı) ;
86. “ Mademki, halbuki, sanki, oysaki” sözcüklerinden sonra
gelen “ki”lerin bağlaç olduğu halde kalıplaştığı için bitişik
yazılması gerektiğini ;
87. Dilimizde üç ayrı türde “o” sözcüğünün olduğunu;
88.“O” sözcüğü , bir ismin önüne gelir ve önündeki
isme “hangi” sorusunu yöneltebilirsek buradaki “o” nun
işaret sıfatı olduğunu ( o insanlarla konuşma)( hangi
insanlar?)
89. “O” sözcüğünden sonra –lar ekini getirebiliyorsak
buradaki “o”nun zamir olduğunu, bu zamirin eğer bir insanın
yerini tutarsa “şahıs zamiri” ,insan dışı bir varlığın yerini
tutarsa “işaret zamiri” olduğunu (Onlar mı söyledi?: şahıs
zamiri) (o çok acı olmuş. :işaret zamiri)
90. “Niçin” sözcüğünün her zaman soru zarfı olduğunu, niçin
anlamında kullanılan “ne, neden, niye, ne diye” sözcüklerinin
de soru zarfı olduğunu ;
91. Türkçede soru zarfı , soru zamiri, soru sıfatı ve bağlaç
olmak üzere dört çeşit “ne” olduğunu,
a) “ne” sözcüğü “niçin” anlamında kullanılmışsa soru
zarfıdır. ( Yüzüme ne bakıp duruyorsun?)
b)Önündeki ismi belirtmişse, yani önündeki isme “hangi”
sorusunu yöneltebiliyorsak “soru sıfatıdır.” (Ne tür
romanlardan hoşlanırsın?) (hangi tür)
c)Bir ismin yerini tutmuşsa yani “ne” den sonra “ler” ekini
getirebiliyorsak “soru zamiridir.” (Bana ne(ler) aldın?)
d)Bağlaç olan “ne” ise sözcük ya da sözcük gruplarını
birbirine bağlar ,“ne…ne” olarak kullanılabilir, cümleye
olumsuzluk anlamı katar. (Ne ders çalışıyor ne okula gidiyor)
Not:Bir cümlede “ne… ne” bağlacı kullanılmışsa yüklem
olumsuzluk eki almamalıdır; aksi taktirde bir anlatım
bozukluğu yapılmış olur.;
92. “En” sözcüğünün birkaç istisnası dışında cümlede her
zaman zarf olduğunu; (İçimizden en adamı oydu:
burada “en” sıfattır.) (en güzel şarkıyı o
söylerdi:burada “en” sıfatın zarfıdır);
93.Cümledeki yargı sayısının, çekimli eylemlerin, eylemsilerin
ve ekeylem alarak yüklem olmuş ad soylu sözcüklerin toplamı
olduğunu (Bir şiir istersin içinde benzetmeler olan, kusura
bakma sevgilim heybemde sanabenzeyecek kadar güzel bir şey
yok) (bu dizelerde altı çizili sözcük ya da sözcükler birer
yargıdır dolayısıyla burada toplam altı yargı vardır);
94. “Betimlemenin (tasvir etme)”, gözlemlerin okurun gözü
önünde canlanacak biçimde olması gerektiğini, bu anlatım
biçiminde niteleme sıfatlarının, durum zarflarının çokça
kullanıldığını,bir yerin ya da bir kişinin genellikle dış
görünüşünün anlatıldığını,hareketin olmadığını, kısaca
betimlemenin sözcüklerle resim çizme işi olduğunu
(Adamın üzerinde açık mavi bir pardösü vardı.Kirli ve biraz da
eski bu pardösünün üzerindeki açık kırmızı ve temiz atkı bir
çelişki gibi görünüyordu.)
95. “Öykülemede” ise bir olay, bir hareket olduğunu
(Öğretmen sınıfa girdi, defteri imzaladı, yerinden kalkarak
dersi anlatmaya başladı….);
96. “Açıklamada” yazarın asıl amacının okuyucuyu bilgi sahibi
yapmak olduğunu
97. “Tartışmada” ise yazarın okuyucunun var olan bilgilerini
değiştirmeye çalıştığını , kökleşmiş bir düşünceye karşı
çıktığını ve okuyucuya kendi düşüncesini kabul ettirmeye
çalıştığını (Bizde şiir kesinlikle çevrilemez görüşü
hakimdir.Bugün gidin yazın alanında gelişmiş toplumların yazın
tarihine bakın, sanatçıların önce bu işe çeviriyle başladığını
görürsünüz ayrıca orijinalinden daha güzel çevirileri
göreceksiniz orada.Bu da şiirin çevrilebileceğinin bir kanıtı
değil midir? )
98. “Örnekleme” nin sözü edilen soyut bir düşüncenin
kafamızda daha iyi canlanması ,somutlaştırılması için
başvurulan bir düşünceyi geliştirme yöntemi olduğunu;
99. Tanık göstermenin (alıntı yapma) ise yazarın düşüncesini
daha inandırıcı kılmak için sözünü ettiği konuda ,alanında
uzman birinin sözünü tırnak içerisinde olduğu gibi alma
olduğunu;
________________
aşkın ekimi kasımı olmaz ki.
ılık bir ekim sabahında,
ayaz bir şubat akşamında,
ya da temmuz güneşinde sevemez miyim seni?
severim, hem de çok!
imza
Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç  Cevapla

Etiketler
bilgisi, dil, notlari, pratik

Seçenekler
Stil


Saat: 06:43

Forum Yasal Uyarı
vBulletin® ile Oluşturuldu
Copyright © 2016 vBulletin Solutions, Inc. All rights reserved.

ForumSevgisi.Com Her Hakkı Saklıdır
Tema Tasarım:
Kronik Depresif


Sitemiz bir 'paylaşım' sitesidir. Bu yüzden sitemize kayıt olan herkes kontrol edilmeksizin mesaj/konu/resim paylaşabiliyorlar. Bu sebepten ötürü, sitemizdeki mesaj ya da konulardan doğabilecek yasal sorumluluklar o yazıyı paylaşan kullanıcıya aittir ve iletişim adresine mail atıldığı taktirde mesaj ya da konu en fazla 48 saat içerisinde silinecektir.

ankara escort, izmir escort ankara escort, ankara escort bayan, eryaman escort, bursa escort pendik escort, antalya escort,